Etohum.tv

Sponsorlar

nokia.com reklamz.com yemeksepeti.com sahibinden.com sporx.com bilyoner.com marjinal.com.tr mynet.com markafoni.com pozitron.com sadecehosting.com nokta.com mackolik.com Gelirortaklari rixos.com EBAN Pozitiftv kthcongress.com kurumsalhaberler sendloop.com

Arama






27 Kasım Etohum Kampı İstanbul

2010 – 2011 dönemi ikinci İstanbul Etohum Kampı 27 Kasım Cumartesi günü Microsoft Türkiye Ofisinde düzenlenecek.

Toplantının konukları idefix.com Genel Müdürü Dr. S. Mehmet İnhan, Koç Holding’in 2010 yılı içinde kurmuş olduğu yatırım şirketi inventram‘in Genel Müdürü Cem Soysal, Hemenal hazır eticaret paketlerinin üreticisi Bilginet‘in kurucu ortağı Ercüment Erdem ve bu sene Endeavour girişimcisi seçilen Pozitron‘un kurucusu Fatih İşbecer olacak. Cumartesi günü Microsoft Türkiye ofisinde gerçekleştireceğimiz toplantıda Etohum başvuruları, Etohum fonu ve Nokia – Etohum destekleri konusunda gelişmeleri Burak Büyükdemir ve Selim Aytuna paylaşacak. Microsoft’a Etohum Kampının gerçekleşmesi için verdiği desteke teşekkür ederiz.

27 Kasım Cumartesi Etohum kampı programı
13:00 – 13:30 Kayıt
13:30 – 14:00 Dr. S. Mehmet İnhan – Idefix.com Genel Müdürü
14:00 – 14:30 Cem Soysal – Inventram Genel Müdürü
14:30 – 15:00 Çay Kahve arası
15:00 – 15:30 Fatih İşbecer – Pozitron kurucusu
15:30 – 16:00 Ercüment Erdem – Bilginet kurucu ortağı
16:00 – 16:30 A. Selim Aytuna – Nokia Türkiye Servisler ve Çözümler Müdürü
16:00 – 17:00 Kapanış

Tarih: 27 Kasım 2010 Cumartesi
Saat: 13:00 – 17:00
Yer: Microsoft Türkiye Ofisi, Bellevue Residence Levent Mahallesi, Aydın Sokak. No:7 Levent, 34340 İstanbul/Türkiye Tel: +90-(212) 370 5555 Faks: +90 (212) 370 5556

Etohum Kampına katılmak için lütfen formu doldurunuz

Etohum İstanbul - 27 Kasım 2010
  1. (gerekli)
  2. (gerekli)
  3. (gerekli)
 

cforms contact form by delicious:days

government,politics news,politics news,politics
girisimcilerucuyor.com



Fikrin esin kaynağı geeksonaplane.com18 Aralık‘ta biz de aynısını uygulayım diye düşündüm. İzmir Etohum Kampı Aralık’ta İzmir ekonomi üniversitesinde düzenlenecek. Oldukça kalabalık bir konuşmacı ekip var. Durum böyleyken sadece konuşmacılar olarak değil İstanbul’daki tüm girişimcileri toplayıp hep beraber gidelim diye düşündüm. Hem yolda sohbet ederiz hem de bir bütün gün internet ve yeni ekonomi konusunda aynı kafada olan bir çok kişi biraraya gelir. Bundan sonraki etohum toplantılarında da aynı etkinliği yapacağız. Bunun yanı sıra en yakın zamanda Avrupa’daki internet şirketlerine ziyarete ve Silikon Vadisine bir uçuş planlarına başlayacağız.

Etohum’u uçakta yapıyoruz. Sabah uçuş zamanı akşama dönüş zamanı vb. konuları gitmek isteyenlerle birebir paylaşacağız. Eğer sizde aşağıdaki ekiple birlikte uçmak isterseniz işte buyrun bu formu doldurun.
İşte şimdiki yolcular: Emre Ekmekçi – Sehirfirsati, M. Serdar Kuzuloğlu – Radikal, H. Burak Hatipoğlu – Grupfoni.com, Arda Kutsal – Webrazzi.com, Melih Ödemiş – Yemeksepeti.com, Mustafa İçil – Google.com, Ersan Özer – Uzmantv.com, Dr. Uğur Özmen, Prof. Dr. Şule Özmen, Burak Büyükdemir – Etohum.com – (2 gün içinde 70′in üzerinde yolcu oldu)

18 Aralık 2010 Cumartesi günü Sabiha Gökçen Havaalanından Pegasus’la gidip geleceğiz
Pegasus Kalkış 06:45 Varış 07:45
Dönüş İzmir Adnan Menderes Havaalanı
Pegasus Kalkış 20:50 Varış 21:50
Biletinizi satın alabilirsiniz. Pegasus PC 114 gidiş, PC 123 dönüş

Etohum İstanbul - İzmir - 18 Aralık 2010
  1. (gerekli)
  2. (gerekli)
  3. (gerekli)
 

cforms contact form by delicious:days

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 28/10/2010 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: ,
Tüm Etohum Konuşmacıları
government,politics news,politics news,politics
Tarih: 24/10/2010 | Kategori: Genel | Yazan: Kaan Caliskan
Mustafa Acet – indirdik.com Etohum Toplantısı 21 Ekim 2010

21 Ekim Etohum toplantısının konukları indirdik.com’un kurucusu Mustafa Acet ve Melek yatırımcıları Gittigidiyor.com‘un kurucuları Burak Divanlıoğlu ve Serkan Borançılı’dı.

Geçtiğimiz yaz ayları içinde bendeistiyorum.com’a yatırım yapan ve bu girişimi gelecekte daha da büyütmeyi amaçlayan Burak Divanlıoğlu ve Serkan Borançılı yatırım konusuna nasıl baktıklarını, Türkiye’deki girişimcilik ortamını anlattılar.

21 Ekim 2010 Etohum Toplantısı – indirdik.com from Burak Buyukdemir on Vimeo.

 

Hoş geldiniz. E-tohumun bir Perşembe günü toplantısına bugün konuklarımız gittigidiyorun kurucıları Serhan ve Burak.Konumuz gittigidiyor değil bugünki konumuz indirdik.com daha önce bende istiyorum.com ‘du ve geçen yaz ayları içerisinde Burak ve Serkan bendeistiyorum.com’a melek yatırımcı olarak yatırım yaptılar. Önümüzdeki dönemde bu şirketin daha hızlı büyümesinde rol oynayacaklarını biliyorum daha önceki pabbuc.com deneyiminden Burak onlardanda bahseder, Mustafa da bende istiyorum.com ken o siteyi nasıl 2.5 – 3 sene içerisinde nasıl kendi ayakları üzerinde duran bir şirket haline geldiğini bizle paylaşsın bunu çok istiyorum çünkü Mustafa oldukça başarılı bir internet startup kurmuştu belli aşamalarda desteğe de ihtiyacı vardı onların tecrübesinide dinliyor olacaz ben öncelikle konuklarımıza hoş geldiniz diyorum ve Mustafa’ya sözü bırakıyorum.

Merhaba arkadaşlar ben Mustafa, bendeistiyorum.com kurucusuyum, bundan yaklaşık 4 sene önce kurdum siteyi. Bunu nasıl gerçekleştirdiğimi anlatacağım kabaca size. Öncesinde de bendeki girişimci ruhun nasıl oluştuğundan bahsedeceğim size, ben 1983 Adapazarı doğumluyum birçok farklı şehirde bulundum öss de istemediğim bir bölüm olan Balıkesir Üniversitesi İnşaat Mühendisliğine yerleştim yapmak istemediğim bir bölüme yerleştim, bu sebeple kendi yapmak istediğim işi gerçekleştirebilmek için bir takım irregular hayat çizgisine sahip olmam gerektiğini fark ettim Balıkesir’de okulu bırakatım tekrar öss ye girdim kafamda yapmayı planladığım birtakım şeyler vardı bunun için bu platform istanbuldaydı bir şekilde kapağı istanbula atmam gerekiyordu işte ailemle tekrar konuşup öss ye tekrar girmem gerektiğini ve sihirli bir cümle olan daha yüksek bir puan alacağımı söyledim onlara.

Dediğim gibide yaptım esasında sınava girdim ve bir önceki aldığım puandan 2 puan daha fazla aldım. Sonrasında yine bir terci süreci oldu tabi yıldız teknik üniversitesi harita mühendisliğine girdim kafamdaki plana hizmet eden bir tercihti. İstanbula kapağı atmıştım ben bilgisayarla orta okul senelerinde hani yeni nesil  bilgisayarla diyim daha önce bu mandallı bilgisayarlar vardı 5 25 disketler felan orta okul seviyesinde yeni nesil bilgisayarla ve internetle tanışma fırsatı oldu orta iki civarındaydı ve tanışmamla beraber bir yakınımızın kişisel web sitesi olduğunu öğrendim ondan html öğrendim bir takım dökümanlar verdi.

O süreden beri hep yayıncıydım web 1.0 döneminden buyana sitem hep oldu tabi bunlar hep kişisel web siteleriydi. Biraz anlamsızlardı bir süre internetten kopuk kaldım ikinci hazırlandığım dönemde geri geldiğimde trend değişmişti web2.0 dönemiydi artık etkileşimli bir dönemdi internet dünyası benim etkileşimli bir dil öğrenmem gerekiyordu yani istanbula geldiğimde karşılaşmıştım bu durumla benim kafamda o zamanlar bir proje yoktu bir fikir yoktu  açıkçası internetle ilgili bir işim olsun istiyordum bu bağlamda da fikir çok netti aslında muhtemelen hepimizin bir süre denediği yaptığı iş için koşturmaya başladım.

Web sayfası yapacaktım insanlara ve çok para kazanacaktım fikir buydu. Çok ucuza yapacaktım birçok web sitesi yapacaktım. Çok klişeydi muhtemelen hepimiz denedik. Buna istinaden yakın çevremden işler almaya başladım yaptık ettik ama bir şekilde bunun olmadığını fark etmeye başladım buna ait bir şirket kurdum tabi bu arda sınırlı bir sürem vardı. Benim 4 senelik bir dilimde ortaya bir iş koymam lazımdı bu işi kurmam lazımdı mezun olduğumda ben aileme ben bu işi yapıyorum bu işi yapmak istemiyorum demem lazımdı. Bu bağlamda gidip bir iş kurdum bu ara sermaye sahibi kesinlikle değildim sadece ailemin bana okumam için gönderdiği para vardı ortada buda gerçekten çok yetersiz bir şeydi.

Ailemin bu yaptıklarımdan haberi yoktu açıkçası sonrasında dediğim gibi ilk şirketimizi hayata geçirdik bu şirkette demin bahsettiğim planı uygulayacaktık bürsürü web sitesi yapacaktık. Bir sınıf arkadaşımla beraber şirket kurduk mecidiyeköyde ilk ofisimizi tuttuk. Ofis kirası sadece benim harçlığıma tekabul ediyordu. Benim için büyük bir girişimdi ve ilk girişimimdi açıkçası. Sonrasında dediğim gibi iş kovalamaya başladık o sıralarda benim sınıf arkadaşım bana bir kitap önerdi bu kitabı muhtemelen bu salondaki herkes okumuştur diye düşünüyorum kümesteki kartal neden uçamaz.

Ben kitabı okudum, orda fark ettim ki ben aslında insanlara web sitesi yapmak istemiyorum. Ben kendime web sitesi yapmak istiyorum ve bunu tutturmak istiyorum kendi projemizi yapmak istiyorum sonra eksik olan bir şeyi gördüm fikrimiz yoktu ne yapacaktık proje yapacaktık ama fikir lazımdı. Bize bu bağlamda arayışa geçtik bir ortak arkadaş muhabbeti içerisinde bu hergün tek ürün fikri bahsedildi bana benimde çok kafama yattı açıkcası yurt dışı modelden bahsedildi sonra gittim evde bir hafta boyunca bu işi araştırdım. Bu arada maddi sıkıntılar çekiyoruz projenin start ını vermek için para ihtiyacı yok ama hayatımızı idame ettirebilmek için para ihtiyacımız vardı.

Okula sadece annemlere bir brief veriyordum iyi gidiyor her şey süper diye onlar o yüzden para göndermeye devam ediyordu. Sonrasında dediğim gibi iş kurduk. Onun peşine koşmaya başladık projenin daha sonrasında biz ilk ekip arkadaşımızı işe aldık bir tane yazılımcı alalım dedik ve piyasaya iş yapacaz  şirket olması için birileri olması gerekiyor bizim dışımızda. Onun başladığı gün benim ortağım işten ayrılma kararı aldı dediki ben bu işte bir gelecek görmüyorum farklı işler yapacağım. Aynı gün içerisinde toplayıp gitti eşyalarını o gün işe başlayan arkadaş Mehmet şuan hala bendeistiyorum.com un yazılım departmanının başındadır aslında uzun bir dostluğumuz başladı o gün onunla senelerce birlikte devam ettik onunla. Dediğim gibi projenin iş planını çıkardım ben kafamda tabi bir takım süreçler attım bütçe belirlemedim çünkü zaten param yoktu yani sadece şu tarihte şunu yaparım bunu yaparım gibi öncelikle yazılım yapılacak sonra tedarikçilerle görüşülecek gibi hani kafamda yapılacaklar listesi diyelim iş planı bile değil. O şekilde bir plan hazırladım yazılımı halletmemiz fazla sürmedi zaten yazılım bildiğimiz bir işti yazılıma başladık gidiyoruz o sırada  web işleri var para kazanmak için yapmamız gereken ama onları yapmamaya başladık haliyle müşteriler şikayetçi duruma düştü şikayet eden müşterilerden biri de serdar bey ve cüneyt bey di daha sonra onlarla ortak olacaktım haberim yoktu tabi.

Onlar işlerini yaptırma çabasındaydılar ve bize gelin bizim ofiste durun karşılığında bizim ufak tefek web işlerimi yaparsınız bizde sizden bir şey almayız gibilerinden bir teklif geldi. Bizde tamam dedik izim için çok makul bir teklifti çünkü yaptığımız işi yapacaktık sabit masraflarımız ortadan kalkacaktı o sırada da kendi projemizi geliştirecektik o şekilde onların ofisine geçtik. Sonrasında dediğim gibi süreç devam ederken biz serdar bey ve Cüneyt beyle daha samimi olduk ve onlara bu projeden bahsettim onlarında kafalarına yattı girişimci insanlar onlarda.  Bizde dahil olmak istiyoruz bu işin içine dediler ve dahil oldular.

Sonrasında yazılım tamamlandı tedarikçi sürecine geçtik ben burada bir şey belirtmek istiyorum yani bizim bir fikrimiz vardı proje internet projesiydi yazılım bilmemiz gerekiyordu ama projenin esasında yazılım kısmı tamamlandıktan sonra ayakta durabilmesi için yazılıma hiç gerek yoktu biz aslında ticarete geçmiştik.

Bu bağlamda koşuşturmaya başladık ama işin kötüsü aramızda ticaretle bağlantısı en ufak fikri olan yoktu tedarikçi görüşmelere yapıyorduk ama görüşmelerde en özen gösterdiğimiz şey bilmediğimiz kelimeleri karşıya çaktırmamaya çalışıyorduk yani onun dışında hiçbir şey bilmiyorduk yani adamlar konsinye diyordu ne olduğunu bilmiyorduk ama tabi bu bizim için öğrenme fırsatı oluyordu. Yavaş yavaş öğrendik tabi sonrasında 1 mart 2007 de biz ilk fırsatımız internete sunduk. Bu fırsatımız sunduktan sonra artık biz çok net bir şekilde yazılımla artık işimiz bitmişti yazılımcı kesinlikle değildi ticaretle uğraşıyorduk bu bağlamda bi dönem başlamıştı bizim için. Devam ederken bendeistiyorum.com da 3 tane bizim için güzel gelişme olduğunu düşündüğümüz 3 olay yaşadık. Bunlardan paro nun iş ortaklığıydı. 2. Turkcell in iş ortaklığıydı 3. De gittigidiyorun yatırımı son olarak yaşadığımı olay.

1. Ci olay nasıl geliştiğini bahsedeyim onunda. O sıralarda dediğim gibi şirketteki her şey biziz müşteri hizmetleri bizi depo paketleme biziz hatta benim muhasebeci biziz işte her şey biziz yazılımcı ve tasarımcı hala biziz. Süreç devam ediyor ve ufak tefek siparişler alıyoruz ilk gün sipariş almıştık çok ilginçti ben acayip şaşırmıştım. Hiçkimseyede söylememiştik siteyi açtığımızı birileri heralde google dan aramış girmiş sağolsun bize cesaret vermişti o sipariş. Sonrasında süreç devam ederken yaklaşık yanlış hatırlamıyorsam 6. Ay civarındaydı bir telefon gelmiş ofise ben sürekli dışarıda olduğum için diğer ofisi paylaştığımız şirketin sekreterine her ofise geldiğimde koç holdingden arandığımız bilgisi veriliyordu bana ben hani koç holding bizi niye arasınki diyordum. Muhtemelen yanlış anlaşılmıştır diyordum irdelemiyordum bile sonrasında telefon numarası almış Allahtan sekreter bana verdi bende geri döndüm ve hakikaten koç holdingden aramışlar bizi projemizle çok ilgilendiklerini söylediler. Bir şekilde dahil olmak istediklerini belirttiler bizim için çok memnun ediciydi. Bizim için o sırda çözmemiz gereken bir problem vardı oda müşterideki güven sıkıntısıydı.

Bizi tecrübe etmeye cesaret etmiş insanları biz bir şekilde memnun ediyorduk yani ürününü gönderiyorduk sonrasında desteğini sağlıyorduk ama bir kesim vardı ki önyargılıydı ve bizden alıl veriş yapmıyordu haliyle onu memnun etme şansımızda olmuyordu. Paro yla bizim ortaklıkta paro nun bize açıkcası o şekilde bir katkısı oldu ilk olarak bunlardan birsürü paro potlarda reklamımız döndü işte migroslarda opetlerde fln ama benim nezdim de en büyük katkısı olduğunu düşündüğüm bize güven katan ilk markaydı. Paroyla ortaklık benim için çok mutluluk verici oldu daha cesaretlenmemi sağladı hatta o gün çok iyi hatırlıyorum koç şirketler grubu binasından çıktım sözleşmeyi imzalayıp çıktığım günü çıkar çıkmaz annemi aradım.

Anneme koç şirketler grubundan paroyla bir iş ortaklığı imzaladığımı söyledim annemin cevabı tabi manidardı sen önce okulunu bitir dedi. Sonrasında yine devam ettik sürece tabi işte işimiz yavaş yavaş sipariş sayıları artıyordu. Üyemiz yavaş yavaş artıyordu. Rutin bir büyüme sürecindeydik ondan yaklaşık yine bir 6-7 sonraydı şuan tam emin değilim 3-5 ay aşa yukarı olabilir turkcell den bir telefon geldi o  zaman telefonu açan bendim çünkü müşteri hizmetleri bendim hala yetkili biriyle görüşmek istediği söyledi buyurun benim dedim çünkü yetkili biride bendim. Sonrasında bir konudan bahsedildi turkcell projenizle ilgili bir şeyler yapmak istiyoruz diye mobil ödeme entegresyonu yapmak istiyolardı ödeme servisi olarak tabi bizim için 2. Bir şanstı bu. Güvenimiz artıracaktı büyük bir markayı sitemizde yer verecektik bu bağlamda görüşmeler başladı turkcell le çok uzun bir süre görüştük çünkü mobil ödemeyle ilk kez bir ürün satılacaktı internet üzerinden. Hep hizmet servis satılmıştı daha öncesinde. Bunun prosedürünün oturtulması lazımdı iade faturası nasıl olacaktı ürün hangi faturayla gidecekti gibi birsürü soru işareti vardı. Bunladın cevaplaması yapıldı o süreçte. Sonrasında onlarla da anlaştık. Sözleşmeyi imzaladık.

Yine o gün çok iyi hatırlıyorum Beyoğlu genel müdürlük binasından çıktım ve ilk olarak yine annemi aradım.anneme turkcell le bir iş ortaklığı imzaladığımızı söyledim annemin cevabı yine aynı manidar cevabı verdi sen önce okulu bitir dedi.sonrasında işte yine süreç devam etti.işle ilgili çok farklı şeylerde yaptık tabi bu sırada hani süreç yetecek mi bilmiyorum ama mesela ithalata giriştim ondan biraz bahsedebilirim size.tabi devam ediyor bizim amacımız neydi sürekli olarak indirimli ürün bulmak piyasadan kesinlikle daha aşağı bir fiyattan bir ürün satabilmekti.bunu sağlayabilmek iç pazarlıkta tabi mümkün ikna kabiliyetinize bakıyor.bizim başardığımız şey esasında burada biz ne yazılımcıydık ne fikrimiz aslında hani zaten dünyada olan bir fikirdi.

Yani ahımşahım büyütülecek bir tarafı yoktu ama ben bizim başardığımız şeyin tedarikçilerin bize düşük fiyatla mal verebilmesini sağlamak olduğunu düşünüyorum.geleneksel ticarete farklı bir soluk getirebildiğimizi düşünüyorum.insanları ikna edebildiğimizi düşünüyorum bu balamda.ve dediğim gibi işte bu süreçte biz devam ederken hani bir süre sonra ben şeyi fark ettim iç pazardan aslında biz ömür boyu beslenemeyeceğiz.çünkü ne stoklar yeterli olacaktı ne fiyat indirimleri bizi kesecekti müşterimizi tatmin edecekti nede biz para kazanabilecektik.o yüzden hani acaba dış ticaret yapabilir miyim diye düşünmeye başladım.ithalat hani çok karmaşık bir işti şimdi o zamana kadar duyduğum kadarıyla ki hakikaten biraz karmaşık bir iş ama cesaret ettim buna da.bir gün bu iş için 3 milyarlık bir bütçe ayırdım.tabi şirket bakiyesinden.işte bunu çöpe attığımı düşünün hani ne olursa olsun ben bunu çöpe atıyorum çin’den bir yerden sipariş edeceğim mal gelmezse de canım sağ olsun şeklinde düşündüm.sipariş ettik internetten çindeki bir firmayla görüştük işte istediğimiz kalitede bir mal hazırlattık.yüklemesini istedik yükledi geldi parayı yani pardon yüklemesini istedik parayı gönderdik ve mal geldi ilk ithalatımızı gerçekleştirdik.bundan sonra biz 7 tane ithalat gerçekleştirdik toplamda ve ithalatlar aslında bizim için çok verimli oldu diyebilirim hani bu dönem başardığımız şeyler arasında bana kalırsa.sonrasında süreç devam etti tabi dediğim gibi .2009 yılının sonu gibiydi.biz Burak beyle ortak bir arkadaşımızın vasıtasıyla tanıştık.

Kanyonda starbucks’ta Burak beyi genelde starbucks’ta bulabilirsiniz.sponsorumuz starbucks onun için öyle..aynen öyle..işte gittik bir yarım saat-40 dakika kadar görüştük kendisiyle.Burak bey o sırada bana bir çok soru sordu.ve inanın çok detaylı sorulardı bunlar sanki hani işi daha önceden yapmış ve en ufak teferruatını bile biliyormuş gibi.e tabi bizde senelerdir yaptığımız için cevaplayabildik soruları.sonrasında daha sık görüşmeye başladık.bu arada biz ilk yatırımcı şey görüşmesini diyim 2010 başında yaptık yani gerçi gerçekçi bir yatırımcı mıydı o bilmiyorum ama yurtdışından birileri aramıştı bizi çok büyük bir firmaydı.telefonda görüştük sonra işte izmirden birileri aradı onlarla görüşemedik enteresan bir şeydi sonrasında da hani Burak beyin bize sağlamış olduğu hani buluşmamızı sağladığı Burak bey ve Serkan beyle görüştük ve yatırımcı süreci tamamlandı.sonra anneni aradın mı?annemi aradım gittigidiyor dedim gittigidiyor da annemin internetle hiçbir alakası olmadığı için her zaman yine aynı cevabı verdi.sen önce okulunu bitir dedi.kaç ders var buarada?valla ders almadığım ders mi? annem izleyecek bu videoyu o yüzden o konuda bir şey söylemiyim.annem hala ne iş yaptığımı bilmiyor yani hani neyle uğraştığımla ilgili bir fikri yok babamda öyle.hatta bir ara şey gittigidiyoru da aslında aradığımda söylediğimde bana verdiği cevap biraz farklıydı oğlum paraya ihtiyacın varsa para gönderelim dedi.

Tabi canım bende ikinci bir yatırım aldık tabi o taraftan.yani dediğim gibi hani süreç bir şekilde buraya geldi.ve hani bize muhtemelen çok şey katacağını düşündüğüm bir aslında olay bu neden derseniz hani ben girişimci arkadaşlara şimdi birkaç şey önereceğim ama benim bir fikrim vardı.yani daha doğrusu fikir benim bile değildi aslında arkadaşımdan duymuştum.ama şimdi eminim herkesin aklında bir takım fikirler var bunu aslında hayata geçirmek için de ihtiyacımız olan şey çok az daha doğrusu her şeye sahibiz yani nedir bir internet projesini hayata geçirmek için gerekli şeyler bir bilgisayar,bir internet bağlantısı,elektrik ve mümkünse biraz yazılım bilgisi ki yazılım bilgisi birkaç haftada edinilebilecek bir şey.

O yüzden ben girişimci arkadaşlara çok net bir şekilde şeyi öneriyorum yani aksiyon almamak için hiçbir sebep yok yani projeniz çok ciddi bir sermaye ihtiyacı bile olsa ki bizde aslında gerekliydi çünkü tedarikçiye biz senaryoyu anlatırken malınızı komple kapatıcaz bir günde nakit olarak ödeyeceğiz falan cebimizde 5 kuruş olmamasına rağmen bu tarz söylemlerde bulunuyorduk sırf blokun ertesi gün açılıp paranın hesabımızda olduğu senaryosuna dayanarak ki bu da pratikte çok gerçekçi değildi bu arada.dediğim gibi hani çünkü benim tecrübemde en azından yatırımcının aslında tabi fikri önemli ama o fikri sizin hayat geçirip geçiremediğinize daha çok baktığını düşünüyorum ben kişisel olarak.yani o fikri işletebiliyor musunuz yada bir yol kat edebilmiş misiniz onla ilgili o daha önemli diye düşünüyorum bilmiyorum sizin adınıza konuşuyorum ama şuan sanırım.yani biz hani bir şeyler yaptık ama tamda ihtiyacımız olan noktada bir yatırım aldığımızı düşünüyorum.çünkü bir yerden sonra hakikaten bakıyorsunuz ki hala özveriyle çalışıyorsunuz ki ömür boyu özveriyle çalışacağız o ayrı mesele de yani iş bu şekilde şey olmuyor yani bir yerde bir müdahale gerekiyor ki gittigidiyor müdahalesi Burak ve Serkan beyin müdahalesi sonrasında bizim şirkette hani şuan itibariyle değişen gerçi daha 1-2 ay ya oldu ya olmadı emin değilim içerisinde bir kere şirketimiz kurumsallaştı.

Yani eskiden her şeyi olan ben ve birkaç ekip arkadaşım artık belirli şeyler ve herkesin bir görevi var.hani bazı kanallarla elimiz kolumuz daha kuvvetlendi.hem tedarikçi bağlamında hem banka bağlamında gibi gibi bunun gibi birçok artısı oldu.benim şuan herhalde bir şey atladığımı düşünmüyorum ama anlatacaklarım bu kadar aklıma bir şeyler gelirse devam ederim yine.başka bir şey söylemeyeceğim herhalde sorularınız varsa onları cevaplayabilirim.
Soru varsa bu arada hemen Mustafa’yı alabiliriz.buyrun.anasayfadaki gittigidiyor linkini paylaşma olanağı olur mu?anasayfada şuan gittigidiyor linki yok.gittigidiyor da sizin sitenin linki var mı?o da yok şuan sanırım dimi.yok.dediğim gibi daha yeni yatırım olduğumuz için aldığımız için şey o kısımlara geçilmedi ama önümüzdeki bir olmadı iki hafta içerisinde.galiba diğer projeler var  pabuch falan var da indirdiği.çünkü indirdiğin logosu bile daha hani hiç son hafta şey oldu daha.aslında şöyle hani biz Mustafa ile konuşurken ona diyorduk ki ya Mustafa işte gel beraber bir şeyler yapalım zaten bir sürü şeyi başarmışsın hızlıca çok enteresan bir şekilde işte bunu başka bir level’a taşırız falan diyorduk.

İşte biz bunu söyledik herhalde 6 ay mı geçti baya bir oldu.ve daha hala açamadık aslında o bizim biraz ağır davranmamızdan oldu ama şey Mustafa hakikaten bizim tanışmamızda işte Burak vesilesiyle oldu.aslında ben bizim taraftan anlatıyım hikayeyi biraz.genelde girişimcileri tanırken bizim baktığımız şey ya girişimcinin profili aslında projesi de elbette önemli ama eğer profili iyiyse o başka bir proje de yapabilir.dolayısıyla ilk burak’ın bize tanıştırdığı geçen sene e-tohum yine girişimlerinden biri olan pabuch.com’dur belki biliyorsunuzdur o da bir online ayakkabı satışı özellikle sadece niş olarak ayakkabı satan bir site.orada da hani benzer bir şey vardı serdar diye bir arkadaşımız vardı onunla tanıştık ve hani hakikaten profili,duruşu,bilgisi ile bu iş olmasa dahi başka bir işi kotarabileceğine dair bize güven verdi.nitekim de pabuch.com biz pabuch.com ile uğraşmaya başladıktan sonra gayet iyi bir yere doğru gitti. Ama bugün konumuz indirdik dimi.şimdi bizim yani sağ olsun şey yapıyor Mustafa ya işte bana şöyle böyle katkıları oldu diyor ama henüz daha bir şey yapabilmiş değiliz.çünkü bizim ona taahhüt ettiğimiz şey işte evet bir kurumsal yapı ile beraber biz senin organizasyonel yapılanmana yardımcı olacağız nitekim ona yavaş yavaş yardım etmeye başladık sanırım.çünkü gittigidiyor’daki bazı havuz hizmetlerinden ufak tefek yardımlar almaya başladık.bunlar nedir işte grafik bölümünden örneğin veyahutta insan kaynakları bölümünden,idari işler bölümünden ufak tefek katkılar almaya başladık.

Tabi inşallah bunları arttırmayı hedefliyoruz.ama Mustafa hakikaten o kadar becerikli bir çocuk ki hiç bizim yardımımız olmaksızın her şeyi kendi başına hallediyor.bu arada parayla ilgili demin yaptığımız espride geçersiz çünkü hani aslında daha sermayenin ufak bir bölümünü koyduk ve bir yandan da o kadar hani nasıl söyleyeyim ahlaklı ki kendi eski firmasının parasını kullanıyor bir sürü şey için yeni firmanın işte indirdik a.ş. olarak kurduğumuz yeni firmanın hiç parasına dokunmamaya dahi çalışıyor çünkü onu daha sonra inşallah mal tedariğinde falan sermaye olarak kullanmayı hedefliyor.

Neyse işte bizde mustafa’yı tanıdıktan sonra dedik ki evet bu adamla hakikaten iş yapılır.bu arada iş modeli de iyi o konuda da hiç tevazu göstermesine gerek yok çünkü hali hazırda gerçekten para kazanan bir model işte bazı günler geliyor üç bin tane falan ürün sattığı oluyor ve hepsinde ufak tefek bir kar var operatif maliyetleri nispeten düşük şimdi ama işte bizim elimiz değince galiba artık artacak çünkü hani her şeyi daha düzgün yapalım sana daha fazla vakit kalsın başka şeyler yapmana düşüncesiyle genelde yönlendiriyoruz.ama şimdi şey orta vadede bu başarılı oluyor çünkü Mustafa kendini daha fazla işe veriyor,gidip devamlı mal peşinde koşmak zorunda kalmıyor veyahut da en ufak detaylarla falan uğraşmak zorunda kalmıyor.

Ama onun geçtiği yollardan tabi bizde bir hayli geçtik ve keşke bize de bunları birisi anlatsa ve şey yapsaydık çünkü bizde 2000 yılında deyim yerindeyse tırmalamaya başlamamıza rağmen ilk personelimizi 2003 yılında alabildik.şimdi herhalde bizim birazcık Mustafa ya mentorluk yapmamızla o biraz önce söylediğim gibi organizasyon yapılanmasını çok daha rahat tamamlayabilecek hatta istihdam konusunda falan biz ona sürekli yardım ediyoruz ve daha isabetli seçimler yapmasını sağlıyoruz.artı bir anlamda ana yaptığımız şeylerden biri de şirkete borçlanma yetisini kazandırıyoruz.çünkü bankalar nezdinde bizim ilişkilerimiz fena değil onun için şey yapabiliyoruz yani ne biliyim bir kredilaynı açabiliyoruz veyahutta rahat rahat çek kullanabiliyoruz falan gerçi Mustafa bu tür şeylerden ürküyor biraz ama yani sonuçta belli bir sermayeniz var ise onun deyim yerindeyse leverage ederek daha fazla bir potansiyele erişmek için bu tür enstrümanlar kullanmanız lazım.şimdi mesela ihracat,ithalat da ihracatta yaparız biz burdan…ithalat yapmayı planlıyoruz ve biz bunu hani daha önce yaptığından daha cesaretli,daha büyük,daha rahat bir şekilde yapmak istiyoruz yani istiyoruz ki çok detaylara takılmasın artık parayı çok fazla düşünmek zorunda kalmasın işi nasıl büyütürüz,daha fazla nasıl satarız gibi konularla uğraşsın.ve bunu yapabileceğine inanıyoruz hakikaten çok aktif ve akıllı bir adam yani interneti de çok iyi biliyor.

Bir yandan da inşallah eğer sağlayabilirsek biraz trafik desteği sağlayacağız.işte çeşitli şimdi tabi bizim bir network’umuz var sadece gittigidiyor değil arkadaşlık sitelerimiz;uzman,cimri bu tür sitelerimiz var oralarda işte herhalde bir takım yerler dedike ederiz bu projeye ve oralardan da bir trafik desteği sağlamak suretiyle iş bir kademe arttırırız.yani bizim şuanda yapmaya çalıştığımız o.
Buarada ben yani bir şeyi atladığımı farkettm.dediğim gibi Burak bey işte Burak Divanlıoğlu ve Serkan Borançılı da beni aynı platforma getirdi.son yatırım aldığımızda hani el sıkıştığımız toplantıda kitablo benim için çok önemliydi hani söylediğim gibi ben bu işe bir proje yapma fikrine internetle ilgili bir iş sahibi olma fikri hep vardı.ama bir proje yapma fikrine Burak beyin kitabını okuduktan sonra sahip oldum.ve o gün oturduğum masada benim karşımda o kitabın yazarı oturuyordu sağımda,solumda da okuduğum insanlaroturuyordu.yani hikaye okuduğum insanlar.o açıdan da hakikaten benim için farklı bir andı o an ve onlarla el sıkışmak tabi.
duygusal bir tablo gerek yok yani dediğim gibi tevazu gösteriyor gayet başarılı bir adam zaten işi iyi bir yere getirmiş yani hakikaten deyim yerindeyse çatır çatır satıyor.yani ne biliyim her hangi bir günde dahi koyduğu bir üründen bin tane satabiliyor.dolayısıyla zaten işi iyi bir yerde.yani bunu bin değil nasıl beş bin yaparız diye düşünüyor ve çalışıyor olacağız.

Zaten en zor kısmını atlatmış yani bizim ona şuanda sadece biraz daha onun rahat edebileceği herhalde bir ortam sağlamak bizim yapabileceğimiz.ve dediğim gibi hani parayla ilgili çok fazla şey düşünmemesini sağlamak kaldı ki yani şöyle ahım şahım bir sermaye koymuş değiliz bu şirkete ama o sermayeden ziyade yoksa bizimde bir satışımız varsa biz bir nohamızı(?31:12) şey yapıyoruz.ama tabi var o  şeyi yaptık en azından biz kendi içimizde yapılanmamızı tamamladık galiba da bugün ozan’ı gördüm galiba burada evet bizim pazarlama yöneticimiz Ozan Tatar yani bizim gittigidiyor’da epey bir departman var ve hepsinin başında o işi sadece o işi yapan birisi var dolayısıyla bunu sağlayabildiğimiz zaman şirketin çarkları çok daha rahat dönüyor.

Hatta bizler dahi yönetmiyoruz şimdi bir tane genel müdürümüz var Cenk bey Cenk Angın.yani icra kurulu olarak bir takım şeylere bakıyoruz beklide zaman zaman yön veriyoruz.veyahutta gerekirse şirketi temsil ediyoruz  ama hani bir süre sonra şirketin her ufak detayından yavaş yavaş çıkmaya başlıyorsunuz.yani o yolun çok başlangıcında Mustafa ancak beklide 4-5 yıl sonra o da gayet tepeden bakabilecek operasyona zaten nispeten karlı bir operasyon şey değil yani burada ne biliyim hani çok fazla bir sürü dinamiğe dayalı bir iş yok.hatta modeli olması da çok iyi onu mesela pabuch’la karşılaştırabiliyoruz.pabuch direk alım yani kesin alım ve stok üzerine yürüyen bir proje.orda ki sattığımız her şey stoklu ve bizim depomuzda o yüzden bir günde hemen derhal kargolayabiliyoruz.oysa ki buradaki model consigner üzerine kurulu olduğu için satıyor parasını topluyor ve sonra gidip satın alıp gönderiyor.yani tabi ki her şey öyle değil çin’den inşallah getireceğimiz malzemeler var veyahutta artık nerden yapacaksak operasyonu onlar tabi ki depomuza ve stoğumuza girecekler ama onlarda da herhalde kar marjı daha iyi olacak.değil mi Mustafa’cım?öyle tahmin ediyorum çünkü oraya para bağlamış olacağız.
Bu arada salondan soru varsa alabiliriz. E-ticaret dışında başka ar-ge yaptığınız konular var mı acaba?

Valla benim tek projem var yani ar-ge ‘den kasıt e-ticarete dayalı olmayan ben ithalata çok ciddi kafa yormayı planlıyorum ki bir süredir de yoruyorum zaten.ki muhtemelen aldığımız sermayeyi de o yönde değerlendireceğiz.çünkü iç pazardan bir mal tedarik ettiğinizde ulaşabileceğiniz en iyi nokta ürünün ithalatçısı veya distribütörü ki bu en iyi arada biri var demek oluyor.yani müşteriye ulaşırken fiyat artıyor demek oluyor.ancak ithalatçı olduğunuz noktada direk 1.elden sunuyorsunuz müşteriye fiyatı.çok bulk bir operasyon yapmış oluyorsunuz.ve standart en son perakendecinin koyduğu marjdan bile çok daha az marj koyarak parada kazanmanız mümkün oluyor ithalatına girdiğinizde işin.biz o konuda biraz yoğunlaşmayı planlıyoruz onun dışında başka bir projemiz şuan itibari ile yok çünkü iş hakikaten çok yoğun olarak devam ediyor.özellikler şu aralar.sizin var mı bir yorumunuz?
Bizim durumumuzda ise artık şöyle;aslında gittigidiyor grubunun içinden epey bir proje çıkardık yani zamanında işte 2005 te biz online arkadaşlık başlattık İstanbul.net,İzmir.net diye ama şimdi galiba on küsür ilde varız.daha sonra cimri.com ‘u yaptık o da bir fiyat karşılaştırma sitesidir.uzman var yine o arkadaşlık sitemizin olduğu şirketin içinden yaptığımız bir proje ama tabi bunlarda böyle birebir hepsiyle Serkan yada benim ilgilenmem mümkün değil.aktif olarak gittigidiyor ile ilgileniyorduk.Ersan Özer aslında o işlerin başındadır.daha sonra cimri’yi çıkardık.en son galiba içerden çıkardığımız proje markafoni oldu.işte bu indirim furyası hepiniz biliyorsiniz.çok iyi biliyorsunuzdur herhalde.söyleyeceğim nokta şu bundan sonra aslında bizim daha çok birazcık yolalmış ve daha hazır hale gelmiş projelere belki de mümkünse yatırım yaparak yürümemizi gerektiren bir dönemdeyiz.

Yani işte örneğin;Mustafa veyahutta pabuch.com veyahutta bir tane daha daha yaptık e-mail marketingle ilgili setrow solutions diye bir şirkete de yatırım yaptık.o da e-tohum şirketlerinden bir tanesi.çünkü artık aslında sıfırdan proje yapmaktan deyim yerindeyse sıtkımız sıyrıldı yani çok kolay bir şey değil hani onu sıfırdan al büyüt ve bütün her şeyi ile uğraş.işte şimdi Mustafa uğraşacak.birsürüşeye baktığınızda zor oluyor.yani şuandan itibaren neye bakarız ar-ge dediniz ama hani…

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 23/10/2010 | Kategori: Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , ,
Aslı Derbent – Veripark

16 Ekim 2010 Etohum Kampı Asli Derbent (Veripark) from Burak Buyukdemir on Vimeo.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 22/10/2010 | Kategori: Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Av. Ali Arıkan – Arıkan Hukuk Bürosu

16 Ekim 2010 Etohum Kampı İstanbul – Av.Ali Arıkan from Burak Buyukdemir on Vimeo.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 22/10/2010 | Kategori: Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Tolga Tatari – Markafoni.com

16 Ekim Etohum Kampı – Tolga Tatari – Markafoni.com from Burak Buyukdemir on Vimeo.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 22/10/2010 | Kategori: Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Selçuk Saraç – Sadecehosting

16 Ekim Etohum Kampi – Selcuk Sarac – Sadecehosting from Burak Buyukdemir on Vimeo.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 22/10/2010 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Burak Büyükdemir
Mustafa Kemal Acet – indirdik.com

Yer: İstanbul

Tarih: 21/10/2010

Konuşmacılar: Mustafa Kemal Acet

Şirket: indirdik.com

Konu:  indirdik.com

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 21/10/2010 | Kategori: etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: ,
Emrah Olgun – Tart.com.tr

Yer: İstanbul

Tarih: 09/10/2009

Konuşmacılar: Emrah Olgun

Şirket: Tart.com.tr

Konu:  Tart.com.tr

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 20/10/2010 | Kategori: etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , ,
Tolga Tatari – Markafoni

Yer: İstanbul

Tarih: 16/10/2010

Konuşmacılar: Tolga Tatari

Şirket: Markafoni.com

Konu:  Markafoni.com ve eticaret

 

16 Ekim 2010 – Etohum Kampı
Tolga Tatari (LinkedIn, Twitter, Friendfeed)  - Markafoni

Bu video Yiğitcan Akal tarafından metine çevrilmiştir.

 

Tolga Tatari: Biz iki sene evvel de gelmiştik buraya. İki sene evvel, bize en çok sorulan soru internetten nasıl kıyafet satacağımız. İnsanlar işte güneş gözlüklerini nasıl denemeden, güneş gözlüklerini gözüne takmadan internetten satın alacaklar, yahut da işte eteğini kadın nasıl giymeden satın alacak gibi, internetten bunu nasıl başaracaksınız diyorlardı. Tam 2 sene 1 ay oldu kurulalı Markafoni ve şuanda 5 tane ülkede şirketimiz var. Yaklaşık ayda 330.000 tane ürün satıyoruz. 350 çalışanımız var ve hızlı da büyümeye devam ediyoruz. Herhalde 5 ülkede toplam 3 milyondan fazla üyemiz vardır. Ben aslında bugün biraz bu süreci nasıl yaşadığımızdan bahsetmek istiyorum.

Neleri başardıktan daha çok, bunu başarana kadar bu süreç içerisinde neler yaşadık, nasıl zorluklar çektik. Biz kendimizi Türkiye’de kıyafet satan ilk internet girişimi yahut da internet sitesi olarak görüyoruz ve buraya gelene kadar ne tip zorluklar yaşadık, onlardan bahsetmek istiyorum. devamı »

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/10/2010 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Fatih Utku
Etiketler: , , , ,
Selçuk Saraç – Sadecehosting.com

Yer: İstanbul

Tarih: 16/10/2010

Konuşmacılar: Selçuk Saraç

Şirket: Sadecehosting.com

Konu:  Sadecehosting.com

 

16 Ekim 2010 – Etohum Kampı
Selçuk Saraç (Blog, LinkedIn) - Sadecehosting.com

Bu video Yaşar Acar tarafından metine çevrilmiştir.

 

Selçuk Saraç: Öncelikle merhaba, ben Selçuk Saraç. Biraz rahatsızım bu arada aksırıp tıksırıp konuştuğum için özür dilerim şimdiden. Buraya Burak Hoca’nın daveti üzerine geldim. Burak Hoca’yla aslında uzun zamandır tanışıyoruz fakat bir türlü bu tarz bir organizasyonda hikâyemizi paylaşma fırsatımız olmamıştı.

Şimdi öncesinde Sadecehosting’i tanıyan, servislerinden bazılarını kullanan var mı onu öğrenmek isterim. Güzel, çünkü bu duruma göre konunun gidişatını değiştirmem gerekebilir. Burada bahsetmek istediğim konu öncelikle benim aslında gelişimim ardından sadecehosting’e geleceğim ve sonrasında şu anda yapılan çalışmaları ben takip etmeye çalışıyorum ve onlarla alakalı tavsiyelerim ve önerilerimi paylaşmak isteyeceğim.

Ben 1979 yılında doğdum. Eğitim ve maddi açıdan çok yeterli olmayan bir aileden geliyorum ve bunu olayı ağırlaştırmak için değil aslına bunun hiçbir değerinin olmadığını anlatmak için değinmek istiyorum. Yaklaşık 5-6 yaşına geldiğimde biraz haşarı olmaktan doğan bir zararlı durumumuz var ve bu daha sonradan ortaya çıkıyor ki girişkenliğin aslında ilk zamanları şeklinde ortaya çıkıyor. 5 yaşında okula gönderildim, yaramaz olduğum için. Bu benim okul hayatıma biraz erken atılmamı, bazı şeyleri olması gerekenden önce yaşamamı sağladı veya zorladı. İlkokul zamanındaki bu yaramazlıklar işte ortaokul ve lise zamanında çalışkan öğrenci moduna soktu bizi aslında fakat bunun da aslında hiçbir önemi yok çünkü o yaşlarda mecburen çalışkan oluyorsunuz, sizi zorluyorlar bunun için. Zaten yapabileceğiniz başka bir şey de yok. devamı »

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/10/2010 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Fatih Utku
Etiketler: , , , , ,
Tolga Tatari – Markafoni 16 Ekim 2010 Makale

Türkiyede kıyafet satan ilk internet girişimi markafoni, kurucusu Tolga Tatari. Kurulalı iki sene bir ay oldu. Şuanda beş tane ülkede şirketi mevcut, yaklaşık ayda 330 bin tane ürün satan şirketin 350 çalışanı var ve şirket hızla büyümeye devam ediyor. Şirketin toplam üye sayısı 3 milyondan fazla.
Bize en çok sorulan soru internet üzerinden nasıl kıyafet satacağımızla ilgiliydi diyor, Tolga Tatari. Mesala insanlar güneş gözlüklerini nasıl denemeden satın alacaklar, bunu nasıl başaracaksınız diyorlardı. Bu işe başladıklarında şirketin karşılaştığı en büyük zorluk, marka sahiplerinin ürünlerini internet üzerinden satabileceklerine ikna etmek olmuş. Bunun için tam 6 ay uğraşmışlar. Şuanda 600 markayla çalışan Markafoni, çalışmadığı 30-40 tane marka kalmış. Başka bir zorluk ise kullanıcılar tarafında, internetten kıyafet alan kimsenin olmayışıymış.
Böylesine zor bir işi kapalı bir site içerisinde yapan Markafoni, kullanıcılar siteye girdiğinde gördükleri tek şey ana sayfada, kullanıcı adınızı ve şifrenizi yazın kısmı, içeride ne sattığınızı gösteren hiçbirşey yok sitede. 400 bin müşterisinin büyük bir kısmı bayan olan Markafoni ve bunların %75’i ilk defa internet üzerinden alışveriş yapmışlar. Müşterileri ürünleri satın almaya alıştırmak da zor oldu diyor Tolga Tatari, siteye üye olan yeni kullanıcılar, siteden alışveriş yapan cesur arkadaşlarına sorup ürünlerin gelip gelmemesine göre siteden alışveriş yapmayı tercih etmişler.  Hızla büyümeye giren site, binlerce ürün satmaya başlamış, kampanya sayılarını arttırmışlar.
5 kişi başladıkları şirket şuanda Türkiye’de 250 çalışana sahip, bu çalışanları nasıl organize edecekleri de büyük bir zorlukmuş kendileri için. 5 tane ürün sattıklarında her şeyin kolay olduğunu söyleyen Tolga Tatari, bu sayı günde 20-25 bin ürüne çıkınca önce lojistik sonra müşteri servisleri ve kullandıkları teknolojiyi en iyi hizmet veren hale dönüştürmeleri gerekiyormuş. Bunun için de her departmanın aynı hızde büyüyor olması gerekiyormuş. Bu sene içerisinde 70-75 kişi alan şirket, bu kişilerinde şirkete adapte edilmesi için büyük çaba sarfetmişler. Servisini hiç aksatmadan, koydukları kampanyaları hiç çıkartmadan yani işi devam ettirerek büyümeye devam etmiş Markafoni. Geçen sene yurt dışına açılmaya karar veren şirket, 4 tane ülke belirleyip oralarda hizmet vermeye başlamışlar. Bunlardan ilki Avustralya. Kendilerini en çok zorlayan ülkenin Avustralya olduğunu söyleyen Tolga Tatari bunu teknolojilerini oraya göndermelerine, oradaki lojistik firmalarına uyum sağlamalarına, oradaki muhasebeye uyum sağlamalarına bağlıyor.
Avustralya’da ki pazarın daha oturmuş olması sebebiyle satışların Türkiye’den daha hızlı olduğunu söylüyor Tolga Tatari.
Yarın bir problem olması halinde Avustralya’da saat farkı ve uzak bir mesafe olması sorunu uzaktan çözen ve bu sorunları çözme başarısını kazandıkları için daha da cesaretlenip, Ukrayna’ya açılmışlar, sonrasında Yunanistan ve Güney Kore. Şirket şuanda hızlı büyüme sürecinin tam ortasında. Yurt dışında operasyonu tamamen değiştiren şirket,Ukrayna’da ki ofislerinin içinde kapının önünde müşteri kabul diye bil bölgenin olduğunu, insanlar ürünlerini ofisten aldıklarını belirtiyor Tolga Tatari. Kredi kartı çok az kullanılıyormuş yurtdışında Türkiyedekinin tam aksine, bu yüzden şirket kapıda ödemelere başlamış. Lojistik servislerinin olmayışı yüzünden ise kendi arabalarıyla ürünleri göndermişler. Güney Kore’de ise her şey çok gelişmiş olduğu için beklentilerde çok yüksek oluyormuş.
Güney Kore’de e-ticaret alanında 200 küsur tane  çok büyük başarılı olmuş firma olduğunu söyleyen Tolga Tatari.Orda onlarla mücadele etmek için Türkiye’de yaptığımız şeylerin daha iyisini orda yapmaya çalıştık diyor.
Yunanistan’ın küçük bir ülke olması sebebiyle, internet kullanıcısı az ve zaten krizin ortasındalar, kendi işlerini biraz da kriz işi olarak tanımlayan Tolga Tatari orda da farklı bir deneyim olarak televizyon reklamı yapmayı denedik diyor.

Markafoni nereye gidiyor ?
Kendilerini Türkiye’de ki ilk 3 e-ticaret oyuncusundan biri olarak gören şirket, önümüzdeki dönemde liderliği almak istiyor. En fazla paket çıkaran, en fazla işlem hacmine sahip olan internet sitesi şirketi olmak istiyorlar.
Kendilerini özel alışveriş kulübü olmaktan zamanla çıkardıklarını bu durumu da 2 milyondan fazla üye sayılarına bağladıklarını belirtiyorlar.
Amaçlarından bir tanesi de Markafoni’yi Türkiye’nin en büyük fashion ve lifestyle işi yapan, ürünlerini ve fırsatlarını web sitesi haline getirmek. Bu çerçevede Türkiye’de ki fashionweeklere sponsor oluyorlar. Çalıştıkları markaların Markafoni’den beklentilerinin değiştiğini söyleyen Tolga Tatari, öncelerde fazla stoklarını eritmek için bizi kullanıyorlardı şimdi ise bizim için üretim yapıyorlar hatta birlikte yurtdışından mallar getiriyoruz, bu şekilde Türkiye’de daha fazla büyümeyi amaçlıyoruz diyor Tolga Tatari. Markafoni’nin sermayesi; başlangıçta 5 kişiyle başlayan şirket, yabancı yatırımcıyla başlamış işe böyle bir şanslarının olduğunu ama bu yabancı yatırımcıyla da çalışmanın ayrı bir süreç olduğunu, daha sonrasında büyümek için 1-2 yatırımcı daha aldıklarını ve tüm yatırımcıların büyümesine şirketin ciddi katkıları olduğunu söylüyor Tolga Tatari.

Lojistik alanında bilgi sahibi olmadıklarını fakat bu işe uygun kendi lojistik sistemlerini icat ettiklerini hatta Türkiye’de ki en büyük lojistik kapasitesine sahip olan lojistik merkezini ümraniye’de kuracak şirket. 10 bin metrekareye yayılacak bu merkez ve günde 55 bin paket çıkarmaya hazırlanıyor. Şuanda ise günde 20-25 bin arasında paket çıkartıyor Markafoni.
Rekabetin girmesinin çok iyi olduğunu belirten Tolga Tatari, bu iş modelini kendi başımıza anlatmıyoruz artık diyor. 14 tane rakipten temiz rekabet yapanlarla aralarının çok iyi olduğunu söyleyen Tolga Tatari ama sizin siteyi kopyalıp başka yerde aynısı açalım mantığıyla devam eden şirketlerde var diyor.  Rekabete sıcak bakan şirket, başkalarıyla pek ilgelenmeyip kendi önlerine baktıklarını ifade ediyor. İlk önce limango çok büyük bir otto grubuyla bu rekabete katıldı,onlarla mücadele etmenin kendileri için büyük bir tecrübe olduğunu ama iyi iş yaptığınızda ya da kendi hedeflerinizi yukarıya koyduğunuzda siz zaten büyümeye devam ediyorsunuz yani büyüme sürecinde rakiplerinizinde büyüyor olması sizi fazla etkilemiyor hatta rekabet olmasaydı bu kadar hızlı büyüyemezdik  diyor Tolga Tatari.

Private shopping kavram içinde 150 küsür tane şirket var dünyada fakat uluslar arası olarak 4-5 tane firma var.
Private Shopping kavramı ilk defa Fransa’da Vente-Privee diye bir siteyle doğmuş bir kavram zaten bu site şuanda dünyada bir numara. Avrupa’nın her yerine yayılmış durumda bu site. Sonra Amerika’ya sıçramış burada da Gilt diye bir şirket var.
Ülkeleri seçerken ki kriterimiz, oradaki interneti kullanımına baktık, Güney Kore internet penetrasyonu en yüksek ülkelerden bir tanesi, nüfusun %85’i orada internet kullanıcısı ve bunlardan %95’i internetten alışveriş yapıyor. Baktığımız şeylerden biri de bu modelin orda uygulanıp uygulanmadığı çünkü ilk olmak istiyorduk, olmayan ülkeler arasında bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri seçtik. Mesala Rusya’da çok büyük bir oyuncu var arkadaşımız aynı zamanda orayı tercih etmedik fakat Ukrayna çok benzer bir şekilde gittiği için orayı tercih ettik. Yunanistan’da ise çok büyük bir medya şirketiyle ortak girdik bu işe, Avrupa’da ki ilk deneyimimiz olacak ve AB standartlarında bu işin nasıl yapıldığını göreceğiz diyor Tolga Tatari.
Bundan iki ay evvel 7/24 müşteri servisine geçen şirket çok büyük bir şikayet almadıklarını tek uğraştıkları noktanın ürünün gelme süresi olduğunu bu sorunu da kendilerinin yarattığını söylüyor. Dünyadaki modellerde ortalama 10-15 günden başlayıp 1,5 aya kadar süren teslimat süreleri var, Türkiye’de buna hazır olmayan bir kitleye ürünlerinizi 1 haftada size ulaştıracağız sözünde bulunan Markafoni bunun sıkıntısı yaşamış. Çünkü günde bir markadan 20-25 bin tane ürün satan şirket, önce ilgili ürün deposuna geliyor sonra çeşitli kalite kontrollerinden geçiyor ondan sonra paketleme ve sonunda teslim ediliyor bu bir süreç ve Türkiye’de ki markalar henüz buna alışık değil eksik ürün gönderebiliyorlar bu da 15-20 gün içerisinde ürünü eline ulaşan müşteri problem çıkarabiliyor diyor Tolga Tatari.
Markalar sadece indirimli ürünlerini değil yeni sezon ürünlerini de Markafoni üzerinden tanıtıyorlar 2 milyon kişiye bunları gösterebiliyorlar, aynı zamanda ellerindeki stoğu kolayca eritmek içinde çok ciddi bir avantaj çünkü bu kadar fazla ve hızlı satış yapma imkanları yok, bu internetin sağladığı bir nimet çünkü hiçbir mağazası bu kadar erişilebilir ulaşılabilir değil. Zaten Anadolu’ya ulaşamıyor çoğu marka böyle bir kanala girdikleri zaman Türkiye’nin her yerine ulaşabiliyorlar. Hatta Diyarbakır’da benim müşterim varmıymış diye şaşırıyor firmalar diye ifade ediyor Tolga Tatari. Güney Kore’de firmaların e-ticaret için ayırdığı bir stok oluyor, Türkiye’de ki firmalardan farklı olarak. Bu sene 1 milyon tane ürün satacaksam, bunların 600 bin tanesini internetten satacağım, bir kısmını indirimli kanallardan satacağım, bir kısmını kendi sitemden satacağım gibi stratejileri var ve online tarafını hep offline’ın bir destekleyicisi olarak kullanıyorlar diyor Tolga Tatari.
Pumanın Vente-Privee üzerinde 1 günde 140 bin tane ayakkabı satma rekoru, rekorlar kitabına giren bir iş.  Markanın 2 gün içerisinde bu kadar fazla satıyor olması, çok daha fazla konuşuluyor hale getiriyor markayı, dükkanlarındaki satışında çok ciddi bir şekilde arttığı gözleniyor. Dükkana gelip alanlardan fazla oluyor internetten alanlar, satın alan kişiler o ayakkabıyı giymiş oluyorlar, arkadaşlarına söylüyorlar ve aynı zamanda markanın hem marketingini yapmış oluyorsunuz hem de bir ilgi odağını marka üzerine çevirmiş oluyorsunuz diyor Tolga Tatari. Bedenlerle ilgili sorun yaşamıyor Markafoni çünkü koşulsuz iade alıyorlar. İade oranları da yurtdışına kıyasla düşük bunun nedeni arasında katalog satışlarının Türkiye’ye internetten evvel gelmemiş olması. Yurt dışındaki insanlar katalog satışlarıyla görmedikleri şeyleri satın almaya alışıyorlar.Bu yüzden orada ki iade oranları %50’ye kadar çıkıyor. Markafoni’nin pazarlama stratejisi tamamen kapatıp insanların ilgisini böyle çekmek oldu, kapalı bir kutu var içeride ne olduğunu dışarıdaki insanlar hiçbir şekilde bilmiyor ve içeride çok ilginç şeylerin olduğunu tahmin ediyor, çok büyük fırsatların olduğunu düşünüyorlardı.

Bugün bizimle rekabet için ortaya çıkmış firmaların hepsi çok ciddi reklam bütçeleriyle çıkıyorlar ve en azından modeli anlatmak zorunda kalmıyorlar bu yüzden. Bir özel alışveriş kulübüyüz dedik ve buraya girmek çok özel. Online marketing yapmadık 1,5 seneden fazla, bizim davetiyelerimizin değeri çok yüksek kaldı hep.Bir üye minimumda 20 tane davetiye gönderiyordu siteye giriş yaptığı zaman. Bizim üzerimizdeki kullanıcı ilgisini ve kullanıcı eksikliğini böyle tamamlamış olduk. Bizim bir stratejimiz vardı hiçbir zaman kullanıcı hedeflemedik, hep beklentimiz oldu. Yani biz bu ay 100 bin yeni kullanıcı hedefliyoruz demedik. Onun yerine tahmin ediyoruz ki bu kadar üye gelecek buna hazırlıklı olmalıyız dedik ve o üyelerin zorlama, onlara bir şeyler satmak için bir çaba sarf etmedik başta. İşin başındaki başarısı bundan geldi.

Ama diğer rakiplerimiz bunu böyle yapmıyorlar açıkçası çok ciddi bütçelerle girip reklamla daha az sadık olan bir müşteri kitlesine sahip oluyorlar. böyle olduğu zaman hani içeride olmanın önemli olduğunu düşünen müşteriler için çok ciddi bir sadakat sağlıyor bize bu durum diyor Tolga Tatari.

Bir kampanya da 700 çeşit ürünle çıktığı oluyor Markafoni’nin ve yaklaşık olarak işte 5 bin-10 bin ürün çıkıyor, bunun ciddi bir prodüksiyonu oluyor , bu her gün farklı ürün demek, o ürünlerin fotoğraf çekimleri işte mankenleri demek. Renk ayarları editörlerin elinden geçiyor. Yaklaşık 40 kişilik prodüksiyon ekibimiz bu kampanyaların her gün hazırlanması için uğraşıyorlar. İmpulse buying modeliyle çalışan bir şirket Markafoni. Ben ayağıma şu ayakkabı, şu marka ayakkabıyı almak istiyorum deyip gelmiyor Markafoni’nin müşterisi hiçbir zaman. Biz bir gün önceden duyuruyoruz ve ertesi gün bunu fırsat olarak gönderiyoruz.

Ben bu markayı çok severdim, bakıyım ilgimi çeken bir şey varsa alıyım diyor ve aşağı yukarı tanıdığı ve bildiği markalar oluyor genelde. Öbür türlü açık katalog sitesi halinde çalışıyor olsaydık, gelip incelemesi, iki ürünü birbiriyle karşılaştırması, üstünde görmek istemesi çok doğal olabilir tabiki ama sabah saat 7.30’da başlayan bir maraton var saat 22.00’a kadar kapış kapış durumu var site içerisinde, ben baktım bir de yandakine bakıyım demeden satın alma yapan çok müşterimiz var diyor Tolga Tatari.

Tolga Tatari  Markafoni’den önce ufak bir dijital ajans olarak başlıyor,  hatta tek başına bundan 8 sene önce, bunun başladığı ilk 6 ayı bir odada tek başına işte müşteri bulmaya çalışıp onlara web sitesi, web servisleri, yazılımlar vs. böyle servisleri satmayla geçiyor. Birkaç müşteri alıyor biraz büyüyor,  günde 20 saat çalıştığı oluyor, bir süre sonra biraz büyüdüğünü fark ettiği zaman Ahmet ortağı hem de çocukluk arkadaşının yardımını isteyip ajansını biraz daha büyütüyorlar, özel yazılımlar sunmaya başlıyorlar, yazılım çözümleri sunuyorlar.

Dijital ajanslar çok tasarım ağırlıklı olması sebebiyle onlarda o işlerin yazılım kısmını da çözerek devem ediyorlar bu işe. Kafalarında aslında kendi internet projelerini yapmak olan fakat Ahmet’le çalışmaya başladıklarından beri hep erteliyorlar işlerini, işimizi biraz daha büyütelim bak 30 kişi olduk ne güzel çalışıyoruz biraz daha iş yapalım ondan sonra kendi projelerimizi hayata geçiririz diyorlar. Sina Afra var 3. Ortakları onla tanışıyorlar şans eseri, Türkiye’de bir şeyler yapmak istediğinden bahsediyor kendisi, bu işin doğru insanlarla doğru zamanlarda yapılması gerektiğini düşündükleri için  bir havuz oluşturarak, havuzun içinde Facebook klonları da var, aklınıza gelebilecek dünyada başarılı olmuş bütün modelleri çıkartıyorlar.

Ve Markafoni’de karar kılıyorlar. Bir icatta bulunmadıklarını aslında dünyada uygulanan bir şey olan, icatlarının burada bu şirketin Türkiye koşulları altında nasıl başarılı olacağı üzerineydi. Dünyada ilk iphone uygulamasını Markafoni yapıyor.
Markafoni brp sistemi kullanmıyor, kendi depo yazılımını bile kendileri çıkarttıyor, icat ediyorlar. Arka tarafta çok sağlam bir alt yapı kurduklarına inanan şirket bunun büyümelerine çok ciddi destek olduğunu düşünüyor.  Girişimciliğin aslında bir kuralı yok yani girişimci olacağım ben kendi fikrimi ortaya çıkaracağım, nasıl çıkartacağım dediğiniz zaman kötü de olsa bir yerden başlamak lazım. Birkaç gün çalışarak da olacak bir iş değil bu, aklınıza yatan bir fikri yapmak lazım.

Benim inandığım bir şey var, fikri ya da işi ne olursa olsun bunu iyi yapan mutlaka çok iyi yere geliyor. Bir fikrin öbür fikirden daha üstün olduğuna inanmıyorum. Tek yapmak gereken şey aslında biraz fedakarlık, 4-5 gün ofis içerisinde uyumadan çalışmaya alışmak lazım. Hiç durmadan çalışıp bir gelir olmadan hayatı idame ettirmeye çalışmaya da alışmak lazım ve de sabır diyor Tolga Tatari. Teknolojilerin hiçbir önemi yok, yazdığınız yazılıma bakıyor iş, Rubi’de kullanılsa, Cango’da kullanılsa, Datnet de kullanılsa sizin kurduğunuz ortaya çıkarttığınız processler ne kadar yüklüyse işiniz okadar yavaş ya da hızlı çalışıyor.

Biz piton diline yakınlığımız vardı hoşumuza gidiyordu, yazması çok rahat güzel bir framework ortaya çıkmıştı biraz daha hızlı girişeceğimizi düşünülerek böyle bir framework seçerek yola çıktık diyor Tolga Tatari. Başlangıç aşamasında bir frameworkle gidiyor olmanız bir sürü şeyi hızlandırıyor ama artık iş büyüyüp günde 1 gigabit trafik almaya başladığınız zaman, biraz kendi frameworkünüze sahip olma istekleri ortaya çıkmaya başlıyor ama teknik tarafta hiç problem yaşamadık diye ifade diyor Tolga Tatari. Güney Kore’de ki insanların artık  internete yahutta mobil kullanımına bakış açıları bizimkinden tamamen değişmiş durumda. Ben ilk gittiğim zaman çok şaşırmıştım orda, insanlar cep telefonlarını bir yerlere sürterek alışveriş yapıyorlar, dükkana giriyorsunuz kıyafetleri aldınız kapıdan çıkarken cep telefonunuzu orda bir şeyin üzerine sürüyorsunuz ve çıkıyorsunuz, firefox kullanılmıyor hiçbir şekilde, insanlarla e-maille gerçekten var mı bu insan diye kontrol etmiyorsunuz, çünkü her üye olan insana gidip devletin bir servisine gerçekten bu insan var mıdır yok mudur diye soruyorsunuz, o insanlar gerçek kayıt altında bütün e-ticaret işlemlerini yapabiliyorlar.

Ödeme sistemleri bizdekinden çok daha farklı, oradaki alışkanlıklar, muhasebe yapısı tamamen farklı, çok gelişmiş lojistik sistemleri var, insanların beklentileri de çok daha yüksek bundan. Biz burada yavaş yavaş mobilde neler yapabiliriz diye düşünürken, Kore’de ben bu servise cep telefonumdan ulaşamıyorsam benim için hiçbir kıymeti yok gözüyle bakıyor insanlar. O yüzden bütün bakış açınızı yaklaşımınızı biraz değiştirmek zorunda kalıyorsunuz o noktalarda. Bu bir entegrasyon süreci olarak geçiyor, bir de biz farkında olmadan bir şey yaptık, Kore farklı bir alfabede, Ukrayna’da Rusça var, Yunan Alfabesi tamamen farklı, Latin Alfabesi var, biz bir de böyle bir mücadelenin içine girdik, hiç anlamadığımız okuyamadığımız telaffuz bile edemediğimiz bir çok alfabe üzerinde bu servisleri vermeye başladık, bizim için ilginç deneyimlerden de birisi bu oldu açıkçası diyor Tolga Tatari.
Tommy Hilfiger senede 2 tane kampanya yapıyor çünkü zaten indirime girdiği dönemler sadece senede 2 kere, başka bir spor markası senede 8 kere indirime giriyorum ben 4 sezon çalışıyorum diyor, onlar bizle daha sık çalışmak istiyorlar. İlk başladığımız zaman markalarla konuşuyorduk biz bunu, kendi kurallarımızla gidiyordu ama şuanda hepsiyle oturup strateji geliştiriyoruz. Sizin için bu sene bu kanalı daha iyi nasıl kullanabiliriz diye oturuyoruz masaya ve zaten senelik planları çıkmış oluyor. Marka sahiplerin ve ya  o şirkette bulunan yöneticilerin vizyonuna bakıyor, internetten ürününüzü satıcağız dediğimiz zaman bazı uluslar arası firmalar buna sıcak bakmazken Türkiye ayağı için, ama lokal büyük bir marka ben geleceği burada görüyorum zaten ,beraber çalışalım diyebiliyor.
Markalarla anlaşma aşaması uzun süreli bir stratejiye dayanıyor,çeşitli şeyler sunuyorsunuz markalara kimisi oluyor kimisi olmuyor kimisi ya rakip markanın orda çok fazla yer aldığını görüp geliyor, kimisinin çok hoşuna gidiyor bu konsept, kendisi de zaten bizden alışveriş yapmış oluyor marka sahipleri ya da yöneticileri, ben bizim markamızı da burada görmek isterim diyor. Fakat bütün bu süreç hızlı gitmedi bizde, zaten yavaş başladık yani yaklaşık 3-4 ay günde sadece 1 kampanyamız bir markamız vardı ve bu markaları bulmakta da çok büyük zorluk çekiyorduk başlarda. İlk başladığıkları marka  Ferre güneş gözlükleri olmuş, ilk açıldıkları gün, 4 tane satan o dördü de bizdik zaten, sistem çalışıyor mu test etmiş olduk yani diyor Tolga Tatari. Pazarlama stratejilerinin en kuvvetlisi arkadaşını getir, alışveriş yaparsa 10 lira sen kazandı.

Başlangıçta çok etki yarattı, insanların daha çok insan davet etmesini sağladı açıkçası, ondan sonraki dönemde zaten herkes üye olduğu için artık sistemin içerisine, ya üye olmayan kaldıysa ben biraz daha kupon kazanıyım fırsatlardan daha ucuza yararlanayım şekline dönüştü o biraz. Satışların yüzdelik dağılımı; İstanbul %50 satışlarımızın geri kalan İzmir Ankara %20 civarında, geri kalanı da Anadolu ve güneydoğuya dağılmış durumda. Dünyada alışveriş kulüplerine üye olma istatistiği var; 1 insan 2,2 alışveriş kulübünden fazlasına üye olamaz çünkü daha fazlasını aslında o bünye kaldırmıyor o fırsatı her sabahleyin 20 küsur tane e-mail arasından fırsat avcısı gibi, orda ne varmış diye bakmaya başlıyor insanlar diyor Tolga Tatari.
Grupfoni 4. Ayında ve büyümesi daha hızlı olabilir şuanda, tabi arkasında Markafoni’nin kuvvetinin oluyor olması da buna çok ciddi bir etki ama o iş modeli de şuanda çok ilginç bir iş modeli dünyada zaten çok hızlı büyüyen, müşteri sadakatinin daha az olduğu, rekabetin daha sert geçtiği ama çok da hızlı büyüyen bir iş modeli.Bir tane halkla ilişkiler firmasıyla anlaştık ve bütün gazeteciler için özel bir kit hazırladık çok işe yaradığını sanmıyorum, çok fazla haberimizde çıkmadı ilk açıldığımız zaman. 2000-2500 davetiye çıkartmışız eşimize dostumuza. İlk üyeler öyle gelmeye başladı ve bunun dışında da ekstra bir çabamız olmadı açıkçası, zaten sosyal medyaları kullanmadık.
Diğer ülkelerin hepsinde farklı isimler kullanıyor Markafoni, moda takipçisi anlamına gelen Modnakasta mesela Ukrayna’dakinin isimi tamamen Rusça. Türkiye’de gidip, Yunan birine bir şey satmak gibi bir şeyimiz olmadı hiçbir zaman olmayacak, bunlar hep kendi piyasalarında çalışan şirketler yani çok öyle uluslar arası tek bir isme ihtiyacımız yok ama zaten dünyada bizimle bu işi yapan herkes aynı şekilde yapıyor, yani Almanya’da kurulmuş bir şirketin İngiltere’deki ismi bile farklı ikisi de İngilizce olmasına rağmen diyor Tolga Tatari.
Üç ortak olarak birbirlerini çok iyi tamamladıklarına inanıyorlar, hepsinin kuvvetli yönleri farklı.
Şuanda mobil olarak satışımız sadece iphone üzerinden var ve düşük oranı karşılaştırılmayacak kadar düşük internetten,. %1 civarındadır. Bu stratejiyle çok alakalı bir şey, biz iphone’da uygulama yaparken düşündüğümüz tek şey iphone çok cool bir ürün, iphone üzerinden uygulama geliştiren ilk e-ticaret sitesi olmalıyız diyip yola çıkmıştık, şimdi mobil stratejisiyle bu işlere girişeceğiniz zaman sadece o kadar kısıtlı kalmayacak ,bunu arttırmak için biz başka çabalar sergileyeceğiz diye ifade ediyor Tolga Tatari.
Biz evet özel alışveriş kulübü olarak başladık bu işe ama şuanda kendi konumlanmamızla moda ve lifestyle üzerine yapıyoruz, özel alışveriş kulübü olmaktan birazcık kendimizi dışarı çekiyoruz, modelimiz özel alışveriş kulübü gibi çalışıyor, ama biz insanların modayı takip ettiği yer haline gelmeye çalışıyoruz, şuanda hem blogumuz buna çok elverişli ve çok iyi gidiyor, Türkiye’de ki en çok okunan moda blogu halinde, hem çalıştığımız markalar, markaların bize bakış açıları da bu yönde değişmeye başladı, Türkiye’de ki tasarımcılara destek veriyoruz, Türk tasarımcılarla çalışmaya başladık,  pazar günlerimizi sırf onlara ayırdık. Sırf tasarım ürünleri çıkmaya başladık. Bu şekilde de devam etmek istiyoruz yani, Türkiye’nin en büyük moda, e-ticaret şirketi olmaya çalışıyoruz.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/10/2010 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
16 Ekim 2010 Etohum Kampı Aslı Derbent (Veripark)

Yer: İstanbul

Tarih: 16/10/2010

Konuşmacılar: Aslı Derbent

Şirket: Veripark

Konu:  Veripark

Aslı Derbent: Veripark’ın kurucusu derken, aslında ben Veripark’ın kurucusu değilim. Özgür Yoğurtçu ve Özkan Erener var. Onlar dünyanın çeşitli ülkelerinde yeni iş olanaklarını araştırırken ben tanıtımına geldim. Temelde de aslında çok güzel bir binada Veripark’ın kurulumu Microsoft ile birlikte başlıyor. Freelance olarak evlerde çalışırken Özgür ve Özkan ben profesyonel olarak çalışıyordum. Pamukbank’ın internet şubesinin Microsoft Consultants Services’ın altyüklenicisi olarak yapmak üzere iş hayatına atılıyor ve hatta o zaman bir şirket ortada yok ama Microsoft’a fatura kesmemiz gerektiği için şirket kuruldu ve onun sonrasında da da işler kendini takip etti ve ilerledi. Sene 1998, internet Türkiye’ye yeni gelmiş ama bir websiteleri yapılırken üzerinde artık bunun üzerinde işlem yapılan siteler gelişmeli diye bir düşünce çıkmış. Pamukbank da Türkiye’nin ilk internet şubesini geliştiriyor. Bunun takibinde ilk aldığımız iş de Denizbank’tı ve Denizbank ile beraber pek çok değişik firmanın internet şubelerini ve finans sektörüne özgü çözümler üretmeye başladık. İnternet şubeleri, Call Center’lar .. yapan bir firma olduk. Demirbank, Advantage, Yapıkredi Yatırım’a proje yapıyorduk ve çok hızlı büyüyorduk. İki kişiden başlayan o şirket 2000 senesine geldiğimizde yüz kişinin üzerinde kişiye sahip, Etiler’de bir villada oturan ve burada da çok çeşitli projeler yapan bir şirketti. Ama 2001 de çok ciddi bir finans krizi oldu. Herhalde altmış kişi bir gün içerisinde eve geri döndü. Onun ötesinde de Veripark çok ciddi küçüldü, otuz kişilere düştük. O villadan taşındık küçük bir yere yani otuz kişilik bir ofise taşındık ve yeniden iş aramaya başladık ama çaldığımız her kapı, finans sektörüne çalışan bir tane firmayız ve finans sektöründe kriz var, bankalar zaten yarı yarıya küçülmüş durumdalar. Doğal olarak ne iş olsa yaparız diye gittiğimiz bankalar bile bizde hiç iş yok ki zaten bütün masrafları kıstık diye cevap verdi. Böylece biz anladık ki; aslında sadece bir sektöre özelleşmek, focus olmak, ya biz hazır değildik ya Türkiye hazır değildi o anda olmamız gereken yer değildi. Ve reel sektöre yöneldik. Reel sektörde aslında çok fazla firma çalışıyor, çok fazla firma var ama teknoloji yatırımları anlamında finans sektörünün her zaman birkaç adım gerisinde gelen, finans sektörü kadar bir yatırımı hiçbir zaman yapmayan, yapmak için ve inanmak için işin getirisini daha net hesaplayan “Refreturn on Investment” diye bir kavramları olan, bu bizim o güne kadar duyduğumuz bir şey değildi. “Bu işe bu parayı yatırıcağım ama ne kadar para kazanacağım?” ilk Arçelik sordu. Hiçbir fikrimiz yok yani çok güzel şeyler kazanacaksınızı cevap olarak kabul etmeyen müşteriler reel sektör. Biz herhalde maliyet muhasebesi  kavramını, hani bir işi yapıyorsun ama kaça mal ediyosun, yaptığın işten ne kadar kazanacaksın kavramını Arçelik’ten öğrendik. O zamana kadar finans sektörünün çok büyük bütçeleri ile zaten o piyasada o işi bizden başka yapan kimse yokken, çok güzel paralara çok güzel işler yapmakta iken anladık ki aslında biz, böyle bir hayat bitti. Yani 2001 krizinde dünyada artı Türkiye’de o hayat bitmişti. Şu anda bile herhalde 2000’lerin rakamlarına iş yapmıyoruz.

Ondan sonra reel sektörde iş yaparken tabi finans sektörünün krizi bütün Türkiye’yi etkileyen bir şey, reel sektörde iş yapıyorum, yapabiliyorum demek de çok gerçekçi olmuyor. Arçelik’le çalışmaya başladık, Birisa ile çalışmaya başladık, Opet ile çalımaya başladık ama bunlar bizi büyütecek kadar da büyük işler değil çünkü zaten öyle bir hayat yok ülke küçülüyor büyümek için çok niş bir şey yakalamamız lazım o an orada değiliz. Bizim burada çıkış yolu olarak gördüğümüz konu, mobil teknolojilerdi. O sırada mobil teknoloji diye bir şey hiç yok. Turkcell ile gelir paylaşımlı SMS projeleri yapmak üzer bir çalışmalar başlattık. Ve ilk kez de Show TV ile beraber, o zaman da Show TV bizim müşterimizdi. Show TV’nin internet sitesi üzerinden eski türk filmlerini Amerika’daki kişilere kredi kartı ile satan ve onu da Media Streaming ile izleten bir yazılım geliştirmiştik. Eskiden Özkan ile Özgür Amerika’da çalışırken izlemek istedikleri filmlerden geliyordu muhtemelen, ve şey o yazılımda olan, ordan gelen bir müşteri yakını Show TV’yi bir yarışma hazırlamaya ikna ettik orda Şebnem Shaffer çıkıyor, bir soru soruyor, altında 4 tane seçenek var, o seçeneğe SMS atıyorsunuz, SMS’lerin sonucuna göre de doğru cevabı bilenlerde bir şey kazanıyorlar. Ama bunun sonunda hedef sorular çok kolay, çok fazla SMS gelmesi ve SMS’lerin de gelir paylaşımı ile bize de para kazandırması. O bir başarı hikayesi idi. Sonuçta dakikada 2700 SMS geldiği zamanlar oldu. Ondan sonra benzer yarışmalar devam etti, bunun çok üzerlerine çıkılmıştır ama krizin Veripark’a kazandırdığı birkaç konudan bir tanesi:  Muhtemelen en önemlisi biz mobil pazara girdik ve mobil alanda da bir şeyler yapmaya başladık. Sonra kriz geçti ve Türkiye yeniden büyümeye başladı. Türkiye büyürken biz yine finans sektörüne, finans sektörü de büyümeye başladı. İnternet şubesi bir sürü bankanın yine yoktu ve tek internet şubesinin KnowHow bizdik. Birkaç tane rakibimiz çıkmıştı ama onlar krizde batmıştı, krizde de böyle bir şey her krizde aslında yazılım sektörü en çok darbeyi yiyen sektör oluyor. Çünkü yazılım sektöründe bir sermaye derinliği hiç yok hani entelektüel sermaye denen aslında masalarında oturan kişiler ile para kazanıyoruz biz. Ve onların maaşını ödeyemezseniz ki nakit akışı diye bir şey muhtemelen herkesten duyuyorsunuz nakit akışı çok önemli diye yani önemli şöyle; çok alacağınız olabilir ama kasada para yoksa maaş ödeyemiyorsunuz iki ay maaş ödeyemediğinizde de kimse orada oturmuyor. Çok basit bir şekilde insanlar da gidince onların yazdığı ile para kazanacağınız için para kazanamamaya başlıyorsunuz ve hemen batıyorsunuz. Çok hızlı ve kolay bir süreç oluyor.

Daha sonra Türkiye büyürken  biz de internet şubeleri yapmaya devam ettik ama bu sefer tabi biz krizden gelen öğreti ile sadece finans sektörü ile değil reel sektör de de büyümeye başladık. Orada pek çok entegrasyon projesi yaptık. Ödeme sistemleri projesi yaptık. Bizim finans sektöründe kazandığımız ödeme sistemleri konusundaki KnowHow’ımız aslında reel sektörde hiç olmayan bir KnowHow’dı. Bunların otomatize edilmesi hiç düşünülemeyecek şeyler idi. Hem bankalardaki müşterilerimiz kullanıp, hem de reel sektördeki müşterileri bir araya getirip ödeme sistemleri otomasyonları projeleri yaptık. Bayi entegrasyon projeleri yaptık. Bankalardaki çok acayip garip sistemlere entegre olurken öğrendiğimiz KnowHow aslında reel sektördeki bayii entegrasyonu projelerindeki o sistemler bize çok daha basit geliyordu çünkü biz hiç tanımadığımız IBM’in mainframe’i Türkiye’de beş yerde görebileceğimizi düşündüğümüz şeyler ile entegre oluyorduk diğer tarafta. Bu şekilde büyürken yine bir büyüme trendinde ve bu sefer ayaklarımız çok daha sağlam yere basarak, bu sefer karlılığa dikkat ederek, yaptığımız işten ne kadar kar edeceğimizi bilerek büyümeye devam ettik. Burada da 2006-2007 senelerinde bu büyümeyi sürdürebilmek için aslında Türkiye’deki pazarın sınırlı olduğunu ve tabi yurtdışında katıldığımız fuarlarda gördüğümüz, yurtdışında fuara katıldığınızda bir şirket görüyorsunuz sadece bir SMS gönderen altyapı yazmış, SMS Gateway yazmış, biz onu yan ürün diye biz onu internet şubesinin içinde ismini teklife yazmadan verdiğimiz şeylerdi. Burada aslında çok güzel şeyler yapılıyor ve biz kıymetini, değerini bilemiyoruz. Daha doğrusu sanırım biz pazarlama bilmiyoruz. Sonuçta biz hepimiz mühendisiz, pazarlama hiç bilmedik, mobil işine ilk girmiş bir firma olarak neden Veripark Mobil işinde değil, biz pazarlama bilmiyoruz, biz ticaret bilmiyoruz aslında, biz yazlım biliyoruz. Biz yazlım yapıyoruz. Üstelik bundan zevk alıyoruz. Bunu yaparken de yazılımda hayatımıza devam etmek isterken yurtdışında olmalıyız çünkü bizim ürünler zaten yurtdışında yoku gördü. Burada da ilk seçtiğimiz kısım Avrupa pazarını inceledik. Avrupa pazarı çok kapalı ve Türkiye’ye karşı biraz taraflı yani Türkiye’den bir şey almak konusunda çok istekli olmayan bir pazar olarak gözümüze gözüktü onun için de Ortadoğu pazarını seçtik. 2007 senesinde ortadoğuda çalışmalara başlamıştık, müşteri ziyaretlerine başlamıştık. Ve orada da ilk Dubai Bank ile internet şubesi yaparak ilk işimiz aldık. Sonrasında 2008 senesinde Dubai’deki ofisimizi kurduk, şuanda otuz kişilik bir Dubai ofisimiz var ve beşin üzerinde internet şubesi artı CRM pek çok değişik konularda müşterimiz var. Dubai ofisi de Körfez Ülkeleri: Ürdün, Beyrut ,Lübnan gibi Ortadoğu ülkelerine hitap etmek amacı ile kuruldu. Oralarda çalışıyor, müşterileri de o bölgede. Daha sonra fark ettik ki büyüme ihtiyacımız var çok fazla işimiz geliyor, bayiden de işler geliyor temelde tüm geliştirme ekibi İstanbul’da, işler İstanbul’da yapılıyor. Uyarlama çalışmaları, Müşteri Yönetimi, Müşteri Destek gibi işler Dubai’de yapılıyor. Yazılım geliştirme tarafı burada yapılıyor. Burada ama gördük ki İstanbul’da da büyürken zorlanıyoruz bu büyümek de yetkin yazılımcı kaynağı bulmak İstanbul’da bizim için zor oluyor. Onun üzerine İzmir’de bir ofis açtık. Şuanda İzmir’deki ofisimiz yine İstanbul’daki müşterimize uzaktan yazılım geliştiriyor. Burada bizim aslında Körfezde büyüyeceksek ya da yurtdışında büyüyeceksek uzaktan yazlım geliştirme tekniklerimizi iyileştirmemiz gerektiği de bir başka kendimize edindiğimiz ders idi. Bunu yapamazsak yani Dubai’De yaşatacaksak  birilerini zaten orası da çok pahalı, hiç kar etmeyeceğiz, iş modeli olarak anlamını yitiriyordu. Dubai, Ürdün ve Beyrut’a uzaktan iş yaparken öğrendiğimiz öğretiler ile aslında İstanbul’daki bir grup müşterimizin işini İzmir’den yapıyoruz. Ama yine daha fazla büyümeye ihtiyacımız oldu ve iki ay önce Mısır’da bir ofis açtık, şuanda on kişilik bir ofis ve Mısır’ı da neden seçtik: Mısır yetmiş milyon nüfusu ve de eğitimli bilişimci kaynağı olan bir ülke. Uzaktan Development ofisi kurmak amaçlı kullanmak üzere Mısır’ı seçmiştik ama sanırım orada satış fırsatları olduğunu da görüyoruz. Aslında kaliteli yazılım üreten ve kaliteli servis veren, servis kavramını bilen, müşteri memnuniyeti ne demektir bilen. Memnun edince işin bittiğini anlayabilen mentalite olarak bu mantıkta firma bölgede çok fazla yok. Mısır da buna dahil. Bence Rusya’da, Belarus’da ve Ukrayna’da da böyle fırsatlar da çok var. Burda kavramsal olarak bir firma ile çalışırken bizim gördüğümüz firmanın farklılığı nedir: çok iyi yazılımcılarının olması, çok yetenekli, çok zeki insanlar olması değil sadece. Bir mentalitesi olması ves siz karşınızdakine güvenmeniz ve yapacağım dediği işi de vaad ettiği kalitede zamanında bitiriyor olması. Bu firmanın mentalitesi. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağını biliyor olmanız ve bu şekilde güvendiğiniz firmalar bence yazılım alanında başarılı oluyor. Benim gördüklerim o şekilde. Ve bu firmalardan çok fazla yok. Türkiye’de biraz daha fazla var çünkü biz müşteri memnuniyeti ne demek, müşteri hakları gibi konulara, belki bireysel tüketici olarak çok hakkımızı korumuyoruz diye düşünüyor olabiliriz ama firmalar olarak koruyoruz. Biz bunları daha önceden geçirdik. Bizim müşterilerimiz tamam bu bitti dediğinde hayır bitmedi der ama analiz dökümanına yazdınız bakın aynısını demişsiniz dediğinizde “Tamam da ben ne bileceğim böyle olduğunu, ben yazılımcı mıyım? Bunun çalışmayacağını, benim istediğimin olmadığını söylemek senin görevin der” ve bunu yapıp bitirmeden de ordan çıkamazsınız. O yüzden biz bu mentaliteyi öğrenmişiz. Fakat bunu Hintli firmalar öğrenememiş. Ne yazıyorsa onu yapıp ondan sonra gidiyor. Ama Araplar bizim kafamızda olduğu için, eski Türkler zaten orası olduğu için yada Rusya’da hiç kimse servis nedir görmediği için aslında bizim gibi firmalar için Türkiye’de yetişmiş, Türk mentalitesi ile çalışan, müşteriyi memnun etmeden oradan çıkamayacağını bildiğiniz firmalar için bence bölgede, yurtdışında, bölgede özellikle çok fazla fırsat var. Biz de bundan yararlanarak bölgede büyümeye devam ediyoruz. Şuanda 125 civarı kişiyiz ama her gün büyüyoruz yani şu anda kaç kişiyiz ben de tam olarak bilmiyorum. Türkiye’nin bütün büyük firmaları ile çalışıyoruz diyebilirim, neredeyse her bankası ile çalışıyoruz en azından. Finans sektörünü bırakmadık sadece sepeti dağıttık bütün reel sektördeki firmaların hepsi ile çalışıyoruz. Koç grubu ile çok yakın çalışıyoruz, Sabancı grubu ile çok yakın çalışıyoruz. Mobil operatörlerin hepsi ile çalışıyoruz. Sanırım bu kadar bizim hikayemiz.

Sorular ile devam ediyor olabiliriz.

Ben de aslında eski zamanda doğduğum günden başlayacaktım ama o kadar eski ki oraya gitmeyelim dedim.

Soru: Birim maliyet olarak İstanbul’a bir dersek İzmir ve Dubai kaçtır?

Yanıt: Dubai 0.75 dir. İzmir 0.80 dir.

Soru: Dubai’deki ofisteki proje geliştiren çalışanlar Türk asıllı ı?

Yanıt: Maalesef değil. Türkler Dubai’ye gitmek istemiyor. Hintli, Pakistanlı, Arap. Dubai’yi beğenmiyor.

Soru: Peki karşılaştırma yaparsak Türk programcı daha iyi ya da Dubai’deki çalışanlar daha iyi diye fikriniz ne olur?

Yanıt: Karşılaştırmam gerekirse türk yazılımcılar ile hintli pakistanlı yazılımcılar arasında ciddi yaklaşım farklılıkları var. Bir iş tarif edildiğinde bizim şirkette çalışan herkes için söyleyebilirim, bütün yazılımcıları genellemeyeyim. O işin neden yapıldığını, ne olacağını, sonunda ne çıkması beklediğinle ilgili eğer anlatamamışsak sorarlar ya da yaparken bunu düşünerek yaparlar. Ama başka şey aslında bu belki de nosyan ile ilgilidir belki de, hintli pakistanlı öğretisinde analiz geldiğinde, kağıtta ne yazıyorsa onu yapan, kişisel yorum katmayan bir yazılımcı öğretisi var. Bu da tabi bize farklı geliyor ve çok zorluyor çünkü bu kadar net analiz çikarmak zaten kodu yazmak ile aynı şey. O yüzden case-tool’lar arıyoruz

Soru: Peki 3-4 ülkede operasyon yürütmek ne kadar zor. Ne gibi zorlukları oluyor?

Yanıt: Ya çok zor. İşte böyle dağılarak yönetilebiliyor. Şöyle: operasyonlar aslında ayrı. İşi yapan olarak operasyonlar ayrı. Türkiye ofisine, Dubai Türkiye’ye bir işi veriyor, sanki Türkiye Veripark değil de başka bir firmaymış gibi, outsource edermiş gibi veriyor. Ve işi de başka bir firmada Veripark müşterisine yaparmış gibi son ürün olarak kendisine alıp, yapıyor. Çünkü grift olarak bunları çalıştırmak çok kolay değil. Biz burada müşteriyi görmediğimiz için ve ihtiyacları anlamadığımız için net olarak orası adına yorum yapıp yanlış bir şey üretme riskine girmemeye çalışıyoruz. Oranın idari işleri ayrı çünkü kuralları ayrı, muhasebe sistemi ayrı, iş kanunu farklı. Orayı başka birisinin, legal anlamda da başka birisinin, başka bir idari işlerin idare etmesi gerekiyor.

Soru: Ülke seçerken hata yaptınız mı daha önce?

Yanıt: Yaptık.

Soru: Yani bu ülkeleri seçmeden önce başka bir ülkeyi, avrupayı mesela?

Yanıt: Şöyle:  Avrupa’ya girmeyi aslında, İngiltere’de bir şirket kurup, İngiltere üzerinden  iş yapmayı düşündük, araştırdık hatta oraya da gittik fakat İngiltere bu krizde çok kötü durumda. İngiltere bu krizde Avrupa’nın en kötüsü belki de Dünya’nın en kötüsü durumunda. O yüzden İngiltere’deki ofisi kapattık şimdi Amerika’ya bakıyoruz. Ama onun ötesinde ülke seçerken hata mı bilmiyorum. Hani bazı şeyler biraz da şansa denk geliyor, şansın etkisi de var. Ben mesela ülke seçiyor olsaydım Dubai’yi ve Rusya’yı seçerdim eminim ortaklar da o şekilde seçerdi ama günün sonunda bizim bağlantılarımız, tanıdıklarımız, nerelerde iş yapacağımıza dair ilk başlangıç adımlarını atacağımız yerler bu şekilde gelişti ve bu şekilde başladık.

Soru: Şuanda Türkiye’de kaç kişi çalışıyor bu arada?

Yanıt: Türkiye’de 100’e yakın. 100 galiba.

Soru: Bu arada diğer ortaklar farklı ülkeler ile değil mi?

Yanıt: Evet. Bir tanesi Amerika’da, bir tanesi Dubai ofisinin başında, biri şirket ile tamamen alakasını kesti ve Güney Afrika’da dolaşıyor.

Şimdi şöyle bir şey var: Girişimcilik, heyecanlı bir iş ve herkesin, şimdi ilk işe başladığımızda biz nasıldık, biz yazılım yazmayı çok seven insanlarız, iş yapmayı, proje yapmayı çok seviyoruz. Projeyi yapalım hem de yapılamaz bir şey ise o zaman bayılıyoruz mutlaka içinde olmak istiyoruz. Hatta üzerine para bile verebiliriz. Para vermeseler de o işe atlıyoruz, kişiliğinde insanlarız ve aslında şirket büyürken aslında hep bu kişilerimiz şirketi büyüttü. Ama günün sonunda şirket belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra işler operasyonel işler oluyor. Ve bu ruh aslında operasyonel işi sevmiyor. Ben hasbel kader evlenip çocuk doğurmamış olsam muhtemelen ben de Rusya’da yada bilmem nerede olmak isteyeceğim. Operasyonel olarak 100 kişilk şirketi yönetmek artık seni heyecanlandıran, abuk sabuk işleri yapmak değil şirketin stratejileri doğrultusunda doğru işleri yapıyor olabilmek, belli prosedürler çerçevesinde çalışabilmek, çok istemene rağmen bir işi bile bile yapmamak ve kar ettiğin işlerin peşinde koşmak gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Ya da ona göre stratejiler ortaya koyma gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Bir politikalar olması gerekiyor, şirketin bir insan kaynakları politikası olması, bir maaş politikası olması, bir şirketteki developerların seviyelerinin olması, onlara uygun maaşlar aldıklarının garantisi, bunların hepsi  aslında sizin sınırlarınız.. Sınırsız bir dünyadan tamamen operasyonel sınırlı bir dünyaya giriyorsunuz ve benim ortaklarım, işte Özgür Amerikaya gidenin ilk söylediği, eğer ben böyle bir şirkette çalışmak istesem kurumsal bir yerde çalışırdım ne işim var burada, aslında o kadar dürüst bir söylem ki bu, evet kurumsal bir yerde çalışabilirsiniz ve onun yetkinliğinde birisi eminim ben bizim şirkette kazandığından çok daha fazla para kazanabilir kurumsal bir yerde. Bu bir ikilem. Gerçekten öyle, bir zamandan sonra çok sevdiğim bir iş hiç sevmediğim standart bir işe dönüşüyor ama şirketin büyümesi de bu demek. Bunu kabullenip hareket etmek gerekiyor. Bizim şansımız bunu büyüme adı altında başka mecralara yelken açarak bunu çözdük.

Soru: Amerika’da bir yapı var mı şu anda?

Yanıt: Henüz yok. Oluşmaya çalışıyor.

Soru: Nerede peki?

Yanıt: New York’ta.

Soru: Çin ve Hindistan, yani buralara hiç baktınız mı? Hem yazılımı outsource etmek açısından hem de orada faaliyet göstermek açısından?

Yanıt: Şimdi şöyle: Ben milliyetçi bir insanım demiştim ya bana yazılım outsource etmek kanıma dokunuyor. Yazılımı biz burada yapabiliyor olmalıyız. Yapamıyor olmayı ben anlamıyorum. Çin’in yazılımını biz yapıyor olmalıyız. Çünkü o yetenekte insanlar var, bu işi seven insanlar var ve çok daha zeki insanlar var. Düz mantıkta söyleneni değil, ötesini düşünerek düzgün kalitede iş üretebilen insanlar var. Biz Hindistan ile iş yapıyoruz. Bizim çalıştığımız bir grup büyük banka Hindistan’a outsource iş yaptırıyor. Bizim yaptığımız bir kısım işi onların bitirmesi yada onların baladığı işlerin bir kısım bizim bitirmemiz gerekiyor. Ama Hindistan’da bizim bir adamın yaptığı işi 3 kişi yapıyor. Yani bir tane developer, bir tane onu kontrol eden, bir tane de unit tester denen bir adam. 3 kişi aynı işi yapıyor. Yani bana gerçekten çok anlamlı gelmiyor orada çok insan var diye o işi oraya göndermek. Türkiye’de çok işsizlik var, Türkiye’de çok insan var ama biz doğuya gidip bir Veripark Diyarbakır kuramıyoruz, kurabiliyor olmamız lazım, ya da bir Veripark Erzurum kuramıyoruz orada insanları yetiştirip oradan iş gücü ve yazılım üretebiliyor ve biz yurtdışına yazılım satıyor olmalıyız.

Soru: Genişleme sürecinde yetişmiş yazılımcı bulmakta zorlanıyorsunuz sanırım.

Yanıt: Mutlaka. Kendimiz yetiştiriyoruz.

Soru: Peki aynı şekilde ortakların yanı sıra çalışanlarda da bir yazılımcının doğası gereği bir motivasyon sorunu oluyor özellikle 2.yıldan sonra, birkaç yıldan sonra yazılımcılar spesifik bir proje ile uğraşıyorlarsa motivasyon da çok zor oluyor. Bununla ilgili bir çalışma yapıyor musunuz?

Yanıt: Şöyle aslında bu kurumsallaşma sürecinde artık yazılımcı diye yazılımcıların terfilerinin olması, bir kariyer planlamasının olmasını kurgulamış olmanız gerekiyor. Ve hani yazılımcıyı orta kademe yönetim ve üst yönetime taşıyacak bir kariyer path’iniz olması gerekiyor. Bir başka şey de aslında bizim projelerimiz senelerce sürmüyor, 6 ayın üzerinde süren projemiz yok. İnsanları olabildiğince değiştiriyoruz. Bir yerde tutmamaya çalışıyoruz. Çünkü gerçekten proje yapmayı seven insan aynı projede 2 sene kalmaz. Ona kaldığı zaman gider, başka bir projeye gider. Bir de bu şekilde sürekli dinamik başka projeler yaparak, hızlı projeler bitirerek motive olmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Soru: Yurtdışında yerel ortaklarınız var mı?

Yanıt: Hayır yok.

Soru: Yöneticiler buradan mı gidiyor?

Yanıt: Hayır. Dubai’nin yöneticisi bizim kurucu ortağımız Özkan Erener. Mısır’a oradan birisini aldık yani lokal birisi var ama profesyonel yönetici, ortak değil.

Soru: Ortakların artık fazla zevk almadığını söylediniz artık işlerden acaba artık zevk alınacak bir iş kalmadı mı yoksa inovasyona zaman mı ayrılmıyor burada?

Yanıt: İnovasyona zaman ayrılmıyor demeyelim. Ortaklar operasyonel işlerden zevk almıyorlar. Bizim ortaklardan herhangi birisini developer olarak şirkete alsan bayılır orada bir sıkıntı yok hatta beni developerlığa geri getirseniz en sevindiğim iş olabilir. Orada bir sıkıntı yok. Ama şimdi genel müdürseniz %20 bile herhangi bir proje ile ilgilenemiyorsunuz. Yani %50 den fazla zamanınızı satış görüşmeleri kapatıyor. Onun sonrasında mevcut müşterilere gidip, mutlu musunuz, nasılsınız, biz nasıl gidiyoruz sorusu ile geçiyor ve bu sıkıcı bir şey. Muhasebe dünyanın en sıkıcı şeyi. Ve şöyle bir şey şirket yöneticisi olacaksanız muhasebe bilmeniz gerekiyor. Muhasebe işini yapmak anlamında değil. Ama bir muhasebe tablosunu okumanız gerekiyor. 2 gün sonra sizi almaya gelen şirket sizin cironuzun bilmem neye oranı, uygun bir oran değil bu oran. Bana ne ki ondan ben belki kar ediyorum, tamam da bu karın gelecek garantisi yok. Nasıl yanı o orandan mı bu çıkıyor? Birden öyle anlamlı bir şey ortaya çıkıyor.

Soru: Piyasa mutlaka o şekilde gelişiyor ama yeni bir şeyler yapılabilir mutlaka ilk başta nasıl farklı zorlu şeyler deneniyorsa şimdi de yapılabilecek bir çok şey var. Neden daha çok firma içindeki işler ile daha çok ilgileniyorsunuz da dışarıya dönük piyasanın ihtiyaçlarına göre bir şey fazla kodlanmıyor yani firmanızda

Yanıt: O zaman ben yanlış anlattım. Böyle bir şey yok. Veripark şuanda Türkiye’de birçok teknolojiyi ilk implemente eden yerdir. Veripark kendini böyle satıyor. Ben zaten Türkiye’de olan bir uygulamayı, zaten kendini ispatlamış bir teknolojiyi satamam ki. Benim müşterim Akbank. Yazılımcısı zaten 1000 kişi 1500 kişi yazılımcısı var o insanların. Onlara birey satabilmek için onlara bilmedikleri bir şey satmam gerekiyor. Ya da Arçelik, Arçelik’in bir tane şirketi mesela KoçSistem kaç katıdır Veripark’ın. Koç grubunun kendi içindeki IT’ler kaç katıdır. Veripark’tan bir şey alıyorlarsa bunun tek sebebi  işte hiç bilmedikleri beta olan BizTalk 2009 iken kurulmuş bilmem ne adaptörünü implemente etmiş bir firma olduğumuz için gelin yapın denmesi. Ya da Akbank bizimle çalışıyorsa, Garanti bizimle çalışıyorsa, İşbankası bizimle çalışıyorsa o teknolojiler onun içerisine gelmediği için henüz bizim ile çalışıyor. Yoksa yeni teknolojiyi araştırmıyoruz, yeni teknolojide yazılım geliştirmiyoruz anlamında değil. Sonuçta şirketin büyüyebilmesi için başka alanlara yönelmeniz ve o alanlarda şirketi büyütmeniz lazım. Birden bizim proje yapan misyonumuz şirketi büyütmek için Dubai’de iş kovalayan Türkiye’de iş kovalayan bir misyona dönüyor. Operasyonele dönen kısım bizim için bu yoksa proje yaptığımızda ben Aslı olarak bir tane proje yapabilirim, 6 ay. Ama şuanda Aslı olarak 2o tane projeyi alıyorum o 6 ayda 20 tane proje yapan bir şirketim var. Benzer bir iş Özkan’da da var.

Burak Büyükdemir: Son soruyu alalım.

Soru: Birden çok alanda yazılım önerileriniz?

Yanıt: .Net. Şuan en çok .Net’te yazılım yazıyoruz.

Burak Büyükdemir: Aslı çok teşekkürler

(alkışlar)

 

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/10/2010 | Kategori: etohum.tv | Yazan: Burak Cakmak
Etiketler: , , , , ,