Etohum.tv

Sponsorlar

nokia.com reklamz.com yemeksepeti.com sahibinden.com sporx.com bilyoner.com marjinal.com.tr mynet.com markafoni.com pozitron.com sadecehosting.com nokta.com mackolik.com Gelirortaklari rixos.com EBAN Pozitiftv kthcongress.com kurumsalhaberler sendloop.com

Arama






Etohum EBAN üyesi oldu

Etohum, Avrupa’daki melek yatırımcılar, tohum fonları ve erken aşamadaki şirketleri destekleyen iş meleklerini biraraya getiren ağ EBAN‘e üye oldu. Böylece önümüzdeki dönemde daha aktif olarak yabancı ağlarla ilişkiyi geliştirmeye çalışıyor olacağız. Avrupa’daki melek yatırımcıların ilgisinin giderek arttığı bu noktada Avrupa İş Melekleri Ağı (EBAN)‘la işbirliği tüm girişimcilere faydalı olacağını umut ediyoruz.

Avrupa’daki iş meleklerini bir araya toplayan, Avrupa İş Melekleri Ağı (EBAN) 27 ülkeden 100’den fazla kurumu bir araya getiriyor. Avrupa İş Melekleri Ağı (EBAN), 1999 yılında, Avrupa’nın önde gelen iş melekleri ağlarından oluşan bir grup tarafından, EURADA (Avrupa Bölgesel Kalkınma Ajansları Birliği) ile Avrupa Komisyonu’nun mali desteğiyle kuruldu. EBAN’ın amacı iş meleklerinin bölgesel ekonomik kalkınmadaki rolleri hakkında tüm Avrupa’yı bilinçlendirmek, girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getirmek.  Kurulduğu günden beri EBAN, aşağı yukarı 20 üyeli bir organizasyondan, 27 ülkede kurulu 100’den fazla üye kurumu içinde barındıran büyük bir birliğe dönüştü. Türkiye’nin de üyesi olduğu EBAN, günümüzde Avrupa’da faaliyet gösteren 320 iş melekleri ağından yaklaşık 250 tanesini temsil ediyor.

Avrupa’daki yatırım piyasasını temsil eden EBAN, melekler piyasasında araştırmalar yapmak, gerçekleri ve eğilimleri tespit etmek, en iyi uygulamaları tanımlamak gibi hizmetler de veriyor.

EBAN’in hedefleri:

- Avrupa’daki başlangıç aşamasındaki yatırım piyasasını temsil etmek,
- Melekler piyasasında araştırmalar yapmak, gerçekleri ve eğilimleri tespit etmek,
- En iyi uygulamaları tanımlamak ve paylaşmak,
- Avrupa’daki iş melekleri ağları ile başlangıç aşamasındaki fonların rolünü anlatmak ve bilinirliklerini sağlamak,
- Sektördeki aktörler arasındaki sinerjiyi ve ağ oluşturma fırsatlarını ortaya çıkarmak,
- Avrupa’da profesyonel yapılar ile kalite standartlarının ortaya çıkmasını sağlamak,
- Melekler ve başlangıç aşamasındaki yatırımlar endüstrisini ve hareketlerini desteklemek.
Eban hakkındaki röportaj için

Etohum Yatırımcı Kulubü

Etohum Yatırımcı Kulubü konusunda detaylı bilgi için iletişime geçebilirsiniz. Etohum Fonu katılımcıların referanslarını kullanabilirsiniz

 

 

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 24/02/2011 | Kategori: Genel, Haber | Yazan: Burak Büyükdemir
2 Nisan Etohum Kampı İzmir

Canlı Yayın Sponsorları: Pozitiftv & Sadecehosting

2011 yılının ilk Etohum İzmir Kampı 2 Nisan Cumartesi günü İzmir Ekonomi Üniversitesi‘nde gerçekleşiyor.

İzmir’li girişimci pabbuc.com‘un kurucusu Serdar Yaman’la başlayacak olan kampta, yine merkezi İzmir olaran Eticaret şirketi Ereyon.com‘un kurucusu Aziz Ülkü’de katılacak. Ankara’dan nokta.com‘un ortaklarından bizlere hem izlesene.com’u hem de diğer projeleri anlatacak. Program öğleden sonra Dijital Büro İstanbul‘un kurucu ortağı Uğur Şeker’le devam edecek. Geçen kampa son anda katılamayan Serdar Kuzuloğlu bu sefer İzmir’li hayranlarıyla buluşuyor. Öğleden sonra Kuzuloğlu’nun teknoloji, internet ve yeni ekonomi üzerine keyifli sohbetini dinliyor olacağız. Serdar Kuzuloğlu’ndan sonra Gittigidiyor ortaklarından ve Cimri.com‘un kurucusu Aydonat Atasever ve Promoqube‘un kurucu ortağı Özgür Alaz’la 2 Nisan İzmir Kampı sonlanıyor.

2 Nisan Cumartesi Etohum kampı İzmir programı
08:00 – 09:00 Kayıt – Simit – Çay – Peynir
09:00 – 09:45 Serdar Yaman – Pabbuc.com
09:45 – 10:00 Çay Kahve arası
10:00 – 10:45 Aydonat Atasever – Cimri.com
10:45 – 11:00 Çay Kahve arası
11:00 – 12:00 Başar Ekim – İzlesene.com, blogcu.comnokta.com
12:00 – 13:00 Öğle yemeği arası
13:00 – 13:45 Uğur Şeker – DBI
13:45 – 14:00 Çay Kahve arası
14:00 – 15:30 M. Serdar Kuzuloğlu – Radikal
15:30 – 16:00 Çay Kahve arası
16:00 – 16:45 Aziz Ülkü – Ereyon.com
16:45 – 17:00 Çay Kahve arası
17:00 – 17:45 Özgür Alaz – Promoqube
17:45 – 18:00 Kapanış

Tarih: 2 Nisan 2010 Cumartesi
Saat: 08:00 – 18:00
Yer: İzmir Ekonomi Universitesi Konferans Salonu

Kampa katılmak için lütfen formu doldurunuz

Etohum İzmir - 2 Nisan 2011
  1. (gerekli)
  2. (gerekli)
  3. (gerekli)
 

cforms contact form by delicious:days

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 23/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , , , ,
2 Nisan’da Girişimciler İzmir’e uçuyor

2 Nisan Cumartesi günü Etohum İzmir Kampını yapıyoruz. İzmir Ekonomi Üniversitesinde düzenleyeceğimiz bu kampa tüm girişimcilerle beraber gidiyoruz. İlkini 18 Aralık’ta yaptğımız girisimcilerucuyor.com etkinliğinin 3ncüsünü gerçekleştiriyoruz.

İzmir’e Anadolujet‘le Sabiha Gökçen Havaalanında buluşup, sabah 7:00′deki uçakla gidip 20:40′da dönüyoruz.

2 Nisan 2011 Cumartesi – Anadolujet 07:00 SAW ADB TK7270
2 Nisan 2011 Cumartesi - Anadolujet 20:40  ADB SAW TK7275

Girisimcilerucuyor.com İstanbul – İzmir uçuşuna katılmak istiyorsanız lütfen aşağıdaki formu doldurunuz

Etohum İstanbul - İzmir - 2 Nisan 2011
  1. (gerekli)
  2. (gerekli)
  3. (gerekli)
 

cforms contact form by delicious:days

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 23/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , , , ,
Ali Sabancı Etohum Antalya Kampı 2011

Şimdi bir genç girişimciler kurulu başkanı olarak size bazı bilgiler vermek istiyorum. TOBB’un genç girişimciler kurulu başkanı benim. Nevzat nerede, Nevzat gitti mi. Nevzatla, Emre de üst kurul üyeleri, Emre’yi dost kontenjanından aldık girişimci olarak değil. Girişimciliğin neden önemli olduğunu size anlatacağım, diğer bir şapka nasıl yatırım yaptığımı anlatacağım aynı zaman da yanlış yaptığım yatırımlarda nasıl çöktüğümü de anlatacağım. Bir de son şapka da hem yatırımcı hem yönetici olduğum şirket hakkında size bilgi vereceğim onun da ismi Pegausus havayolları.

Önce bana göre girşimci olarak hayata nasıl bakmak istediğimize karar vermemiz lazım. Önce şuna karar vermemiz lazım, neyi oynayacağız? Atıl ve mağduru mu oynayacağız, Türk filmlerindeki çaresizi mi oynayacağız, sorunlara bakacağız, şikayet edeceğiz, suçlayacağız çünkü mağduruz, ümitsizliğe kapılacağız, bu bir hayat felsefesi. Aranızda böyle olmak isteyen var mı? Peki aranızda böyle olmak isteyip de Pegasus’la uçmayan var mı?(Gülüşmeler) Esasında gelmek istediğim nokta; ben biraz yapıcı ve katılımcı olmak istiyorum oldum da. Birazdan Pegasus’u size kısaca anlattığımda çok çaresiz bir durumdan başlayacağım. Öyle bir pazar anlatacağım ki size manyak mısın olum sen niye bu işe girdin diyeceksiniz. Ama sonra bir şeyler başardığımızı göstereceğim çünkü pozitif yaklaştığımız için pazarın ihtiyaçlarını iyi tespit ettiğimiz için ve çözümler ürettiğimiz için. Girişimcilik Türkiye için neden önemli? Çünkü girişimcilikle kişi başına gelir birebir paralel. Bir popülasyonda girişimcilik arttıkça kişi başı gelir de artıyor, zenginleşiyoruz. Türkiye de sorun ne? Türkiye de girişimci az ama gelir de az. Esasında Türkiye’de girişimci sayısı arttıkça gelir de sağa doğru kayacak. Mesela geçenler de Hüsnü Özyeğin Bey ile beraberdik, dedim ki Hüsnü Bey sizin yaptığınız işten dolayı Türkiye’ye ne kadar para girdi? 7 milyar dolar dedi adam. Demek ki adamın sadece kendisine faydası yok çünkü 7 milyar dolar ülkemize girmiş. Peki biz; Nevzat, Ben Berrak Hanım ve kısmen Emre(Gülüşmeler) neden uğraşıyoruz? Çünkü biz esasında Türkiye de girişimci sayısını artırmak istiyoruz. Tek gayemiz bu, Eğer başarırsak zenginliğimizin artacağını düşünüyoruz.

Ben nasıl bir bireysel yatırımcı oldum? Çoğunuz biliyorsunuz benim öyle yatırımcı olmaya filan ihtiyacım yok, benim esas başarım doğru anneyi babayı seçmem. Bu yetmedi gittim bir de doğru kayınpederi seçtim dolayısıyla ben anadan, babadan, kayınpederden zengindim. Birileri bu zenginliği benim adıma yönetiyordu ve bunun üstüne bir de çok itibarlı bir kartvizitim vardı. “Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş. Strateji ve İş Geliştirme Grup Başkanı” ve altta da Ali Sabancı yazıyor. Dolayısıyla çok itibarlı da bir işim vardı sonra bir şey oldu o da ne? Cep telefonu ihalesi üzerinde çalışıyorduk o zaman da Sakıp Amcam Yönetim Kurulu Başkanı. Cep telefonu ihalesi üzerine çalışıyoruz ama bir kural var holding genelinde: Cep telefonu kullanmak yasaktır. Çünkü bu çok lüks bir şeydi. Zaten o zaman penetrasyon %6 civarındaydı taş çatlasa 15’e ancak gelir filan diye düşünüyoruz. Bu Turkcell halka kapalı %12 si Yapı Kredi Bankasında ben en iyisi biraz Yapı Kredi Bankası hissesi alayım kendi adıma dedim. Benim ilk yatırımım buydu ve bundan da 19 metrelik bir sürat motoru aldım kendime. O zaman dedim ki kendi başıma bir şeyler denemem lazım. Ne yaptım?
Birinci fırsat, 1. boğaz köprüsünü geçiyordum Emre bana dedi ki ya internet diye bir şey var biz bir kaç arkadaş gireceğiz bu işe sen de gel dedi. Peki. Ben açıkçası 4 senem boyunca çok eğlendim, galiba 2,5 gün filan gittim toplamda o işe. 2 yeni ve çok kaliteli arkadaş edindim. Ve şöyle bir hayalim vardı, diyordum ki ben bu gibi insanlarla bir masa etrafında ailelerimizle oturacağız ve birbirimizle birlikle para kazanacağız. Tabi bu hayvanların 2 si hiç evlenmedi. Bir tanesi evli karısı full time New York’ta yaşıyor. Şimdi benim bu tarif ettiğim iş Comnet’ti. Dolayısıyla ben yoldan geçerken iyi bir dostumdan dolayı hissedar oldum. Benim için bu çok önemli. Birazdan anlatacağım Sabancı’yla bundan hemen bir sene sonra bir internet yatırımı yaptık Turk.Net diye onun başında da bendim. Ama oradaki hatamız orada Turk.Net’in değer yaratması için gereken kurumsal ortamı sabancı holding için de yaratamadık yani Turk.net i kendimize benzetmeye çalıştık. Hâlbuki bizim Turk.net in ilk kurucularını desteklememiz lazımdı. Orada 25 milyon dolar batırdık bu arada. Şimdi Comnet’te ise hikaye biraz farklıydı. 1,1 milyon dolar koyduk toplamda 2-2,5 gün işe gittim. Ve sonunda 5 milyon dolar para aldık. Ben 165 bin dolar koydum 750 bin dolar aldım ve iki yeni çok iyi dost ve bu 4 ortağın biriyle, Haluk Emiroğlu’yla birlikte bir arşivleme işi kurduk. Bunu da nasıl kurduk? Benim hayattaki en yakın arkadaşım Şamen Şile ile dağılmaya gidiyoruz. Dediki ya böyle böyle iş var Yunanistan’da kurduk Türkiye’de de yapalım bu işi dedi. Ben dedim ki yabancı sermaye ben istemiyorum yabancı sermaye varsa ben yokum çünkü pasta çok daralmaya başlamıştı orada kavga ettik sonra benim bir arkadaşım var gel onunla yapalım dedi. Şimdi bankacılık sektöründeki arşivlemenin %90 u bu şirket üzerinden geçiyor. Galiba 3. depomuzu kurduk. 2’sini biliyorum da 3.yü görmedim, görmem de gerekmiyor, bunlar benim çok iyi dostlarım yani bu insanlara ben teminatsız borç verebileceğim insanlar bundan daha iyi bir ilişki olamaz. Burada toplam 3 ortağız sonra haluk yoldan bana geçerken dedi ki ya Ortaç Bey var dedi o Pratikdepo diye bir şey kurmuş. Bu arada bunlardan milyarla dolar ciro kazanma peşinde değiliz yani bunlarda amacımız network kurmak ve paramıza faizden daha yüksek bir gelir sağlamak. Pratikdepo da 9 ortağız , Pratikdepo fazla bagajlarınızı sizin adınıza bir yere stok ediyor. 1 milyon lira sermaye ile kuruldu. Burada 9 ortak var bu 9 ortağın 4 ü diğer iki şirketimdeki ortaklarım. Ben lansman için basına çıktım o gün genel müdürle tanıştım. Çünkü en yakın arakdaşlarım inandığım insanlar buna yatırım yapıyordu. Sonra Birkan Babakoğlu diye bir arakdaşım var bu adamda benim gibi çok tokat yedi Turk.net’te. Dedi ki call center işine girelim tamam burada da 5 ortağız 4 ü diğer şirketlerimdeki ortaklarım. Benim için bu çok önemli. Mesela geçenlerde bizim genç girimciler kurulunda bir genç arkadaşım var galiba 21-22 yaşında bir sanayi üretimi yapıyor adam para arıyor. Buradaki bir ortağıma dedim ki git onu interview et sen para koyarsan ben de koyarım para.

Neye yatırım yaparım? Valla ben internetten ne anlarım abi. Hiç unutmuyorum biz Turk.net’i aldığımızda Rahmetli Sakıp amcam sonuna SA koyabilir miyiz diye sordu. Şimdi arşivleme işlerinden de ben bir şey anlamam. Çağrı merkezleri… Bir agentin verimliliği nasıl ölçülür bilmiyorum. Depolama hizmetleri… Dediğim gibi genel müdürle lansmanda tanıştık. Ya demek ki senin savuracak çok paran var, Hayır! Benim bu networkümün bir track recordu var eğer iyi gidiyorsa ben bunu niye değiştireyim, kendi egomu niye işe dahil edeyim.

Neye Yatırım Yapıyorum? Tabiki insana yatırım yapıyorum. Geçenlerde bir şey duydum iyi ekip çok önemli ama ondan daha önemli bir şey var oda iyi şahıs çünkü ekip şahıslardan oluşuyor. Dürüst olacak, committed olacak, kendini işi ile tarif etmekten memnun olacak. Sonra bir de hayalperest olmayacak icraatçı olacak, bunun yanında sabırlı olacak hem çalışkan olacak hem sabırlı olacak çünkü bu günden yarına olmaya biliyor. Tabi bir de iyi projeye yatırım yapmak gerekiyor. Peki neye yatırım yapmıyorum? Egoya yatırım yapmıyorum hiç kimsenin de yapmasını tavsiye etmiyorum. Turk.net’in çökmesinin sebebi belki de yöneticilerinin egosu olabilir. Şık olana yatırım yapmam gerekmiyor. 165 bin dolar diyorum yani sana bu mu yakışır, koskoca kayınpederden anadan babadan zenginsin Arnavutköy’de 300 bin dolara araba satıyorlar sen 165 bin dolardan bahsediyorsun.

Şimdi ben peki nasıl fayda sağlıyorum, yani bu, yatırıma sürekli para koymakla olmuyor para dışında tabi ekonomik itibar ve çevre çok önemli, bu arada tabi ortaklarım benimle bu işe girdiğinde mesela call center işinde ben dönüp de bir bankanın gelen müdürünü aramam gerekmiyor call center işini bize verir misin diye onu benden beklemiyor ortaklarım çünkü başta anlaşıyoruz ki eğer pazarlamaya önem veremiyorsan senin başarma ihtimalin yok yani hep misafirin önünde olman lazım o da ali Sabancı’nın bilmem ne bankasının genel müdürünü aramasından geçmiyor. Benim esas katma değerim değer yaratılacak ortamların sağlanmasında. Şimdi ne demek istiyorum? Bir kere ortaklarım da bana güveniyor ve ortaklarım biliyor ki benim buradaki asıl amacım onların bir gün kaynak ihtiyacı olduğunda sermaye artırmak değil. Ben baştan conflict resolutuin için sakinleştiren ve ikna eden bir arabulucu olabiliyorum. Burada 10-20 bin dolar için bile çok yakın arkadaşlar kavga edebiliyor. Ama bunu çok kolay çözebilirsin. Çünkü benim öyle birinin hissesini alma gibi bir durumum yok antiparantez biraz evvel tarif ettiğim 4 şirketin 2 sinde bazı kurucu ortaklarıma kredi veriyorum çünkü sermaye artırmak gerekiyor. Kaynak sıkıntısı çekilirken cesaret vermem gerekiyor. Bir de en önemli şeylerden bir tanesi, olduğumuzdan büyük görünmemiz gereken yerler oluyor o durumda ben görüşüyorum. En önemlisi kendi kurallarından çok ekibin kimyasını ön planda tutan bir kişi olarak katkıda bulunuyorum. Sistemin bana uymasını beklemiyorum ben sisteme uyuyorum.

Pegasus
Pegasus ilk başladığından bundan 20 senen evvel kurulmuş. Yani pegasus 4-5 senelik bir firma değil bizden 15 sene evvel bir firma. Tesadüfen benim doğum günümde ilk uçuşlarını yapmışlar. 15 yılda 15 milyon yolcu taşımış, sadece 2009 da 6 milyon taşımışız.
Aynı şekilde baktığımda sektör nasıl? Aşırı yüksek bilet fiyatları var. Hiç unutmuyorum 2005’te İstanbul Ercan’a uçmaya başladık,  40 TL başlıyordu fiyatlar. Gittik PR yapmaya Kıbrıs’a o zamanki Kıbrıs’ın başbakanı evladım bu fiyatları Kıbrıs-Türk Havayolları biraz konuşarak yapsak dedi. Sayın başbakanım bu illegal dedim. O adam havayollarını korumaya çalışıyor halbuki onun tek geliri turizm yani buraya ucuza misafir getirmelisin senin motivasyonun bu olmalı ama sen ne yapıyorsun. Dominant bir oyuncu var. “Bir de istersen uç mantığı var” ben şimdi hep bunu anlatıyorum ben 10 yaşıma kadar Adana’da yaşadım o zaman uçağa arkasından binerdik bizi önceden salarlardı babalar anneler gider yer tutardık. Bir gün hiç unutmuyorum bir hostes bir tane müşteriye kızıyor. Düşündüm niye kızıyor? Çünkü kızabiliyor. Müşterinin başka seçeneği yok, ya otobüsle gidecek ya uçakla. Peki bir de bu da hoşuma giden bir klişe, hep Edis Hun’la Müjde Ar Türk filmlerinde olduğu zaman zengin fakire seni uçağa bindin mi derdi? Esasında uçak erişilemeyen bir şeydi. Biz bu gün örneğin Antalya’ya 39 TL ye gidiyoruz. Buradan muhtemelen taksime gidemezsin 39 TL ye.

Biraz önce konuşmama başlarken demiştim mağdur mu olmak istiyorsun pozitif mi olmak istiyorsun. Bu haritadaki yuvarlak Türkiye deki uçakların menzillerini gösteriyor. Bu bizim Türkiye’deki sivil havacılığın pazarı. Yeşillere biz uçabiliyoruz kırmızılara uçamıyoruz çünkü özel sektöre yasak. Uzun lafın kısası dominant bir oyuncu var ve pazar rekabete kapalı. Eğer düşünürsek Ahmet Zorlu’ya diyeceksinsin sen Vestel’i sadece Romanya’ya satabilirsin ama Arçelik baştan almış hakları o istediği yerlere satacak.

Bizim ilk yaptığımız iş kazanç paylaşım sistemi uyguladık Pegasus’ta, bu bizim için çok önemliydi çünkü 4 senede bir seneden fazla çalışmış insanlara 4 milyon euro para dağıtmışız şirkette. Bunun en önemli faktörü bir kere şirketten kaynak çıkmıyor eğer kaynak yaratamazsan ikincisi de bizim 250 tane pilotumuz var pilot bile burası benim şirketim diyor çünkü kar edecek. Amerika’da bu çok yoğun uygulanan bir şey. Ama bizim üst limitimiz yok yani 100 milyon euro kazansak 10 milyon euro çalışanlara. Mesela Pegasus ailesinin 2009’da %70i bu sistemden yararlanmış. 815 kişi hissedarım diyor. Bu ne yapıyor size arkadaşlar, arkanızda manyak bir ordu oluyor. Herkes aynı şeye odaklanmış. Bizim şirkette herkes 2013 EBT hedefinin, ne olduğunu biliyor çünkü %10 pay alacak.

Biz bu şeyi başlattık bize dediler ki hadi be sen de baba parasıyla bu işleri yapıyorsun. Şimdi diyorlar ki Eyvah, niye eyvah diyorlar esasın da anlamıyoruz çünkü biz misafirler uçmasın diye elimizden geleni yapıyoruz. Neler yapıyoruz mesela bu gün ben oturdum yanımdaki beyefendi dedi ki; beyefendi 36 bedenin büyüğü insanların oturacağı koltuk var mı dedi, ben de benim bir diyetisyenim var ona göndereyim seni dedim.(Gülüşmeler)
Bizim çok katı iptal kurallarımız var. 9,99’dan bilet satıyoruz ama eğer bir sonraki sefere değiştirmenin bile cezası var. Check-in kuralları çok sert, yani geç kaldın mı uçak orada olsa bile binemiyorsunuz. Katı fazla bagaj kurallarımız var. Bir kere Allah’ın suyu bile parayla yani, ayda bizden yarım milyon insanın geçtiğini düşünürseniz bayağı bir su. İlk başladığımızda sıkıntılar oldu. Bir istanbul-izmir seferinde bir adam hostesin ayağına suyu döktü. Bir arkadaşımla beraber iki sene evvel dalamana gidiyoruz. Uçak tıklım tıklım dolu Osman viski içer misin dedim, içerim abi dedi ver 60TL dedim niye abi dedi, bir kadeh 15 TL iki duble sen içeceksin iki duble ben içeceğim 60 TL eder dedim, olur mu lan öyle şey dedi Reina’dan bile pahalı bu dedi. Ben de tabi bunu bir fırsat bildim o zaman bundan sonra Reina’ya gir o seni Dalaman’a götürsün dedim.(Gülüşmeler) Sonra bir yerde okudum ki bunun ismi “Ocasional Pricing”miş. Yaptığımız işin resmi bir tanımı varmış. Nedir o? Şu otelin odasındaki minibardaki suyu alsan 5-6 TL’dir ama köşeden alsan aynı su 50 kuruştur. Yani nerede aldığın önemli mantığına getiriyor. Esasında insanlar ne istiyor biliyor musunuz? İnsanlar güvenli uçmak istiyor, düşük fiyattan uçmak istiyor, güler yüzlü hizmet istiyor. Biraz önce Emre Bey dedi ki; Kendinizin almayacağı ürünü üretmeyin. Ben onu genişletiyorum; insanların tam ne istediğini anlayın. Çözüm ne? Mesela şöyle bir dünya sizin önünüze gelse; Antalya’ya gideceksiniz X havayoluyla gideceksiniz 150TL, Y havayoluyla gideceksiniz 50TL ama X in sandviçi çok güzel. Aranızda böyle bir seçenek yapacak var mı arkadaşlar? Çarpıcı olan sektör son 5 senede %21 büyümüş Pegasus %42 büyümüş yani 2 kat fazladan büyümüş esasında bu büyüme devam ediyor 2010 da %49 büyüyeceğiz arkadaşlar yani 2010 da her ay 800 bin kişi Pegasusla uçacak. Esasında bizim başarımız şu: biz misafirlerimiz ne istiyor biliyoruz. Ve bizim işimizin bir metaa olduğunu biliyoruz. Yani her hava yolunun koltuğunun enine genişliği 42 inç. Her havayolu bir meydandan kalkıp bir meydana iniyor. Şimdi demek ki bizimki bir metaa o zaman bizim ne olmamız gerekiyor bizim pazarlamada misafirin önünde olmamız gerekiyor. İşte onun için bizim bir pazarlama makinemiz olması gerekiyor. Benim burada olmamın bir sebebi de bu pazarlamanın bir kısmı, girişimcilikle beraber.  Pegasus’ta her yıl 110 tane kampanya yapıyor bana bir gazete sordu Pegasus’ta kampanya dönemi ne zaman. Hiç bitmiyor ki. Çünkü uçak kalktığı zaman boş koltuğu bundan sonraki uçağa koyamıyorsun. Tabi biz Barcelona’yı uçurmuyoruz biz herhalde Adanaspor’u filan uçurabiliriz.(Gülüşmeler) Bizim heyecanlandığımız bir proje var. Nisan ayında CepPegasus diye bir şey çıkartıyoruz. Bir de son olarak esasında yatırım sadece Pegasus değil. İzair’in majoritisi bizim. AirBerlin en büyük hissedarı biziz.

Dinleyici: İnternetten ne kadar sipariş alıyorsunuz?
Ali Sabancı: 3 farklı direk satışımız var. İnteret üzerinden takriben %35, call centerimiz var takriben %17 galibe bir de takriben %5 kadar meydanlarda satıyoruz. Türkiye’de ilk inernetten bilet alın diye reklam veren şirket biziz.

Ben bu gün size iki farklı yatırım türünü anlattım. Bir tanesi daha ufak çaplı.Bilmediğin işler, bilmeyi arzulamadığın işler, iş bazında katkı sağlayamayacağın işler, bunlarda doğru ekibi kuracaksın. Bir diğeri de bilmesen dahi öğrenip bilfiil işinde yorulmak isteyeceğin işler var. Bunların hepsinin ortak noktası benim şahsi kanaatim doğru vizyon, doğru heyecan bir de bunu sadece kalple değil aynı zamanda ceple de paralelleştirilmesi. Dolayısıyla bir işe girerim yönetirim sonra çıkarım dediğin zaman o iş seninle sınırlı olmuş oluyor ben paralel bir kaç işin götürülebileceğini düşünüyorum. Ben Airberlin’in de yönetim kurulu üyesiyim mesela perşembe günü 300 milyon euroluk havayolu şirketi aldık yani ben yok deseydim alamayacaktık çünkü en büyük hissedarı benim. Esas holding’in en büyük sektörü Havacılık sektörü esas holding 3 kritere göre yatırım yapılabilir. Bir tanesi ecudy-check-in en az 25 milyon euro olması gerekiyor yani bir işi %50-50 finanse edeceksek %10 alıyorsak o işin entreprise versiyonun 500 milyon euro olması gerekiyor. İkincisi Türk eurobondların %5 daha fazla getirisi olması gerekiyor. Üçüncüsü de clear tarif edilmiş bir exit stratejisi olması gerekiyor. Ben çimento işine gireceğim, bunu alacağım, peki bunun multipleleri nerelerde gidiyor bu çok önemli. Çünkü biz sonuçta jimnastik yapmaya burada değiliz yatırım yapmaya buradayız.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 17/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , , ,
Alphan Manas – 2011 Etohum Antalya Kampı

Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar. Ben bu konferansı vermek için 25 yıl bekledim. Türkiye’de böyle başarı hikayesi yakalamak gerçekten çok zor. Gerçi yakadışımız da hani malum da… Neyse… Facebook alpanmanas da manas.alpan değil alpan.manas oldu manas.alpan 5000’i tamamladık. Blogum alpan.manas.
Evet, şimdi yılda ben 20 civarında konferans veriyorum üniversitelere. Özel şirketlere de 10 civarında. 30 civarında konferans veriyoruz. Ağırlıklı girişimcilik, inovasyon ve gelecekle ilgili. Ya beni çok çağırıyorlar konferanslara. Ben Türkiye’nin en iyi gelecek bilimcisi ya da girişimcisi değilim. Ağzım biraz iyi laf yapıyor o yüzden çağırıyorlar. Akademisyen annenin, babanın oğluyum yani biz ailede iş adamı yok ben ilk şeyim, iş adamı pozisyonundayım. Babamdan bir kooperatif evi ile bu işe girdim. Tekstil mühendisi olarak başladık. Arsa spekülasyonu yapamadık. Öyle aile şirketi olmayı pek planlamıyorum şirket yapıp satmayı daha çok seviyorum. Onun dışında amacım işte girişimcilere cesaret aşılamak. İlk okuduğum kitaplardan bir tanesi “Onlar da Çocuktu”. Bu çok ilginç. Gelecek hafta işte sevgili Nevzat da burada. Bu dragonslarla ilgili bir de kişisel bölümer yayınlanmaya başlıyor. Benim adım Alpan olduğu için, zaten adım Alpan olmasaydı kesin Aaron yapıcaktım yani iki A’yla en başta olmak için öyle Yalçın abi’de en sonda ne yazık ki. İlk okuduğumuz kitap bu. Babam Profesör Oğuz Manas belki tanırsınız. Babamın kitapta çok güzel bir yazısı var. Onu sizlere okumak istiyorum. Diyor ki: Biliyorsunuz aileler çocuklarına bir çok miras bırakıyor bu genelde gayrimenkul, para ve şirket oluyor. Artık bilgi çağındayız bence en değerli miras bilgi ve tecrübedir. Babamın en büyük kıyağı gerçekten. Ona minnettatım. Bence yeterli.

Bana mucit iş adamı diyorlar. Ona da bir hemen şey getirelim. Bir şeyler anlatayım bununla ilgili. Benim hobim yok biz hobi olarak hafta sonları kendi aralarımızda şey yapıyoruz; böyle patent alabilecek icatlar yapıyoruz. Ama patentten de para kazanmayı planlamıyoruz. Arkadaşlarımızdan bir tanesinde simetri hastalığı vardı. Simetri hastalığı gerçekten zor bir hastalık, yani mutlaka içinizde simetri hastalığı olan vardır. Biz simetri hastalığı için cepte taşınabilir bir su terazisi yaptık. Patentledik de bunu. Çok rahatlıkla bir tabloyu düzeltmek için iki kişi yerine tek kişiyle rahatlıkla çözebiliyorsunuz. Klasik yöntem bu.

Ondan sonra… Bunu mutlaka koyuyorum son dönemde. Bu benim NTV Türk Mucit’ten kalma. O zaman çok kokusuz tuvalet işte o suz bir şey. Yani çok gerçekten belden aşağı önemli projeler geldi NTV Türk Mucit’e. Biz… Ben de o ara boşlukta NTV bunu çekti yayınlamadı. Bir de bizim prezervatif şeyimiz var Dragon’s Dan’de onu da yayınlamadılar. Ama onu ben basıcam internete. Nevzat biliyor. O da çok güzel bir proje. Bunu anlatiyim ben size. Taharet musluklarını hepimiz biliyoruz. Hepimiz de kullanıyoruzdur mutlaka. Taharet musluklarındaki temel sorun suyu açtığımızda gelecek suyun basıncını bilemiyor olmamızdır. Dolayısıyla biz 1,5 kuruşa mal olan, o pardon, 15 kuruşa mal olan bir aparatla bir taharet musluğu susturucusu yaptım. Bunun patent başvurusunu da yaptık. Dolayısıyla hangi hızda açarsanız açın şeyden, tuvaletten öyle eşit miktarda su geliyor. Sonra işi abarttık. Dedik ki madem bu kadar önem veriyoruz bu olaya, böyle bir cihazı patentledik. Belki komik, belki ilginç gelebilir. Bunu Eczacıbaşı aldı arkadaşlar. Şuanda bunu ürün haline getiriyor. Bu benim için gurur kaynağıdır. Yani böyle bokta bir konuda böyle bir ürünümüzün olması. Bu da üstten bastığınızda suyu azaltıyor içine sabun karıştırıyor. Güzel bir ürün gerçekten. Elektrikle çalışıyor, suyu da ısıtabiliyorsunuz. Onun dışında tabi çok daha sofistike patentlerimiz var. Yuvarlak buz dolabı patentimiz var. Yuvarlak buz dolabı patentimizde, yani şu görmüş olduğunuz mesela e şey yumurtayı koyduğunuz anda otomatik 21 gün sayıyor. Yeşilden kırmızıya doğru renk değişikliği yapıyor. Dolayısıyla first in first outu rahatlıkla görsel olarak uygulayabiliyorsunuz. Yok Zeytinyağlar var. Üst kısım bukenleri otomatik olarak depolama ve şey yapma sortlama. Bunlar premiksler. Biliyorsunuz premiksleri evde hiç kullanmıyoruz. Biz özel premiks dizayn ettik falan. Burada böyle bir bilgisayarımız var daha sonra bu bilgisayara gelicem. Daha sonra değil sonraki slaytta gelicem. Biz 2001 yılında panet çalışması yaptık bunda. Patent çalışması yaparken arkadaşlarım dediler ki: Alpan, Alpan bey buz dolabının içerisine embed edemim bilgisayarı. Ben de dedim ki buz dolabı 150 yıldır teknolojisi değişmeyen bir şey yani. Pardon 150 da 1930’lardan beri hadi abartmayalım. 1930’lardan beri değişmiyor. Önü hep değişiyor da önü Ferrari dizayn bile oluyor. Pininfarina yapıyor ama arka tarafı hep işte freon gazı. Sıktık, basınçladık, dolaştırdık şeklinde. Ben dedim ki en azından başka bir şekilde dizayn yapalım. Böyle bir şey dizayn ettik. Çok doğru bir dizayn yapmışız. .??. Çok doğru bir dizayn yapmışız. Sadece pilde biraz uzun atlamışız. Apple gerçekten pil olayını çözmüş. Biz öyle bir pil olabileceğini düşünmedik. Daha kalın bir şey yaptık. Ha biz bu konuda neyi yol aldık 2010’da nelerin olabileceği aslında 2000… 1990’da belliydi. Yani trendi takip ettiğiniz zaman aslında bu işte başarılı olmamak imkansız gibi. Şu görmüş olduğunuz Newton Massage Pad’in 37 seri numaralı ürünü bendedir. Yani o konuda biraz böyle şeyiz, çok meraklıyız.

Biraz birkaç tane daha patentten bahsedeyim. Bu da kahve falı bakma patentimiz. Bizim patent başvurumuzda. Bunu hep anlatıyorum çünkü burada bir şey var. Televizyonda çekiyor ama Arçelik’e de anlattığım için çok rahatlıkla söyliyim. Biz patent başvurumuzu yaptıktan iki gün önce Arçelik patent başvurusu yapmış. Çüş artık yani insan bu kadar mı olur? Yani olmuş. Böyle bir tesadüfle karşı karşıyayız. Bu… kahveyi koyuyorsunuz, kahve fincanını üstten bakarak dört parçaya bölüyor ondan sonra da sallıyor. Databasede sallayabilecek malzeme bulamadığı zaman internete bağlayıp ordan sallıyor. Güzel şeyler işte at gördüm, gelecek gördüm falan filan diye. Bir de en son akıllı mikrodalga var. Orda da  bir lotsel var yukarda bir kamera var. Etli bambayı koyuyoruz yukardan kameradan bamyayı ve eti anlıyor. Anlayamazsa internete bakıyor ona göre otomatik pişirme süresi veriyor falan filan. Bunlarla uğraşıyoruz.

En son da hasta oluyorum. Yurt dışına hepiniz gidiyorsunzudur. Aman abi çıkarıcan bütün plastikleri 100er cc olacak. Toplamlamı 1 litreyi geçmeyecek plastik bir kutuya koyucak. Ulan dedik bari bunu yapacağımıza bari plastik kutu şeklinde traş çantası yapalım. Böyle bir şeyle şey yaptık. Şuanda onu patentliyoruz. Yani ona tabi tasarım şey yapıyoruz. Evet, şimdi iş hayatıyla ilgili e yani hepimiz burada yaşı benden büyük arkadaşlarımız da var. iş arkadaşım var. Sevgili Sayit Kayan var. Beraber Bilyoner’de Intel Tech’de çok komik günlerimiz geçti biraz sonra Bilyoner’den çok kısa bahsedicem. Bilyoner’i Sayit yarın anlatıcak size. Intel Tech’i anlatıcam, Intel Tech’e nasıl geldiğimiz. Daha doğrusu İddaa’nın nasıl oluştuğunu anlatıcam. Herkes böyle farklı bilgilere sahip. Gelecek hafta gerçi yayınlanacak televizyonda da. Ama gene de buradan göstermek de yarar var. Şimdi iş hayatında veya başarılarımızdaki temel şey kişisel envanterimiz arkadaşlar. Yani envanter bizim ne yapabileceğimiz ve ne yapamayacağımızda ilişkili ve çok bağlantılı. A burda bir çok konu var yani biz. Bazı insanlara bakıyorsun ulan bu adam nasıl başarılı olamaz lan diyorsunuz. Abi var çünkü malda bir sorun var. Yani veya abinin kendiyle ilgili bir sorunu var. Bende de kendi kişisel sorunlarım… yani kişisel değil de genetik sorunlarım var. Nasıl mesela genetik sorun nedir? Birincisi… İnşallah mail gelmez yani… bu arada bir bir böyle şey yapıyor neyse… bende dikkat eksikiği ve hiperaktivite bozukluğu var. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gerçekten zor bir şey. Yerinizde duramıyorsunuz. Aynı anda çok şey düşünüyorsunuz falan böyle çok sıkıntılı. Özellikle sizinle beraber çalışanlar eğer alışamamışsa sıktı yaratır. Onun dışında DRD4 reseptörünün geninin güçlü olduğunu tespit ettiler. O da kötü o da  novelty seeking dediğimiz yani devamlı olarak yeniliği arama şeyini isteğinin çok güçlü olması var rutinden hiç bir şekilde hoşanmıyor. Dolayısıyla devamlı bir şeyler yapmak istiyor. Aynı zamanda bende disseksi vardı. Öğrenme zorluğu vardı. Disseksi, hiperaktivite, IQ’m 145 ile 150 arasında. Yani bunların üçü kombine bir öğretmeni sınıf öğretmenini çıldırtıcak bir durum. Yani adam zeki gibi gözüküyor ama anlamıyor ve çok hareketli dolayısıyla sık sık dayak yemeyle karşı karşıya bir durum. Öğretmenim çok iyi bereket dayak yemedik. Şimdi iş yaşamımızda genetik faktörlerin önemi şu. Biz şuanda biliyorsunuz ilk genomu 13 yılda 3 milyar dolara çözdük. Şimdi 3 haftada 40.000 dolara falan çözmeye başaldık. Ama benim çok yakın arkadaşım Sadeg Faris bundan 2 ay önce Türkiye’ye Novartis’in sponsorluğunda gelip konferans verdi. Onunla da iş yapıyoruz. 1 dolara çözüyor. Şuanda panentini aldı. 2009 yılında da New York’ta patent dahisi seçildi. 1 dolara eğer DNA analizi yapabiliyorsak biz artık. DNA’mızın da çıkmasıyla beraber ortada hangi konularda başarılı olabileceğimizi hangi konularda başarılı olamayacağımızı net olarak görüyoruz. DNA, IQ da burada tabi çok çok önemli, örneğin ben işe alımlarda IQ’nun çok önemli olduğunu ifade etmiştim bloğumda hatta gazeteci arkadaşlar da ilgilendiler. Millet tabi dalga geçti. Çok normal yeni bir şey. Bir hafta sonra, bir hafta mı iki hafta sonra polise, poliste işe alımlarda IQ sunuru 70 olarak geldi. Gerçi 70 IQ sınırını bir sınır olarak koymaya gerek yok veya test yapmaya gerek yok. Yani 69 IQ zaten eblek oluyor. Türkçe olarak eblek diyoruz “retarded” yani. Retarded plus one polis olabiliyor bu tabi ilginç bir durum. Neyse, şimdi… OCEAN modeli diye bir şey var. OCEAN modelinin baş harfleri. Yani açıklık, vicdanlı olma, dışa dönüklük, razı olma, aşırı hassaslık durumunun %60’ı arkadaşlar genetik yani anne babadan kaynaklı geliyor size. Değiştirme şansınız %40. %40 ancak şey yapabiliyorsunuz. Hormon oranları girişimci lider olmada çok önemli örneğin testesteron hormon seviyesi yüksek olanlar daha iyi lider olabiliyorlar. Deniz Baykal… bilemem… Evet. Beyni mao enzimi bolca salgılayanların dünya bakışı daha kötüdür yani bu enzim dopamin ve seratonin salınımını azaltıyor. Bunlart doğıştan böyle abi değişmiyor. Bu tip adamlardan ekipte bir tane olması lazım. Hani şeytanın avukatı diyoruz ya bu şeytan. Bu sizi işe sokmamak için elinden geleni yapıcaktır. yarın deprem olacaktır. ogün bir şey olacaktır. Adamın hayat bakışı, yani hormonal bir durum, şey değil yani özel dönem durumu değil. Haftalık aylık birkaç günlük bir durum değil. Çift yumurta ikizleri üzerinde yapılan araştırmalarda risk alma iştahın %55’i genetik arkadaşlar.

Şimdi kariyerime ilk adımlara başladım. Benim bilgisayarla ilk tanışmam 1971 yılında 9 yaşımdayken IBM 1130 mainframe ile tanıştım. Bellek 8KB, disk kapasitesi 256MB’tı o zaman işte babam kartlar deliniyordu böyle, kartlar deliniyor, bir program 30 tane kart grubundan oluşuyor. Babam işte oluşturmuş kendi adına mesela bir tane onun matematiksel istatistik programı vardı OM diyordu OM1 OM2 OM2 neyse benim için öyle baş harf kullanamadı onun yerine Alp01 Alp02 şeklinde şeyler yaptı. Bunu size niye gösteriyorum. Bunun şöyle bir şeyi var. Dokuz yaşında bir bir çocuk daha ayakkabısını bağlayamıyorken, daha kişisel bilgisayar Türkiye… dünyada yokken bilgisayarla çalışmaya başlıyor. Bunun tanımı ne yazık ki indirekt olarak dizayn edilmiş çocuktur. Ebeveynlerimiz bizi iki türlü dizayn ediyorlar ya indirekt olarak dizayn ediyorlar ya da direkt olarak dizayn ediyorlar. Direkt dizayn şudur. Lan ben İngilizce öğrenemedim çocuğum öğrensin. Mesela ben İzmirliyim izmir’de en çok piyano satılır. Piyanolar genellikle kız çocukları piyanı çalsın diye, çalmadıkları için belli bir dönem sonra da resim albümleri için ayaklık olarak kullanılıyor. Naısl spor ekipmanlarımız havlu kurutmak için kullanılıyorsa evlerde, o tip şeyler var. E siz dokuz yaşında çocuğu bilgisayarla tanıştırıp kart delgi onları bunları yaparsanız adam ne yapacak ondan sonra. Değil mi? İyi bir de şeyim var, novelty seeking şeyimiz var. İyi ki uyuşturucuya alışmamışız. Evet ve ebeveynlerin en büyük hatası, babam hatalı bir şekild eyapmamış. Biz hatalı bir şekild eyapıyoruz çocuklarımızı daha çok ufak yaşlarda hayat hedeflerini çok büyük olarak belirliyoruz ve gelecekte de şuanda yaşamında sıkıntı çeken bir çok arkadaşımızın ebeveynleri tarafından yanlış dizayn edildikleri nedenlerinden dolayı bu sorunu yaşadıklarını çok rahat burada söyleyebiliyoruz.

Mezuniyet ortalamam 5.54. Geçen işte Atatürk Üniversitesi’nde konuşma yaptık onu da banda aldılar gerçekten büyük bir başarısızlık. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri’yi seçmiştim. Babam her türlü riske karşılık iki üç tane daha bölüm yaz oğlum dedi. Hakkaten riskin Allah’ı ve ben trenden atladım babam bir gün beni çağırdığında ve ben üç ay hastanede yattım üniversite sınavına o şekilde girdim. Dolayısıyla istediğim bölüme giremedim ama burda da mesaj veriyorum belki hep kendi içimizde kararlarımızın hepsini biz veriyoruz. Ben şimdi kalkıp ne diyim yani. Atlama abi o zaman. Atlama da endüstri mühendisi ol belki endüstri mühendisi olup da ne yaptık bilemiyorum da. Neyse. Babamın asistanı faruk abi ben Amerika’ya giderken bana dedi ki Alpan dedi faks diye bir makina çıkmış. Oraya bi gönderiyosun alıyosun falan filan. Faruk abi dedim bunlar tutmaz yani çünkü herkeste olması lazım. Bu çok normal çünkü vizyon bulunduğunuz ortamla bağlıdır. Ben yurt dışına gitmemiş olsaydım sadece bu ülkenin kaynaklarını kullanmış olsaydım vizyon olarak ancak bu kadar sınırımız olacaktı ve faks makinası benim için hala önemli bir aygıt olmayacaktı. Oraya gittikten sonra uyandık tabi anaa neler var! E bir de patent şeyimiz var. İlk ürün çalışmam evde alarm cihazı yaptım. Kapının önünde annem babam kapının önüne geldiğinde otomatik alarm cihazı yaptım. 12 yaşındayım e erkeğiz niye benim annem babam bilgim dahilinde odaya girsin dimi? Ondan sonra ergenliğe geçiş dönemleri. İnternet yok tabi malzeme çok az. Neyse. Ben Amerika’ya gittiğimde hemen ilk patent çalışmamı yaptım. İlk patent çalışması şu New York Metrosu’nda taşıyıcı kolonlar var. Burda çelik kolonlar görüyorsunuz. Saniyede 20 kolon saydım. Ulan o zaman bir filim karesi 24 o zaman kolonlar arasına resim koysak trenle yanından geçersek resmi oynuyo gibi görücez. O zaman LCD diye bir şey yok, televizypn yok. Renkli televizyon çok az, zaten tüplü televizyonu kalkıp da metronun içine yerleştiremezsiniz. Dolayısıyla çok güzel bir patent ve priotory date’i adım. Rüchan hakkını aldım ama 2500 dolarlık patent ücretini yatıramadığımdan. Aynı patent 1999 yılında Almanya’da alındı.Yani benden 15 yıl sonra bir abi düşündü. Kendimle biraz gurur duydum tabi.

Neyse… Şöyle bir sorun yaşadım Amerika’da FIT’de okuyorum okulun %95i kız %4 gay %1’de biz. ondan sonra böyle bir yaşam. Hipertroidi olarak tiroidimde nodül çıktı acilen Türkiye’ye dönmem gerekti ve Türkiye’ye döndüm ve askerliğe yakalandım ve o şaşalı yaşamdan tam 3 hafta sonra 57. topçu tugayı İzmir Manisa arasında nöbetteydim arkadaşlar. Yani böyle… Dedim ki yani askerlik yapıcaz güzel bir orduya kıyak çekelim ve orda üstün başarı ödeülü aldık. Tugay ilk defa topçu tugaylarında er ve erbaşların test sınavı sıralamasını bilgisayar ortamında gerçekleştirdik. Tabi babam da kıyak çekmiş oldu bu şekilde. Neyse e bu işte şey hikayesini anlatiyim size. Ben 2.5’a 2.5cm’lik bir ilana baş vurdum New York’da oraya mühendis olarak girdim üç ay içinde de üretim müdürü oldum Temba şirketin adı ve Amerikan Ordusu’na Deniz Kuvvetleri’e FBI’a o zaman SWAT timleri yeni kuruluyor. E genciz abi böyle SWAT tim adamları geliyor SWAT tim taşıma çantaları yaptırıcak gözetleme dürbünleri özel makinalı tüfekler falan var onlara şey yapılıyo çanta yapıyoruz. Ve ben orada Motion and Time Study çalışmamı FBI’a ve Amerikan Ordusu’na uygulayarak şeyimizi dört günden dört saate indirdim. Singer bu çalışmamı kullandı. Motion and Time Study çalıması. Bunu niye koydum buraya Türkiye’de aldığımız teknik eğitimler Amerika’daki teknik eğitimlerden çok daha iyi arkadaşlar. Bunu net olarak söyliyim okulun kıralı durumundaydım. Ben burdan tekstil mühendisi olarak gittim orada konfeksiyon mühendisi olarak master da yaptım. Onun dışınd atabi çok başarılı bir şeye ulaştıktan sonra benimd ekanım beni okulun, daha doğrusu benim sınıf öğretmenim ee şefimiz beni dekanla tanıştırdı dekan beni Colonial’ın başkanı ile tanıştırdı Fortune 500. Bana dedi ki Türkiye’ye gider misin biz Türkiye’de ofis açıyoruz. Orada gene bir karar ABD’de kalabilmek, kalmak ya da dönmek yani Matrix’de mavi hap kırmızı hap. Abi biz mavi hapı seçtik ve Türkiye’ye geldik. O kararı verieken de burada vurgulamak istediğim nokta şu: Biz hep kararı verirken objektif olmayan yakınlarımıza danırşırız arkadaşlar en büyük hata bu. Yani ben orada New york Times’a editör olan bir kız arkadaşımla çıkıyordum yani yamuk yumuk İngilizce ile bunu nasıl başardım ayrı bir konu. Bir tarafta annem, çorba reklamındaki anne formatında olmasa da anne öbür tarafta kız arkadaş. Anneme sorsam gel diyecek kız arkadaşıma sorsam gitme diyecek. Ama kararı tek başıma vermeyi tercih ettim ve buraya dönmeyi tercih ettim. O yüzden de bunu ben çok vurguluyorum. Burada beni görüyorsunuz. Orada bıyık formatı var. Burda İngilizce bilen tek bu ablamız var Doroty vardı. Diğerlerinin hepsi Hispanik İspanya’dan göç etmiş haftada bir social security dediğimiz sosyal sigorta kartı getiren arkadaşlar. O zamanlar Amerika’daki database o kadar güçlü değildi, ölenlerin sosyal sigorta kartlarını araklıyorlardıo bir hafta. Onlar bilgisayara geçinceye kadar onu kullanıyorlardı. Sonra uyandıklarında yeni bir sosyal sigorta kartı getiriyorlardı. Ben sosyal sigorta kartı updateleme sistemi geliştirmiştim. Tabi yıl 1984, bunu şaka olarak söylüyorum öyle bir şey tabi ki geliştirmedik.

Şimdi evet… Bunu da çok kullanıyorum babamla ilgili. Belki babamı tanıyor olabilirsiniz veya tanımıyor olabilirsiniz. Babam 14 Şubat 1991 yılında daha internet yokken, yani internetin bulunmasına 4 yıl, şey daha doğrusu akademik internet vardı tabi ORN’ler vardı BITNET’ler vardı orda ama onlar kitap değişimi falan filan yani. Şey yoktu. Ticari anlamda üç w yoktu ortalıkta. Babam öyle çıkmış ortaya 2000li yıllarda oturduğumuz yerden alışveriş yapıaz demiş. Lan adamı dinle işte, daha ne Amazon var ne Yahoo! var. Biz abi takmışız kafaya barkodlu sistemler satıcaz. Gerçekten biz kafamızın dikine gidiyoruz yani o yalaşlarda kafamızın dikine gitmişiz. 91 yılında adam bunu söylemiş. 95 yılında da Medialab’ın kurucusu Nicolas Negroponte 100 dolarlık o çevirmeli yeşil bilgisayarın mucidi abimiz. O da 95 yılında diyor. Diyor ki çok yakında gazete ve dergileri internetten satın alıcaz diyor. Onunla bile dalga geçmişler. Bak yazmış buraya …internet, o işte çok yakında alıcaz diyor o d aişte haha abi a o falan filan diye. 95 tarih. Yani Amerikalılar da inanmıyordu ki. Kimse inanmıyordu yani başarı olduktan sonra geriye dönüp herkes “tamam lan başarılı oluyo” falan diyordu.

Şimdi bu imploiti söylüyorum. Nevzat da yatırımcı, yani bir etohum projesi gibi bir proje bu inşallah üstüne çok gidiyoruz, burada dört ortağız, dragon ortak. Nevzat ile ikimiz çok zaman harcıyoruz. Nevzat kardeşimiz de şirketimizin yönetim kurulu başkanı. Zaten nevzat girdi diye girdik. Ona da o görevi çaktık, yani gaz verdik. Nevzat sen girersen gireriz, olmaz, yani senin şeyin bizim için çok önemli dedik. Sağ olsun çok vakit ayırıyor.

Neyse şimdi hep ilki başarma arzısı dedik, birkaç tane ilki başarma arzısından bahsedeyim. Sağlık Bakanlığı’ndaki ilk barkod uygulaması şuan ki karekod uygulaması var ama o zamanlar EAN13 diye bir sistem vardı.O zamanlar Halif Şılgın bakanı. ben bakanın danışmanlığını yaptım orda. Biz ilaçlarda ilk uygulamayı başlattık. Araçta muhasebenin isim babası benim yani root accountingdi İngilizce’de ben araçta muhasebe… Türkiye’deki tüm ilk kuruşuşların hepsini Coca Cola, Pepsi Cola, Efes Pilsen say yani say hepsini bizzat ben sattım bir şekilde. Gerçekten ilkti yani ilk olduğu için adam biz… telkson… bakın sattığımız ürünün fiyatı 9000 dolardı arkadaşlar. El terminali, el terminalinin girdiği credil ve printer, 9000 dolar. Arabadaki Carrier soğutucu 8500 dolar. Abi nasıl sattı. Gerçekten ben de bilmiyorum. Algida sağ olsun bununla beraber yatırımı o zaman 40 planlamışlardı günlük ziyareti 40 planlamışlardı pardon 20 planlamışlardı bununla 40’a çıktılar. İnanılmaz bir hız sağladı ve Türkiye’de gerçekten başarılı oldu. 93 yılında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 17 numaralı gişeden 107km hızla geçtik millet ne olduğunu anlayamadı. Ancak 1999 yılında OGS sistemi Türkiye ile tanışmış oldu.

Evet şimdi… İş hayatında Peter prensibi der ki: Hiyerarşik düzenin en tepelerin erişmeye çalışan insanlar başarısız olacakları noktaya erişmektedirler. Yani biz yukarı çıktıkça başarısızlık artıyor. İkinci konu. İnsanlar kendi paralarıyla yatırım yapmaya başladıklarında daha başarısız olmaya başlıyorlar. Bunu zaman zaman karıştırıyoruz yani insanlar yaşlandıkça daha az risk alıyor kavramı da çok hakimdir ama ben buna katılmıyorum bence insanlar kendi paralarıyla riske girdiklerinde daha şey yapıyorlar. Tabi beyinlerini kullanan kişilerden bahsediyorum. Yani hem fikri hem parası olan insanlar, hem fikri ama daha az parası olan insanlardan dahaaz başarılı oluyorlar. Bu doğal olarak tüme varım yaşınız ilerleridği ortamlarda olduğu için olayı yaşa vurgulamak şey olabiliyor. Siz diğerlerinden hızlı gitmeye çalıştığınızda veya diğerleri size erişemediği zaman başarısız olan ne yazık ki biziz onlar değil. Biz hep öyle görüyoruz kendimizi. Erken öten horoz olmak bize tecrübe hazandırıyor olabiliyor ama eğer bunu taşıycak maddi olanağınız varsa. Ben iş hayatımda hep erken öttüm yani mesela erken öttüğümüz konulardan bir tanesi NCR. NCR’daki Türkiye’deki bilgisayar bağlantılı ilk yazar kasayı, iznini biz aldık. NCR şeyinde. Yazılım yapıcaz abi kimle yapıcaz. Abi iki opsiyon var. Bir Logo Tuğrul, o zaman üç ortaklar. bakın Murat’ın ortaklıktan ayrılmasında çok etkendir bizim projenin başarısızlığı o zaman üç ortaktı şimdi iki ortaklar. Ya İngiltere’den yazılım alacağız ya da Türkiye’den Logo ile çalışıcaz. Logo’yla çalışmaya karar verdik o zaman Bitrieve yazar database falan var yani sistem çöktüğü zaman toparlamana imkan ve ihtimal yok. Boyner’de mağaza açılışı yapıyoruz. O zaman Çarşı’ydı mağazanın adı. Çarşıda mağaza açıyoruz. Mağazanın açılmasına 20 dakika kala Birtieve çötü. Database çötü. Biz miş gibi yaparak satışlar yaptık. Yani o günler çok kötüydü ve tabi Logo’nun başarısızlığı birinci dünya savaşındaki gibi Almanlar başarısız olunca ürkler başarısız oldu. Logo başarısızı olunca biz de başarısız olmuş olduk. Yani hep kararlar aslında biz de bağlıyor. Ama şimdi ben burada kalkıp da lan Logo başarılı olsaydı ben de başarılı olurdum diyemem. Tuğrul’a da haksızlık edemem. O kararı ben verdim. Mal belli adam Bitrieve ile yapmış şeyi. Database o. O zamanlar C++’lar yani bilişimci arkadaşlar bilirler ben tabi doğuştan bilgisayarcı olduğum için yani böyle bir hatayı nasıl yaptım diye kendi kendime düşünüyorum. kendi kendime sorguluyorum.

Neyse 1999 yılında biz Migros İstanbul Caddebostan mağazasında shopman diye bir şey geliştirdik. Mağazaya giriyorsunuz Migros kartını sokuyorsunuz barkod okuyucu alıyorsunuz. Her okuttuğunuz ürünü her aldığınız ürünün barkodunu okutuyorsunuz ondan sonra sepete atıyorsunuz. Alışveriş bittikten sonra okuyucuyu aldığınız yere kartınızı okutturuyorsunuz. Burda bir tane okuyucu var. bunu okuttuktan sonra… bakın arkadaşlar yıl 1999 geçen yüz yıldan bahsediyoruz kredi kartı authorizasyonu Koç Bank’la yapıyoruz. Bunu okuttuğunuz anda Koç Bank’tan authorizasyon geliyor fatura basılıyor. Peki ne oldu? Proje başarısız oldu. Nasıl olur abi? E abi 1999 yılında daha biz SMS atmıyoruz ki. Halkın eline barkod okuyucuyu vermişsin. Ne olacak adet girecek bilmem ne yapacak. Eğitemedik milleti yani. şimdi her kes tek parmakla saniyede 37000 tane karakter basıyor da ama o zamanlar insanlar barkod nedir, okuyucu nedir, abi bu nedir, bu nedir. Yani o zamanlar Ericsson kullananlar hatırlarlar. SMS alan ama SMS göndermeyen telefonlar daha ucuz olduğu için genellikle gençler onu tercih ediyordu. Yani o yıllarda böyle işer yaptığımız zaman başarısız oluyor. Erken öten horoz olmak. Bu ne oluyor biliyor musunuz? 20 yıl sonra işte size malzeme oluyor benim gibi. Anlatıyoruz işte abi onu yaptık bunu yaptık. Kaçan balık hep büyük olur zaten. Ha bunu niye gösterdim ben size? Burda Senzbri İngiltere’de o zaman ikinciydi. Senzbri, Türkiye’ye geldi bu uygulamayı görmek için. Ulan birileri Türkiye’de bunu yapmış ne oluyor biz hani bir şey mi kaçırıyoruz diye. Hani burda zenci abi olduğu için en azından gerçek bir resim olduğunu anlayabilirsiniz. Öbürleri Türkçeydi.

Şimdi bakın elektronik shelf lable …??….. Dünyada ilk uygulama 1996 yılında Pricer firması tarafından metroda yapıldı. Anam bir gördüm ben, o zaman zaten elimde çanta bütün fuarları geziyorum. Biliyorsunuz 1900 2000’li yıllara kadar veya 90lı yıllarda iş üründeydi sonra çözümde şimdi de iş modelinde. Üründeyken ne yapıcan fuar gezicen abi. En çok fuar gezen en çok bilgiye sahiptir. Öyle bişe yok. İnternet yok zaten doğru düzgün. İnternet web sayfaları yok. Ben 1999 yılında 97’de keşfettim. Ulan dedim ben bunu Türkiye’de yapıcam, Tansaş’dan letrofintent aldım. Ama para bulamadım. Bunu yapabilecek elektronik shelf lable yani elektronik raf etiketi. Malın fiyatı elektronik olarak ekranda ve malın fiyatı değiştiği anda elektronik olarak displayin üzerine geliyor. Manyak bir iş arkadaşlar yani. İnanılmaz bir pazar. Halka açılmalarda bir sürü İsrail firması falan filan çok iyi paralar kazandılar. Yani vizyon var da abi para yok. Bu ülkede para yok gidip ben kimden, yani niye Mountain View’de doğmadık diye şey yapıyoruz. Onunla ilgili karar mekanizmam ne yazık ki yok.

Şimdi bu konu çok önemli yani hiperaktif kişiliğimi de anlatıyor. Bir de iş hayatına girişte nerden başlayıp nereye gideceğimizi İddia’yı size anlatıcam. Bu konu iddia konusu. Sayit’de çok iyi bilir sağ olsun. Çok zaman geçirdik onunla çok …???… olmuştur her zaman için. İddia hep şunu demiştir “aa yurt dışında gördü buraya geldi aaa iddia var iddia var yapalım yapalım” yok öyle bir şey arkadaşlar. Bakın iddia tamamiyle tesadüfle ortaya çıkmış bir olaydır. Anlatiyim. Biz efedim Türkiye’nin en çok beğenilen ve oynanan çocuk oyunu Hugo’yu yaptık. hugo’yu biliyorsunuz değil mi. Hugo Tolga Garipoğlu ile yapıldı. İnteraktif çocuk oyunu. Bilen var değil mi? Bir iki parmak yeterli sağ olsun. E orda çünkü parmak yoksa başka bir dünyada olmamız gerekiyor orda bir sıkıntım olmasın diye. Hugo’yu biliyorsunuz Tolga yazık orada küfürü yedi. Ve arkadaşlar haftalık Hugo dergisi 60.000 satıyordu. O zaman sayfa tarayıcılar 3500 dolar. Bugün bilgisayarın yanında bedava veriliyor yani. 3500 dolar. Biz Ülker’le nalaştık. Ülker Çocuk Kulübü kurduk. Hatta ulkercocukkulubu.com hala bizdeydi. Bundan 4-5 sene önce Ülker araştırmış kimde diye. Bizde Volkan Öztürk diye bir arkadaşım var onun üzerinde duruyordu. Benimle beraber çalışıyor Ülkere geri verdik. Ülker çocuk kulübü kurduk. Çocukların resimlerini alıyoruz, tarıyoruz 5.5’luk flopiye yüklüyoruz ordan kanala gönderiyoruz ordan analoga çevriliyor ekrana veriyor. Düşünsenize böyle bir şey yok. Çocuk resmini görüyor abi olacak şey değil ya. 800’lü hatlardan manyak para kazandık. Yani öyle bir para kazandık ki biz daha sonra hisselerimizi Tolga’ya sattık çıktık. Neyse şimdi. Biz o ara eski ortağımla beraber, onu da burda anmış oldum, cebimize 5 kuruş para yok ama şeyi tanıyoruz. Ulaştırma Bakanı’nın baş danışmanı benim eski ortağımın amcasının oğlu. E benim de akrabam biz onlarla akrabayız Hitaylarla. Abi dedi, gidelim dedi, şeye, şey alalım randevu alalım gidelim. O zaman Ericsson genel müdür yardımcısı Ersün Pamukçizer ona gittik. Biz dedikki telefon distribütörü olmak istiyoruz. Paranız var mı? Yok. Lan nasıl olucan. Daha Genpa, KVK’nın distribütörü yani. KVK’nın bayisi Genpa. Daha distribütör bile olmamış. Ama bizde cesaret mantak gibi yani. Ulan parasız bu iş yapılır mı? Yoo. Peki biz gittiğimizde böyle bir şeyle karşılaştık. Neyse ben tabi giderken Ericsson’da araştırdım. Ericsson’la ne yaparız falan filan hani Ersin pamukçizer’e de şirin gözükmek çalışıyoruz. Be gitiğimde tabi bizle Ersin, sevgili Ersin dalga geçince. Ben dedim ki ya biz Exim’de araçta muhasebe yapıyoruz. Aracı bilgisayarla GPS’de takip etmek istiyoruz. Ericsson’da Mobitek sistemi varmış. Onu Türkiye’ye getirsenize. O da dediki aa olabilir falan filan. Tabi saladı bizi. Daha sonra biz ortağımla beraber Hollanda’da bir fuara gittik şey fuarıydı bilgisayar fuarı. yanında taşımacılık fuarı vardı. Oraya girdik. Aa bi baktık Menisment diye bir şirket var orda transport data Menisment’i Almanya’daki Mobitek’in kurucusu. Ayak üstü hemen mobil datayla anlaşma yaptık. MOE yaptık hesapta. Ben Ersin’e gittim abi dedim bak Menisment ile ortak yapıyoruz falan filan, gaza geldi. Sonunda Çokurova Holding, Ersin Mehmet Emin beyi ikna etmiş Mehmet Emin Karamehmet’i Mobiteks’i kurmaya karar veriler. Bizim baskımızla ve biz Mobiteks’i kurmak üzere Mehmet Emin bey’de bizi çağırdı. Emin’le ikimiz gittik. Hazır oldayız. Mehmet Emin bey HP200SXY kapalı bir tane bilgisayarıyla oynuyor. Ufak böyle o zaman şey. Çok ilginç bir adam öyle bir adam yok yani Türkiye’de. keşke onun gibi 100 tane adam olsa. Neyse, dedi ki biz size %10 hisse veriyoruz. Biz Emin ile görüştük. Abi dedik %1i kapsak yeter. Onun gazıyla biz başka işlerd eonunla iş yaparız. %10 ortak verdi ben de muraasazası oldum. ondan sonra muraasaza olunca tabi bir şey yapman lazım tabi. Bir sürü iş yaptık. Anlatıcam şimdi ama Mobiteks’i bilmiyor olabilirsiniz. Mobiteks aslında paket anahtarlamalı bir şey siztemi yani GPRS gibi aslında ama o zaman GPRS yok 98’den bahsediyoruz. Aynı yıllarda Kanadlı bir firma Research in Motion firması iş hayatına başladı. Aynı Mobiteks networkünü kullanarak Amerika’da. Hepimiz biliyoruz Amerika teknoloji konusunda aslında son dönemde iyi olmasına rağmen. Geçmişi hatırlayın Amerika’ya gidenler bir beeper bir de AT&T telefon vardı. Biiper’a mesaj gelir AT&’de de kodunuzu girer telefonla konuşurdunuz. Analog telefonlar nal gibiydi. Bir eyaletten öbür eyalete gittiğinizde telefon değiştirmek zorunda kalırdınız çünkü roaming yoktu. Şimdi düşünsene, düşünsenize RIM two-way pager çıkarmış. Amerika’da zaten 4900 watt bir şeye gerek yok 4800 watt şeyden bahsediyoruz. Mesaj atıyorsun abi resim bile yok ortalıkta. Abi bi patladı iş. RIM bu güne böyle geldi. O sayede geldi. Biz ne yaptık. E biz Türkiye’deyiz. E çünkü bizim frekansımız şey Mhz Amerika’da 900Mhz kullanıyor 900Mhz bizde GSM kullanıyor. Bize verdiler 419Mhz. Ne oldu? Biz modemi aldık 400$’a Ericsson şey RIM modemi aldı 100 dolara alın size economies of scale. Var mı böyle bir şey adamın 100 dolarlık işle yaptığı işe bakın biz 400 dolarlık modemle bi bok yapamadık tabiki. Yani yaptığımız işte lagaluga yani. Ne yaptık Yapı Kredi Bankası’nı ikna ettik. Ben şeyi ikna ettim telepos mobil kablosuz mobili yaptık. Yapı Kredi Bankası’nda. Burhan bey tabi şeyi çok sever. Rengi çok sever. Biz bu terminali mora boyadık. Burhan beye demo yapıcaz wireles çalışmıyor abi daha bizim ingenicocular bitirememişler. Dediler ki biz 6 ay sonra bu demoyu daha iyi yaparız. Lan manyak mısın 6 ay sonra piyasanın ne olacağı belli değil. Getir abi biz miş gibi yapalım. Burhan beye öyle antin kuntin çevirdik miş gibi yaptık authorizasyon yaparken. En komiği de bu cihaz mobil olarak tasarlanmadığı için pil göstergesi yok. Abi dedim ki ulan kaç transaction yapar bu? Bir pille 80 transaction yapar. Abi ona göre kafaya göre yap dedim abi. 20 transactionda biraz azalsın 10’da biraz azalsın. Tamam mı? Abi yani çözüm var. Yap ki malı sat önce, sonra yap. Yoksa hazır malı herkes satıyor yani. Burhan beye çaktık süpper oldu. O ara biz tabi Ingenico’nunda diztribütörlüğünü almış olduk. Ve hatta ondan sonra Fincom diye bir şirket kurduk. Finansal piyasalarda. bakın arkadaşlar yıl 1998 bu 99’dan önce 98’de fincom diye şirket kurduk finansal piyasalardan biz Amerika’dan Dow Jones datası alıyoruz. Bir de hisse senedi alım satım programı yazık cihaz üzerinde. O zamanı anlatıyorum size. Bu abiler kara köyden tahtaya yazmalıdan daha şeye yeni geçmişler, İstinye’ye yeni geçmişler. Hiç bir aracı kurum online bağlı değil. Telefonla bağlı. Şöyle sistem çalışıyor. İlk Ata Menkul Kıymetler başlamış. Ata Menkul Kıymetler’i online bağlıyorsun Arçelik sat diyorsun bilgisayardan satılıyor o abi alıyor ata menkul kıtmetlerden shop floru arıyor IMKB’de Arçelik sat diyor. O bir daha giriyor bilgisayara. Biz gitmişiz abi fincom yapıyoruz. Lan bırak şimdi bunları yani hakkaten bunlar hep kendi kendimize komik duruma düştüğümüz durumlar ama işte heyecan var işte böyle şeyler var. Neyse o ara Çukurova Grubu ile Doğan Grubu papaz olmamış istanbul Elektrik Dağıtım AŞ diye İSEDAŞ diye bir şirketleri var. Ben gittim Mehmet Emin beye dedim ki biz uzaktan sayaç okuruz. Gittik işte Sayot’u kurduk. Ben gittim bir İngiliz firmayı buldum. ATL diye. Onlara sayaç okuma teknolojsi geliştirttim. Ondan sonra adam bana geldi dedi ki ya dedi biz dedi bunu gelştirdik Kuveyt’e oraya buraya sattık… Daha bize satamadılar daha biliyorsunuz ilk özelleştirme 2009’da oldu. Biz 1999’da uzaktan sayaç okuyoruz şey yok. bakın ilk uzaktan sayacı biz Kayseri’de okuduk. Kayseri’de, teknolojiyi anlatıyorum buradaki arkadaşların hepsi teknolojici olduğu için çok rahat hissediyorum kendimi, Kayseri’de sayacın üzerinde kontaktör var yani sayaç kesme var. Üzerinde wireless bizim ufak birimimiz var 419Mhz’de bir baz istasyonuna gidiyor. O baz istasyonundan Visat’la, Visat’la İstanbul’a gidiyor. İstanbul Superonline’la aşağı iniyor bilgisayarda. Sayacın başında Kayseri Elektriğin genel müdürü Taner Yıldız var. Şuandaki bakanımız. Enerji Bakanı. Biz tuşa basıyoruz İstanbul’da Kayseri’de sayaç kesiliyor arkadaşlar 98. TEK’çiler falan inanamadı. O zaman Türkiye Elektrik Kurumu. TEDAŞ’lar, TEİAŞ’lar, TEÜAŞ’lar falan yok. Neyse adamlar dediler ki biz bunu yaptık bu şirketi satın alın Ben Murat Vargı’ya gittim. Murat bey dedim adam şirketi 3 milyon Euro’ya alın diyor o zaman sterlin. Sterline alın diyor. Ya Aplancım dedi biz dedi bunlarla uğraşamayız. Adam EIM’de 50 milyon paund market cap’den çıktı şirket. Yani yemin ediyorum hatta broşürünü arkasında Çukurova Holding’den Alpan Manas der ki diye yazıyor. yani herif kullanabileceği dünyadaki en şey ne derler bilgi sahibi kişi benim. O zaman dünyada ortalama uzaktan sayaç okuma diye bir şey yok.

Neyse şimdi devam ediyoruz bakın daha bitmedi. Abi Sayot, Çanakkale… Çanakkale… Çanakkale Belediyesi sisteme girmiş diyor ki ben 15.000 tane sayaç alıcam. Ön ödemeli su sayacı. Çanakkale Belediyesi’ne gittim. Efendim dedim siz ihaleye çıkıyormuşsunuz, tek bir firma var dedim ve biz dedim Çukurova Holding dedim bilmemne ortaklı falan ağzımdan böyle salyalar akarak. Biz dedim bu sistemi o kadar suaaptırırz ki dedim… e Alpan bey dedi o zaman lütfen siz de girin ihale yarın. Efendim lütfen dedim bana müsade edin ben size yarın sistemle beraber gelicem. Akşam döndüm Murat Arman diye bir arkadaşım var Cem iyi tanır. Murat’la biz sabaha kadar broşür çalıştık arkada. The product dos not exist yani. tamam mı sabahleyin Belediye Başkanı’na gittik koyduk masanın üstüne işte efendim product budur ihaleye çıktık, ihaleyi biz aldık 15.000 sayaç. Tamam mı? Yazık Teta Ankara firma o kadar ayarlamışlar olayları falan. Biz olmayan sayacı sattık sonra da ürettik. Neyse e şimdi bu kadar böyle bir şeyler yapıyoruz. Bizim Mehmet Emin bey’le Murat vargı biraz kıpırdanmaya başladılar. Ya Alpan noolcak bu sayaç? Vicfan azabı çekiyorum adamları biz soktuk. Mobitekse ben soktum Soyat’a ben soktum. Dedim satıcam ben bu şirketi. Muzaffere gittim. Muzaffer Akpınar’a. Muzaffer dedim abi bu şirketi kaça satiyim dedim. Abi 5 milyon dolar yeter dedi. Ama şirket kağıt üzerinde kağıt. 15.000 sayaçlık sözleşme var tolal lose çünkü TL üzerinden anlaşmışız dolar her gün artıyor yani her gün görüyorum göre göre kalp krizi geçiriyorum o artıyor TL anlaşma hiç bir şekilde aldığı sözleşme de işe yariycak değil. Neyse  Roksfor Holding’e a gittim 35 milyon dolar üzerinden emoyu imzaladım. geri geldim Murat Vargı dedi ki Alpancım dedi Mehmet Emin bey bu rakamı beğenmez 80 milyon dolara çıkartmamız lazım dedi. Murat bey dedim yani şirket ticaret sicil gazetesinden ibaret yani nasıl ben 80 milyon dolara satiyim ben bu şirketi yani. Ve şurda görmüş olduğumuz Mehmet Emin Karamehmet, Murat Vargı, eski ortağım, ben Muzaffer biz Roksforcularla beraber… orda tabi heriflere hava atıyorum hemen Çukurova uçağını aldım ben… iki uçak var büyüğünü aldım. Mehmet Emin bey o zaman istanbul’daydı. Büyük uçağı aldım. Onları Nevşehir’e götürdüm, şeye götürdüm, Kuşadasına götürdüm. Ama tabi iş olmadıktan sonra Çukurova’dan beni arıyorlar Alpan bey bu uçağın kira parasını kim ödiycek? E bu iş olsaydı siz ödeyecektiniz, gene siz ödeyeceksiniz ben niye ödiyim yani? Neyse…

Şimdi. Modem fiyatları yüksekti onlar bunlar Mobikom kapandı abi, elektrik dağıtım özelleştirmeleri yapılamadığı için Sayot’da cuk oldu. Ondan sonra Digiturk’e kuruluşta Sait hatırlar gene beraberdik senle orda… Ah o günleri hiç unutamıyorum Mehmet Emin bey’e gittik daha doğrusu Osman Erk vardı. Sevgili Osman’a gittik. …??…. O zaman DigiTurk’de Turkcell’de halka açılmış 2000’de bok gibi para var. 2001 kriz zamanı. Bok gibi de para var Turkcell’de biz hababam inkübatör yapıyor. Biz de deik ki DigiTurk içerisinde çocuk kanalı kuralım. Abi çocuk kanalı kurarız o bu falan filan detaylarda boğulduk boğulduk boğulduk. Kriz patladı Turkcell onu da kapadı arkadaşlar. Anam, mobikoma soktuk, şeye soktuk, sayota soktuk, çocuk televizyonunda da 2.5 falan kaybettik değil mi Sayitciğim. 2.5 milyon dolar da orada gömdük. Hiçbirinde benim param değil rahatım. Değilim aslında öyle bir şey yok mümkün değil. Tam tersi adamcağıza karşı acayip mahçubum. Zaten adam bi acayip bir adam. DigiTurk’de…  Ya adam şey kullanıyor Peugeot 407 kullanıyor. benim eski ortağım çok severdi havayı biz o zaman cebimizde beş kuruş para yok 7-45Li almışız ben şöförü arıyorum. Ercan, Mehmet Emin bey burda arkada dur. Ki ben hani inerken düşünsene adamdan borç alıp işe girmişsin sen 7-45’e biniyorsun adam Peugeot 407’ye biniyor. Yok böyle bir şey.

Neyse. Ulan DigiTurk’de de bir şey çıkmıyor çocuk televizyonu kapandı. Ben hala oradayım. Ulan dedim baktım ki at yarışlarını acaba uzaktan kumandayla oynatabilir miyiz? Ondna sonra Türkiye Jokey Lulübü’ne kitlendim. 117 üyesi vardı tek tek lobi faliyeti yaptım. Yemin ediyorum size lütfen gülmeyin çünkü gülünecek bir şey değil. Lobi faliyetlerim sırasınca üç tane üye vefat etti arkadaşlar yaş ortalaması bu kadar yüksek. tesadüf de olabilir. Ve bana söz verdiler bu iş olacak diye. Genel Kurul’a girdik ben genel Kurul kapısınd abekliyorum. Amacımız, Jokey Kulübü şeyle, uzaktan kumandayla DigiTurk’te at yarışı oynatmak. Karar çıktı hayır. Nasıl lan? Niye Hayır? Çünkü bu heriflerin hepsinin gizli bayilikleri var. Zannediyolar ki biz at yarışını uzaktan oynatırsak herifler az para kazanıcak. Habööyle bir vizyon. Tamam mı? Ne oldu? İhanete uğramış kadın psikolojisi. Tamam mı? Naapar yani? Tamam mı? Yani tabi öyle bir cinsellik şeyi yok tabi. Sadece örnek için kullandım. Naapıcam. Abi valla kafayı kırdım ya. Birşey yapmam lazım lan. Ne var lan etrafta? Spor Toto! Tamam Spor Toto’ya gittik. Ondan sonra inceledik. Baktım anaa gariban 17 milyon dolar ciro var. %1 pazar payı dökülüyor. Yerlerde tamam mı?  hah huh hah huh Ondan sonra baktık ne var? Şey üzerine oynatıyorlar. Milli Piyango idaresi oynatıyor Spor Toto’yu. Tamam mı? Düşünsenize telek bayileri var. Tekel bayisinde bir tane terminal var. Siz 13+1 için dolduruyorsunuz. Detek bayisine gidiyorsunuz veriyorsunuz, bızık bızık abi diyo şans topu çıktı bu tutar mı lan 13+1. Tutsa ne olur? 13+1 bile çıkmadı 13 bilen 8000 lira aldı taksi parası. Gidip almaya değme yani. bu kadar ortalıkta aptal bir durum söz konusu. Çok hızlı anlatiyim çünkü uzun oldu biraz ondan sonrası sizin vaktinizi alıyo gibi hissediyorum kendimi. Neyse biz dedik ki kardeşim paranız yok, bütçeniz yok acayip de keleğe gelmiş durumdasınız alın size hareket planı şu: 1 Milli Piyango’dan kopacaksın. 2 ihale yapıcaksın ama bütçe ve şeyin olmadığı için bütçen ve hareket noktan olmadığı için bu ihaley yap, devret işlet yapıcaksın. Mala ihaleyi yapıcaksın. Ondan sonra devir alıcaksın, ondan sonra tekrar geri devretceksin abi. Arkadaşlar danıştay bu ihaleyi üç yıl sonra iptal edene… 3 ıl boyunca danıştay bile sistemi anlayamadı. Gerçekten çok güzel dizayn edildi bi sistem çünkü kanun çıkmamıştı. Sonra kanun çıktı ve ondan sonra biz işte Yunanlı o bu falan filan gelecek hafta televizyonda güzeldir onun programı seyretmenizi tavsiye ederim ilginç bir hikayedir. Sabit ihtimalli bahis o bu falan… nerdeyiz hah… şimdiii ben size şeyi anlatmam lazım Conrad otelindeyiz. Mehmet Emin bey ile Murat Vargı yan yana oturuyorlar. Muraf vargı’nın yanında Muzaffer oturuyor ve Mehmet bey’in yanına eğildim. Olayı çözdüm çünkü. Mehmet bey bana bi imkan veirseniz bana şu şu şu falan dedim tamam mı? Bir saniye izah ediyim. Vardır ya hani. Bir karitatür vardır Hakim yukardan bakar der ki ulan 60 kişiyi nasıl öldürdün o da bi saniye izah ediyim der ya onun gibi bir şey bende 3 yani orda 60. Mehmet bey valla ya, Muzaffer anlatır hep aramızda komik… Mehmet bey dedi ki Alpan seninle bir daha bir işe girersem namerdim dedi yani adamcağız. Onu bile söylettirdim adama. Bir şans verin Mehmet Emin bey bir de 4 milyon dolar borç verin. 4 milyon doların ödeme süresi çirketi sattığımız günü, günden bir gün sonra falan doluyordu. Mehmet Emin beyden borç alarak gidirk oraya para da koymadı kendi. Neyse arkadaşlar. Bu bir İddia bayisi açılışı fotoğrafı. gerçek foroğraf. Buda bizim Ahmet genel müdür dimi Sayit baba? Burda bizden bir arkadaş mı yoksa dükkanın sahibi mi bilmiyorum. Bu hoca dua ediyor Allah’ım inşallah hayırlı kazançlar. Bak abi de bunlar da yukarı bakıyor onu da CSI Miami’den öğrendim. Şurda şurda kurşunun geçtiği merminin geçtiği yolu. hani ulan dua bitse de oynasak diye yani. Sistem budur arkadaşlar. İddia böyle çıkmıştır taa Hugolardan başlayan intikam ateşi ile. İddia’nın başarı hikayesi tamamiyle bir iş modeli üstüne kuruldu. yoksa yurt dışında dördüm getirdim yaptım şeklinde değildir. Tamamiyle bir başarılı bir iş modeliyle oluşmuştur. Devletin yapamiycağı hayatta aklına gelemiyceği bir şey belki sinirle belki inatla üç yıl Ankara’ya tam 86 defa gittim arkadaşlar. Yani şu hikayeyi de anlatmak zorundayım. O zaman Teknoloji Holding binasındayız kredi kart operasyonu yapıyoruz o yüzden de güvenli, silahlı güvenlik görevlileri var bunlar zaman zaman değişiyorlar. Ben şirkete hiç gitmiyorum. şirkete gelmişim. Beyfendi kime geldiniz dediler. Ulan şirketin yarısı benim lan yani o kadar şirketten uzağım. Neyse biz 4 milyon dolar borç aldık. 19 ay sonra hissemizi 400 milyon dolar market capden sattık. bu gerçekten şöyle, bunu da hani saöylemem lazım bu yıl muhteşem bir ciro 3 milyon 746 bin TL ile dünyanın ikinci büyük devlet operasyonu oldu. Biz bunu spor totoya anlatırken şöyle anlattık. Dünya geldi geçiyor sizi siz hala sabit ihtimalli bahis yani iddia oynatmıyorsunuz. Lan o zaman dünyada oynatan yok ha bir tek Yunanistan var. Ulan geri kalmiyalım bari falan. Bunlar hep böyle satış ikna. Ben bakana gittiğimde Fikret Ünlü banadı.Sayın bakanım 2 yıl içerisinde 1 milyar dolar garanti yapmayın, yan yana yürüyoruz yani adamın işi var anlatıyorum ben olayı ondan sonra… valla bakın… Alpan saçmalama… bakanım 1 milyar dolar… sözümde duramadım 2 yılda 984’de kaldık ama olsun. E şimdi şöyle bakalım olaya 425 milyon dolar kar payı dağıttı yani biz aslında Yunanlı ortağımzı hem hisse senedi artışıyla hem de o süre boyunca aldığı dividentlarla bize verdiği parayı geri almış oldu zaten. Toplam 5 milyar TL spora ve hazineye kaynak olarak gitti. ya ben bunun hakkaten ben çok gruru duryorum. Erzuzurm’daki bakın Erzurum’daki tesisler iddia parasıyla yapıldı her şey futbola akmadı. Zaten ben futbola giden paraya acıyorum yani. Ben hep görüyorum yazık Beşiktaşlı futbolcuları çok seyahat ettiğim için. omuzda geliyorlar, kıçlarına tekme yiyerek gidiyorlar. Futbolculara rast geldiniz mi? Onlara böyle paraları yatırıyoruz. Bilyoner yarın sayit anlatıcak. Yani 300ü geçmiştir herhalde muhteşem başarılı bir proje. O zamna ikiye ayırdık iddia inteltek ve şey diye Bilyoner diye. ben %10 hissemi 50 milyon dolar maket capden sattım eski ortağıma. Çünkü eski ortağımla tamamen ayrılma şeyindeydik. ve hakkaten ciro olarak da iyi bir ciro. 300 milyon dolar bugün ciro yapıyor. işte bunlar başarı hikayeleri. E şimdi abi paraları adık. şimdi saçmaya başladık. Onları anlatalım.

Paraları cebe koyunca insan önce hani milli piyango kazanan adamların sonund aparaları bitiriyorlar. Bereket biz biraz dah akıllıyız. Paraları öyle hızlı bir şekilde bitirmedik ama deniz taksi hakkten benim canımı çok yantı. Şöyle yaktı. Biz adamları ikna ettik belediye üç yılda ihaleye çıktı İstanbul’da. Adamlara dedikki kardeşim 35 tane deniz taksi bu işin oluru. Belediye başkanı dedi ki 6 ile başlayalım. Ya kardeşim 6 dediğiniz şey şehir erfanesi. herkes diyecek ki ulan bir deniz taksisi var daha görmedik yani. 6 tane deniz taksisi boğaza ve Marmara denizine koyduğunuzda göremezsiniz.neyse 6’dan 35’e çıktılar kriz girdi. şirket her ay 100.000 dolar para kaybetmeye başaldı daha 17’ye yeni çıktık arkadaşlar. Neyse dünya basına çıktı tabi Assocaited Frace Press, Kanal Plustz’da yayınladı. Benim yıllardır görmediğim arkadaşlarım falan beni aradılar falan çok başarılı oldu ama belediyenin korkaklığı yüzünden kaybettik yani illa sizin başarılı projeniz olması gerekmiyo çevre koşulları iddia’da başarılı oldu bunda başarısoz oldu. bunda başarsıız olarak görüyorum. baktığınzıda herkes a deniz taksiyi Alpan yaptı diyo ama burda gerçek nalamdaki başarı hikayesi sağ alt köşedir arkadaşlar. Kazandığınız paradır. Yani ben şimdi iddiayı anlattım abi çok başarılı oldu da biz hiç para kaznamadan çıktık desem onu biraz anlamlı olmuyor. Çoğunda para olarak bakıyor. Sonra zaten İDO özelleştiemesi için planlıyorduk. İDO’ya girmeye çalışıyoruz ama özelleştirme gecikti. Biz o kadar söyledik gecikiyorsunuz. Köprü ihalesi çıktığı gün bu özelleştirme başarılı olamaz dedik ve köprü ihalesi çıktı arkadaşlar. Yani İzmit geçiş köprüsü oldu. Şimdi ondan sonra İDO’cular baktılar haa durum kötüye gidiyor şimdi Roro’yu bağlamaya çalışıyorlar. İşte Roror terminali verelim falan. halded esıkıntılar var. Ben kaç kişi bu ihaleye girecek bilmiyorum. O ara tabi petrol fiyatları artıyor orda size metre durumları benim teknemin boyu seninkinden daha uzun formatları var Araplar, Arap kardeşlerimiz içerisinde e paraları bulmuşlar tekneye yatırıyorlar. Biz de dedik para nerde kazanılıyor orta doğru bölgesind eorda burda kazanılıyor. Rusya’da kazanılıyor. Biz gittik oradaki en büyük aileyle beraber eAlcabar ile 20 milyon dolar yatırımla biz bir tesis kurma hazırlığına girdik. Daha doğrusu yer alındı fabrika binasına geçildi. Megayat yapıcaz ve deniz otobüsü yapıcaz. Manyak bir pazar arkadaşlar yani anlatamam size. İnsanlar geliyorlar …??…. 20şer ev alıyorlar. Bir kara para var. Rusya’dan para para geliyor. Hindistan’dan kara para geliyor. Çinliler de bir şekilde paraları gayrimenkule yatırıyorlar. Çinliler zannediyorum yunanistan’ı satın alıcaklar. Pire Limanı’ndan başladılar. Benim bir sinema hikayem var bunu da anlatmam lazım. Bu benim için şey. bakın 22 Aralık 2009’da sevgili Cengiz diyor ki ulan sinemalarda 10-15 kaçak var diyor. Abi biz zaten 2006’da bu kaçağı engelliycek patenti almışız AFM’de deneme yapmışız göstermişiz. Yaptığımız şey kelle sayıyoruz. Yani burda bir infrared kamera var. Çık çık kelle sayıyor. hani aşk filmiyse kafalar birleşip orda ortalama alıyoruz ama ortalama beş onluk şeyle kaçakla bulabiliyoruz. Abi istemedi millet ya. Abi daha dağıtımcılar istemiyor sinemacılar istemiyor abi kafayı kırıcam ulan kaçak yok lan kaçağı engelliyoruz yani. Yok. Neyse… Şey gösteriyim. Neyse ben. Bundan sonra gelen resim internetten indirilme bir film lütfen şahsınıza alınmayın o hareket bana yapılan bir harekettir. O da şöyle, Sevgili Bülent Helvacı bana gedi. Biz bu… benim tabi bu sinema işine girmemdeki en büyük neden Amerika’da 3D animasyon yapıcaz Sony’den ayrılma bir grup var 10 milyon dolarlık filme giriyoruz falan filan. Dediler ki Türkiye’de 150 kişilik bir ekip kurmanız lazım. Ben de 150 kişilik ekibi nasıl kuracam lan diye düşünüyorum dedi ki Volkan diye bir arkadaşım var Alpan bey ufak bir film yapalım bari ondan şey yapalım. Biz filmi biz yapmadık sadece animasyonlarını yaptık, Dünya’yu Kurtaran Adamın Oğlu. Abi Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu’nda iki tane cenabetlik var bir Mehmet Abi hayatında ilk defa ciddi bir role soyundu ikincisi ATV’deki programında adamın pantolonunu indirirken donunu indirdi. İkisi de karizmayı tümden çizdirince filim de allak bullak oldu yani. Bizde film de doğru dürüst yapılmadı ama animasyonları çok iyi yaptık fakat 25 tane animatörü bir araya getiremedik arkadaşlar. Ya Türkiye’de 25 animatörü bir araya getiremedik. Hatta California’dan Yeni Zellanda’dan Avustralya’dan ve Fransa’dan Türk animatörler kullanmak zorunda kaldık. Ben dedim ki bu işten vaz geçtim. Ondan sonra sinema… birkaç tane sinema projesi… deim ki bak abi bıktım abi bu sektörü istemiyorum. Bülent geldi abi dedi TV8’de bir arkadaş var dedi acayip tipler yapıyo böyle dedi kılıktan kılığa giriyo dedi maganda şeyleri yapıyo dedi. Yok lan maganda tutar mı lan dedim ah. Bu da tuttu işte arkadaşlar. İlk defa bana geldi bu. Tutmaz dedim yani.

Evet sonuçta bunun tek vurgusu şu arkadaşlar: Kararlarda duygusallık mantığı geçmemeli. Biz burda kararlarımızda duygusallık verdik. Şimdi ben size bir duygu durumu yani mood dediğimiz bir tablo göstermek istiyorum. Duygu durumlarımız zaman zaman …. Ne kadar daha vaktim var? Efendim? 15 dakka. Tamam ama biz Nevzat’la da beraber Dragon’s Dan ile ilgili bir geyik yapıcaz. Peki. O zaman hızlı gideyim, hızlı gideim. Bakın arkadaşlar bu duygusal olarak iyi ve kötü olduğumuz anlar. Bunlar, bunar hepimizin yaşamında iniş ve çıkışlar. tabi o ini ve çıkıştaki dalga boyu zaman zaman kısalıyor olabilir. Ama biz şu ve şu noktalarda karar vermememiz gerekiyor. Bunu bilmemiz gerekiyor. Yani çok mutlu olduğumuz anda verdiğimiz karar veya çok mutsuz olduğumuz anda verdiğimiz kararlarda hep hata yapıyoruz arkadaşlar. Bu kesin. Şimdi bir tane şey var. Moodscope’u duydunuz mu? Moodscope.com ilginç yani. Moodunuzu giriyorsunuz en yakın arkadaşlarınızın e-mailleri var. Moodunuz kötü olduğu zaman e-mail gidiyor gelip sizi psikolojik olarak destekliyorlar. Falan filan. Yani bu konusu şey. Bu da, bu da benim çok önem verdiğim bir slayt, evlilikleri de çok iyi gösteriyor. Görmeniz açısından. Arkadaşlar hepiniz bilin ben başta da söyledim. Hepiniz. Burada herkesin içinde telafisi mümkün olmayan eksikliğiniz var. Bunu da kabul etmeniz gerekiyor. Bunu kabul ettiğiniz gün dünyanın en rahat insanısınız. Ama telafisi mümkün olmayan eksikliğinizi kabul etmeyip bunun peşinde koştuğunuz zaman hayatta başarılı olamıyoruz. Hiç bir şekilde başarılı olamıyoruz. Ne yapıyoruz abuk subuk evlilikler yapıyoruz. Nedir abi, bende bu eksik benim karıdada bu var hadi birbirimizi tamamlayalım. Abi birbirini tamamlıyosun ondan sonra birbirini yemeye başlıyorsun. Zaten hep derler ya abi ikisi birbirini ne güzel tamamlıyor. Yok öyle bir şey arkadaşlar. Birbirini tamamladığınız şey sizin eksikliğinizi tamamlama durumu. Sonra ne oluyor? Siz eksikliğinizi giderdğinizi zannediyorsunuz veya sadece eksikliği gidermek için bir birlikteik yaşadığınızı anlıyorsunuz ve ondan sonra o zamna size batmaya başlıyor. İşteen büyük temel konu bu. Eksik lik… telafisi mümkün olmayan eksilkiği kabule tmek zorundayız. Hepimizde bu var. Yani yok. Bazı İnsanların lisan şeyini öğrenme sıkıntısı var yani. bazı insanlar onu yapamaz. Bazı insanlar bunu yapamaz. Bazı insanlar risk alamaz. Risk alamayan adama risk aldıramazsınız arkadaşlar. böyle bir şey söz konusu değil.

Nevzat yaptırdı ben yaptırdım. Bilişsel Haritalama Yöntemi çalıştık arkadaşlar beynimizin bir yatırım kararını nasıl veridğine dair bilimse bir araştırmadır. Çok paperı çıkıcak. Böyle bilimsel çalışmalar da yapıyoruz yani. Bu Dragon’s Dan’deki kayıttır. Bu dikkat eksikiği, hiperaktivite bozukluğunu tekrar gündeme geldi onu söyliyim. Buna şöyle bir örnek veriyim. 83 yılında Moris Air’i kuruyor 5 ay sonra Southwest’e satıyor. Southwest’in başında şirketi yönetemiyor. Şirketinden kovuluyor. Ondan sonra gidiyor Jetblue’yu kuruyor arkadaşlar. Ondan sonra geçmişten ders alarak Brezilya’da yeni bir azul şirketini kuruyor. Bu adam bu adam davil Neilman. Davil Neilman bir tipik ADHD hastası. Diyo ki adam benden abi iyi yönetici olmaz diyor. Ben sadece iş kurarım büyütürüm çıkarım diyor. Ama yönetmemem gerekiyor diyor. Bunu bilmeniz gerekiyor. hangi konuda eksik olduğumuzu bilmemeiz gerekiyor. Bizdeki girişimci tanımı. Bunları geçiyim yani bunlar sizin… çünkü ben bu konferansı yaş grubu oldukça geniş gruba veriyorum. Bunlar daha böyle üniversite abilere gösteriyoruz. Sadece şunu göstericem biliyorsunuz Amazon, Amazon’un kurucuları Facebook’un kurucusu Harward’da adam diyor muydu abi ben ayakkabı boyacısıydım. Veya ben simit satıcılığından Facebook’u kurdum demiyor. Biz Türkiye’de acondırma Hülya Koçyiğit formatı gözler böyle, göler kırık. O bizde çok şey olan bir durum.

Bu Daison abi sıfır lira yatırımla ve 10 liralık girişimci abi 5 lirayla karton 3 lirayla makas 2 lirayla da yapışkan alarak adam ilk prtotipini yapmış. 10 lirayla iş hayatına atılmış yani gerçek anlamda. hani bu tip şeyler de var ama bunlar bizi tabi aşar. Evet Virgin’i hebimiz biliyoruz ben kendime örnek alıyorum. yani benim hayatımda örnek aldığım iki tane adam var bir tanesi Allah uzun ömür versin e şey Apple öbürü de bu adam bu da çok enteresan bir adam. Adamın yaklaşık olarak 350 tane markası var. Yani her gün bir yönetim kurulu yapsa 15 gün tatil yapabilir. Böyle bir adam. Gerçek anlamdaki girişimciği ben kesinlikle Selçuk Yaşar olarak görüyorum. İnovatif girişimci yani bu adamın yaptıklarına 95 75 yılında sütü kutuyo koyuyor eti, ambalajlıyor, yoğurdu paketliyor. Matbaa mürekkebini üretiyor, gübre, bira hep bunlar ilk. İlk kütür böyle yani… İşte inovatif girişimcilik bu. Türkiye’nin ihtiyacı duyduğu da inovatif girişimcilik arkadaşlar. Katma değer oluşturamadığımız taktirde işte 48 milyar dolardan bahsediyoruz. Yani 48 milyar dolar açığı biz neyle tamamliycaz ki.. ya bugün sabahleyin antalyad abenim üç tane toplantım vardı. Bu programın da dün oldukça ilginç dün İzmir’den İzmir’e geçtim İzmir’den bugün sabah buraya geldim toplantı için yolda bir tane toplantı. Akşam da istanbul üzerinden Bankong ve Fnopen’e geçicez. 160 tane iş adamı götürüyoruz Kamboçya’ya. Görevliyiz mecburen.

Neyse şunu anlatmaya çalışıyorum. Burada inovatif girişimcilikte sabah Anlatalya’da gördüm bir diş protezinden bahsediyoruz. Titanyum böyle alıyosun yere düşüyo abi kullanılan titanyumun maliyeti zannediyorum herhalde 2 Euro falandır abi. 100 Euro’ya satıyor adam. Vida yani katma değer budur ya. Bu kadar basit. Güney Kore’li bunu başarmış. Ondan sonra tabi bir sürü başarısızlıktan sonra Borusan’la beraber çok başarılı bir enerji işine girdik 555 MegaWatt. 1 yılda 100 milyon dolarlık bir değer yarattım. onu da borusana sattık çıktın yani çünkü mümkün değil içinde olmamız.

Evet. Şimdi Personal branding çok önemli fikir lideri olmak, akla ilk gelen isim olmak, uzmanlaşmak ama temel sorun şu eğer hırsımız yeteneklerimizi aşarsa burda bir sorun var arkadalar. Burda örnekler vermek istemiyorum ama ben çok yaşadım 18 yıl boyunca bu hırs yetenek konusunu çok müşaade ettim. Buna dikkat etmemiz gerekiyor çünkü o zaman başarısızlık ortaya çıkıyor. Hırslı olmak çok güzel bir şey ama şeyi de, kişisel envanterimizi de mutlaka bilmemiz gerekiyor. İşte fikir lideri, marka falan filan. Bunları geçiyim bir tek şna geliyim. Şimdi yeni teknolojilere giriyoruz. Information Technologies dediğimiz IT, Türkçe adıyla Bilişim. 2006’da ben dedim ki abi yeter yani 9 yaşından beri bilgisayar 8KB’dan beri uğraşıyorum yani o yüzden dedim ki IT’den ET’ye geçiyorum: Energy Technologies. Şuanda tamamiyle kendimi enerji teknolojilerinin içerisine koydum. Özellikle bu Green beyle beraber İsrailli ortaklarımızla beraber çok yeni bir teknoloji geliştiriyoruz daha 14. ayında Danimarka’lı bir firma bize share swap teklif etti. Desert Tech projesi. Burada kızgın kumları kullanıyoruz 24 saat güneş enerjisiyle elektrik enerjisi elde edebiliyoruz. Demin size bahsettiğim 1 dolarlık DNA analizi. Network çok öenmli işte ben kendime bu tip networkler oluşturuyorum.

Ya son 10 slayta girdim artık hzlı geçicem. Bitiricem. Başlamışken. Arkadaşlar girişimci dediğiniz adam cesurdur. Bakın ben 2005 yılında Ronald Ladour’a SD Ladour’un sahibi Ronald Ladour’a gittim. Yönetim kurulu başkan yardımcısıydı. Sevgili Cem hatırlar o zaman, o günleri gittikd edik ki abi dedil ulan hidrojen  yakıtlı araba yabpabilir miyiz ama hidrojeni arabada üreticez. manyak bir fikir. O ara gittim ben Vairant’ı buldum Vairant C5 Suger dediğimiz şekerden araba içersinde onu prosesle hidrojene çeviriyor. Yakıt pili falan filan. Yakıt pili de Numera’dan alaırız. Arabayı da Pininfarina’ya tasarlarız. Dedim ki Ronald’a abi dedim bak acayip markan var SD Louder. Arabanın markasını SD Louder koyalım. Ya niye koymayalım ki dün mesela Bloomberg’de canlı yayına çıktığımda elektrikli araba konuşuluyor şuanda hani sayın başbakan babalar girsin dediler ya ben baba olarak görmüyorum kendimi ama dün dedim ki kardeşim ya Motorola koy Gıcci koy arabanın markasını illa Tarkan koyacak halimiz yok yani Cengiz han hani Türk ismi olsun diye veya Devrim’i tekrar kullanalım diye. Neyse ben 2005 yılınd abaşladım bu işe. 2005’ten sonra tabi bu cesaretle biz şeye girdik. Trendleri hızlı geçiyorum bakın bınlar hızlı trendleri geçicem. Yani burda trenddeki önemli nokta şu öneümüzdeki dönemde talep 86’dan 106’ya çıkıcak ama üretim 85’e çıkıcak bu ne demektir. Petrol fiyatları artıcak arkadaşlar. Araba adetlerine baktığımız zaman. bugün 1 milyar araba var. Sadece Çin ve Hindistan’da önümüzdeki 20 yıllık, 30 yıllık dönemde 1 milyar arabaya çıkıcak. Evlenme oranları azalıyor. İnsanlar evlenmek istemiyorlar. Yanlız yaşıyorlar. Şehirler kalabalık hale geliyor. Londra’da şehirde ev aldığınıda 10m karelik otomobil alanı için siz 60 bin pond siz araba için şey ödüyorsunuz, araba için değer düyorsunuz. Nereye gidiyor. Bireysel ulaşıma gidiyor. İşte ulan bireysel ulaşım da arabalar oluyor. Ulan Tvizy’e bakıyorsun 1 kişilik araba. Zapalias’a bakıyorsun. GM bile iki tekerlekli araba çıkardı teknoloji kullnarak. Retroya doğru gidiyor dünya.  Yani BM’de bunu 50 yılındaki arabasına bakın 2010’a bakın ve biz de gittik Fransa’da böyle bir şirketi satın aldık ikisinde katılıyoruz. Bizdeki temel sorun ne Türk girişimcisi bilgiye sahip olmadığı için zorluk algısı da o kadar az oluyor. Siz bilgiye sahip oldukça anam anam anam anam ne kadar zor olduğunu anlıyoruz tamam mı? Türk girişimcisi bu. Türk girişimcisi nedir? Boğaz köprüsünde 3 yaşında, 3 yaşında değil 1.5 yaşındaki bir çocuğu götürün atla deyin atlar abi atlar. Çünkü öleceğini bilmez. Türk girişimcisi de öyle öleceğini bilmiyor. Biz bilgisiz iş yapmayı çok seviyoruz arkadaşlar. o yüzden de Fenerbahçe sıtadı’nın karşısında Hasan paşa dönüşü vardır. Hasan paşadan dönün önünüzdeki 1km boyunca tam 3 tane Hatay künefecisi göreceksiniz arkadaşlar. Hatay’da 3 tane künefeci varsa bilemiyorum. Tamam mı bu kadar basit. Sistem işte Mehmet Caniş ile Çayhum’un başındna geçen. me too, me too, me too. Adam zannetti ki paraları koyacak yer bulamiycaz. Temelle dursunun …??…. kelle hikayesi gibi. Böyle sırıtıyordu ama artık sırıtmıyor çünkü ortalık. Mısır, ne, bardağa konabilecek herşey var. Bunu görebilirsiniz arkadaşlar tarla başındaki perukçular. Tarlabaşı perukçu tarlabaşı Dalan “olum Tarlabaşı’nı açın sağ tarafı perukçulara bırakın” dememiş yani. Millet hababam böyle amip bölünmeyle perukçular ortaya koymuşlar. Haşimişcan Geçidi’ni hepiniz bilirsiniz. İstanbul’lu olmayanlar da mutlaka monopoliden bileceklerdir. o monopolide oynarken Haşimişcan Geçişi ucuzdı o zamanlar ama içi sırf bisikletçi doludur arkadaşlar. Bisikletçilere falan ayırdıkları yok.

Evet şimdi bunu söyliycem herhalde bugün konuşmalarda geçicektir Türkiye’de temel sorun melek yatırımcının olmaması bakın geçen sene 2009’da özür dilerim 2010 rakamları çıkmadı daha çünkü ortaya 2009’da 259.480 melek yatırımcı varmış arkadaşlar Amerika’da. Daha doğrusu bunlar yatırım yapmışlar ve 70.000 ortalamayla yatırım başı 4.5’la şey yapılmış. Risk sermayesi Venture Capital 2001’de 31 milyar, 2009’da 21 milyar. Girişim sermayesi burada çok önemli bir rakam farklılığı var. Private Equty 2009’da 72’ydi ama 2008’de 400 milyar dolardı arkadaşlar Private Equtyler çok fena kaçtılar kris yılınd ayatırım yapmadılar o yüzden çok büyük fark var. Ama işte şeye bakarsanız melek yatırımcılar rik sermayedarları ve girişim sermayedarlar 2009’da toplam 116.4 milyar dolar yaptılar 2008’de 475.

Şimdi biz bir çalışma yapıyoruz ben de o grubun içerisindeyim yaptığımız çalışma şu arkadaşlar. Biz fonların fonu kurma çalışması içerisindeyiz. Yani Funds of Fund. Bu nedir? İsrail’dei Yozma Amerika’daki Silikon Vadisi modeli. Devlet 1 lira koyuyor biz 2 lira koyuyoruz. Bir fon kuruyoruz bunları farklı fonlara bölüyoruz. Bu böldüğümüz fonları da şirketlere ikişer milyon dolar ve üstü yatırımlar yapıyoruz. İsrail Yozma bu şekilde büyümüş Yeni Zellanda başarılı olmuş. Almanya ve Rusya başarılı olamamış Silikon Vadisi başarılı olmuş ama Silikon vadisi’nin başarılı olması belki de fair child electronics’in hareket düzeni ve AT&T bilmem nesi o dönemden başlayan bir şey. orda bir başarı hikayesi var ama bir de şans var. Orda bir Stanford var. HP kurulmuş. Yani orda çok böyle silikonlu bir şey var. Gerçekten silikon vadisi diyoruz ama içinde silikon var abi orda AMD orda çıkmış. hepsi arka arkaya çıkmış yani AMD’ler Inteller falan filan o yüzden silikon belki de çok kullanılan bir kelime haline gelmiş.

Girişimciye geçelim. Biraz sonra Nevzat kardeşimi yanıma çağırıcam. Biz bunu yapıyoruz. Bakına dama bakın. Bizde olsa bunu yaparmıyız bak bu adam Tom Quinn, Tom Quinn Novel’in eski başkanı. şeyin Nintendo Wii’deki bütün o motion controlu yapan adam. Şimdi abi eline almış da… bu artis de bir çizim öyle yani… ama gene de olsun yani abi gene bir şey yapıyor. Bu kompost diyoruz kompostlaştırma yani organik çözü alıyorsunuz belli bir anaerobik ortamda mikroplarla gazlaştırıyorsunuz ordan bir şey elde ediyorsunuz. Bu da buna benze rbir yönetmde bunun arkasına çöp tenekesini koyuyorsun. Burdan yakıt çıkıyor ve adma yarışmaya giriyor ya. Girdiği yarışma GE Economination yarışması 1. olursa 200 milyon dolar para alıcak. Ulan bizde olsa İzmir’li olsak çünkü İzmirli olduğum için İzmirlilere sataşmak kolay. Abi İzmir’de Çeşme’de bir yazlık bir de motor aldık mı abi balık avlamaya gideriz dimi ne olacak. Ama adamdaki hırs abak lan. Ben bile ya insan yarışmaya girmek bırak böyle bir resim de çektiremez yani. herif Novel’in eski başkanı. Novel’i hepiniz tanıyorsunuz arkadaşlar yani.

Neyse. Türkiye’de tabi işler çok daha zor yani. Biz şimdi Türkiye’de lastik geri dönüşümü diye bir proje başladı. Yeni başladı. ben hemen atmaca gibi zaten biliyorum olayları. Hemen Ukrayna’da bir şirket satın aldık paraları bastırdık Balıkesir’de kurduk şuanda mesela Türkiye’nin lastiklerinin %60’ını diyorum ki hedefledim kendime. %60’ının geri dönüşümünü ben yapıcam abi. Antalya’da zaten onunla ilgili toplantılar yaptık. Ama inanır mısınız. Abi yönetmelik çıkıcak bekliyoruz. o çıkacak bekliyoruz bilmem ne çıkacak bekliyoruz. Hadi seçim geliyor. Ulan seçime bereket yetişti yani seçimden önce yönetmelik çıktı. Gerçekten Türkiye’de iş yapmak acayip zor. Bazı ben yalşandıktan sonra da yani. Eskiden ben Spor Toto’ya gidip abi naber baba naber falan filan o muhabbetleri çok yapıyorduk. E şimdi biraz şey oluyor ağıdan mı satiyim lan kendimi falan. Şimdi şirkete gitmişiz adamla ortaklık konuşuyoruz. Yeğeni gelmiş abi fotoğraf çektirelim diyor Dragon’s Dan’den tanıyor beni. Yani biraz da tabi insan şey de olmaya başlıyor. hareket yeteneğini o şekilde kaybediyorsunuz bir şekilde.

Şimdi evet ISO 5000’e 500’e bakalım artık son anlarımıız yaşıyoruz mu da onu da bilmiyorum artık. 1967 – 2007, 40 yılda sadece 17 tane şirket ayakta kalmış arkadaşlar. Evet Amerika’da, Avrupa’da, Japonya’da ortalama şirket ömrü 12.5 yıla düşmüş durumda Amerika’da uluslar arası büyük bir şirketin ömrü 40-50 yıl. Yani Fortune 500’de her 15 yılda bir firmaların üçte biri nanay. Ben Amerika’da işe girdiğimde. benim girdiğim Wikswopuration abi uçaktan geçilmiyordu. Gel bu uçakla gidelim bugün uçağın rengini seçiyolardı. Yok none. İflas yani. Dolayısıyla böyle bir sıkıntı var. Öz güven yok. Bizde öz güven problemimiz var. Biz Murat Günat’la beraber elektrikli araba satın alıcaz Pugeot’nun bakın Peugeot, Peugeot, Peugeot pazarlama direktörü diyor ki Murat, ismen sölüyor ha Murat Günat’la, Alpan Manas’ın girişi, adam ismen de tanıyor bizi, şeyde çok fena tanındık bu işleri yaparken diyor ki elektrikli otoda büyük bir rekabet yaratır diyor. Türkler bizi iplemiyorlar. Bunu alamadık. Mia’ı ben alamadım. Holyes’i vermediler bize Almanlara verdiler. Ordan çok fena bir madik yedik. Ama gittik bunu aldık. Arabayı gördünüz yani. Şu arabayı satın aldık. Bakın bu arabayı satın aldık Fransa’da firmayı satın aldık. İlk yaptığım iş ne oldu biliyor musunuz? Ulan bu arabayı bu şekliyle kimse satın almaz. Gittim Bertone ile anlaştım. Bakın araba bu fuara bu şekilde giriyoruz. Cenevre’de 2 martta fuara giriyoruz. Berone’den Davir Wilki ile anlaştım parayı bastırdım abi aslanlar gibi araba yaptık. Yani bu d abir Fransız zevki görmeniz açısından söyledim.

Şimdi bir şey daha anlatıcam Türkiye’de işlerin ne kadar zor olduğunu anlamanız açısından. ne kadar ilginç olduğunu. Chapter 11’ı hepiniz biliyorsunuz. Chapter 7’de asset satışıdır yani şirket iflas etmiştir liquide olmuştur toplam assetlerini satarlar. 1.3 milyar dolar yatırım yapılmış ve şeyin de Microsoft’un da 7. mühendisinin kurduğu bir şirket 1.3 milyar dolarla şirket batıyor arkadaşlar. 256 tane uçan ucağı var içerde de 20 tane hazır 2’si tam bitmiş 18 tanesi de 3 gün içind ebitecek uçağı var adamların Alb…….’de 50 numaralı alanda New Mexico’da Amerikan Hava Kuvvetleri’nin çalışma sahasının olduğu bir yer. Bu şirket satılığa çıkarılıyor. Biz sevgili Ekin Alptekin ile beraber şirketi satın almak üzere gidiyoruz 40 milyon dolara bu işi bitirebileceğimizi düşünüyoruz TAİ’ye geliyoruz abi bize former letter of intent ver leverage buyout ile bankadan parayı alalım bu işi bitirelim diyoruz. Kimse inanmadı arkadaşlar. Bakın kims einanmadı ve bu şirket 40 milyon dolara satın alındı. O parayı çıkaramadık çünkü garanti mektupları gerekiyor yani bizim kendi şeyimizin hareket planımızın çok ötesinde bir çalışmaydı. Eclipse’i Amerikalılar satın aldılar Eclipse 40 milon dolara satınıldı 40 milyon dolara hemen asetleri tekrar revalue ettiler. 40 milyon doları bakadan borç aldılar ceplerine yatırdıkları 40 milyon doları hemen geri koydular. Geçen hafta da şirketin %35’ini 160 milyon dolar market capden Sqoursky’ye sattılar arkadaşlar ve ben bitarafımı yurrım Türkiye burayı alsın diye. Ondan sonra biz diyoruz ki Türkiye kendi uçağını yapıcak. 10 yıl sonra Türkiye kendi uçağını yapamaz arkadaşlar. Çünkü Türkiye, bir uçak yapabilemeniz için minimum 1 milyar dolar ve 10 yıla ihtiyacınız var. Yani bu kağıtları katlayarak ve uçak yapmaya benzemiyor. Veya uçağın bütün parçalarını yaparak… uçağın bütün parçalarını da yapsanız tek uçak yapmya benzemiyor. O yüzden de çok büyük fırsat kaçırdık ama bu fırsatın yanında da tabiki çok öenmli bir bilgi elde etmiş olduk. Ünlü televizyonlu “Acun Ilıcalı kendine uçan otomobil alıyor Eclipse 500 aldı, 4 kişilik uçağa çok benzeyen… Acun Ilıcalı satın alma işlemlerini hızlandırdı.” Arkadaşlar bunun coverageı ile bunu coveragı çok sınırlı oldu. Burda inanılmaz bir coverage oldu. Ben Eclipsi satın alma hedefindeyken arkadaşlar bana soruyordu abi 40 milyon dolar bir uçak için fazla değil mi? Lan uçağı değil fabrikayı alıyoruz ama adam uçağı alıyor haber oluyor abi neyse Türkler hadlerini bile insanlardır. Hadlerimizi biliriz korkağızdır. Böyle bir korkaklığımız var. Benim tabi ki şeyi… ne derler… Çetinkayaları tanımam ben gazete haberi üzerinden gidiyorum. Adamcağız bunu söylemiş ki bir çok yerde aynı lafı durdum. İflastaki Alman 300 magaza teklif etti haddimizi bildik almadık. Bravo bravo bravo. Had dediğin böyledir arkadaşlar. Ama biz abi Segolarnoyal çok tatlı bir hatun Sarkozy’ye kaybetti seçimi, başkanlık seçimlerini. Çok iyi bir insan, çok pazarlık yaptım. Kendi millet meclisime gitmedim Fransız millet meclisine gittim. Orada bölge bölge milletvekilleri beni ayarladı union sendika lierleri ile görüşmeler yatık. Şirketi alırska neler yapıcaz diye falan filan. Gerçekten Lofigaro’da yarım sayfa haber olduk ki Fransa’da Fransızca Search’de bir ara 125.000 civarınd asonuç vardı. Beni Associated France Press arıyor cep telefonundan No’ya basıyorum o zaman böyle bir havam vardı.

Neyse evet son slayt. Sevgili Arman Kırım bize çok detsek oldu özellikle genç girişimciler kurulunda bu fonların fonuyla ilgili çalışamda. Abi diyor ki yüksek büyüme tempolu şirketler kurabilen teknoloji odaklı sektörlerde yoğunlaşmış yeni girişimcilere ihtiyacımız var. Sizler de bu anlamda karşınızdasınız. Bernar Show der ki okul yüzünden eğitimime uzun süre ara verdim. Değişim kadar gelişim önemlidir. Değişime ayak uydurmak için gelişmek gerekir. Aksi taktirde dinazorlar hayatta kalırdı.  İlginize teşekkür ederim.

Bir Nevzat’la bir Dragon’u yapalım. Nevzat gel abi. Sevgili Nevzat’ı da alkışlayalım.

Nevzat: Bayağı iyi sunumdu bu arada. İlk defa seyrettims eni bayağı iyi sunumdu. Merhaba arkadaşlar. Nevzat Aydın ben. Bayağı bir soru geliyor arada. Konuşma fırsatı bulduğumda sizlerle Dragons’den ile ilgili. Hazır Alpan’da buradayken aklınızda olan ne varsa dökebilirsiniz hiç dilinizi korkak alıştırmayın aklınza gelen takılan sorular varsa her türlü soruya hazırız değil mi Alpan?

Alphan Manas: Evet aynen. Dragons’den ile ilgili olarak.

Nevzat: Ersan Özer değil mi meşur bir internet girişimcisi kendisi. Ya improid’e niye yatırım yaprık. İmproid modeli aslında bilmediğimiz bir model değil aşina olduğumuz bir model. İşte zamanında Ardvark vardı. Google satın aldı. Answers.com Ask.com vardı çok daha eskiden. Ask Jeeves vs. Yeni daha bir sene kadar önce Quara diye bir model ortaya çıktı. Quara’nın CEO’sunun bir ropörtajını okumuştum. Diyo ki acayip bir bilgi var ama bilgi kirliliği de var ve internetteki bilgilerin sadece, insanların kafasındaki bilgilerin sadece %10’u internette. geri kalan %90’ını bilmek için doğru soruyu sormak gerekiyor. Ve Quara açıldığından yazılmıyorsam 4. ay sonra 87 milyon dolar değerlemeden 17 milyon dolar investment aldı Benchmark Capital’dan. Bence başarılı bir model. Olma ihtimali ne kadar yüksek. Acayip şuurbet değil. Yani herhalde başarılı olma ihtimali %20-30’dur. Her ne kadar çok inanıyor olsam da. Ama olduğu taktirde bayağı bir şey değiştirebilecek bir model bence.

Alphan Manas: Bir şey daha söyliyim aslında. Çok ilginç bu arkadaşlar Quara’dan daha önce başlamışlar. fakat tabi tipik bilişimci hezeyanıyla kafası kesilmiş tavuk gibi o müşteriden o müşteriye aman bir şey yazalım, işte CRM yazalım, bizde vardır ya mesela CRM yazalım. lan CRM yazmak ne demek yani? E ne olacak yani bizim yeğen yazıyor sen de yaz. DOlayısıyla bu arkadaşlar Quara’dan daha önce başladıları için biz onları daha vizyoner olarak gördük.

Nevzat: Ama çocuklar işte günü kurtarmak adına oradan para kazaniyim diye hakkaten böyle aslında inandıkları ve doğru zamanda doğru yerde oldukları bir proje varken başka şeylerle uğraşmışlar. Ben çok başarılı buluyorum ikisini de. Quara olur başka bir şey olur. İmpolid olur.

Alpan: Girişimciye yaptık zaten.

Nevzat: Kesinlikle öyle zaten.Dragon’s Den’in yatırımlarının tamamına baktığınızda kesinlike girişimciye olduğunu görürsünüz. En azından herhald eikimizin yaptıklarında öyle ortak bir payda var. Çünkü bence 10 sene öncesine göre artık fikrin kıral olduğu öndemden daha çok girişimcinin kral olduğu döneme doğru gidiyoruz. Fikir artık her yerde var çok hızlı bir şekild ebilgi yayılıyor ve Amerika’da çok başarılı olmuş modeller çok kısa süre ieçrisinde Türkiye’de replikasını görüyorsunuz. Ama o işi sahiplenip götürecek girişimcinin çok daha etkili olduğu bir döneme girdik bence.

Emre Sporx dimi? herkesind e böyle titleı var. Burda dimi?

Emre: ben biraz daha magazin bir soru soriyim. Bizim için bir televizyon showu tamam oturuyor izliyoruz. Nevzat orda hem grur duyuyoruz arkadaşımız hem görüyoruz ama bizim izleyici olarak sevdiğimiz sevmediğimiz yatırımcılar oluyor orada. İsim vermek zorunda değilsiniz sizin kıl olduğunuz ya da şu olmasa dediğiniz biri var mı orda.

Nevzat: ya Baybars hiç benim tarzım değil. yakınımdan geçmez normalde. yani hiç bir şekild ekonuşup ortak bir şey paylaşabileceğim hiç bir alakam yok yani.

Alphan Manas: Me too. Şimdi şey. ya benim şanssızlığım. Nevzat’tan sonra konuşuyorum. Biz saat istikametine konuşuyoruz. Önce Nevzat konuşuyor. Şimdi onun not alıyor bakıyorum. ılan benim sorucağım soruyu sorucak. Bir de Baybars sap olsun. Siz tabi görmüyorsunuz. Siz 8 dakika seyrediyorsunuz bir kişi yaklaşık 75’le 90 dakka arasında uğraşıyoruz adamla. Yani bir çıkıyo Baybars 12 tane soru soruyor. Tamam mı? lan başka soru yok ki zaten toplam 13 soru var yani. Yarımşar da Nevzat’la biz sorduk mu gamze ile Yalçın abi’ye soru kalmıyor. O yüzden öyle bir sıkıntı çekiyoruz.

Nevzat: ya bayağı emek harcanan bir şey hakaten dışardan bakınca ben da BBC’deki gibi cool durmadığının farkıdnayım çok. Ama yani neyimiz aynı ki. Neyini koyaslayalım ki. yatırımcı da aynı değil. Girşimci de aynı değil. Program da başka bir program. Ama yine de bence iyi bir şeyler yapıyoruz. Bir de hakkaten 1 gün çekime gidiyor. Bir tane programın çekimi bir gün sürüyor. Sonlara doğru falan özellikle ben kalkıp boğazlamak istiyorum oradaki girişimciyi dinlemeyince bir takım şeyleri.

Emre: Bazen hissediliyor zaten Nevzat.

Nevzat: Öyle mi?

Emre: Bir şey dahas soriyim Nevzat. İngiltere’deki programda Yemek Sepeti’ne benzer bir proje getiren çocukları ne hale getirdiklerini izledin mi?

Nevzat: Sonunda yatırım yaptılar ama James …’dan yatırım aldı yani. Bu arada o projenin çekildiği sene 2007. Ya biraz sıkıtılı bir halkız. Ekşi sözlüğe entry girmişler hemen acaba şey ironik dil mi diyor. Dragon’s Dan’de Hungry House bu projeye yatırım bulmuşken ondan sonra ortaya çıkan Yemek Sepeti’nin kurucusunun Türkiye’deki dragon olması. Değil çünkü hungry House 2007’de kurulmuş bir proje. Yemek Sepeti’ni 2000’de kurduk biz. Yani çok sert eleştiriler d egeliyor bazen. Genelde olumlu insanların yaklaşımı. Bence Türkiye’de çok da takılmamak lazım girişim anlamınd aböyle bir şey çıkıyor insanlar çıkıp buna zaman ayırıp konuşuyor ediyorsa bu bile bizim için faydalı bir şeydir diye düşünmek gerekiyor. Ve halkaten nankör de bir işe dediğim gibi bir gün bir çekim sürüyor Alpan’ın dediği 75 dakika bu soru nasıl sorulmaz. Bunlar ne biçim Dragon finansal sormadılar.

Alphan Manas: Gelemiyoruz lan oraya.

Nevzat: İmkanımız var mı bir de. Adamın annesinin babasının ne iş yaptığına kadar giriyorsun. Zaten 1 saat 15 dakika başka ne konuşucaksın. Ama sonuçta bir montajla derlenip toplanması gerekiyor. yayınlanmayan girişimcilerin kayıtları var. Çeşitli sebepler yüzünden.

Alphan Manas: Bir tanesi Baybars’ı dövüyordu köfteci. Ben araya girdim. Köfteci ama kardan adam gibi bir adamcağız. Baybars’ı hakkaten köfte haline getirirdi. Ben araya girdim çünkü Baybars ilk dönemd eçok kötüydü. ikinci dönem de ben dedim ki…

Nevzat: Hala çok iyi değil.

Alphan Manas: Ama birinci dönemdw faciaydo abi. Kıza ben seni paçavra yaparım falan diyordu yani hatırlıyorsan. Benim bir de tabi Türk Mucit tecrübem var. Türk Mucit’te o zaman sosyal medya yoktu çok yüklenmiyorlardı bize ama. Baktım NTV bir ara NTV aba diyordu ki kapanışı sen yap. Bizde çok güzel bir şey var. Herkes bir kere kapanış yapıyor. Sırayla kapanış yapıyoruz. NTV Türk Mucit’te kapanışı ben yapıyordum vuruşu da ben yapıyordum herkes bana yükleniyordu. En kötü ben durumuna düşmüştüm. Burada tabi daha farklı.

Nevzat: Bir de tuzcu vardı Baybars’ı acil yangın merdiveninden çıkartık. kapıda beklemiş.

Alphan Manas: Tuzcu kapıda bekledi. Baybars ile ilişkisini daha sıkılaştırmak için.

Nevzat: Genlde bizde bir şey var madur olanı koruma ve onu shaiplenme güdüsü var şimdi biz orda oturuyoruz ya böyle Dragon rahat koltuklar falan filan. Ben kayarak oturuyorum hatta onu kafaya taktılar bayağı. Ayakkabının altına reklam alıcakmısın diye soruyorlar bana. Ama tabi oraya çıkan kişi terliyor. Kan ter içinde bir şey anlatmaya çalışıyor. Programı seyredenlerin empati kurduğu tip biz değil de onlardan biri oluyor. O yüzden de kabullenilmesi veya bizim ettiğimiz lafların sizin, seyredenler tarafından anlaşılması çok daha farklı bir boyutta oluyor. bakalım önümüzdeki sene olucak mı olmiycak mı?

Alphan Manas: Şimdi bir anımızı anlatiyim. Biz konuşuyoruz bir tane yatırımcı gelicek. Şey gelicek girişimci gelicek. E yani çok yüksek para istiyormuş. İkna etmişler. Temel sorun şu yatırım miktarından vaz geçemiyoruz o yüzden hisse üzerinde oynuyoruz. Neyse çocuk 300 bin dolar hedefle 300 bin TL hedefle koridora giriyor. Bizi görünce 5 tane orda aslanlar gibi fiyat 600’e çıktı. hatırlıyor musun? 600 dedi ben yönetmene baktım ulan hani 300dü bu nasıl 600 oldu. Abi o arada adam fiyatı arttırmış. O şekilde. Bir de Nevzat ile biz e şey yaıtım şey yapıyoruz girişim loto oynuyoruz. Çocuk kapıdan içeri giriyor. Bakıyoruz. Çık. O arada yüz yüze bakarak verdiğimiz berabe rverdiğimiz kararlarda %90 itibaren doğru çıkmıştır. O anda…

Nevzat: ya çünkü bir insanın ya bu bir kız arkadaş falan filan da olabilir veya arkadaş da olabilir normal. Onu gördüğünüz zaman daha ağzını açmadan onunla ilgili bir fikir kafanızda oluşuyor ciddi bir boyutta. Kılık kıyafeti tarzı duruşu. Konuşunca daha fazla fikir sahibi oluyorsunuz. Bir de biz Alpan’la girişimcinin geldiği tarafa daha yakın oturuyoruz. Dolayısıyla o koridordan gelişini görüyoruz yani ne yapıyor hangi elle açıyor. İki elle açan var kapıyı. Açamıyan var.

Alphan Manas: Açamıyor abi. Adam şeyi komple seti yıkacak. Onlar gördüğünüz gibi betondan değil yani kağıttan abi. Herif çekmeye çalışıyor o set böyle gidiyor geliyor. Mesela orda şey ejderha kafaları var yolda. Abi hepsine çarpıyor. Ulan daha kapından gelmeden ben yokum diyesim geliyor. Ya mümkün değil. Bir de demin anlatıcaktım atladım şimdi sizle bir şeyi paylaşmak istiyorum o mood konusu çok önemli. Şimdi ben çekimin sonuna gelmişiz. Son yarışmacı, arkadaş, yarışmacı diyorum da. Son girişimci. Abi uçağım kalkacak 1 saat var veya 1 buçulk saat var yani o yarım saat içinde o işi halletmemiz lazım. Kıs akesmeye çalışıyorum. Arkadaşlarım sağ olsunlar uzatıyorlar da uzatıyorlar. Acayip moralim bozuk bitik durumdayım kendimi çok kötü hissediyorum falan. Neyse pizza kutusu. Sonra hepimiz yatırım yaptık ama benim yatırım yaptığım bölüm sonradan çekildi. Ben çünkü önce yatırım yapmadım. Ben dedim ki bu proje süper proje. Muhteşem bir proje gerçekten tebrik ediyorum. Ben yokum. Yönetmen geldi Alpan ben böyle bir şey söylenmez. Yav kardeşim yokum yav ben. Ben yokum abi. yalçın abi dedi ki. Abi dedi sen. Şimdi deid moralin bozuk girmek istemiyorsun. Ben 12 hisseyi sende cebimde tutuyorum sen ne zaman istersen şey yap. Bir ay sonraki çekimlere tekrar sadece benim böümüm ve Nevzat’ın çünkü Nevzat kapanışı yapıcak. İşte sen dört yarışmacıdan, 4 girişimciden aman 4 yatırımcıdan yatırım aldığını bu sefer de 5 yatırımcıdan yatırım aldın bölümü çekilecek. Bir de benim ben varım bölümü çekilicek. Gerçekten insan böyle kararlarınd aduygusal olabiliyor.

Nevzat: Bir de bir şey kolay değil yani.  Genelde bu tip yarışmalarda jürisinidir ve sponsor olan büyük bir GSM operatörü veya başka birinin verdiği parayı harcarken rahat davranabilirisiniz ya. Burda öyle bir durum yok ya. Burda tamamen o para kendi cebinizden çıkıyor olacak ve o karşıdaki adamla ortak olacaksınız. Ve adam gelmiş diyor ki 30 senelik matbaacıyım böyle böyle bir şey yaptım bu kalıp makinesini bilmem ne yapıyor bu da elektrik ve suda %80 tasarruf yapıyor. Bunu ne check etme şansınzı var. ne doğrulatma bi birini arayıp sorma googlelama falan hiç bir şansınız yok ve hatta adamlarla görüşmemek için farklı koridorlardan falan geliyorsunuz yani. Hakkaten ciddiye alınıyor bu orda o adama yatırım yapma kararı vermek çok zor o yüzden de onun kendi karakterini sorguamaya çalışuyorsunuz. karaktere güvendiğiniz taktirde size ettiği laflarda doğru düşünüyor olacağını var sayıyorsunuz. Pek öyle dışardan göründüğü kadar çok kolay ve hemen şudur budur denebilecek bir süreç değil.

Alphan Manas: Biz. Son bir şey söyliyim. Başka da ekleyebiliriz de. Soya sütü projesi var. Ya abi biz ben soya sütünden ne alarım. Diğer dragonların hiç birisi soya sütü soya sütü. Abi diyorum bi telefon ediyim bacanağa 30 saniyede öğrenicem yani girilip girilmeyeceğini. yok abi yasla orda ne varsa mal o. İş öyle. Nevzat’la ikimizin kıçında iPad’de duruyor ama yani ordan search bile yaptırtmıyorlar. Tamam mı? programın formatını bozamazsınız. Abi aradım sonra dedim. yurdakul dedim bu soya sütü varmış dedim peynir yapılıyormuş dedim abi dedi kaçak peynirciler soya sürünü kullanıyor dedi. yani normal peyniriler asla soya sütü kullanmıyor dedi. Soya sütü zaten dönemlik bir bölüm dedi. Sadece eylül ayınd ahastı avrdır o kadardır dedi. Ana olum düşünsene yatırım yaptığımızı düşün. Millet, bütün Türkiye kafa yapacak bizle. hani veya gaza gelmiş olsak. Şeye de hakim olmadığımız da bir sürü konu var. Dolayısıyla sıkıntı yaşıyoruz.

Nevzat: Bir de Dragon’s Dan’e yeterince internet prjesi çıkmıyor ya. Alında çok daha fazla internet projesi veya teknoloji projesi görmek çok isterdim.

Burak Büyükdemir: Çok adam dövüyorsunuz orda neden çıksınlar?

Nevzat: Ne dövücez. Çim suyu bilmem ne satıyosun ama kolay mı ama yatırım yamak. Çim suyu adamturşu getirdi. Yalçın abi yedi adam ölüyordu. Ertesi gün çekime gelemedi. Yerken de dedim yaniç abi bak çok yiyosun. Çok iyi falan dedi. Ertesi gün hastaneye kaldırıldı sabahleyin yani.

Alphan Manas: Ama o işin bokunu çıkardı abi çok yedi.

Serdar: merhabalar Serdar ben. ben de sizin bu programdan sonraki süreçleri çok merak ediyorum. Burda bir çok girişimci arkadaşımızda var hem de bir yatırımcıyla görüştükten sonra işte bunun devamı nasıl oluyor onu merak ediyorlar. hem benim kişisel merakım da yatırım yapmaya karar vediğiniz program esnasında ama daha sonra detaylarını öğrendiğinizde vaz geçtiğiniz herhangi bir yatırım var mı? Ya da programda yatırım yapmak istemiyip de daha sonra bireysel olarak o işin mantıklı bir işi olduğunu öğrenip o girişimcilere tekrar ulaşıp yatırım yaptığınız bir iş varmdıır. Bir de yine işin devamıyla ilgili bu süreç işte karar verdikten sonra ne kadar devam ediyor, burda neler devreye giriyor Biten başlayan başrıya ulaşan proje var mı?

Alphan Manas: Şimdi ben led’i anlatiyim size. Led ampul projesi. O gün led ampulle ilgili benim manisada 5000m karelik bir fabrikada yatırımım var %50sine sahipim.

Nevzat: Bir araya giriyim mi? Ampulcüde söylemiştim ben sana bu işte sıkıntı var diye. Bu herifte bir iş var olmaz böyle diye.

Alphan Manas: Ben de dedim ben de dedim abi. Şey Sera Yapım film şirketi programın formanının sahibi aynı zaman da Kelime Oyunu’nun da sahibi falan bir sürü şeyleri var çok başarılı bir şirket. İdil bana böyle yapıyor. Alpan ben yap yap. Lan yapılacak adam değil yani. Tamam mı? herife diyorum ki işte şöyle böyle. Nevzat baktı bana böyle yaptı. Yapmiyim diyorum. Baktım hani çocuk neye göre 60’dan %60 isterim 55 olsun onun pazarlığını yapıyoruz falan. Baktım ki ama olacak şey değil ama İdil çok ısrar ettiği için yatırım yaptım. Balın ne oldu biliyor musunuz? Şey bitti program bitti. Biz abi. Bizde çöyle bir şey de var Nevzat’da ikimiz o konuda şeyiz. Hele share holder agreement falan filan o kadar ezbere biliyoruz ki çocukları bir kere hep ben eskiden küçük olduğum için büyükler de beni yemedikleri için e biz de büyük olduk küçükleri yemeyelim diye aynı yıldan gidiyoruz. yani öyle bir share holder agreement yaptık ki. Şirketi 300.000TL’ye kadar destekliyor. Onun dışında kredi alıyor. Kredi sözleşmesinde şahsi kefalet yok yatırımcının ve hiç bir şekilde dailute etmiyoruz tamam mı? Bu kadar açık ve net çocuğu koruyoruz.

Nevzat: Ama bu çok. Bunu iyi anlayın yani sermaye arttırmı olduğu taktirde. Şirketi herhangi bir şekilde o girişimcinin hisse oranı düşmüyor. Onu koruyoruz yani. O önemli bir şey yani. Ama hissesini de resionable tutuyoruz. Bana geldi dedi ki Alp bey bend edi. Avukatı… avukatı da tipik beyoplu avukatı besbelli yazışdan format hatalarından yani boşluk virgün boşluk noktadan sonra iki boşluk falan.

Nevzat: Baybars’da öyle yapıyor bu arada.

Alphan Manas: Neyse abi çocuk dedi ki Alpan ben ben 300.000TL’yi cebime istiyorum. Markayı da vermeem sana dedi. Öyle bir külhanbey şeklinde ve o kadar emek arkadaşlar boşa gitti. Ona ortak olamadık bir şekilde. O bir sıkıntılı ama şu anda o pizza kutusu projesi Nevzat sen şey yap istersen.

Nevzat: ya o proje bayağı iyi gidiyor bu arada. çok kısa bi Göksel geçen hafta galiba program yayınlandı. Bir malzeme ve bir karışım keşfetmiş. Zaten kendisi kimyager ve bu madde ortamın nemini alıp ısınıyor ve özellikle deivery yapan firmaların kullanması için acayip ideal çünkü pizza kutularında falan en büyük sıkıtı pizzanın nem ve buhar sonunda hamurunun çok kötü bir hale gelmesi ve aynı zamanda ürünün soğuması ve orda çok iyi bir çözüm olarak karşımzıa çıktı. hatta birkaç farklı ürün daha var mesela işte et ve benzeri ürünlerin raf ömrünü uzatan ilginç bir karışımı var.

Alphan Manas: Yolda tuz yerine yine bu malzemeyi atarak buzda çözünmeyi sağlıyorsunuz. Ve şuanda Pizza Hot ve Kentucky Fright Chicken’la emouyu imzaladık bile arkadaşlar. Dolayısyla daha program yayınalndıktan bir hafta sonra dünya çapında bir anlaşma imzaladık. inşallah dünya çapında diyoruz. Ve inanır mısınız geçmiş iki saat içersinde ben 3 defa sen iki defa Göksel’le Süzer Holding’den Serhan’la onla bunla bir sürü başka işimiz var ama bu işi obsasyon şeklinde girmiş durumdayız ve başarılı olacağına da %100 inanıyoruz.

Nevzat: ya benim Alpan’la beraber gerçiridğim zamandan öğrendiğim şu oldu. Ben patentti faydalı fikirdi falan benim hiç alakam olmadı. Hiç olmadı yani. Patente başvuriyim orda hakkım korunsun falan filan. Ben kendim uğraşiyime diyim koriyim falan diye bakardım. Alpan’ında tecrübesi çok fazla var o tarafta. Doşayısıyla mesela böyle bir ürünün. Dünyada şuan örneği yok gibi gözüküyor.

Alphan Manas: Yok

Nevzat: Patentine de başvurduk. Hala şey too god to be true. Bir yerde bir şey çıkabilir falan.

Alphan Manas: Patentini almamış. Aldığı patent yanlış patent. Patenti komple değiştirdik yani inanılmaz şeyler. Bir de tabi Türkiye’de patent algısı şu. Türkiye’deki ben patente başvurdum yani şey ne diyoruz ona bekaret kemeri. Patenti insanlar bekaret kemeri olarak zannediyor. Patente başvurdum bekaret kemerimi taktım abi tamam. Hiç bir şekilde kimse bir şey yapamaz. ok abi öyle bir şey ya. Microsoft bugün şeyin Apple’ın işletim sistemini araklamadı mı yani? Arakladı. Ama takır takır parasını verdi. Yani burda sattlemant mattlemantlar var. Bir süür şey var yani. patent konusu öyle parent almakla d abitmiyor yani.  O bir sürü claimler var onlar var bunlar var. Panent gerçekten başlı başına bir konu…

Nevzat: Çok daha sistemeatik bir yapıya geçiyoruz yani. Biraz soruna dönersem aslınd ayani. Girişimciyle ondan sonraki süreçte. Mesela Abdullah hoca var Plates Akademi nefiz bir insan bence. 2 haftada bir toplantı yapıyoruz. Exceller hazırladı templatelerle bu hoca bu kadar ders verdi. Saatinden bunu kazanıyoruz. Bunun variable costu budur. Burada intenret sitesinde Google AdWords’de şu kadar para harcadık. Hakkaten daha çnce hiç aklına gelmeyen ve bilemdiğin bir takım şeylerle karşı karşıya geliyor ve işi çok daha fazla büyütüp sıçratma şansına sahip oluyor. Bence iyi bir şey. Kar yapıyoruz ama bu ne kadar sürer ne kadar daha bu şekilde daha devam edebilir bilmiyorum. Benim galiba 5 oldu 4 veya 5 oldu. Alpan’ın da 4 veya 5.

Alphan Manas: 4. Nevzat’la bir tane yatırımımız var. E abi kime danışalım dedik işi abarttık. Tarım bakanına gittik danışmaya. Sağ olsun Gamze aldı. O da şöyşe bir şey. İneklerin… çekime Nevzat gidiyor. Nevzat’ın çekimi şöyle. Boş eldiveni ineğin anüsünden elini sokaraktan yumurtalıklarını kontrol ediyo ki yumurtlama anını hesabeden bir teknoloji. Bunu elle yapmıyoruz diye gödteriyor. Bu elle yapılan bir şey gerçekten. Biz bunun cihazına yatırım yaptık. Nevzat’a dedim ki abi bu bak başarılı olmazsa ufağını da kendimiz için yaptırmamız lazım.

Burak Büyükdemir: Konuyu böyle toparlamış olalım.

Nevzat: Teşkkürler arkadaşlar.

Burak Büyükdemir: Çok teşekkürler.

 

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 17/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , , ,
Dr. Haluk Elçi – Antalya Kampı 2011

Şimdi Dr. Haluk Elçi bize iş planı ve finansal kısımları anlatacak. Sanırım iki yada üç ölümde anlatıyor olacak. Sözü ona bırakıyorum.

Sesim geliyor mu? Geliyor. Şimdi otobüste gelirken Burak, “Girişimcileri test edeceğiz. Gece yarısına kadar sunumlar yapacağız” demişti. Espri olarak söylemişti ama herhalde gerçek olacak. Ben iki bölüm sunacağım. Akışı tekrarlayayım. Aslında iş planı anlatacağız. Baştan sona iş planı. Bunun ilk bölümü yani sözel bölümünü iki bölümde aktaracağım. Sonra da finansalları anlatacağız. Yani üç tane bölüm olacak. Arada da on dakika ara verirsek hakikaten gece yarısını buluyoruz. Bunu kısaltamıyorum. Bir yer var. Sadece orada iki tane hikaye varken bir tane hikaye anlatacağım. Orda bi 15 dakika kısalıyor. Fakat onun dışında yorulan serbest tabi k i gitmekte. Gerçi gece seanslarını ben seviyorum.Gece ikiden üçten önce yatmadığımız için. Bu tip bir şey de herhalde ilk defa olacak. Gece yarısı etohumda hala çalışıyorduk diye twittter mesajı da atabilirsiniz.

Bölümleri şöyle yapacağım. İlk önce işplanını; işplanına bakış diye bir kısım var. Bu kısım en kolay kısım. Yani oturup dinleyeceksiniz. Teknik bir ayrıntı yok. İşin felsefeninin mantığını anlatmak istiyorum. Bir de şöyle bir soru sorayım. Kaç kişi işplanı ya da ona yakın bir döküman hazırladı bu güne kadar? %30 – 40. E fena değil. Geçmiş yıllarda bu oran daha azdı. Ama aranızda işplanı hazırlayan var hazırlamayan var. Bu na karşı tereddütleri olan var. İş planı bana göre çok yanlış anlaşılan bir döküman. Dolayısıyla bu birinci bölümde hikaye gibi giriş yapmak istiyorum. İkinci bölümde teknik ayrıntılara gireceğim. Yani bir işplanında ne olmalı başlık nedir gibi detaylarına gireceğiz. Birinci bölümde hikaye dinliyoruz diye öyle bir bölüm yok diye algılamayın. Finansallara geçtiğimiz de ise tam ayrıntılara geçmiş olacağız . Hatta bir ilersi de olabilir di. Bir iki arkaşınız sordu diye söylüyorum. Şirket derlemesi diye dördüncü bölümde olabilirdi. O detaya girmiyoruz.

O zaman şöyle bir soru sorayım. İki tane film var. Birisinin adı Inception. Dört beş ay önce sinemalarda oynadı Kaç kişi seyretti? Evet %70-80. Bir film var Av Mevsimi diye. ŞenerŞen, Cem Yılmaz. Onu kaç kişi seyretti. %20 – %30. Şimdi bakış açısı diye bir olay var. İş planındaki …. ben burda görüyorum. Eğer bunun nasıl anlaşıldığını , burdaki mesaj doğru geçerse iş planının çok daha rahat , hızlı ve verimli yazılacağına inanıyorum. Özellikle ikinci bölümdeki teknik ayrıntılar anlatıldığında ne denmek istendiğini çok daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Öbür türlü işplanı; böyle bir rapor, tanıtım dökümanı, zorla yazılan sömestr ödevi gibi birşey oluyor. Fakat bakış açısını düzeltebilirsek veya genişletebilirsek o zaman iş planı ilginç bir döküman olabilir. Şimdi direk burda ne demek istediğimi anlatmak istiyorum. En çok zaman harcayacağım slayt bu. Şimdi, (Bunlar bu arada benim şahsi görüşlerim. İtiraz edebilirsiniz. Hatta tartışma yapabiliriz daha ilerki saatlerde.) bana göre iki tane bakış açısı var bir girişimde. Belki girişimde değil hayatta bile bu şekilde oluyor. Birisene ben operasyonel bakış diyorum.

Ne kastediyoruz burda? Uygulama, icraat yani önemli şeyler, satış, web sitesinin trafiğini arttıracasınız. Günlük finans yönetimi. Para gelicek  insanların maaşını ödeyeceksiniz. Tedarikçilerden mal alıcaksınız. Bunları kargoya vereceksiniz. Önemli mi? Çok önemli. Zaman olarak işin ne kadarını kaplıyor. %99 zamanınız buna gider. Kabul ediyoruz. Burda da problem yok. Fakat bir de sağ taraf var. Stratejik bakış dediğimiz. Şimdi bu ikisi çelişmiyor. Bu ikisi birlikte çalışıyor. Ama strateji derken ne kastediyoruz. İş planının kendisi bir strateji dökümanıdır. Başından sonuna, ilk kelimesinden son kelimesine sadece strateji anlatırsınız iş planında. Bunu ne olduğunu, ne demek istediğimi anlatacağım birazdan. Finansal tahmin olayı.

Öngörü yapmak. 4-5 yıl sonra ne olacak? 3 yıl sonra ne olacak? Aylık tahminler.. Bunlar stratejinin parçasıdır. Yok günlük finans dediğinizde. Burda yazdım zaten. Banka ilişkileri, krediler, paralar, personel yönetimi. Bunlar girer. Pazarlama; temel anlamıyla hangi kanallara gireceğiz, hangi ürün hizmetler, ne zaman devreye girecek bu tip şeyerden bahsediyoruz. pazarlamada stretijidir. Ama tabi ki büyük bir  şirketin  bir kampanyası vardır. Onu gidip müdürlere, bir pazarlama müdürü onu tanıtıyorsa o belki daha çok  operasyonel bir iştir. Satış operasyonel bir iştir. Bir de buraya networkü ekledim. Burda bulunmanız bence stratejik bir olaydır. Yani doğrudan sizin yarınki satışlarınıza çok ta faydası yok. Ama uzun vadeli o bağlantıların çok önemli etkileri olabilir. Şimdi burda iki tane kaldıraç gösteriyorum.

Çoğu girişimci arkadaş geldiğinde, diyelim 100 kişi varsa 95′ dünyaya sol taraf gibi bakıyor bence. Bi sakınca da yok bunda. Ama sonuçta işin ağırlığının %99′un yani fili görüyorlar Strateji onlara bir fare gibi görünüyor.  Küçük. Böyle iş planı yazılcakta, ona zaman ayırsam mı ayırmasam mı, strateji düşünsem mi düşünmesem mi veya düşündüm zaten stratejiyi. İki gün kafamda kurguladım. Ben biliyorum ne yapacağımı. Veya bazı fikirler çok yüzeyde basit gözükebilir.

Elektronik ticarette herkesin bildiği bir ürünü satıyorsunuz mesela. Ama yine arkada çok önemli stratejik olaylar dönebilir. Sağ tarafa bakan kişi ki gelen girişimcilerin %5′i belki bu grupta. Stratejik bakıyorlar. Stratejikte de şöyle bir olay var. Sol taraftaki kişi zaten işin %99′u operasyon diyor. Fikir bir ileri gidiyor. O zaman %100 her şey operasyondur diyor. Bu doğru değil. Buna bir benzetme düşündüm.

Aklıma gelen en iyi benzetme, insanların yediği içitiği gıdalarda. Yağ, protein ve karbonidrat diye üç tane ana gıda grubu var. Aldığınız kalorilerin %99 u buradan geliyor. Yani operasyonel kısım. Bir de vitaminler ve mineraller dediğimiz 30-40 yıl önce belki dünyada kimsenin doğru dürüst bilmediği şeyler var. A- B – C -D , bir sürü metaller.. Şimdi bu yiyeceğin içerisinde bu vitaminler ve mineralleri göremiyorsunuz. %1′in altında birşeyi oluşturuyor ama herkeste biliyor ki düzenli aralıklarla vitaminler ve minerallerin olmadığı beslenme şeklinde o kişi hasta oluyor. Şimdi stratejide de böyle bir durum var.

Evet, çok az zaman ayrılması gerekiyor. Şimdi dedim bazı arkadaşlar tamamen stratejik bakıyor hayata. E onu çok arttırdığımız zaman da her gün 5 tane vitamin hapı yutan insan gibi oluyorsunuz. Bu işin bir dengesi var. Bu dengeyi de bir takım tanıdığımız insanlar bize  vermiş. Birinci cümle “Bana bir kaldıraç verin. Dünyayı yerinden oynatayım.” Arşimet’in sözüdür. Kaldıraç için doğrudur. Biliyorsunuz fizikte kaldıraç kolu yeterince uzun olduğu zaman çok az bir kuvvete çok büyük bir cismi hareket ettirirsiniz. Einstein’ın güzel sözleri var. “Hayal gücü, bilgiden daha önemli” diyor. Hayal gücü bence stratejiyle ilgili bir şey. Yani bir yazar bir roman düşünüyorsa, bir bilimadamı bir buluş yapıyorsa veya birgirişimci bir fikir oluşturup gekliştiriyorsa bu sağ taraftasınız demektir.  ”Sorunlar, o sorunları oluşturan düşünce düzeyinde çözülemezler.” diyor Albert Einstein.

Demek ki en azından bir kaç düşünce düzeyi var. Biri yukarıda, aşağıda onu bilemeyeceğim ama farklı düşünce yapıları var. Ama bana göre en değerli sözü Edison söylemiş. “Dehanın %99′u ter, %1′i ilhamdır.” %1 strateji, %99 operasyon. Ben böyle anlıyorum bu cümleyi. Ama ilhamı çekerseniz ne olur? %100 ter dökerseniz ne olur? Bir şey çıkmıyor ortaya. Dünyanın en tanınmış buluşçusu bile %5′e çıkaramamış. Yani olaya böyle bakmamız lazım. 1 birim zaman ona, 99 birim zamanı ona. İkisi de önemli. İkisi de gerekli. Bu işin doğası bu şekilde .

Şimdi burda iki tane hikaye anlatacaktım. Bir tane anlatacağım süre az olduğu için. Tabi ki doğal olarak sağ tarafı destekleyen hikaye anayacağım. O da şu şekilde. Stratejinin ne olduğunu anlatmak için vakit yok. Ama stratejinin işleyişini, verimliliğini yani kaldıraç etkisini nasıl yarattığına dair bir örnek vermek istiyorum. Danışmanlık yaptığım zamanlar (strateji danışmanlığı yaptım 4-5 yıl bir Amerikan şirketinde)  hep şöyle denir di özellikle Türkiye’de. Rapora para mı vereceğiz? Olay bir sunum mu? Önemli olan bunun uygulanması.  Önemli olan bunun icraati. Tamam rapor icraya geçmeyecekse bir değeri yok ama ben şimdi iş planından bahsettiğimiz için. Ve iş planı bir rapor olduğu için size bir raporun ve sunumun ne kadar etkili olabileceğine dair hikaye anlatmak istiyorum. Hikaye, internet sektöründe değil. Enerji sektöründe. Fakat prensipler değişmiyor.

Şöyle. Biliyorsunuz, her gün gazeteyi açıyorsunuz. Petrol, kömür ve enerji fiyatları sürekli artıyor. 2000 yılında böyle değildi. Şu anda 2000 yılında olsaydık, siz şöyle bir dünya görecektiniz. 1985′ten beri sürekli olarak bütün enerji fiyatlarının düştüğü bir dünya vardı. Hem petrol düşüyor, hem kömür düşüyor… Bu iş artık o kadar ciddi bir hal almış ki, küçük oyuncuların hiçbiri doğru dürüst faaliyet gösteremiyor. En büyük firmalar bile ne yapacağız diye düşünüyorlardı. Bize verilen görev, Güney Afrika’da ki en büyük ikinci kömür üreticisi ile ilgiliydi. Problem de şuydu. Gazprom denen şirket, Avrupaya bu doğal gaz borularını verince her yerde doğal gaz santralleri kurulmaya başladı. Ve 5 yıl içinde payları o kadar arttı ki bu doğal gaz santrallerinin, kömürcüler “Ya bir dakika. Bu iş batıyor mu çıkıyor mu? Ne oluyoruz?” diye bir çalışma yapmak istediler. Türkiye, İsviçre, Hollanda, İngiltere ve Günay Afrika’dan benim çalıştığım firmadan bir ekip kuruldu. 4 aylık bir çalışmaydı. Bedeli de 1 milyon dolardı. Kasım 99′da başladı ve 15 Ocak 2000 gibi, tam dotcom (.COM)’un patladığı tarihlere de denk geliyor aynı zamanda. Biz ara sunum yapmak için Güney Afrika’ya gittik. Ben en alt seviyedeydim. Yani proje müdürü olarak geçiyordum ama daha üst düzey yöneticiler var.

Neyse herkes konuyla ilgili sunumlarını yaptı. Ben de kendi konumla bölümümle ilgili sunum yaptım fakat sunumun sonunda ek bir kaç tane daha slayt gösterdim. Dikkat ederseniz bu kömür fiyatlarını gösteriyor. 1985 ve 2000 yılı arası. Kırmızı çizgi ortalamayı gösteriyor. Yeşil çizgi gerçek kömür fiyatları. Tam şu noktadaydım çalışmayı yaptığımızda. Yani kömür fiyatları 22-25 dolar civarındaydı. Şimdi bizim çalışmamızın şeyle alakası yoktu. Doğalgaz, kömür talebini etkiliyordu. Kömür fiyatını doğrudan etkilemiyordu. Ama ben böyle bir slayt ekledim. Biz böyle bir çalışmayı yapıyoruz.

Önemli bir çalışma ama şöyle bir problem görüyorum. Dedim, fiyatlar düşüyor. Eğer bu fiyatlar düşmeye devam ederse, %1 le %8 e kadar senaryo görüyorum dedim bu düşmesiyle ilgili. Ve eğer bu senaryo gerçekleşirse en ekstem duruma bakalım. Her yıl %8 kömür fiyatları düşmeye devam ederse, sizin şirketin değeri 100liradan 10 liraya düşüyor. Bunun Türkçesi şu: “İflas ediyorsunuz.” Doğalgazın sizi ele geçirmesine gerek yok. Fiyatlardan dolayı zaten devre dışı kalıyorsunuz. Bizim yaptığımız taleple ilgili çalışma küçük miktarını oluşturuyor. Asıl risk fiyatla ilgili. Çok fazla yönetici vardı salonda. En arkadaki kalktı. Bir dakika dedi. Bu konu önemli. Sen dedi bu pesimist senaryonun sağdaki  %8′in gerçekleşme ihtimalini ne kadar görüyorsun.

Sonuçta bu görüş dedim. Çok ta ihtimal vermiyorum .Ama olabilir de, daha detaylı çalışma yapmamız lazım dedim. Adam bütün projeyi durduralım dedi o zaman. Karar aldılar. Tamam dediler. Sana 3 hafta süre. Bir arkadaş daha vardı. Hollanda’da. Dubai ofisinin başında şu anda. Siz dedi gidin. 3hafta çalışın. 2 hafta sonra bu sorunun cevabını verin dedi. Şimdi soru şu. Temelinde şu yatıyor sorunun. Gelecekteki kömür fiyatları ne olacak. Borsanın , döviz kurunun yönünü tahmin etmek kadar zor. Şimdi ekonomi kanallarını açıyorsunuz, her gün döviz kuru tahmini yapılıyor. Ama bu iş ciddi yani. Burda doğru tahmin etme, doğru çalışma yapmanın stresini hissettim. Neyse 3 hafta yaptık bir şekilde çalışma. Gittik Güney Afrika’ya. Benim 29 tane slaytım vardı. Sayıyıda unutmuyorum. Sunumu yaptım. Sunum sonunda o üst düzey yönetici yoktu. Yine Güney Afrika’da ki ekip vardı. Bir şey daha söyleyeyim. Bu şirketin Güney Afrika’da kömür operasyonları vardı ama asıl şirketin merkezi Londra’ya taşınmıştı. Çünkü başka madenler vardı. Elmas, altın, çinko gibi. Ve bu görevi veren Londra’daki CFO (Chief Financial Officier) idi. İlk hafta o yoktu. Sunumu yaptık. Tamam dediler. Bir iki yerini düzelt. Haftaya tekrar gel. Nasıl ya? Haftaya pazarlama müdürümüz gelecek. Onunda dinlemesini istiyoruz. Tamam. Ben gitti. Bir kaç slaytı düzelttim. Aynı sunumu ikinci defa yaptım. Sunum bitti. Çok iyimiş bu .

Sen haftaya bir daha geleceksin. Falanca kişi gelecek. Kim olduğunu da unuttum. Bir hafta sonra tekrar geldik . Perşembe günü saat 2. Saatini bile hatırlıyorum. Dördüncü hafta tekrar etti. Ve beşinci hafta tekrar etti. Beşinci haftada Londra’da ki CFO geldi, dinledi. Tamam dedi. Siz bu problemi tam olarak analiz etmişsiniz. Haftaya dedi. Londra’da ki icra kurulu başkanımız var o gelecek dedi. Ona sunacaksınız. Şimdi ben o zaman şey demiştim. Proje müdürü olarak en alt seviyedeydim ama  dotcom olayı patladığı için partneriminde vakti yok. Dolayısoyla bir şekilde sen bu projeyi götür diyorlar.

Ama icra kurulu başkanı duyunca bana telefon etti. “Bu icra kurulu başkanı çok genç zeki bi adamdır. Hiç soru sormaz. Böyle kenarda dinler. Ama sen yine de mümkün olduğu kadar anlat.” dedi. Tamam. Ben altıncı hafta geldim. Daha birinci slaytı koydum, başladı sormaya. Yani soru soruyor sürekli. 29 slayt 2-3 saatte bitti. Herhalde adam 100- 150 soru sordu. Fakat altı kere aynı sunumu yapınca cevap verebildim. Neyse slaytlar bitti, adam susmuyor bir türlü. Onu soruyor, bu niye böyle , şurdan… Sonra bi yerden sonra garip oluyor insan. Bir dakika dedim. Senin bütün sorularının tek bir ortak yanı var. Senin soruğun soru şu. “Kömür fiyatları düşecek mi? Düşmeyecek mi?” Ben de cevap veriyorum dedim. Kömür fiyatları kesinlikle artacak dedim.

Kesin bir ifade ile danışman sıfatıyla, o cevabı verince adam gerçekten sustu. Bir dakika falan konuşmadı. Sonra yanındaki yöneticilere sordu. “Bu danışmanın böyle bir görüşü var. Siz ne düünüyorsunuz?” Normalde bir üst düzey yöneticinin ne yapması gerekir? Danışman böyle dedi ama , ya biz emin değiliz, olabilirde olmayabilirdi… Yok hepsi tek tek, analistinden  genelmüdürüne, genel müdür yardımcısına kadar hepsi “Evet, kesinlikle fiyat artacak” dediler. Dikkat edin 15 yıldır fiyat düşüyor. Artacağına dair hiçbir gösterge yok. Tamam dedi o zamna. Haftaya bizim Londra’da genel kurul var. Hepiniz oraya gelip tekrar sunum yapıyorsunuz dedi. Hepiniz dediği benle genel müdür. O kömür ksımını anlattı, ben kendi slaytlarımı anlattım. Ve hakkaten 7. hafta Londra’ya gittik yönetim kuruluna. Ve bir daha da ben öyle bir yönetim kurulu görmedim. Mahkeme salonu gibi. Jüriler, bir tarafta danışmanlar.. Enteresan tecrübeydi. Ve proje bitti.

(20:55) Aradan şöyle bir ay geçti. Gazeteye bakıyorum. Petrol fiyatları arttı. Arttı dediğim 15 dolardan 17 dolara çıktı. şimdi petrol biliyorsunuz 100 doların üzerinde. Dedim herhalde geçici birşey. Bir kaç ay geçti. Yaz oldu. Ben başka projelerde çalışıyorum. Bu kömür firması geri geldi. Bir çalışma vardı sizin ocak ayında yaptığınız.  Ocak ayında yaptığınız çalışmayı tekrarlamanızı istiyoruz. Nasıl yani? Orda 29 tane slayt var. Onu yapan kişi 3 hafta zaman harcamıştı.

Bunu %100 teyit etmenizi istiyoruz. 4-5 kişilik bir ekip kuruldu. Ben danışmanların danışmanı oldum bağımsız bir çalışm olsun diye. Ve çalışma tekrarlandı. 2buçuk 3 ay tekrar 700 – 800 bin dolar ödediler. 29 slaytın 27sine kesin okey verildi. 2sinde de olumlu revizyon yapıldı. Yani biz tereddüt etmişiz. Daha tutucu bir rakam seçmişiz. Yok o 40 değil 45 olsun gibi bir geri dönüş geldi. Sonra bu 200 yılında oluyor. Ben bir daha bu firmayı duymadım. Ayrıldım da zaten o şirketten. 2005 yılında Kuveyt Türkte genel müdür yardımcılığı yapıyorum. Orta doğu sermayesiyle çalışıyordum. Arap yöneticlerden biri “Ortadoğu’da ki borsalar çok arttı. Acaba Amerika’da ki borsada yatırım yapsak mı?” Bende emin olmak için dünyadaki en büyük şirketlere yatırım yapalım.

Garanti olur. Risksiz olur diye. Dünyadaki en büyük 20 şirketin listesini internetten aldık. Bakıyorum şimdi ben. Bakıyorum şimdi ben. Microsoft, Johnson and johnson… 12. sıraya geldi. Bhp Billition. Nasıl ya? 2000 yılında çalışma yapılırken şirketin piyasa değeri 6 milyar dolardı. O listeye girmek için 100- 150 milyar dolara birinin gelmesi lazım. Hakikatten gidip baktım. Ne yapmışlar, sonradan öğrendim. Bizim o çalışmayı yaptığımızda bu sektörde çok büyük sıkıntı olduğu için, Avustralya ve Güney Amerika’da ki teklifler gelmiş bunlara 2milyar dolarlık madenleri almak için. Ve bunlar tahmin ediyorum, bilmiyorum çalışmamızı ciddi ye alarak, daha kimse bu enerji fiyatlarının artacağına uyanmadan bu ortaklıkları gerçekleştirmişler.

Bu 2005 yılı.2010 yılına kadar yine bakmamıştım. E-tohum diye bir organizasyonda sunum yapın diyince, dedim acaba hangi hikayeyi anlatsam. Bu arada bunun gibi 5-6 tane daha var ama bu ilginç geldi. Gelirken bir bakayım dedim. Şimdi bu slaytı okuyamayacaksınız. Dünyada ki Aralık 2010 Financial Times en büyük şirketlerin listesi. İlk ikisinde Çin’den iki tane enerji firması var. 3. firma çok iyi tanıdığınız Apple Commputers, 5. firma Microsoft Corp. 4. Firma BHB Billition. Şu an da dünyanın enbüyük 4. firması olmuş durumda. Bu kadarını ben de beklemiyordum. Bu hikayeyi özellikle neden anlatmak istedim? İlk 5′e Çin firmalarının girmesini anlıyorum. Çin çok büyük ülke. Enerji hammadde falan filan. Apple ve Microsoft..

Saygımız var tabi. Steve Jobs ve Bill Gates şapka çıkarılacak insanlar.. Ama günün sonunda Amerikan Şirketi. Amerikan rüyasını gerçekleştirmiş firmalar. Bhb Billition öyle değil. Güney Afrika’dan çıkmıştır.Güney Afrikada o tarihlerde Türkiyye çok benzetilirdi. Türkiye fazlasıyla sollamıştır Güney Afrikayı. Türkiyeden de dünya liginde firmaların çıkabileceğini, ne bileyim bir Facebook’un Mark Zuckerberg’in illa da Amerika’da olmaması gerektiğini bana kanıtladı. En önemli farkı da bu şirketin stratejik bakış açışını çok iyi algılamış olmasıydı. Yoksa kalkıpta aynı çalışmaya hiç kimse, en büyük firma bile 1milyon dolar, üstüne bir daha 800 bin dolar üstüne üstüne para vermez. Yine başa dönersem, bir raporun, slaytların, iş planında bir şey ifade edebileceğini ve bir şirketin kaderinde önemli değişiklikler yapabileceğini göstermek için anlatmıştım.

(SORU Dinleyici) Enerji ve petrol fiyatının artacağını nasıl anladınız?

Haluk Elçi: Çok ekstrem durumlarda bir piyasanın yönünü tahmin edebiliyorsun. O kadar düşmüştü ki, maliyetlere yaklaşmıştı. Onun altına gidemeyeceğini hesaplıyorsunuz. Yoksa dövizin onun bunun yönünü tahmin etmek zor. En kısa şekliyle böle açıklayabilirim. Fakat ondan sonra öyle çok olay yaşadım. Bir hikaye daha anlatacaktım. O, TÜRKİYE’DE Kİ BANKACILIK SEKTÖRÜ ile ilgili. Hsbc’nin Deniz Bank’la ilgisi ona benzer birşey. Senin sorunu birde şöyle kullanayım. Bana ne yapıyorsun diye sorduklarında, zorlanıyoruım anlatmakta.  Kendime yatırımcıyım diyorum. Yatırımların çoğu da finans piyasalarında diyorum. Sonuçta bu işi yapmaya çaışıyoruz yani. Kolay bir iş değil. Tavsiye de etmem. %99,9 tahmin edemezsin.

Stratejik bakışı anlattım. Bana göre en önemli yeri anlatmış oldum. İş planının kullanıldığı en önemli yerlerden biri, doğal olarak yatırımcıyla olan ilişkiyi düzenlemekte, yatırım almakta kullanılıyor. İŞ planını biz burada duyduk. Sadece burdamı olması gerekiyor. Bence hayır. Ortakların arasında bir mütabakat sağlanmasınıda sağlıyor. Sabah Devrim Demirel ile bunu konuşmuştuk. Yatırımcının aslında bir girişime katkısı stratejik olmalıdır. Niye? O 1’e 99 prensibinden dolayı. Yatırımcının yatırım yapmasındaki sebebi, o sektörü çok iyi de bilse, çok fazla vakti yok  adamın. Demek ki kısa zamanda çok iş yapmalı.

Network, bilgi, tecrübe.. Çok hızlı bir şey aktarılıyorsa, o pek operasyonel iş değildir. oturup sizin için kod yazmıyor sonuçta. Yatırımcılara sunulan dökümanların bir üzerinden gidelim. Asansör sunumu, Ertuğrul Belen ve etohumda bunu biliyorsunuz, kısaca şirketin anlatılması. Tam bir formatı yok. En önemli formatı kısa olması. 30-40 saniye olur. En fazla 5 dakika olur. Normalde siz yatırımcılara ulaştığınızda bunu yaparsınız. Ama aslında siz genelde yatırımcılara ulaşmazsınız. Sizin tanıdığınız biri yatırımcıya ulaşır. Ne bileyim biz etohum’da Burak birisini aradığı zaman,  işte özeti  o yapıyordur aslında.

3 – 5 dakika anlatıyordur.Sonra Türkiye’de pek göremiyorum ama “Executive Summary” yani yönetici özeti diye bir dökümanın gitmesi lazım. Bu 2-3 sayfalık yazılı bir dökümandır. slaytlar değildir. Çünkü slayt ve sunum teknik itibariyle yeterli bir döküman değildir. Benim şu slaytları aldığınızda, benim bu anlattıklarımla birleşmesi gerekiyor. Ama yönetici özeti yazılı ve kendi içinde tutarlıdır. İlk anda o gider. Sonra çağrıldığınız zaman normal şartlarda direk elinizde bir sunum vardır. Bu sunumu sunarsınız. Sunum 20-30 dakika sürer. Biliyorum bunu bazılarınız yaptı zaten. Yapıyorsunuzda zaten. Soru – Cevap kısmı olur. 10 dakika da olur 1 saatte olur. Bu soruları önceden düşünür, cevaplar hazırlayıp ek slaytlar yapmak iyi bir tekniktir. Sonra bugün anlatacağımız  İş Planı ve Finansal Ekler geliyor.
[30:17]

Şöyle bir olay var yalnız.
Hazırlanma sırası bu değil. Yani asansör sunumunu yaptık. Eve geliyoruz. Yatırımcı bie telefon ediyor. Okey. Oturuyoruz ve o gece yönetici özetini yapıyoruz… Hayır! Ben kural koymak istemiyorum ama burda. Yani tavsiye edilen method bu değil. Tavsiye edilen, metod işplanı hazırlarsınız. Diğer bütün dökümanlar zaten bir kaç gecede çıkar. Önemli olan ana döküman işplanıdır. Elinide işplanı varsa diğer bütün dökümanları ve onların türevlerini ve yatırımcı tekrar isterse senaryo analzilerini yapmak bir kaç günlük çalışmalardır ve profesyonel kalitede yaparsınız. Ama o ilk işplanına ekstra zaman ayırmak gerekiyor. Şimdi işplanı ile ilgili bir kaç ana prensipten bahsedeyim. İş planı harita gibi. Harita  derken ne kastediyorum? Ben bir yerden bir yere giderken yoldaki ağaçları, soldaki arabayı bilmem, değişik göstergeleri anlamam gerekmiyor.
Ben ordan oraya gideceksem o yol , kesişimleri işte bir haritada ne görüyorsanız, ölçekli bir şekilde. Yani iş planı herşeyi anlattığınız bir döküman değil. Size o yolu gösterecek cümleleri ifadeleri kullandığınız kadar içeriği kapsar. Ne zaman gerek li? Tabi bana sorarsanız her zaman gerekli diyeceğim de. İnşaat sektöründen benzetelim. Siz köyde bir villa ya da şehirde gecekondu yapacaksanız işplanınızda  o zaman çizimler gibi düşünürsek, belki çizimsiz bir mimar olmadan yapabilirsiniz.

Belki. 3-5 katlı bir apartman yapacaksanız artık bu mümkün değil. Projenin onayını alamazsınız, belediyeden izin çıkartamazsınız. Ama teoride 3-5 katlı bir binayla bir müteahhit çok tecrübeliyse 20 tane yer yapmışsa belki yapma şansı olabilir. Buna orta boyut diyebiliriz. Ama gökdelen yapacaksanız? Ya da Facebook , Amazon gibi bir şeyin peşindeyseniz, o aman hiç şansınız yok. Zaten gökdelen 30 katlısa 15 kat aşağı iniyorsunuz, çukurunu bile kazamasınız, çünkü çukurun ne kadar derinlikte olduğunu bilemesiniz. Çukura yatırım gibi düşünürsek.. Bunu karşılığı var mı şirketlerde? Birebir karşılığı var. Bu slaytın ayrıntılarına girmeyeceğim. Benim Ankara ve İzmir’de videolar var. Ordan daha detaylı bakabilirsiniz. Aynen inşaatta olduğu gibi küçük orta ve yüksek potansiyelli şirketler var. Peki potansiyel derken ne kastediyoruz. Birkaç parammetre var ama en önemli parametre sizin büyüme hızınız.

Yani bir şirket her sene 10 kat büyüyorsa ki ölçüsü bunun %50 ve üzeri gibi düşünülüyor . O zaman gökdelen yapıyorsunuz demektir. Her zaman bu şirketin kara gitmesi  de çok büyük ihtimalle bir kaç yıl ilerdedir. Yatırımcısız ilerleme şansınız yok. Hatta tek seferde bir yatırımcıyla gitme şansını yok. Bu gün bir Facebook’u ki onun örneklerini de açıklamıştık. Hala yatırım alıyor. Kara bile geçti. 10- 15 tane aşama var. Bu aşamalarda biliyorsunuz; arkadaşlardan başlıyor, melek yatırımcı geliyor sonra venture capital geliyor sonra halka açılıyor öyle gidiyor. Orta ve yüksel potansiyelli bir şey planlıyorsanız işplanı artık şart diye özetleyebilirim.

İşplanının bir özelliği de çok entegre döküman olması. Burdaki ayrıntıları görmenize gerek yok. Zaten internetten indirdim. Başlıklar var işte. Şirket, finans, pazarlama.  Bunları ikinci bölümde bahsedeceğiz. Fakat herşeyi bir araya getiriyor. Finanstanda bahsediyor, pazarlamadanda bahsediyor. O şirketle ilgili stratejik anlamda ne anlatılması gerekiyorsa, bütün o konulara kısa kısada olsa giriyor. Birinci bölüm bu kadar.
O aman işplanının hazırlanmasının detaylarına giriyorum.
Kendime de bir örnek getirdim.

2. BÖLÜM
İş planında standart bir format yok. Yani illa böyle yapılır bunun doğrusu budur diye bir şey yok. İnternette hazır kitaplar oluyor. Okuyabilirsiniz de . Bunlar faydalı. Hatta hazır yazılımlar oluyor. Ama ben şahsen onları kullanışlı bulamadım. İşte soruyor pazarlamada şudur budur.. Boşlukları bir yerleri dolduruyorsunuz. O şekilde yazmak çok ta pratik değil. Ama işplanınn genel kabul görmüş bir çerçevesi bir mantığı uluslararası standardı da oluşmuş durumda. Ben bunlarda bahsedeceğim. Belki biraz sonra, bundan sonraki slaytlardan reçete gibi konuşmaya başlayacağım. Ama böyle bir şey yok.

Bazı bölümler hiç olmayabilir, bazı bölümler çok geniş olabilir. Onu artık siz kendi hayalgücünüzün yansıması olarak, sanat eseri gibi düşünmek lazım. Doğrusu budur. İş planı bir tanırım dökümanı değildir. Tanıtım dökümanı diye bir şey var mı? Var. Nerede kullanılıyor? Private equity (özel sermaya ortaklığı) ‘ de kullanılıyor. Siz bir şirketi başka bir şirkete satacağını zaman, yatırım bankacısından bir analist gelir. Sizinle iki ay geçirir. Bir döküman hazırlar. O dökümanı bir iş planıyla yanyana koyarsınız. Çok ta benzer. Ama yok işte. O tanıtım dökümanı bu işplanı. Aynı zamanda fizibilite raporu da değildir.

Yani şu kadar şey girecek bu iş feasible mıdır? Fizibilitesi vardır finansallarda bir anlamda. Ama iş planını bence her zaman strateji dökümanı gibi görmek laım. Ne kadar zamanda hazırlanır? Ama 80 ile 200 saat ayırmak lazım. Zamana yaydığımızda 2 ile 6 hafta bir süre. Ben kendimden örnek verirsem, bütün veriler elimde iken, bir kere Bodrum’da bir otelin işplanını yamıştım. 2 haftada yazmıştım. Fakat onun dışındakilerin hepsi 6 haftadan uzun sürdü ki 4-5 kere yazdığımı hatırlıyorum. Tabi bu süreye bilgi toplanması, veri toplaması, ortaklarla görüşülmesi, belki bölümler paylaşılıyordur, organizasyonu bir yatırımcının yada tanıdığınıın bakıp fikir vermesi yani komple çıkması. Bir seferde yazılan bir şey de değil. Asıl işplanının yazılması, bir kere yazarsınız ama ondan sonra üç ayda bir 6 ayda bir haydi senede bir iş ilerledikçe update edersiniz. 40 sayfa kadardır.

Şimdi elimde bir işplanı var. Bu benim okurken 1996 da yazdığım bir iş planı. Yarışmalara falan girmiştik. Bir tanesinde birincilik ödülü almıştık. İlk başında yönetici özeti vardır. 2-3 Sayfa. Yönetici özeti dediğiniz; iş planında yazdığınız kısmın özeti. Normalde işplanını yazarsınız sonrada özeti 2-3 günde yaıp başına da eklersiniz. Sayfa adedine giriyorum. Normalde 20- 25 sayfa arasında bir dökümandır ve geniş geniş yazılır. Yani A4te başlıkları çıkarın 10 – 12 sayfadan bahsediyoruz. Bunu yazmak yazı anlamında zaman alan birşey değil. Ama bu işplanı bizim bütün yılımızı almıştı. Tabi bunda amaç farklıydı ama. Mesela tam 22,5 sayfadır. Yarışmaya gidince detaylar önemli çünkü.

İçerik ve sıramalama da bir serbestlik var. Örneğin çok teknolojik bir ürün varsa, onu daha çok anlatmanız lazım. Bizde öyle bir durum vardı.  Benim doktora tezinin uygulamasına yönelik bir işplanı olduğu için konsepti biraz karışıktı. Önce ürünü anlatıyorduk.  Ama elektronik ticarette çok bilinen bir ürün satıyorsan bu format geçerli. Ya da bir oyun sitesinin detayı grafikleri çok ta şey değilse daha sonradan geliyor normalde. Bir takım çerçeve dedik. Ana başlıklarımız var.  Zaten bunlar üzerinden gideceğiz. Fakat tekrar vurguluyorum. Bunun bir standardı yok. Yoksa bir resim gibi alakasız şey edersiniz. Ortaya bir resim çıkmaz. Birbirini tutup mantıklı olması lazım. Şimdi reçeteye başlıyorum. 7 tane ana başlık var.
1. Pazar Analizi
2. Rekabet Analizi
3. Pazarlama stratejisi
4. Ürün ve Hizmetler
5. Organizasyon ve yönetim
6. Risk Analizi ve Çözümler
7. Finansal Bilgiler
Artı en son, aradan sonra  anlatacağımız finansal ekler var. O ayrı. Pazar analizinde ne olduğunu anlatmak için herşeye  3-4 tane bulut point  koyacağım. Fakat bu konuların her biri bir şey olarak anlatılabilir. Hatta ders olarak bile anlatılıyor.

Pazar analizi derken ne kastediyoruz?
Fırsatın tanımından, neden bahsettiğimiden, çözülen ihtiyacın açıklanmasından bahsediyoruz. Pazarın tanımlanmasından bahsediyoruz. Burada ilgili pazar diye bir kavram var. Onu anlatacağım. Tabi ki pazarın büyüklüğünden, büyüme oranlarından yerli ve uluslararası trednlerden, bu işin nereye gittiğinden bahsediyoruz.  Beklentiler, değişimler. Yani bir yatırımcı olkuduğu zaman, “Hah bu işin boyutu bu kadar.” sizden bağımsız bu iş ne kadar, nereye hangi yıla gidecek bunun açıklanmasından bahsediyoruz. Şimdi burada önemli 2-3 tane konsept var. Bir tanesi “İlgili Pazar” diye bir kavram. Pazarı doğru tanımlamak lazım. Burda iki tane yaygın yanılgılar var. Hata yapılan. Birine “Çin Sendromu” ikincisine ben “Afrika Fıkrası” diyorum.

Şu şekilde:
Adamın biri Çin’e ayakkabı satacak. Tamam diyor 1 milyar Çinli var. Hepsi de bir tane ayakkabı giyiyor. Hadi ben konservatif muhafazakar davranayım . Binde biri benim olsun. Ayakkabının tanesi 10 dolar. İyi benim sene sonu cirom 10 milyon dolar. Bu şekilde pazarı tanımladığınızda buna Çin Sendromu deniyor. Yani Türkiye’de elektronik ticaretin boyutu 50 milyar dolar (rakamları da yanlış söylüyor olabilirim) . Ben bundan %1 pay alayım. Ya senle bir alakası yok ki. Sen ne yapıyorsun elektronik ticarette. Bankacılık işlerimi yapıyorsun, ürün mü satıyorsun? Yani kendi bölümünü tanımlaman lazım.

İkinci fıkra; Afrika Fıkrası.

Bir şirket Afrika’nın bir ülkesine iki tane pazarlama müdürü gönderiyor. Ayakkanı satılır mı satılmaz mı bu potansiyeli tespit edin. İnceliyorlar. İki pazarlama müdürü geri geliyor. Birincisi geliyor, burada pazar yok. Niye yok? Çünkü kimsenin ayağında bir şey yok. Çıplak ayakla geziyorlar. İkinci pazarlama müdürü geliyor. Burada müthiş pazar var diyor. Kimsenin ayağında ayakkabı yok. Çıplak ayakkanıyla geziyorlar. Herkese bir çift ayakkabı satarsak köşeyi döneriz. Hangisi doğru? Bizim burada incelemizdeki ayrıntı, burda yeterince veri yok. O Afrika ülkesinde gelür düzeyi düşükse yine kimse ayakkanı almayacak.

Ama belki de bir ay önce elmas madeni çıktı, herkes zengin olacak. O aman ayakkabı satışları artabilir. İlgili pazarın tanımlanması başlı başına bir konudur. Ve önemli bir konudur. İnternette çok daha önemli. Çoğu pazar yeni oluşuyor. Belki de siz oluşturuyorsunuz o paarı. O zaman iyi tanımlamanız gerek o pazarı. 5 yıl sonra nereye gideceğini doğru şekilde ön görmek gerekiyor.

(Dinyici Sorusu: Pazarın büyüklüğünü anlamak için denemeler yapmaya ne diyorsunuz?)

İnternette çoğu kişinin kurtardığı bu deneme çalışmaları zaten. Yani bir web sitesi alfa, beta yapıyorsunuz. Ordan eticaretse 3-5 tane satıyorsunuz. Oyun sitesiyse ne kadar download ettiğini görüyorsunu. O bayağı büyük bir avantaj. Yani bu 15 yıl önce bir girişim yapılırken böyle bir imkan yoktu. Hakikaten pazar araştırması. Anketler, bilmem neler… Bu şekilde tahmin ediyordunuz.  Operasyonu kurmanın maliyeti bazen milyonları buluyordu.

Fakat internette en iyi, en çok kullanılan yöntem de bu. Belki de olumsuz yanı da var. Çoğu arkadaş o yüzden hiç pazar analizi yapmıyor. Çünkü diyor ben burdan tahmin ediyorum zaten. 3-5 tane satayım onu nasıl arttıracağımı biliyorum. O da bir bakış açısı. Yanlış değil.  Çünkü şeyide veriyor. Finansal eklerde anlatacağız. Kaç kişi hangi oranda satın alıyor, reklamın dönüşü ne? Küçük testler ile büyük şey üzernde yorum yapıyorsunuz. O avantajlı.

Burada bir tane örnek kurmaya çalıştım. Ben oyun sitelerini çok iyi bilmiyorum ama bu sene bayağı bir oyun sitesi olduğu için örneği ondan seçtik. Diyelim ki bir girişim iPhone oyunu geliştirmek istiyor. Nasıl pazarı tanımlayacak? Nüfusa baksa olur mu? Dünyada bu kadar insan yaşıyor..? Her halde en alakası bu olacak. İnternet kullanıcısı, geniş bant bu kadar kullanılıyor, mobil şu kadar, bu kadar büyüyor. Bir faydası olabilir. Belki büyüme rakamına bir katkısı olabilir. Yoksa bir hedef kitle mi olsa? Şu şu yaş aralığı. O zaman gidip o yaş aralığının kaç kişi olduğuna bakmak lazım. Ama o yaş aralığı internette var mı? Yoksa direk iPhone istatistiklerine mi baksak? Türkiye’de kaç tane satılıyor, dünya da kaç tane satılıyor. Büyüme tredi var. Burda ülke ülke bakmak lazım. İş burda bitiyor mu ? Ömrünü iPhone ile mi geçecek? Orada mı kalacaksını?iPhone çıkalı zaten 2 yıl oldu.

Bütün insan hayatını buna bağlamak ister mi istemez mi? Muhtemelen başka platformlarıda düşünürsünüz. O zaman bütün analizleri orada da yapmanız lazım. Bunun Macintosh’u var, webi var, Android’i var siz daha iyi biliyorsunu Nokia’sı var Facebook’u var. Gidiyorda gidiyor.. Hepsinin verileri de aynı. Odaklı bir strateji mi izleyeceksiniz? Multi platform stratejisi mi izleyeceksiniz? Yani iPhone’da sonuna kadar büyüyüp sonra mı birşey yapacaksınız, yoksa ilk günden hepsine mi gireceksiniz. O da sizin pazar tanımınızı değiştiriyor. Ya da direk oyun pazarı istatistiklerine bakarsınız.  Bir arkadaşlarla çalışma olduğunda ben öyle yaptım. Dedim; dünyada ne kadar ış  oyun pazarı. Gittim baktım bir takım uluslar arası çalışmalar, raporlar var .

Şu kadar milyar dolar, bu kadar milyar dolar. Ondan sonra bir inceliyorsun ki bunun 40 tane ayrıntısı var. Bu bilgi hiç bir işime yaramıyor. Yok konsolu var, webi var, bilmem neyi  var. iPhone ile ilgileniyorsan çok ta işe yaramayabilir. Doğrudan istatistikler belki işe yarayabilir. iPhoeda şu kadar insan var. Şu kadarı da gunde enaz 1 oyun oynuyor. Böyle rakamlar kullanılabilir. Facebookta gördüm böyle rakamları. Onlar kullanılabilir. Baska benzer  şirketler var dünyada , oyun sektöründe. Onların finansalları var. Hatta bazıları halka açık olabilir emin değilim. Onların makalelerini, verileri, download rakamlarını açıklıyorlar.

Benzer oyunlar olabilir. Angry Birds şu kadar satmış, bu bu kadar satmış gibi. Ve deneme sürümleri. Bu çalışmaların hepsini yapmak lazım. Hepsi fikir veriyor. Deneme sürümü de bunu destekliyor. Hatta sıralama diye bir olay da var anladığım kadarıyla. iPhone’da ilk 10 a giremezsen para kazanamıyorsun gibi bir takım prensipler de olabiliyor.
Oyun sitesi olupta bu kadar detaya giren  çalışma yapan kaç kişi var? Tam bir hedefe yönelik çocuklu aileler anne sitesi vardır. Onlara rakamı söylemiştim. Gerçekten yapmışlar net rakamı söylemişlerdi.

Pazarla ilgili, bir de pazar araştırması nasıl yapılır konusu da önemli. [50:31] Bu tabii başlı başına bir konu. 4 yıl sırf bu alanda çalıştığımı biliyorum. Ama 2 tane alana ayrılır. Türkçesini bilmiyorum. Birisini primary research, diğerine secondary research deniyor. Bunların ne olduğunu yine bir örnekle anlatacağım.

Artesis diye firmayı bilen var mı? Niye kimse bu firmayı bilmez? Airties’i bilen herkes, Artesis’i bilmesi lazım öyle söyleyeyim. Türkiye’nin bana göre akademik bir profesörün gelipte gerçek bir teknoloji üretip başarı hikayesi yazdığı, benim hala bildiğim tek örnek. Diyeceksiniz “Seninle ne alkası var?”. Çünkü 1996 da iş planını bir arkadaşımla yazmıştık. Şöyle hikaye.

Amerika’dan bir profesör geliyor. Nasa’da teknoloji geliştiriyor. Elektrik motorlarının bozulmadan önce bozulduğunu tahmin ediyor. Dolayısıyla fabrikalarda binlerce elektrik motoru var. Bir tanesi bozulunca bant duruyor. Bant durduğu zaman bir sürü zarar oluşuyor. Siz daha önce bildiğiniz zaman durduğunu daha öncesinden mesai arasında değiştirebiliyorsunuz. Arkasındaki teknoloji, çok kompleks bir teknoloji. Ve onu gelip Türkiye’ye uygulamıştı. Ve adam da hakikaten bir vizyon var.

O zaman Arçelik’in genel müdürüne gitmiş. Nasıl yapmışsa onu ikna etmiş. Mehmet Ali Berkman 1milyon dolar sermaye ayırmıştı. Ar-Ge’den ekip aktarmıştı. Pazarlama yetenekli insanlar gelmişti. Bizi bir şekilde buldu. Strateji firması. Ortak etti. Sonra ortaklık danışmanlığı dönüştürüldü bir iki yıl sonra ama. Benden önce iş planı 6 ay yazılmıştı. Ben geldikten sonra da 6 ay daha yazıldı. Bu okul projesi de değildi bu arada. Şimdi onun iki bölümünü anlatacağım. Secondary Research de pazarı tanımlamamız lazım. Burada pazar belli. Elektrik motorları. Ama Türkiye değil. Bütün dünyaya satış yapılması gerekiyor.  Dünyadaki elektrik motorlarının sayısını bulacağım. Ben o zaman 1996′da analistim. Görev bana ait. İnternet pek yok o zaman. Var ama pek yok. Tamam dedim. Ben akşama kadar bulurum bunu. Nasılsa hazır rapor vardır bir yerde. Oradan bakarız. Hatta gruplara ayırırız. Büyük motorlar , küçük motorlar… Ya girdim, bulamıyorum. Başka başka çalışmalar vardı. Ya iki ay bulamadım veriyi. Deliricez.

İngiltere’den adam tuttuk kütüphanelere gönderdik. Ülkelerin tek tek istatistiklerini çektirmeye başladık. Ve ama hergün yılmıyorum ama. İnternette arıyorum bulacağım diye. Hikayenin sonu şöyle bitti. İki ay sonra buldum hakikaten. Bir yerdeki raporda dünyadaki tüm istatistikler vardı. Şimdi bu tip şeyleri daha çabuk bulabiliyorsunuz. Ama 10 dakika değil tabi. Buna en azından veri toplama olayına bir kaç gün ayırmak lazım. Hazır bir bilgiyi arıyorsanız şu sağdaki hazineler gibi. Onu arıyorsunuz. Bulduğunuz zaman biri zaten o çalışmaları yapmış. Paralı da olabilir. Satın alıyorsunuz o pazar bilgisine ulaşmış oluyorsunuz.

Primary research nedir? Hiç bir yerde veri olmadığını biliyorsunuz. Kendiniz ulaşmanız gerekiyor. Yine Artesis’ten örnek vereyim.  Benzer rekabet analizi yapılacak. O ürünün benzerleri. Dünyada da iki tane benzer bulundu Birisini General Electrics yapmış. Öbürünüde bilmiyorym IBM yapmış galiba. Tamam broşürler falan geldi. Ama broşürlerden bir şey anlamıyorsun. Direk tüketici bilgisi lazım. Tamam da yani ürünü kimin aldığını bilmiyorum ki. Yok dediler, sen bulacaksın. Ben telefonla tek tek Amerika’da tahmin ettiğim fabrikaları buldum. Tahmin ediyorum. Telefon ediyorum. Orada ki üretim müdürüne bağlanıyorum. Sekreterleri aş. Böyle böyle araya araya.. Bir fabrikayı arıyorum. Adama soruyorum. Bizde yok diyor. En son biri dedi ki Meksika’da bir adamda bu ürün var. Onu aradım, ulaştım. Adam telefonu açtı.  Adam telefonu açınca dedim, “Ne olur! Allah rızası için..

Ben Türkiye’den çalışmayı yapıyorum. İki soru soracağım.” Neyse 15-20 dakika bir anket yaptım. Analiz yapacak kadar. Sonra bir iki tane daha öyle dünya da buldum. O çalışmayı da yaptık. Burada vurgulamak istediğim, orada iş planı abartılmıştı. Bir organizasyon şeması  yapılacak. Yine benzer durum. Burada size sorsam 5 dakika da yaparsınız. Orada öyle yok. Arge yapısının dünya standırdını bulacaksın. Dünya standardını bulduk. Yok bunu teyit edeceksin.  Nasıl teyit edeceğim? Dünyada en başarılı firmaları arayacaksın. Türkiye’de Bell helikopterleri var. Amerika’da nasıl olduysa oraya ulaştım. Telefona çıktı. Böyle böyle çalışma yapıyoruz. Ben akademisyen kökenli biriyim falan.. Sorularımı sordum. Adam da hakikaten ertesi hafta Türkiye’ye gelip, Türkiye’de ki helikopter ihalesine giren kurumun başıymış. Bu primary research oluyor.

Ana ayrım budur. Primary research, secondary research ayrımı şurdan çıkmıştır. Primary research çok pahalıdır.Bir insan tek tek ankettir, şudur budur bilmem ne yapıyor. Belki de, şimdi onu düşündüm, deneme sürümü primary research kavramına giriyor. Direk giriyorsunuz. Ama veri topluyorsanız secondary research.

İkinci bölüme geçiyorum. İkinci başlık : REKABET ANALİZİ

Şimdi bir soru. Michael Porter ismini kaç kişi duydu? Aaa bu olmadı işte.. Micheal Porter Hardward’da bir profesör. Hala da orada. 1980 yıllarında çok ünlü olmuştu. Stratejinin dünyada yaşayan herhalde  en büyük ismi. Ünlü olması da rekabet analizi şeklinde olmuştur. İnsanlar nasıl bir buluş yapıyorsa, bu adamda strateji ve rekabet analizinde katkılarıyla çok önemli katkıları olmuştur. Katkılarını, bir sonra slayt var. Anlatınca anlayacaksınız yani.  Hepimiz onu ürün ve hizmetlerini bir yere kadar kullanıyoruz diye düşünüyorum. Michael Porter şu kavramı ortaya attı. İnternette soruyoruz rakipleriniz kim.

Hemen şu aklımıza geliyor. Aynı işi yapan web siteleri Tamam o doğru. Ama rakiplerden sadece bir tanesi. Şimdi bir soru soracağım. Giriş bariyeri diye bir şeyi kim duydu bu güne kadar? E işte Michael Porter. Michael Porter diyor ki sizin kar marjınızı olumsuz etkileyebilecek her şey, sizim rakibinizdir.  Bu sizin web sitesini tasarlayan da olabilir, veya alternatif ürün. Örnek verelim. İnternetin kendisi alternatif ürün. Ayakkabıyı mağazada satıyordunuz. Elektronik ticarette ayakkabı satmaya başladınız. Mağazada ki adamın hiç aklında olmayan, bambaşka bir  kanaldan alternatif bir ürü yapıyorsunuz.

Ve ya biz işletme masteri yaptığımız yıllarda dijital fotoğraf makineleri çıkmıştı. O zaman Kodak filmleri yapıyordu. kodak çok başarılıydı. Adapte olamadığı için, iflas etmedi ama hisse değerleri düştü. (01:00) İflas etmedi ama hisse değerleri düştü. Yani alay eder gibi konuşuluyordu. Bu gün düşünüyorum da şimdi dijital fotoğraf makinacılarla biz alay edeceğiz herhalde. Artık cep telefonunda, aklınıza gelen Apple Iphoneda, onda bunda hepsinde kamera var. İşte bu alternatif ürün.

Fotoğraf makinası sektörünün içinde değil. Cep telefonunun içine girdi. Onuda hesaba katmak zorundasınız butip ürünlerde. Elektronik ticaret bile  5-6 yıllık geçmişi yokken gurup satın alma siteleri çıktı geçen sene. Private shopping siteleri çıktı geçen sene.  Yani bir anlamda bu alternatif oluşturdu  ve eticaretin kendisinden pay almaya başlıyor. Giriş bariyerleri biliyorsunuz bunun klasik örnekleri; patenttir, markadır. İnternette finansal bölümü anlatırken bahsedeceğim. Network etkisi diye bir faktör çok önemli oluyor. Yani yeni kurulan internet siteleri mümkün olduğunca çabuk büyümeye çalışıyorlar. Çünkü orada bir matematik var. O matematikten dolayı, her internet alanında değil. Elektronik ticarette, amazon.com, facebook’ta , ebay’de bujları gördük .

Sonuçta geriye bir tane şey kalıyor. Onun sebebini anlatacağım. Bir giriş bariyeri oluşturuyor. Artık Türkiye’de yemeksepeti, gittigidiyor’a alternatif bir şey yapmak doğrudan açıkarttırm sitesi yapmakla, doğrudan yemek sepetini kopyalamakla zor. Ama farklı bir taraftan gelirseniz, o başka.

Üreticilerin gücü

İnternette benim aklıma gelen, mobil bir uygulama varsa Turkcelli, Avea  bunlar sizin bir rakibiniz. Çünkü ben  %30 alacağım diyorsa bir anlaşmada. Veya oyun sitesinde bir iPhone uygulaması yapıryorsunuz, Apple sizden %30 alıyorsa . Evet aynı zamanda partneriniz. Fakat rekabet orada. O %30 direk sizden gitti.

Alıcıların gücü:

Bu da daha çok müsterilerin gücü olarak görülüyor . Müşteriler eğer gruplaşabiliyorsa, alım güçleri artıyor ve bu da sizin fiyat düşürmenize sebep oluyor. Michael Porter kitapları vardır. Çok ta rahat okunur. Bunu okuduğunuz zaman da rekabet analizini yaparsınız.  Şimdi bunu söylüyorum ama iş planında çok kişi rekabet analizinden bahsetmeyecek. İş planına giren kısım yarım sayfa 1 sayfadır. Çokta yer yok zaten. Bahsetmek lazım. Şimdi ben bir örnek göstereceğim. Rekabet analizinin  belki de en gelişmiş halini göstereceğim.
Bu benim 2004 yılında yaptığım çalışma. Bankacılık sektöründe bir bankanın 10 yıllık stratejini yapıyorduk. Ve rekabet analizinin sonucu tek bir slayt.  Onlara da tek slayt olarak aktarıldı. Belki aylarca yıllarca çalışabilirsiniz, burada 6 hafta çalışılmıştı. Ana slayt buydu. Ana slayta milyon dolarlık slayt diyordum o zaman. Sebebini açıklayacağım şimdi. Bankacılık sektöründe bir takım kutular var. Yatay eksen şu ne sayısını gösteriyor, dikey eksen mevduat büyüklüğünü gösteriyor.

Nereden buldun bu şeyi? Deneyerek yanılarak kafayı çalıştırarak. Bu bir yerde yayınlanmış bir şey değil. Kutu büyüklükleri de bilanço büyüklüklerini gösteriyor . Şimdi bir örnek vereceğim daha iyi anlayacaksınız. Gurup sitesi derken Sehitfirsati, Grupanya… kendi aramızda bile konuşurken , şöyle konuşuyoruz. Büyükler var 5 tane büyük. Birde küçükler var 45 tane küçük.  Ondan sonra tahmin etmeye çalışıyoruz. Acaba rekabet nasıl oalcak. 2004 te bankalara gidip sorduğunuzda, hatta bu gün bile sorsanız, orada da böyle bakılıyor. Büyük bankalar var Akbank, İş Bankası, Halk Vakıf.. Ondan sonra birde küçükler var.

Benim analizim şunu ortaya çıkardı. Dikkat ederseniz üç tane gurup var. Küçükler, orta büyükler ve büyük boyutlular. Ve arada bayağı bir mesafe var. Bilgi bu kadar. Şimdi 2004 te neler olduğunu söyleyeyim. Biliyorsunuz 2004′te  daha doğrusu 2001 yılında HSBC Bank Demirbank’ı almıştı. Ondan sonra ki banka satın alması, ilk satılan bankayı  (bilmeye bilirsiniz Türk Ekonomi Bankası) Ben bu slaytı hazırlarken dikkat ederseniz böyle ters bir yerde. Küçükte değil, büyükte değil. Çizgi dışında. İlk bu gitti. Sonra , ilginçtir ikinci giden Dışbank’tır.

Dinleyici: Teb’i kim aldı?
Teb’i Bnp Paribas aldı.  Dışbank’ı Fortis aldı. Bu Denizbank gitti. Dexia aldı. Koç Yapı Kredi ile birleşti. Finasn Bank’ı Yunanlılar aldı. Pamukbank TMSF’de yok oldu gitti. En son gidenlenleri bilen var mı?
Dinleyici : ING geldi.
Evet en sağdaki Oyak’tır. ING oldu. Ondan öncede Şeker Bank Kazaklara gitti. Yani bu sırayı birebir izleyip köşeyi dönebilirdiniz yani. Hatta o zaman ben Kuveyt Türk’te çalışıyordu. O zaman bunların binaları yan yanaydı FinansBank ile. Her gün kapıdan girerken derin düşünüyordum… Çünkü Finans Bank’ın değeri 55 katı arttı. 150 milyon dolardan 5-6 milyar dolara mı ne çıktı 2-3 yıl içinde. Çözmüşüz burada. Neyse.. Niye 2008 yılından sonra yatırımcı olduğumda ortaya çıkmış oldu yani .  R

ekabet analizi böyle. Özet olarak oyuncuların yerini (bu şekilde slayt olmasına gerekmiyor )  yazılı olarak ifade etmesi gerekiyor. İnternete giriyorsunuz. Mesela 3 yıl sonra iki tane daha oyuncu gelir, bir tane daha gelir…
Yani bu tip tahminleri yapmak gerekiyor. Ve ya ne  bileyim. Mesela mobil ödeme sistemi aşırı derecede kar marjınızı götürüyorsa Turkcell’in 2 yıl sonra ne yapacağı çok önemli olabilir. Ondan bahsetmek durumundasınız o zaman iş planında.

Üçüncü konuya geliyorum. Pazarlama stratejisi. Veya genel olarak belki bu bölüme strateji diyebiliriz. Şimdi neyi anlattık? Bir tane pazar var. Pazarda oyuncular var. rekabet analizi. Şimdi siz bu pazara nasıl yerleşeceksiniz.  Üçüncü bölüm bununla ilgili. Konumlanma ile ilgili. Hedef kitle ile ilgili. Ürün ve hizmet stratejisi, büyüme stratejisi v.s. birtakım başlıklar var . Ben yine stratejiden giriyorum. Michael Porter’dan bahsetmiştik. Michael Porter çok önemli bir çalışması var. Strateji diyince aklınıza en geliyor. Kaç tane strateji var diye sorsam? Bana sorsalar herhalde yüzlerce strateji var derim.

M.P. yaptığı çalışmada üç tane strateji vardır temelde demiştir. Şimdi çok yakından duyduğunuz kelimeler. Niş pazar, odaklanma, farklılık, maliyet liderliği , kitle pazarları… Odaklanma konseptini Burak Hocam çok sever. 3-5 projeyi gördüğü zaman hemen der “Odaklanacaksın!”. Çünkü niye? Belli yani. Ana stratejiden biri yok. Karıştırdın mı olmaz.  Şimdi bu stratejilerden farklılıkla niş pazar çok karışıyor. Ben de karıştırıyorum. Örnek verelim. Bana göre  ticaret bir kitleyse elektronik ticaret işte bir farklılık getirmiştir. Bütün ticaretin tarzını değiştirmiştir. Belki de şimdi gurup satın alma siteleri elektronik ticaretlere göre bir farklılık getiriyor. Ya da private shopping..   Hakikaten farklı. Klasik eticaret gibi değil. Özellikle yeni bir şey yaptığınız zaman, özellikle işletme masterı (mba) yaptıysa bu çok standarttır. Fiyata odaklanan stratejilere alerjiyle bakar yatırımcılar. NEDEN? Şimdi girişimci geliyor diyor ki. Abi şimdi Hepsburada.com pahalı satıyor. Ben kuracağım evden yapacağım. Daha ucuza satıp tüm piyasayı ele geçireceğim. Bu doğru değil. Bir kere fiyat kırma liderliği diye bir kavra m yok. Maliyet liderliği diye bir kavram var. Maliyet liderliği kavramında problem ne? Sadece bir kişi yapabilir. Eğer o maliyet liderliğini yapan kişi, hakikaten ve farklı olan yoksa bütün piyasaları ele geçirir. Bazı sektörlerde maliyet liderliği oluyor ama o kadar şey çıkmıyor. Maden sektöründe var mesela. Kimisi şu kadar kazıyor hemen kömürü çıkarıyor. Diğeri ikibin metre derinden çıkarıyor. E maliyet avantajı onda. Ama madenin kapasitesi belli. Bütün dünyaya onunbir seferde satmasının anlamı yok. Orada maliyet liderliği olmakla iş bitmiyor.
Teknoloji değiştiği zaman. Üretimi daha ucuz bir teknoloji ile yaptığınız zaman 10- 20 yıl sonra ortadan kalkıyor o ürün. (01:12)
İkea’yı diyosun. Mobilyada lider işte. Maliyet liderliği, ilk giren firma maliyet lideri olacağım diye girmiyor. İlk giren firma farklılıkla giriyor. Yani biraz önce örnek verdik, e-ticaret. Siz buna iki şekilde karşılık verebiliyorsunuz. Ya yeni bir kavramla geliceksiniz,private shopping, grup siteleri gibi yada niş pazar seçeceksiniz. Niş pazarın da tanımı şudur.

Niş pazar belli bir boyutta olması lazım( pazar analizi). O grubun ihtiyaçları ayrılmışsa ve siz ona hizmet ediyorsanız o zaman çok daha büyük oyuncuların yanında iş yaparsınız. Mesela e-ticarette araba satışları ayrıdır, gidip de hepsiburada’dan araba almazsınız, niş pazardır ve gittikçede ayrılıyor, ayakkabı, oyuncak, saat satan var. Niş pazarlar belli bir boyuta ulaştıkça sırf onlara hizmet olan ona göre herşeyi ayarlanan sistemler büyüklerin karşısında direnebiliyor.

Bu üç strateji ile ilgili kafanıza otursun diye bir örnek düşündüm. 29 ocakta simit sarayının bir sunumu oldu. enteresan bir sunumdu bu üç strateji de vardı. 2002 yılında kurduğunda, ben bir işe giricektim diyor , gittim baktım ekmek piyasasına , büyükten küçüğe gidiyor ve sektör arıyor. İkici sıraya geldim, simit. Büyük bir pazar ama problemli. Sokakta satılıyor, küçülen bir pazar. Ben bu simidii dükkan içine alıyım geliştireyim, çayla birleştiriyim satayım diyor. Bir anlamda farklılık gibi düşünülebilir ama bana göre niş bir pazar olarak düşünülebilir, sandalyeler falan. Sonra ne oluyor, 2 yıl geçtikten sonra herkes konsepti anlıyor ve doğru duyduysam Türkiye de 6bin – 7bin tane simitçi açılıyor. Haluk bey ne yapıyor maliyet liderliğine geçiyor.

Biz o yıllarda fazla dükkan açmayıp Tubitak ile merkezi dağıtım sistemi üzerinde 2 yıl uğraştık diyor ve o dönemden sonra bizim satış fiyatımız diğerlerinin maliyet fiyatının altına düşmüştü diyor. 2010 yılına geldiğimizde pazar payı %90 civarında olması lazım. Peki şimdi ne yapıyor. Dünyaya yayılmak istiyor. Türkiye de krizden etkilendiniz mi sorusuna, krizin pozitif etkisi oldu düşen dükkan kiralarından faydalandığını sölüyor. Şimdi ne yapıyor, ünyaya yayılıyor. Aynı kişi gitmiş Harward mezunu genel müdür getirmiş ve Manhattan ın en işlek caddesinde, 2-3 milyon dolarla şu anda birkaç tane dükkan açacağım diyor. Dünyada daha pahalı yer var mı bilmiyorum. Hedefim McDonalds’ı geçeceğim diyor. Mcdonalds ne yapıyor fast food, pazarın tanımını genişletmiş oluyor.  Hedef simit satmak değil ,hedef fast food pazarından pay almak. Nasıl pay alacak onu da cevaplıyor.

Diyor ki Mcdonalds tüm dünyaya yayıldı 34bin tane dükkanı var ben 34bin +1 tane açacağım diyor.Mantığım da şu diyor,Fast food tanımına hamburger, pizza, çin mutfağı giriyor ama bu türleri herkes yemiyor diyor. Ben simiti herkese yediririm, çok daha büyük bir kitleye hitap edeceğim, fast food da ben lider olacağım diyor. Ben farklılık stratejisi görüyorum burada. Mcdonalds ın hamburgerine alternatif bir ürün üreterek fast food pazarına farklı bir konseptle giriyor.

Ürün ve hizmetler:
Kompleks bir ürününüz varsa bahsetmek gerekir.Hatta yazılım çizelgeleri,üretim,sunu yapacağız, böyle geliştireceğiz.

Organizasyon ve yönetim:
Burada neden bahsedeceksiniz? Şirketin kurucuları, belki kısa kısa özgeçmişleri, organizasyon şeması , marketing, pazarlamaya kim bakar , finansı kim yapar, operasyonel bazı bölümlerden bahsedebilirsiniz. Depo şöyle olur, büyüyünce şöyle olur falan gibi, stratejiyle ilgisi olduğu sürece. Programlamadan da bahsedilebilir . Mesela bir oyun sitesinde yazılım altyapısından bahsetmek gerekiyor ama hiç bir zaman bir yatırımcıya kodları vermiyeceksiniz onu demek istiyorum. Bu yazılımdan bahsetmeyeceksiniz anlamına gelmez. Bir bölüm daha var bu normal planlarında olmuyor ama olmasını tavsiye ederim. Olabilecek problemler yani, kanuni engeller varsa bir takım kanunların değişmesini bekliyorsanız, fikri haklar ve teknolojiyle ilgili durumlar, bunları yatırımcıya aktarmakta fayda var. Yoksa detaylı inceleme aşamasında bunlar açığa çıkar ve iyi olmaz.

Ama profesyonel bir girişimde böyle problemleri ve hemen arkasında çözümlerini söylemeniz lazım. Bunun en güzel örneği Biletx . Onun kurucularıyla aynı strateji danışmanlık şirketindeydik hatta aynı ekipteydik. Onların nasıl iş planı yaptıklarını biliyorum, eminim ki 10 yılı planlamışlardır , işte ikinci yıl şu kadar rakip çıkacak onlara karşı şu yolu izleyecegiz  gibi. Bütün aklımıza gelen şeylerin Murphy nin kanunu gibi gerçekleştiğini gördük, ama biz bunları daha önceden planladığımız için ne yapacağımızı biliyorduk. En son finansal bilgiler bölümü. Finansal eklerde 5-10 sayfa bir detay olduğu için çabuk geçilen bir bölümdür. Özet tablo, satışlar, karlılık bilanço, gider tablosunun kısa bir formatı olabilir . Finansal öngörülerdeki ana kalemlerdeki veriler olabilir, ne kadar getiri sağlayacağı , ne kadar paraya ihtiyaç olduğu söylenebilir. İş planının sözel kısmı bu kadar.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 17/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , ,
Ebru Tuygun – Deloitte eTohum Antalya Kampı 2011

Günaydın herkese ben Ebru Tuygun Deloitte’ un kurumsal pazarlama yöneticisiyim aynı zamanda Deloitte’ un en hızlı teknoloji firmalarını belirlediği uluslararası program olan Deloitte teknoloji fest 50 nin Türkiye koordinatoruyum. Bugün konumuz Türk Ticaret Kanunu Burak beyin belirttiği yükümlülükler var ama aynı zamanda fırsatlarıda getiriyor. Özellikle internet firmaları için size ne gibi fırsatlar getirdiğini Anlam Altay hocamız anlatıyor olacak. Çok kısa anlam altay hocamızdan bahsetmek istiyorum.

Anlam Altay hocamız deloydun hukuk danışmanıdır, kendisi aynı zamanda Galatasaray üniversitesinde hukuk fakültesinde türk ticaret kanunu üzerinede dersler vermektetir. deloyd akademide de türk ticaret kanunu üzerine eğitimler vermektedir. Bugün kısa bir sunumumuz var aslında kanunlar çünkü  çok büyük kanun bir sürü yenilikler getiriyor. Kanunlarla iligili daha fazla bilgi edinmek isterseniz deloyd akademi eğitimlerindende faydalanabilirsiniz aynı zamanda verginet.net internet sitesinden de gelişmelerden bahsediyor oluyoruz oradan da gelişmeleri izleyebilirsiniz. Iphone da da aplikasyonumuz var  verginet.net aplikasyonu ordan da takip edebilirsiniz, sözü anlam beye bırakıyorum teşekkürler.

ANLAMBEY: Çok teşekkür ediyorum hepinize, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. evet 499 gün kaldı belki uzun gözüküyor 500 günlerin bazen çok uzaklarda kafdagının arkasında gözüktügünü biliyoruz. ancak bir sürece girildi. 2005 subatında ilk defa ticaret kanunu tasarısı kamu oyuna açıklandıgında karsımıza yep yeni bir metin cıktı. hukukcu olarak cok sasırdık.

Çünkü modern bir kanun tasarısı bekliyorduk ama bizi irkilten bazı yeniliklerle karşı karşıya geldik bunu olumlu anlamda söylüyorum. kurumsal yönetim kurallarının halka açık ananonim ortaklıklar için biçilmiş bir kaftan oldugunu düşünürken gördükki yeni sistemde kapalı ananoim şirketler ve limited şirketler şeffaflaştırılıyor. neden böyle bir yontem benimsendi.

Modern bir kanuna gereksinim vardı bu kanunu yaparken iki yontemden birini tercih edecekti ticaret kanunu komisyonu. kanunlar çok kaba bir yaklaşımla iki ayrı anlayış birbirinin yerine geçebilir. birinci anlayış toplumun ekonomik düzenin şirketlerin tacirlerin seviyesini ölçersiniz sosyolojik araştırmalarla ve o seviyeye uygun bir kanun yaparsınız. çünkü daha yüksek daha kapsamlı daha ağır yükler getiren bir kanun yaparsanız uygulamama tehlikesi baş gösterebilir.

Diğer bir yaklaşım yüksek eşik belirleyen bir kanun yaparsınız değim yerindeyse topluma ekonomik düzene şirketlere kurumlara 5 gomlek üstün bir kanun ve seviyeyi oraya çekmeye çalışırsınız. 2. anlayıs benimsendi yani yüksek anlayış benimseyen yüksek bir eşik meydan okuması ortaya koyan bir kanunla karşı karşıya geldik. bunu soylerken asla bizim kendi kapasitemizi toplum olarak birey olarak küçümseme eyleminde değilim. mutlaka çok çok iyi şeyler başarabilen bir toplumuz ancak niyet çok onemli sizler son derece inovatif bir alanda yer alıyorsunuz. ve buna yakından tanık oluyorsunuz.

Haksız rekabetin hüküm sürdüğü bireylerin şirketlerin yerine birbirlerini taklit ettiği bir yapıyla karşı karşıyayız. belki siz bu yapının çok dışındaki yüzde 1 in binde 1 in içindesiniz. bu yapının ama karsısında kitleler halinde sirketini  bakkal sistemine göre yürüten dışarıya açmayan kapalı bir şekilde yürüten ve işlemlerini değim yerindeyse kılıfına uyduran bir yapıyla karşı karşıyayız. bu yapıyı nasıl çözebilirdik? ağır yaptırımla çözebilirdik. ama yaptırım her zaman beraberinde olumlu sonuclar getirmiyor.

Bunu uygulayabilecek miyiz? uyguladıgınız zaman acaba sirketler bundan ders alıp yada işletmeler dogru bir yone kendilerini sevk edebilecekler mi bütün soru burda odaklanıyor bizim bu iki saatlik konusmamızda burak hocanın soyledigi gibi kapsamlı bir slaytlar düzenimiz var bunların hepsini modamo yapmicaz. ve sizleri hukuk diliyle yaptırımların sözlügüyle deyim yerindeyse fazla yormak istemiyorum biraz daha önümüze cıkan fırsatlar üzerinde durmaya gayret edecegim. çalışma tarzı olarak bölünmeye cok acıgım. dilediginiz zaman bölebirsniz mutlaka soru cevab bolumunu beklememiz gerekmiyor. o konuyu biraz daha tartısmaya acıp geliştirebilirz beraber.

Temel cıkıs noktamız 499 gün kaldı. 499 gün sonra bambaşska bir sirket yönetiyor olacagız. ya da yonetmezsekte yavaş yavaş ticaret sisteminin dışında kalacagız. burası için kuskusuz ki sirketi cok daha onceden yeniden yapılandırmak. gereken kosullara uyum saglamak söz konusu olacak. göz atalım sisteme hep beraber 11 ocak 2011 günü yeni türk ticaret kanunu tbmm den geçti. bu slaytların 2-3 gün önce hazırlandıgı sıralarda. henüz cumhurbaşkanlıgı bünyesinde onay bekliyordu.

kanun evet 14 subat pazartesi günü cumhurbaşkanı tarafından onaylandı tatbikat kanunuyla beraber ve yasalaştı.yürürlük konusunda biraz daha farklı durumlar var en erken 2012 de yürürlüğe girecek ama elimizde yeni bir türk ticaret kanunu duruyor. bugünkü sunumumuzda temel olarak noktamız şirketimiz hissedarlarımız steakholders dedigimiz menfaat sahipleri bütün bunlar üzerinde nasıl bir etki yaratacak kanun buraya odaklanmaya gayret edecegiz. sunuma baslamadan once yeni ticaret kanunun etkileyecegi sirketler profiline göz atalım ve bunun yaratacagı bu çarpıcı etkiyi tespit etmeye calısalım.

en asagıda limited şirketler var bunların çok büyük bir kesimi uyuyan şirketler. bunların aktivite halinde olmadıgını vergi odemedigini herhangi bir ticari işlem içerisinde bulunmadıgını tespit ediyor ticaret bakanlıgı. yine bir grp limited şirketleri içinde cok onemli bir grup iki ortak tarafından kurulupta ortakların birbiriyle küstügü ortaklıklar eger iki kişilik bir lmt. sir. kurarsanız mevcut düzende ve ortaklar arasında ciddi bir anlaşmazlık baş gösterirse kilitlenme kacınılmaz.

evet şirketi çogunluk pay sahibi yönetebilir ama en küçük bir pay devri yapacagı zaman en küçük bir esas sözleşme değişikligi alacagı zaman goruyoruzki bu kararın öbür ortaga takılma tehlikesi ortaya çıkıyor. hemen altta aktif şirketler var. limited şirketler içinde yine ciddi bir kesimde aktif oldugunu görüyoruz. orta kesitimiz anonim şirketlerden oluşuyor. bir çoğu aile şirketi olan yada tek ortağını kegemonyasında olan kapalı anonim şirketlerimiz var. bunların çok küçük bir kısmı veya karşısındaki çok küçük bir oran halka açık anonim şirketler, halka acık anonim şirket demek en az 250 ortagı olan şirket demek. ve halktan finanse olan şirket demek belki bir defa finanse olur halka arzla belki bir kaç defa halka arz yapar ama prensipte 250 ortak vardır ve o anonim şirket artık takip edilmelidir. kendi haline bırakılamaz kamunun aydınlatılması ilkesi bunun güvencesini oluşturur.

halka acık sirketler içinde bir küçük kesitte bizim çok önemsediğimiz borsa şirketleri neden önemsiyoruz çünkü günde binlerce onbinlerce işleme konu oluyorlar.  ve hakikaten de kamunun menfaatini yakından ilgilendiriyorlar. amaç nedir?anonim şirkete 1600 lere bakalım hep küçük komendalarla şahıs şirketleriyle roma imparatorlugunda denizlerin aşılması için suriyeye, babiloyaya, ticaret yapabilmek için kurulan küçük birliktelikleri görüyoruz ortak girişimleri görüyoruz. ama ne zamanki hollandalılar üzernden anonim şirketler filizlenmeye basladı hep su soylem dillendirlir oldu anonoim sirkette kücük sermayeler bir araya gelecek havuz yapılacak bankalardada aynı şey soylenir sanayinin birikimine sunulacak harika. ama anonim şirketini boyle kullanabilmemiz için çok efektif çalışan bir hale getirmemiz lazım.

çünkü ben bugün bir anonim şirkete gidip %5 le  %10 la ortak oldugum zaman söz sahibi olabiliyormuyum hayır. benim bundan bir yarar elde etmem kar saglamam tamamen çogunlugun insafına kalmış bir durumda. sistem bunu değiştiriyor. artık shareholder value dedigimiz pay sahipligi değerini cok ciddi bir anlamda yükselten yapıyla karşı karşıya gelecegiz. hemen tepede hala gerçek kişi olarak kendi ticari faaliyetini yürüten bireyler kooperatifler ve az sayıda şahıs şirketlerini görüyoruz.

şu profilde en üstteki ücgeni bir keanra bırakalım. bunlar çünkü bizim aslında pramidin alt kısımlarına evrilmesini istedigimiz yapılar      amaç hep sermaye şirketi kurulsun hem birey kendini rahat hissetsin hemde muhatabı herkesin muhatabı seffaf bir yapı kurulsun. tahmininz nasıl olur en alttaki mavi kesit ve ortadaki yeşil kesit kaç şirket olabilir?

-türkiyedemi?

-evet türkiyede. bugün sermaye şirketleri 15.02 salı günü en yetkili resmi agazın acıkladıgına gore 807 bin adet. yani ülkemizde limited ve anonim şirketlerin toplamı. bunlardan 91.bini anonim şirket. kalan 716 bin limited şirket. bu oranlarla nasıl baş edeceğiz. öyle bir yapı geliyorki sistemde değerli arkadaslar sermaye sirketiini seffaf eskinin değimiyle camdan cepleri olan denetlenen ay sahiplerinin haklarına rivayet eden efektif bir yapıya çevireceğiz. 807 bin sirketle bunu başarabilecekmiyiz? bu biraz güç gözüküyor. umudumuz var hukukcular hemen ikiye ayrıldı.

2005 te tasarı yayınlandıgında ben tasarıya olumlu bakanlardandım. hala olumlu bakıyorum elbette hukukcular bir araya geldigimizde eleştirdigimiz bazı noktalar var ama 50 ayrı yetkin hukucu birer kanun yapsa 50 ayrı kanun cıkar hakikaten hikmet sami türk hocanın ön ayak oldugu, ünal tekinalp hocanın komisyon başkanlıgını yaptıgı türk ticaret kanunu komisyonu büyük bir iş başardı. çünkü şunu memnuniyetle soyleyebilirim avrupa birligine entegrasyon sürecinde ortaklar hukuku faslımız var daha acılmadı. acıldıgı anda kapanacak. bizim lehimize. yani türkiye bu kanunla avrupa birligi entegrasyon sürecinde ortaklıklar hukuku faslının gereklerini yerine getirdi önünede geçti. bu çok önemli bir atılım. neden onemli bir atılım?

1- sadece avrupa birliginin dayatmasıyla kendi gerçegimiz dışında bir kanun yapmak söz konusu olmadı. kendi değerlerimizden gerçeklerimizden hareketle bir kanun yapıldıgı kanaatine varıyoruz çünkü baktıgımızda büyük atatürkün 1926 da zemin hazırladıgı türk ticaret kanunu 57 de hitlerden kaçarak ülkemize gelerek 15 yıla aşkın büyük hizmetler veren “hirshin” hazırladıgı  türk ticaret kanunu çöpe atılmadı. burdaki birikimler yeni bir kanuna dönüştü. bakıyoruz ticari işletmede %30 kıymetli evrakta %5 sigorta ve deniz ticaretinde %70 değişiklikler var. yeni bir taşıma hukuku geldi.

şirketler hukukindeki değişim oranı hukuki anlamda %95 olarak ifade ediliyor komisyon tarafından bu bir devrim gerçek anlamda fakat bu devrim sağlam bir hukuk alt yapısının üzerine kuruldu. umuyoruz ki başaraıyla uygulanacak nasıl uygulanabilir?     girişimciler şirketler hukukcular teknotlarlar yöneticiler mali müşavirler ve elbette devlet işbirliği yapacak ve buradan verimli sonuclar cıkarılacak. özellikle internet şirketleri açısından çok cazip fırsatları bahşeden kanunla karsı karsıyayız ona onemle temas etmeye çalışacagım.ana hedeflerimiz:
şirketleri evrensel normla tanıştırarak çağdaş bir seviyeye çıkarmak. avrupa birligi hukukuna entegrasyon ve bunu yaparken kendi hukuki alt yapımızı kurmak ticaret ve ekonomi düzenine yön verecek nitelikte bir kanun, çerçeve kanun  neden çerçeve kanun? ticaret hukuku dediğimiz zaman artık ucu olmayan bir hukuk sistemi ile karşı karsıyayız. ben üniversiteye girdiğimde üc dort kücük alanın birleşiminden oluşan bir alandı. ticari işletme şirketler kıymetli evrak dediğiniz zaman üzerine bir sermaye piyasası eklediginiz zaman yeterli oluyordu. yanına banka rekabet hukuku fikri sınaı mülküyet hakları eklendi uluslararası ticaret eklendi.

artık ticaret hukukcusundan değilde bu modüllerden  herhangi birinin hukukcusu olarak anılmak gerekiyor. en onemli faktorlerden bitanesi yeni sistem uzmanlıga ve profesyonellige büyük onem veriyor. onun iz düşümlerine goz atacagız. kanunun 1-07-2012 de yürürlüge girecegini belirtelim. önümüzde 499 gün var kanunun önemli parametrelerinden muhasebe standartları 1-01-2013 te yürürlüge girecek. ve denetim de 2011-2012 yi de kapsayacak sekilde 01.01.13 ten itibaren basliyacak. acılıs blancoları ufrs ye göre yapılacak. ve bunu yaparken  11-12 ye ilişkin düzeltmeler gerçekleştirilecek.

bagımsız denetim kurulsu devreye girecek 1 ocak 2013 ten itibaren. ve son anda  tobb talebi üzerine önemli bir yürürlük farkı oluştu internet sitesinin kurulması şirketlere zorunlu tutuldu.  zaten tasarı zorunlu tutuyordu kanunlaşmadan once. fakat 1 temmuz 2012 de yürürlüge girecekti. tobbun talebi ile vakit alması nedeniyle 1 temmuz 2013 tarihine ertelendi. burada onemle vurguayalım belki bu calısmanın onemli saptamalarından birisi  sizlerce onnceden bilinen bir faktor 1 temmuz 2013 tarihinden itibaren her sermaye şirketinin internet site olmak zorunda. yok mu? var. 5-10-50000 şirketin var.

750000 şirketin yok. peki internet sitesi olan şirketlerin durumu ne? en iyi şirketten en zayıfına kadar ele alalım. yada internet sitesi en zengin olanından en hafif olanına dogru donelim. bu yelpazede su anda hiçbir sirketin internet sitesinin içeriği ticaret kanuna uyum acısından istenilen seviyede değil. bu anlamda internet sitesi şirketlerine, internet şirketlerine, cok ciddi bir alan doguyor. bu alan asla internet sitesi yapmaktan ibaret bir alan değil. son derece interaktif katılımcı hareketli dinamik bir alan. internet sitesi şirketi çok kuşkusuzki güzel bir internet sitesi kurgulayacak ama bu internet sitesinin işlevselligide internet sitesi şirketinin çok önemli katkılarından biri olucak. hukukcu ile işbirligi yapılacak, içerigini hukukcu yonlendirecek. arada mutlaka hukukcuların bir cok faaliyetini mali müşavirler yürütür onlar devreye girecekler finansal faktorlerde.

ilerleyen slaytlarda ele alacagız. 1524. madde de veb sitesinin içerigi a dan k bendine kadar sayılıyor kapmsamlı bir band war ve soyle bir yasak getiriliyor ilerleyen maddelerde. bir sermaye şirketinin internet sitesi olmazsa 600 gün hapiz cezası biraz abartılı. veya bunun karşılıgında adli para cezası verilecek. internet sitesi olupta gereken güncellemeyi yapmayan şirketlere 300 gün hapis cezası veya bunun karsılıgında adli para cezası kesilecek. takip edilir mi? kim takip edecek? sanayi ticaret bakanlıgı takip edecek. bagımsız denetim kurulusu raporlarında bunu bildirecek, böyle bir etkileşim var. bu alan cok oneml bir alan ne olursa olsun. cokta rekabete acılacak bir alan bir cok kimsenin de henüz farkında olmadıgı bir alan.  bugünkü bir calısmada buyrun efendim!!

-ne içerecek web sitesinde?

ANLAMBEY: bir şirketin yonetim kurulu yapısı, ödenmiş sermayesi, finansal tabloları, yıllık faaliyet raporu, bağımsız denetçinin verdiği rapor, pay sahiplerine aktarılması gereken bilgiler yada bazı pay sahiplerince sorulupta diğer pay sahiplerinin haberdar olmadıgı bilgiler. bunun otesinde kamunun aydınlanmasına ilişkin tebliğlerde kullanılacak olan bilgiler bayağ kapsamlı bir şekilde sayılmış. süreklide onu tazelemek gerekecek. önemli bir ihtiyaçla karşı karşıyayız. efendim bu çalışmadan geriye neler kalsın hiç olmazsa diye kendimize sorarsak şu yargı cümleleriyle karşı karşıya kalıyoruz.
1-cooperate governance geliyor. bütün sermaye şirketleri tüm parametreleriyle adil yönetilen şeffaf  hesap verebilir ve sorumlu işletmelere dönüşüyor.
2-şeffaflıgı ne temin ediyor uluslararası finansal raporlarlama standartları ve bunu inceliyecek olan bagımsız denetim bide bunu işlem denetimi tamamlıyor.
3-pay sahipligi olmanın degeri yükseliyor.
4-şirketlerin kurulusu ve yeniden yapılanması güçleniyor. artık uyuyan şirketler var dedik  pramidimizde bu uyuyan şirketlerin bir kısmı birleşecek bir kısmı bölünecek bir kısmı kapatılacak bazıları bir şirketler toplulugunun parcası haline dönüşecek. oldukca dinamik bir alan sistem de şunu soyluyor. ne yaparsan yap ama şirketini atıl halden kurtar ve hareketli hale geçir ona bir işlendik kazandır yargısını içeriyor. limited şirketler cok onemseniyor. bugün ülkemizde 5bin lirayta kurulan şirketlerle karşı karşıyayız. bu dürüst bir girişimci için iyi bir imkandır. ve bunu alıp yürütüp milyon dolarlara götüren işletmeler var. onlara saygımız sonsuz.  bide soyle bir kitle var. 5000 liraya şirketi kuruyor. 1250 lirasını oduyor 3750 lirası bi kenarda kalıyor.  o 1250 lirayı odeyip şirket kurduktan sonra bankaya gidiyor.  o banka ona müstakbel bir kıredi borçlusu gibi bakıyor çek defterini veriyor 20 tane çek yapragı var içinde bir iki çekini ödüyor sonra piyasayı dolandırıyor. böyle 100binlerce şirket var.

karşılıksız çek meselesi hala çözülemedi. çünkü banka kredi borçlusuna ihtiyaç duyuyor. herkese kredi veriyor. oysa durum boyle olmamalı bu bakış acısından bir değişiklik geldi. 5000 lira yerine 25000 liralık asgari sermaye geliyor. 1 temmuz 2012 den sonra şirketlerimizin limited olanlarının sermayesini 5000 liradan 25 binliraya cıkaracagız. son bir  saptama holding diye uygulamada anılan şirketler toplulugu bambaşka bir düzene kavuşturuluyor. ilerde ve  ya bugün yeniden yapılanmalarla eğer bir şirketler toplulugu olusturuyorsak ve bunu oluşturacaksak hakim şirketin ciddi sorumluluk altında oldugunu belirtelim. burada sizlere sundugumuz calısmayı deloyd olarak kısa bir vade de internet sitesinden kamuya sunacagız.

çeşitli web cast lerle duyuracagız. aynı amanda yürütülen bir kitap çalışması var. bilinçli olarak kanunun olgunlaşması bunula ilgili yürütülen tartışmaların belirli bir seviyeye gelmesi hedeflendi. bu yapı üzerinden hareket ettiğimizde 7 tane inceleme alanımız var. bunların hepsiyle ayrıntıları ile sizi rahatsız etmeyecegim ama kısa vadede internet sitesinden yayınlanacak olan bu slaytlarla ve dagıtılacak olan sayısız kitapla ticaret kanunun nüvesini bizzlere neler getirdigini sizlere sunmaya takdim etmeye çalışacagız bakalım şirketlerde ne değişti.

şeffaflık var sermaye korunacak, işletme konusu dışında işlem yapma yasağı kaldırılıyor yani şirketimize esas sözleşmesinde sütun sütun yazıyoruz mobilyacılık internet sitesi işletme bunu yapanlar var, gıda inşaat malesef ticaret sicilinin beklentileri bu yonde olduğu için böyle saçma bir  uygulama geliştirildi. ve bu konular dışında kalan işlemler şuanda geçersiz sayılıyor. bu sistem terket ediliyor. yeni sistemde bir şirketin yaptıgı her işlem geçerli ehliyet alanına girsin ve ya girmesin. anonimler açısından bir istisna var o da şuan da bizim inceleme alanımız değil. Birleşme ve bölünmeler yeniden düzenleniyor.

bölünmeler ilk defa ticaret kanununa giriyor. tek kişilik şirket kurma imkanımız var. şuan da bir şirketiniz var yeni bir şirket kurmak istiyorsunuz tek başınıza yada o şirketinizin ortak olacağı şekilde, yeni şirketi kurgulama olanagına sahipsiniz. bagımsız denetim geliyor. şirketlerin için de anonimlerde murakıplar vardır, denetçiler genel kurul tarafından seçilen ülkemizde yarım sayfalık yıllık faaliyer raporları bir sayfalık denetim raporları düzenlenir. nasıl oluyorsa bunların içeriginde hersene tekrar kopyaları vardır. bu sistemde terk ediliyor artık bütün şirketler bağımsız denetim şirketleri tarafından denetlenecek.

şeffaflıgına ve yonetsel finansal saydamlıgın unsurlarına bir goz atalım beraber. yönetim kurulu  yada limited şirkette müdürler kurulu. çok rahat bir şekilde toplanacak rahat bir şekilde karar alınacak. özenli sadık porfesyonel yonetici tarafından yönetilicek. ben girişimci olarak şirketimi yonetemeyecekmiyim? yonetebilecem. bir değişiklik yok.  ancak kuracagım yonetim yapısının sorumlulugu profesyonellige gore biçimlenecek. şirkette bir sürü yönetici var yönetim kurulu kurduk altında müdürler pazarlama muhasebe insan kaynakları müdürleri icra  kurulu uluşturduk bunların hepsini bir teşkilat yönetmeliginde düzenliyecegiz.

dışardan şirkete bakan yada sizi bir internet şirketi sahibi olarak muhatabınızın size borcunu ödeyip ödemediğini nasıl inceliceksiniz ona nasıl güveniceksiniz?  artık o şirket sizin incelemenize açılıyor. Bunun için ticaret sicilinden onun  teşkilat yönetmeliğine bakacaksınız kimin yetkili olup olmadığını ne işlemleri yapabileceğini saptayabileceksiniz.

Yöneticilerin sorumluluğu çok akıcı bir şekilde ve akılcı bir şekilde düzenlendi. Artık profesyonel yonetici haksız yere sorumlu tutulmayacak. Yönetici olmakta teşvik ediliyor. Yetki ve görev tanımlamalarının yer aldığı yerin teşkilat yönergesi olduğundan söz ettik. Kamuyu nasıl aydınlatacağız? Web sitesi ile zengin bir içerik sürekli güncellenecek ve güncellemeyene ciddi yaptırımlar gelecek. Finansal şeffaflıgın temel parametresi temel kaynagı aracı finansal tablolar olacak. Şirketler tek düzen hesabına göre tuttukları hesapları tamamen bir kenara bırakıcaklar artık ticari muhasebe ve vergi muhasebesi ayrımı ortadan kalkıyor.

En sevindirici olay dünyanın hiçbir yerinde olmayan vergi muhasebesi sistemi bizde uygulanıyordu bu sistem terk ediliyor artık gerçekten bir ticari muhasebe olacak. Neye göre? Dünyada geçerli olan finansal muhasebe standartlarına göre. Sermaye piyasası kanunun yürürlüğe girdiği dönemde bir türkiye muhasebe standartları kurulu oluşturuldu. Standartları komisyon oluşturduğunda yayınlamaya başladılar. Artık bunlara standart diyeceğim yormamak için. Açılımı şu: uluslararası finansal raporlama ve denetleme standartlarına uyarlanmış türkiye muhasebe standartları. Bu standartlar egemen olacak.
1-tabloları standarda uygun tutacağız
2-gerçeğe uygun tutacağız
2 tane parametremiz var .
İsterse şirket borca batık olsun hiç önemli değil bubir yaptırım getirmez beraberinde. Dürüstçe şirketin fotoğrafını yansıtmamız gerekiyor . şeffaf ve izlenebilir bir yapı kuracağız. Yönetsel şeffaflığı nasıl sağlayacağız? Yönetim kurulu değerli arkadaşlar her sene yıllık faaliyet raporunu kapsamlı bir şekilde düzenleyecek şirketin mevcut durumu ne? Mali durumu nasıl seyrediyor? Hangi projeleri gerçeleştirdi? Ne zararlara uğradı?ne karlar elde etti? Şirketi kuşatan riskler nelerdir? Bunları yaparken bazı mali bilgilere yer verecek o mali bilgileri finansal tablolardan devşirecek. Bunun böyle  yapılacağını kim denetleyecek? Şirket içindeki denetçi genel kurul tarafından yönetim kurulundan beraber seçiliyor. Onun bu hususun güvencesi olması ihtimali yok.

Bugün üülkemizde ilkokul mezunu olmayan hatta okuma yazma bilmeyen birisi bile anonim şirkete denetçi seçilebilir. Bu sistemin sonucu görüldü. Kanun yazar denetçi napar? Şirkete sürekli baskın düzenler kasayı inceler. Defterlere bakar yönetim kuruluna soru sorar. Şu işlemlerden nasıl sorun doğdu?. Eminim ki böyle oluyor. Kesinlikle uygulanmayan bir sistem. Bunun üzerinede bağımsız denetim sistemi devreye sokuluyor. Ölçülerden söz ettik bağımsız denetçinin şirket üzerinde bir vesaiti yok her sene yeniden seçiliyor. Bir yıllığına seçiyorsunuz.  Ertesi sene başka bir denetçi seçebilirsiniz. Veya aynı denetçi ile çalışabilirsiniz. Ama denetimin sonuçlarının etkilerini beraber ele alacağız arka arkaya denetçinin seçilmesinde herhangi bir sakınca görülmüyor. Bağımsız denetim yıllık denetim raporunda denetleyecek ve diyecekki şirkete halka açıksa zaten kendiliğinden kurulması zorunlu kapalı bir şirketse.

EY şirket senin ciddi risklerle karşı karşıya gelmen söz konusu bu riskleri takip etmen ve kendini bu risklere karşı koruman gerekiyor. Hemen risklerin erken teşhisi komitesi kur. Bu komite yönetim kurulu üyelerinden oluşabilir. Üye olmayanlardan oluşabilir. Amaç şirketin kendi kendini denetleyebilmesi.  Limitedlerde ve anonimlerde  bunun kurulması söz konusu. Devam edelim. Tamamlayıcı bir denetime ihtiyaç var. Bağımsız denetçi şirketin hesaplarını denetler fakat değerli arkadaslar oyle işlemler vardırki bu işlemleri ayrıca denetlenmesi gerekir. Bağımsız denetçiye bu yetkiye vermiyor sistem objektif başka bir kişiye tain edicez işlem denetçisine.

Şirketi kurarken , birleştirirken, bölerken,sermaye artırırken azaltırken, menkul kıymet çıkarırken . lmited şirkette ek ödeme yükümlülüklerini iade ederken v.s. 9 halde işlem denetçisi de rapor veriyor. O rapor olmadan artık biz işlemleri ticaret siciline kaydettiremeyeceğiz. Böyle bir yenilik var yapı boyle. Bu yapı kimin hizmetine sunuluyor ? şirketin.

  • Limited şirketleri  için standartlar daha çok yükseltiliyor. Ama anonim şirketleri içinde daha önce bir anonim şirketi kurmak için 5 kişi daha büyük bir sermaye gerekiyordu şimdi sanırım bir kişi gerekiyor. Ordada bir kolaylaşma mı söz konusu?
  • Kuruluş açısından mı?
  • Evet.
  • Evet bir kişiyle şirketi kurabileceksiniz hatta bir kişiyle şirketi yönetebileceksiniz. Limited de de ananoimdede bu boyle. Büyük bir kolaylık sağlanıyor bu anlamda. Sizce yarar sağlar mı bu?
  • İyi bişey heralde konuyu tam bilmiyorum ama. Neden boyle yaptılar?
  • Şundan dolayıdır; hukuta saman adam dedigimiz bir figür var limited şirketlerde bir kişi şirket kurmak istediği zaman mutlaka yanına birisini almak zorunda kalıyor anonimde de 4 kişiyi almak zorunda kalıyor. Bunların bir çoğu sadece imza atarak devreye giren fazla şirket hakkında söz sahibi olmayan kimseler gerçeğe de uygun değil 5 kişinin gözükmesi. Dedilerki biz bunu gerçekle özdeşleştirelim. İnsanlara girişimlerde yüklenecekleri riskleri sınırlandırma imkanı verelim dediler. Avrupadaki gibi tek ortaklı şirkete gidildi.
  • -belki yeri değil ama bir sorum var..bizde şirket kurmak zor bir süreç galiba haftalar sürüyor ama avrupada gidip 1 günde halledebiliyorsunuz. Türkiyede neden yavaş?
  • Türkiyede anonim yada limited şirketi kurarken gereken belgeler çok hızlı hazırlandığı takdir de 10-20 gün arasında kurulması söz konusu.fakat yine burdaki katılımcılar açısından fırsat yaratan bir alana değinme imkanı bana tanıdınız çok sağolun. Yeni sistemde henüz bununla ilgili bir düzenleme yok kanun yan düzenlemelerle tamamlanacak. Elektronik şirket kuruluşu geliyor. Buda internet sitelerine yeni bir imkan veriyor.bu çok tartışmalara yol açtı Cumartesi noterler birliğinin bir toplantısına katıldım. Noterler bu konuda çok tepkili. Çünkü noter devreden çıkartılıyor onlar diyorki şirket kurma iradesini biz tespit ediyoruz bu irade nasıl saptanıcak? Sistem şöyle olacak. Kişiler beraber ana sözleşme hazırlayacaklar, altlarına elektronik imza atacaklar ve kep denen bir sistem kuruluyor. Kayıtlı elektronik posta sistemi adı altında. Bu güvenli bir posta sistemi. Onun üzerinden ticaret siciline bildirim yapacaklar ve şirketin kurulması olacak. Tabiki bunu biz kendimiz yapamayacağız. Gelip sizin şirketlerinizden yapacağız. Buda bir imkan elektronik danışmanlık olacak şirketlere diye tahmin ediyorum.  Ve bu olasılıklarda da yine şirket kurmanın içeriği hazırsa muhtemelen bir günde şirket kurulabilecek.
  • Limited şirketlerin finansal tablolarını herkese açması durumu söz konusu. Ben yeni girişim olarak şirketimi kurdum ama görüyorum ki bir sene boyunca zarar edeceğim çok yeni bir şirketim ve zarar ettiğimi web sitemden insanlar görecek. Yeni müşteri geldiği zaman finansal tablolarıma bakıp bu şirket zarar ediyor seneye belkide bu firmayı bulamayacağım diye düşünerek benle çalışmamak isteyebilir.
  • Hukuk bunu sorun olarak görmüyor. Sistemimizde bu ilk tablodaki aktif şirketleri kastediyorum o aktif şirketleri %80-%85 i teknik iflas dediğimiz durumda yani borca batıklıktan duruma kurtarmaya kadar olan yelpazede bir oraya bir buraya gidiyor. Şirketler karlı göstermenin yolunu bulacak. Futbol kulüplerinde görüyoruz. İki şirket kuruyorlar şirketlerden bir tanesi zararlı işlemleri yükleniyor sürekli zararda. Makyaj şirketi sürekli karlı işlemleri üstleniyor sürekli karlı.
  • Benim korkumda bağımsız denetçiler şu anki muhasebecilere dönerse eğer, şuanda en iyi muhasebeci en az vergi çıkartan muhasebeci.bu durumda karda gösteren bağımsız denetçi de en iyi bağımsız denetçi olacak.
  • Çok haklısınız meşhur bir fıkra vardır. Hukukçuları ve muhasebecileri anlatan.çokta iyi fıkra anlatamam ama durumu özetliyor . bir iş adamı hukukçusunu çağırmış 2+2 kaç eder demiş. Hukuçu herzamanki gibi üst üste koyarsanız bir anlam ifade etmez alt alta koyup çıkarırsanız 0 eder yanyana koyup toplarsanız 4 eder  duruma göre değişir demiş hiçbir doyurucu yanıt verememiş. Muhasebeci soruyu duyduğu zaman kapıyı örtmüş pencereleri kapatmış ve demişki efendim siz kaç etmesini istersiniz? Bu bir gerçek! Çok haklısınız bunun çözümü var ama kanunda. Oda şu eğer bir meslek mensubu meslek kurallarını ihlal edecek olursa ağır yaptırımlara tabi olacak bağımsız denetçi. Bunlar kimler? Önceden de sormuştunuz hemen paylaşayım. Bağımsız denetim kuruluşu olacak. Yeminli mavi müşavir yada serbest mali müşavir olacak. O rakamlarıda size sunayım. Bugün ülkemizde 3000 yeminli mali müşavir var. 1800 ü aktif, 1200 emekli olmuş. 70000 serbest muhasebeci mali müşavir var. Ve bunlar dışındada bu kategoride olmayan muhasebeciler var. 70000 de bildiğim kadarıyla %30 u pasif durumda %70 i aktif durumda. Bunların hepsi şuanda türmob tarafından çeşitli kurumlar tarafından ciddi eğitimlerden geçiriliyor. Ama bunlar çok komplime eğitimler. Kısa 3 haftalık 6 haftalık bilemediniz 3 ile 6 aylık eğitimler. Ama bi yanda da bugün sermaye piyasası kuruluşlarını denetleyen bağımsız denetim kuruluşları varki onların bünyesinde çalışan yeminli mali müşavirler servest muhasebeci mali müşavirler zaten ufrs kuralları biliyor. Bu giderek geniş kitleye yayılacak. Hukukçularda şöyle bir durum var. 2002 yılında 1-2 yıl içinde medeni kanun iş kanun ceza kanunu icra-iflas kanunu değişince 400 yargıcımız adalet bakanlığına bir dilekçe vererek şu gerekçeyle emekliliğe ayrıldılar: Yeni çıkan kanunlar! Bunlara adaptasyon güçlüğü, yeni sistemde de bu yeni kurallara adapte olamayan bir çok mali müşavir bu görevi yapamayacak. Ama işaret ettiğiniz durum sosyolojik olarak çok doğru. Önemli bir kesimi ben bunu biliyorum diye yapmaya devam edecek. Ve şirketler kendi menfaatlerine uygun denetçiyi bulmaya çalışacaklar. Bunuda kim denetleyecek? Kamu gözetim kurumunun kurulması düşünülüyor bunun için. Kanun tasarısı mecliste umuyorum ki bu husus denetlenir dediğiniz gibi eğer öyle bakkal hesabı kılıfına uyduracak şekilde yürürse kanun hiçbir amaca ulaşmayacak.
  • Bu sene içersinde kobi zirvesindeydim orda şöyle bir istatistik paylaşıldı. Avrupadaki kobi şirketlerinin normal ticaret içerisindeki yüzdesi %30 seviyesindeydi. Yani türkiyeye kıyasla küçük işletmeler ekonominin içersinde varlar. Türkiyede ki küçük işletmelerin işleri dahada zorlaştırıyor devlet strateji olarak daha az şirket ama daha güçlü şirketleri hedefleniyor. Bununda sebebi sistem kaynaklarını daha dogru kullanılması. Yani şuan bir şirketin danışman istihdamı ve bir çok departman oluşturması çok zor. Ama birleşerek  bu mümkün hale gelecek. Oda aslında sermayenin güçlü etkisi anlamına geliyor. Küçük işletmeler için zor bir dönem bana göre.
  • Büyük maliyetler ortaya çıkacak ciddi yaptırımlar yeni bir sayfa açılıyor  yeni yükümlülükler geliyor beraberinde. Birleşme akılcı gözüküyor. Çünkü sistem daha güçlü aktörler oluşturmayı hedefliyor. Bunun insafsız ve haksız bir yönüde var. Dürüst olmak isteyen küçük işletmelerde var. Onların muhafaza edilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bir destek şu onların tabi olacağı muhasebe standartları biraz daha makul ve akılcı şekilde belirlenecek sistemde 3 e ayrılıyor küçük orta büyük sermayeli şirketler diye.  Küçük ve ortalara uygulanacak muhasebe ve denetim şeyleri biraz daha insaflı ve makul olacak. Kapsamıda daha dar belirlenecek. Sistem hep şirketleri birleştirmeye yönlendiriyor.
  • Ticaret kanunu devamı gibi bir soru olacak. Şimdi modern ülkelerden bazı yönlerde ilerde gibi gözüküyoruz. İnternet teknoloji şirketlerini düşünüyorum amerikayı düşünüyorum orda kuruluş sermayelerini bildiğim kadarıyla düşürmeye çalışıyorlar. Ve beyana dayalı güvene dayalı bir sistem var. Türkiyede damga vuruluyor mühür veriliyor matbaanın saati yazılıyor. Amerikada bir kağıt parçasına 30$ a sana bir şey sattım diyosunuz. Orda yakalarsam çok ağır cezalar var ve şeffaflık derecesi     mesela halka açık olmayan şirketin finansal tabloları görünmüyor ama çok daha başarılı bir ticari sistem var gibi görünüyor. Türkiyede ki bu giden sistemin arkadasların dediği gibi oturmuş bir anlamda  ciddiyet getiriyor ama ben modern dünyada en azından amerikada başka bir sisteminde olduğunu düşünüyorum.
  • İngilterede 10 sterline şahıs şirketi kurmak mümkün. Companies house gidip kaydettirip bunu kurmak mümkün Amerikada da düşük bir fiyatla mümkün. Bir mali müşavir atama yükümlülüğünüz bile yok.  Normal standart internette dolaşan şirket sözleşmesini basıp altına imza atıp harcı yatırıp şirketi kurabiliyorsunuz. Ve siz çok güzel vurguladınız demokratik ülkelerde amerikayı kastetmiyorum isveçi ele alalım japonyayı ele alalım sistem şudur. Devlet çok kuvvetlidir, insan haklarına saygılıdır, yakaladımı tokadı patlatır. Hiç farketmez. İhlal eden tarafı ağır cezalandırır ama insan haklarına saygılıdır. Ordaki sistemde yakalayacak olan unsurlar çok kuvvetli.  İhbar anlayışı var vatandaş avrupada yan dairede karton kutuları doğru çöp kutusuna atmayan adamı gidip ihbar ediyor. Bizde ihbar etsek dayak yeriz. Mekanizmalar devreye girmiyor. 911 e bir şikayette bulunursunuz saat 10 dan sonra çamaşır makinasını  çalıştıran komşunuzu şikayet ettiniz polis gelir onu uyarır.bizde bunu yaptığınız zaman polis bizi kovalar. Bizde yaptırımın  iyi uygulanamayacağı iyi bilidiği için işi baştan sıkı tutulamaya gidildi. Sosyolojik açıdan bu çok tartışılır bişey.
  • Finansal tabloların açıklanması konusunda hukuken böyle bakılmıyor dediniz.halka açık olmayan bir şirketin finansal tabloları neden açıklansın?  Bu diğer gelişmiş ülkelerde de böyle mi?
  • Avrupada yaklaşım böyle ingiltere de ve amerika da böyle değil. Bizde hukukçular olarak bir çok şeyin şeffaf olmasını çok mantıklı bulduk. Ama finansal tabloların şeffaflığının ortaklar arasında olmalı.muhataplara duyurulması çok doğru olmayacak sadece şunu söyleyebilirim görüşünüzün kökenindeki kaygıya tamamen katılıyorum. Şirket kendini açmış olacak. Belki şirket az zarardadır şuanda ama çok iyi bir şirket kısa zamanda toparlanabilir yada bütün işleri dürüst yapıyor neden  finansal tabloları yayımlayarak dez avantajlı duruma düşülsün? Kanunu bu yönde inanın bende eleştiriyorum.sadece kanunun buna cevabı şu. Eğer bütün işletmeler yada piyasada aktif olan işletmelerin tamamı finansal tablolarını bu şekilde ilan ederse herkesin bu durumda olduğu görülecek. Ve şirketin zararda olması gibi durumlar onunla ticari ilişki kurulması için bir kaygı noktası olmayacak zaten insanların tahmin ettiği hususlariyice açığa çıkmış olacak. Kanun böyle cevap veriyor ben bu cevabın tatminkar olmadığı konusunda size katılıyorum.
  • Herkes aynı konumda olacak dolayısıyla aynı konumda olan herkes zaten zararda görünüyor olacak sizin dezavantajınız çok göze çarpmayacak diye değerlendiriliyor oysa ki bu yeni kurulan şirketler içn bu şekilde olmuş olacak. Mesela o kritik eşiği birkaç sene önce kurulmuş  ve kritik eşiği geçmiş olan şirketler belki zarardan yukarıya doğru geçmiş olacaklar biz daha başarılı bir iş yapacak olsak bile  yeni kurulduğumuz için ve daha o eşiği aşmadığımız için yeni kurulduğumuzdan dezavantajlı durumda kalmış olacağız.
  • Kesinlikle katılıyorum. Bugüne kadar çok kapalıydık  kapalılığı abartmıştık. Yeni sistemde de şeffaflığı abartıyoruz.
  • Bu sistemde kobilerin sınıflandırması nelere göre yapılıyor?

1-yıl içinde ortalama çalışan sayısı
2-zararlar düşüldükten sonraki aktif büyüklüğü
3-son 12 ay içerisindeki satışlar toplamı.

  • Şirketin yaşı çok önemli bir parametre. Nasıl bir çocuğun 5 yaşına kadar ki bakımıyla 20 yaşındaki bir insanın ihtiyaçları nasıl farklıysa bütün hikayede bundan kaynaklanıyor.yaş farklarına rağmen uygulanacak vergiler, bütün bu kanunların hepsini aslında ölçeklendirilmesi gerekiyor. Vergi oranlarında bir ölçeklendirilme getirilecek mi? İngilterede irlandada şirketlerin büyümesi için o dönemlerdeki vergi ölçekleri çok farklı Türkiye de de böyle bir şey olacak mı?
  • Türkiye de bu düzenlemeler konusunda mali mevzuatı ticaret kanunu henüz etkilemiyor. Maliyenin resmi açıklamalara göre türk ticaret kanunun gereklerini yerine getirmek için hertürlü düzenlemeyi hazır olduğunu açıkladığını görüyoruz. Ama bunlar içinde acaba şirket yaşlarına göre bir vergi dilimlemesi farklılaştırılması yaratacak mı? O konuda kamu oyuna sunulan bir bilgi yok.
  • Peki sizce yaş bir parametre olarak tanımlamada alınmalı mı? Yani eklenebilir bi yapı mı?
  • Yapılması lazım. Yani eğer biz girişimi teşvik edeceksek     sistem olarak yani sistem sadece mevcut sistemdeki şirketlerin hepsini aktif aktörler haline getirmekle yetinmemeli. Yeni girişimlerede imkan tanımalı rekabeti açıyor ve sert bir rekabete mağruz bırakıyor yeni işletmeleri hiç olmazsa startup döneminde hiç olmazsa ilk üç yıl için çok daha makul uygulamalar getirilmeli ben buna katılıyorum. Bütün bu sistem neye hizmet ediyor dedik? Şirketin ana kararlarını yönetim kurulu dışında kim verecek genel kurul. Ben pay sahibi olarak genel kurulda insiyatifimi kullanabiliyorum. Onun dışında şirketten dahi içeri sokulmayabilirim. Çok önemli bişey. Bu yüzden de genel kurul benim için kritik bir alan hangi anlamda kritik bir alan benim oy hakkımı kullanacağım anlamında. Neye göre kullanacağım. Finansal tablolara göre, bağımsız denetim raporlarına göre oy kullanacağı, pay sahibinin bilgi alma hakları güçlendiriliyor. Üreticinin bilgi alma hakları güçlendiriliyor.

 

  •  Artık uzmanlardan gelen bilgilerle daha sağlıklı kararlar verilebilecek birkaç uygulama alanına beraber bakalım. Bireysel şeffaflıkta bilgi toplumu hizmetleri büyük bir  ilgi kazanıcak. Yönetim kurulu daha fazla izlenebilir hale gelecek elbetteki şirketler şirket sırlarını açıklamakla yükümlü olmayacak. Fakat bir çok verilerini web siteler üzerinden 3. Kişilere açıklayacaklar. Yöneticilerin sorumluluk sistemlerine değindik. Kurumsal yönetim , sermayenin korunması, bağımsız denetçi raporunun etkilerini irdeliyeceğiz. Bu bizim için çok önem taşıyor.
  •  Belkide sizin değindiğiniz sakıncaların ne denli önemli olduğunu ortaya koyacak. Şirkette sermaya nasıl kurulacak yeni sisteme bir bakalım. Yeni bir şirket kurmak istediğimiz zaman sizlerin şirketleri var ama yeni yapılanmalarada mutlaka gideceksiniz. O bir ve arkadaşları şirket kurarken sermaye artırırken bir defa bütün ödemeleri banka üzerinden yapacaklar. O bir, üreticiler şirket kaynaklarını artık kullanamayacaklar bu bir yenilik. Hiçbir şirkette ortak ve yönetici şirketin kasasından para alıp kullanamayacak. Peki fiilen bunu engelleyebilecek miyiz? Amaç şu: bugüne kadar küçük pay sahibinin hiçbir şirkette hiçbir hakkı yoktu hakim pay sahibi akşam çıkarken kasadan gereken parayı cebine alıyor gazinoya gidiyor parayı harcıyor yada taksitlerini ödüyor. Yeni sistemde ortakların ve yöneticilerin şirketle işlem yapması şirketin bunlar için teminat vermesi, kefil olması, garanti vermesi, senet düzenlemesi söz konusu olmayacak. Ufrs tamam genel kurulda pay sahipleri şirketin gerçek durumunu görecek, mal varlığını etkileyen önemli işlemler işlem denetiminden geçecek.
  •  Risklerin erken teşhisi komitesi kurulacak. Birleşmeye ve yönelmeye göz atalım. Şirketlerin birleşmesi ve bölünmesi kolaylaştı. Şirketiniz büyüdü bundan iki tane şirket yaratmak istiyorsunuz. Bu modellerden yararlanabilirsiniz. Bugünde kurumlar vergisi kanunuda ve tebliğde var fakat çok yetersiz ticaret kanunu bunu her yönüyle düzenliyor. D Şirketinizin E ve F ye bölüyorsunuz. Hem şirketinizin yeni bir kurumsal kimliğe ihtiyacı var. Artık D ortada olsun istemiyorsunuz. E ve F yi yaratırsınız yola devam edersiniz. Tam bölünme. Kısmi bölünmede G güzel bir şirket ama bazı kapasiteleri atıl yada bazı kapasiteleri başka bünyede yürümeli ikinci yapıyı kullanabilirsiniz bölünmede kısmi bölünme yapısını kullanabilirsiniz.
  •  Nasıl şirketler birleşecek çok kısa bu tabloda görülüyor iki şirketin yönetim kurulu bir araya gelip müzakere yapacaklar, sözleşme imzalıyacaklar, birleşme raporu hazırlayacaklar alacaklıların haklarını koruyacaklar belki bunlar çok teknik hususlar ama bunların hepsi düzenlendi işlem denetiminden geçecek genel kurul tasdik edecek, ticaret siciline kayıt yapılacak. Soru olursa daha derinleştiririz memnuniyetle bazı şeyleri hızlı geçeceğim. Tek kişilik ortaklığımız nasıl kuruluyor? Hangi sistemde yararlanabiliriz tek kişilik ortaklıktan? En sağda aşağıda special workers weakers. Gözükmek istemiyoruz yada doğrudan kendi bünyemizde bir ortaklık kurmak istemiyoruz başka bir internet şirketiyle ortaklık kuracağız.  M yiz biz. M şirketine bir tane M st yi kurarız. Yani yeni bir şirket kurarız tek ortaklı. N şirketi ile beraber gider bir joint venture meydana getirebiliriz. Yada gerçek kişi yeni bir şirket kuracağız gidip kendi adımıza yeni bir şirket kurmak üzere hareket etme şansımız var. Bölünme önceden de vardı vergi usül kanunda hala var vu buna istinaden çıkartılmış bir sanayi ticaret kanunu maliye bakanlığı ortak tebliği var. Maddi hukuk düzenlenmemişti. Bölünme ne olur? Nasıl sorumluluklar doğurur? Yeni sistem bunu düzenliyor. Ve iyice açıklığa kavuşturuyor onu vurgulayalım. Tek kişilik şirketin bu kadar zengin bir uygulama alanı var. Tabi çok önemli bir soru akla geliyor. Değerli bir katılımcımız arada sordu.
  • Tek başıma şirket kuruyorum tek başıma yönetebilir miyim?  Bu şirketi kurmamın anlamı ne? Acaba şirketle ortak birbirinden nasıl ayrılacak?
  • Evet. O şirkette herhangi 1000 ortaklı şirket gibi yine bağımsız denetime tabii olacak, Yine hesaplarını düzgün tutacak, ortağı yine şirket kaynaklarına dokunamayacak. Bir defa şirkete ne kadar tahsis ettiği belli olacak şirket kasasından bişey kullanmaya kalkışırsa yaptırıma tabi olacak ona biraz sonra özellikle ortaklara uygulanan yasaklar aşamasında geleceğiz.
  • Kişi kendi kaynaklarından sorumlu. Tek kişilik şirket yine vergi borçlarından sorumlu mu evini arabasını verecek mi?
  • Anonim şirketse aynı zamanda yönetici değilse sadece ortaksa bütün sorumluluğu sınırlandırılıyor. Vergi borcu dahil olmak üzere. Anonim şirketleri, limited de de anonim yönetim kurulu üyeleri ve imza yetkilileri, limited de ise müdürler vergi borcundan sınırsız sorumlu. Sadece ortak olanlar anonimde vergi borcundan sorumlu değiller. Limited de bugüne kadar neyse yarında o olacak ticaret kanunu bişey değiştirmiyor. 1183 sayılı kanuna göre; ortaklar şirketin kamu borçlarından sermaye katılım oranında sorumludur. Örneğin şirketin 700 bin ssk ve vergi borcu var. Ve ben %40 ortağıyım. Müdürde değilim müdür olsam tamamından sorumlu olurdum. %40 ortağı olduğum için 280 binlira borçluyum.  Bağımsız denetim neler getirecek? Bağımsız denetçi kimler olabilecek? Dışardan objektif uzmanlaşmış ihtisaslaşmış kişilerin bu görevi yerine getireceğini belirtelim. Üç kategori meslek mensubu bu görevi yerine getirecek. Yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir, bağımsız denetim kuruluşu. Şirketler çıkarılacak bir tebliğ ile küçük,orta,büyük sermaye şirketlerine ayrılacak başta kanunda bu kıstaslar getirilmişti kanundan çıkarıldı şimdi tebliğ ile getirilecek. Bu Cuma günü de 18-19-20 sapancada ticaret bakanının yönetiminde 2. Düzenleme toplantısı başlıyor akademisyenler meslek mensupları alan uzmanları toplanıyorlar tebliğlerin hazırlanmasına hızla başlanıyor ki önümüzdeki 14 aylık dönemde bunlar yetişebilsin diye. Bu tebliğler içinde dedimki bir tanesi küçük,orta,büyükleri birbirinden ayıracak kriterlerle küçük ve orta işletmeleri yeminli mali müşavirler ve serbest mali müşavirler denetleyebilecek, yine bağımsız denetim kuruluşları denetleyebilecek. Büyükleri sadece bağımsız denetim kuruluşları denetleyebilecek sadece şuankilere açık değil bu alan mevcut durumda  da yeminli mali müşavirler sertifikasyon ve lisans almak suretiyle bağımsız denetim kuruluşlarını meydana getirebilecekler. Sistem şöyle kurgulanmış bağımsız denetimci bir yıllığına seçiliyor. Kim seçiyor? Yönetim kurulunun önerisi üzerine genel kurul. Ben sizlere bugünkü çalışma açısından önem taşıyan bir hususun şimdiden altını çizeyim. Bağımsız denetim yapılıyor da ne oluyor? Bağımsız denetimin sonuçları şöyle bir  etki yaratıyor. Dört tür etki çıkıyor.

1-olumlu rapor
2-sınırlı olumlu rapor(şartlı)
3-olumsuz rapor
4-ret
Olumlu rapor:şirketin mali tabloları ve yıllık faaliyet raporu standartlara ve gerçeğe uygundur.sadece olumlu rapordan beklenen sonuçları alabileceğiz. Sınırlı olumlu rapor: genel olarak standartlara ve gerçeğe uygundur fakat bazı konularda eksiklikler vardır. Olumsuz rapor: standartlara veya gerçeğe aykırıdır. Ret(kaçınma yazısı): ben denetçi olarak bu şirketi denetleyemiyorum. Bana bilgiler belgeler sunulmuyor, belgeler denetlemeye elverişli değil, standartlara göre tutulmamış, kesinlikle inceleme yapamıyorum. 4 tür rapor verilmesi lazım. Kanun hiç beklenmedik bir düzen getirdi. Bağımsız denetçiden olumlu rapor alınamazsa ne olur? Yönetim kurulu, genel kurul toplantı yapmakla çağırıyor. Genel kurul toplandığı anda yönetim kurulu iflas etmiş sayılıyor genel kurul yeni bir yönetim kurulu seçecek aynı yönetim kurulunu seçebilir. Ve yeni yönetim kuruluna şu görevi verecek: Derhal düzgün tablo hazırla ve bunu denetimden geçirt olumlu rapor al ve bunu bana sun. Olumlu rapor alınana kadar genel kurul  mali konularda karar alma yeteneğini yitiriyor. Genel kurul tabloları tasdik edemiyor, yöneticileri ibra edemiyor, kar dağıtımına karar veremiyor, sermaye artırımı, azaltımına karar veremiyor, yatırım kararları, yedek akçeler üzerine tasarruf kararları alamıyor. Bütün sistem mali açıdan kilitleniyor. Oldukça katı ve çarpıcı bir etki. Mutlaka yararları var dezavantajları var. Bu sorunu aşmak için 2 tane yöntem var.
1-her şirket kendi kendini denetleyecek. Bir iç denetim yapısı oluşturacak. Öyle bir sistem oluşturacak ki finansal tablolara uygun tablolar düzenleyecek üstelik gerçekten de ayrılmayacak. Herşey gerçeğe uygun düzenli bir şekilde ortaya konacak. Kendi iç denetiminden geçecek. İç denetim diyecek ki artık finansal tabloları denetimden geçirmeye hazırsın. Denetimden yamuk rapor gelmez olumlu rapor gelir. Bu raddeye gelindiği zaman bağımsız denetçinin şirket üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olamaz.
2-birde ara yöntem var. Ne zaman raporlar denetlenecek? 31-12-2011 veya dönemi kapattık. 30-06-2011 hemen finansal tabloları hazırlıyoruz genel kurul toplayana kadar finansal tabloları denetçinin denetiminden geçireceğiz. Denetçi geldi hesapları inceliyor. Dediki şu kalemler standartlara uygun değil, şu kalemler gerçeğe uygun değil. Biz bunları gerçeğe uygun olarak düzeltirsek, bunu düzeltmemiz meşru hukuka uygun çünkü daha kesinleşmedi bu tablolar. Genel kurul nezninde olumlu bir denetçi raporuyla genel kurula katılmaya hak kazanacağız. Çünkü denetçi ile şirket arasında, yönetim arasında bu tür bir dirsek teması meşru kabul ediliyor. Görüş ayrılığı çıkarsa 397. Maddeye göre mahkemeye başvuracak kimin dediğinin doğru olduğunu mahkeme tain edecek ordan devam edilecek. o yüzden hızlı mahkemelere ihtiyacımız var. Sistemin yerine getirilmesi için ihtisas mahkemelerinin oluşumu kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak gözüküyor. Çünkü mevcut ticaret mahkemelerinin iş yükü zaten ağır.

  • Tek kişilik bir anonim şirket sahibi sonuçta hem genel kurulda tek kişi olarak hem yönetim kurulunda tek kişi olarak duruyor. Bağımsız denetçiden de düzgün bir rapor alamadığı zaman şirket noluyor?
  • Çok haklısınız bunun sonucu kanunda düzenlenmiyor. Bir şirket bir türlü bağımsız denetçiden olumlu rapor alamıyor buna rağmen mali kararları alıyor. Kimsede bunların geçersizliğini ileri sürmüyor karlar dağıtılıyor, uygulamalar yapılıyor, bunun yaptırımı kanunda sadece adli para cezası ile öngörülmüş. Acaba bu şirketin kapatılması yol açabilir mi? Sana ticaret bakanlığının fesih davası açması düşünülebilir mi? Düşünülebilir di ama kanunda şimdilik bununla ilgili bişey yok. Yani şirketlere kapatma yaptırımı henüz getirilmemiş. Bağımsız denetimin böyle çarpıcı bir etkiye sahip olması çok dikkat çekici, yadırganabilir. Ancak şirket kendi kendini denetlerse, denetimin de denetimi gerçekleştirilebilirse başarıya ulaşılabilecek değerli arkadaşlarımdan şöyle yaklaşımlar geldi %100 katılıyorum. Bir şirketin bağımsız denetim yapması finansal tablolarını şeffaflaştırması, bunlar ağır maliyetler gerektirecek. Şirketi muhattapları karşısında zor duruma düşürebilicek bunlar hiç cazip değil. Bunlar doğrudur. Dürüst işletmeler içinde geçerlidir. İşletmeler sadece hile yapmak için bağımsız denetimden kaçmıyorlar. Bunun ağır maliyetleri ağır kırtasiyesi olduğu içindekaçıyorlar. Ancak sistem bunun üzerine kurgulandı. Artık dünya avrupadaki gibi özellikle sertifikalı uzmanlar tarafından şirketin denetim fikri ağırlık kazandı. Denetlenecek olan husus finansal tablolar yıllık faaliyet raporu hangi ölçülere göre standartlara ve gerçeğe. Amaç dürüst resim verme bir bağımsız denetçi, bağımsız denetim dışında sadece vergi danışmanlığı ve vergi denetimi yapabilecek. Danışmanlık veya işlem denetimi gibi faaliyetlerde bulunamayacak. Nasıl verimli sonuç alınabilir? Verimli sonuç almanın yegane yöntemi şirketin kendi kendini düzgün denetlemesi ve işletmesi. İşlem denetimi bahsettiğimiz 9 işlemde geçerli. Bunlar özel bir denetçi raporu alınmadan bugün nasıl sermaye artırımı yapmak için yeminli mali müşavirden anonim şirkete rapor alıyoruz sermaye ödendi diye bukez işlem denetçisi devreye giriyor anonim şirkette kuruluşta yenilikler var yönetim örgütünün yapılanmasına işleyişte yenilikler var, sorumlulukta yenilikler var bunlara ana hatlarıyla değinmek istiyorum müsadenizle. Sizlere girişim ruhu yüksek katılımcılar olarak bir fırsat alanı sunmak istiyorum. İnternet sitesi kurmak dışında, yeni bir alanda bahsetmek istiyorum. Kuruluşta halka arz. Çok önemli bir model. Tasarıda açıklanan bu modeli bizim işletmelerimiz kullanabilecek mi? Bir şirket halka açılmak istiyorsa sermaye  piyasası kurumu aracılığıyla izahname ve sirküler yayınlar hisselerini, tahvillerini menkul kıymetlerini satışa sunar ve bu yöntemle satış gerçekleşir. Eğer bu yöntemle 250 ortağa ulaşırsak halka açık bir anonim ortaklık oluruz. Yeni sistem şunu getiriyor. Kuruluşta şirketi halka arz edebiliriz. Peki bu bize hangi fırsat alanını yaratıyor?  Yeni bir şirket kuruyoruz. Şirketimiz zaten iyi durumda, ama yeni bir proje yarattık belki yeni bir şirketle bu işi yürütmek çok daha yararlı olacak. E-tohum ekibinden 100 binlira girişim sermayesi sağladık bu şirketi kurmamız için 2 milyonliraya ihtiyacımız var. Halka duyurduk projemiz çok değerli bir proje sermaye piyasası aracılığıyla bunu halka duyuracağız, projeyi her yönüyle açıklamak zorunda değiliz. Dürüstçe açıklamamız yeter. 100 bin lirayı 8 kişi sağlasın, 2 milyona ihtiyacımız var. 1.handikap: Halka açıldıktan sonra 2 milyonu halk ödemezse orta vadede siz ödeyeceksiniz fakat projenize güveniyorsanız halka açtınız projeyi halk bu işe 10 milyon lira verdi hisseleri sundunuz öyle bir talep geldiki bide ön talep öyle bir kesin talep geldiki 10 milyon lira para toplanacak. Kuracağımız şirketin adı A4 şirketi. Halktan gelen 10 milyonliraının 2 milyonu A4 şirketine gidiyor. 8 milyon lirası kuruculara.
  • Halkın parası düşmüyormu %80 oranında değer kaybetmiyor mu?
  • Bunun ayrıntıları düzenlenmedi ama bi şekilde kurulan şirketin değerinden bu karşılanıyor.
  • Bunu imkb de mi halka arz ediyor
  • Evet imkb üzerinden ve bu birincil piyasa işlemi. Geçmiş üç sene karı aranmadan.
  • Konyada bir çok holding makbuz karşılığında şirketi halka arz ettiler. Fakat denetim çok sıkıntılı olduğu için bu şirketlere devlet el koydu halk parasını almadı şirket parasını almadı o para devletin kasasına girdi. Halk ışık görürse 2 milyon 10 milyon olur. Ve 8 milyon boşa gider.
  • Boşa gitmeyecek 10 milyon değeri olacak ama öyle değerli bir projeki o para 20-30 milyonu bulacak.
  • Peki şirketler projelerini halka hayalle satabilirler. Bunun denetimi hangi kriterlerle yapılabilir?
  • Bunun denetimi sermaye piyasası kurulunun kriterlerine göre yapılacak. O projenin yerindeliği hiç tartışmaya açılmayacak. Tek tartışmaya açılacak olan doğru kurgulanıp kurgulanmadığı. Yoksa o projenin 10 edip etmeyeceği üzerinde durulmayacak.o birazda halkın girdiği risk olarak ortaya çıkıyor.
  • Burda sistem biraz fazla güvene dayalı olmuyor mu? Bir fizik sorununu çözmüşlerdi. Ben hikayemi anlattım evet sorunu çözdü dediler sonra ben 5 milyon diye çıktık 100 milyon topladım. Ortaklara ödeniyor ve 95 milyon yok oluyor. O para ya ortaya çıkmazsa?
  • Bu riski gözeten halk buna katılacak çokta büyük bir risk. Belki benim örneğimde abartılı. 2 isteriz 3 toplarız. Değeri 7 dir.  7 için 1 in gitmesini önemsemeyebiliriz.
  • 2 milyonu temin edemezsek eğer biz mi ödeyeceğiz?
  • Sermayenin korunması çerçevesindeki yaptırımlar yani sermayenin tahüdünü yerine getirmeyen ortaklar şiretten çıkarılır o ölçüde var. Onun dışında yok.

Kuruluştaki yapıya şöyle bir göz atalım aşağı yukarı böyle bir durumla karşı karşıyayız. İzninizle hızlanıcam biraz sonra birkaç yapıyı göstericem sonra serbest bir şekil de soruları alıcam.

Esas sözleşme, çok önemli bişey yeni şirket kurarken internet sitesi koyabileceğiz, alan adı koyabileceğiz, internet sitesi içeriği duruma göre eğer bifikri mülkiyet hakkına vücut verecekse onu koyabileceğiz geniş imkanlar bize tanınıyor. Bu arada ayni sermaye yani para dışında sermaye koyduğumuz zaman bu sermaye bir yere tescilli ise marka, patent, taşınmaz, araba gibi ilgili sicillere baştan beyanlarda bulunuyoruz. Bunlar teknik ayrıntılar.
1-Yönetim kurulu bir kişiden oluşabilecek. Onu kurul demeyeceğiz ona yönetim organı diyeceğiz.
2-tüzel kişi üretim organında üye olabilecek. Yönetim kurulu üyesi olabilecek. Şirketin temsilcilerinin en azından bir tanesinin Türk vatandaşı olması zorunlu. İmtiyaz yine düzenlendi. Tek kişilik yönetim organı kurabiliriz. Yine tek başına yöneticidir ve şirketi temsil edebilir. İkinci alternatif, bi kısmı executive diğer kısmı non-executive olan yöneticilerden olulabilir.3. alternatif altında icra kurulu kurabiliriz. İki üyesi insan üçüncü üyesi bir anonim şirketi olabilir. Anonim şirket tek başına sorumluluğa tabi. Kendi mal varlığıyla sorumluluğu aslında sınırlı olmasına rağmen. Onun temsilcisi Selçuk Açıkgöz yönetim kurulu üyesi sıfatını kazanmıyor. Sadece orada yönetim kurulu üyesinin temsilcisi sıfatıyla oy kullanmasına imkan tanıyor. Yine bizim eskiden olduğu gibi stratejik ortaklıklar yine geçerli. A ve B grubu şirket kuruyorlar. A nın 3 temsilcisi B nin 2 temsilcisi yönetim kurulunda yer alabiliyor. Eskiden bu yana büyük bir değişiklik yok ama yeni imkanlar buna katılıyor. Yeter sayılar kolaylaştırıldı. Yarıdan bir fazla gibi garip düzenlemeler terk edildi. Artık çoğunlukla yönetim kurulunda karar alınacak.

5 kişide 3 kişi toplanacak. 3 kişiden 2 kişinin olumlu oyuyla karar alınabilecek. Yeterli sayıları ağırlaştırabilirizi, veto hakları tanıyabiliriz, dolaştırma yoluyla karar alma var. Önemli hususa değinelim yöneticiler şirkete kesinlikle borçlanmayacak ben yönetici olarak, yönetim kurulu üyesi olarak şirkete borçlanırsam şirketin alacaklısı Canan Hanım doğrudan gelip o parayı benden talep edebilecek.  Doğrudan bir talep hakkı yöneticilerin sorumluluğu bu yönden ağırlaştırılıyor.     Bide yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin örnek verelim. Bununda akılda kalması lazım. 553. Maddede hiç kimse kontrolü dışında kalan zararlardan sorumlu tutulamaz.

Artık teşkilat yönetmeliğine hakim bakacak kim sorumlu bu işlemi kim gerçekleştirdi? Kime sorumluluğu yükleyebilirim. Buna farklılaştırılmış teselsül deniyor.  S şirketi ak fıratta 60 dönümlük arazi aldı burda alışveriş ve iş merkezi yapacak sonra anlaşılıyor ki planlanan proje gerçekleştirilemez kısmen yapılabiliyor. Çünkü imar planı engel, gecikmeler var, kredi borçları gecikti, büyük zararlara uğrandı, O bir ciddi ortak gitti 800 bin liralık zarar davası açtı. Yönetim kuruluna ve genel müdüre. Hakim nasıl karar verir?
1-Hakim zararı tespit edecek zarar 600 bin lira tutarındadır.
2-sorumlu olmayanları tespit edecek. İcra yetkileri olmayan y4 ve y5 sorumlu değildir. Dava redddildi.
3-icrai yetkileri bulunmakla birlikte söz konusu proje için görevlendirmeyen y1 de dava dışında.
Peki diğerlerine ne olacak?
Y2,Y3 ve G sorumlu. Y2 600 bin liralık zararın tamamından sorumlu. Y3 ve Y2 müteselsilen 320 bin liralık zarardan sorumlular. Y2,Y3 ve G müteselsilen 180 bin liralık zarardan sorumlular.     Bu şu demek:
Ben davacı olarak eğer Y2den tahsis edebilirsem 600 ün tamamını alırım. Y2 döner Y3 ten 160 binlira alır G den ise 60 bin lira alır. Kalanına kendi katlanır. Y3 ten tahsis edebilirsem 320 yi alabilirim. Y2 den 160 bin lirasını alabilir. G’den ise 60 bin lirasını alabilir. Yok G den alırsam 180 bin liranın 60 ını Y2 den 60 ını Y3 ten alır. 60 ınıda kendisi öder. Çok güzel adaletli bir yapı.     Çünkü hakim araştırdı bu işi g, Y2, Y3 yürüttü G nin biraz daha az dahli var sonradan devreye girmiş ama özel yükümlülüğünü ihlal etmiş iyi incelememiş Y2,Y3 şirketi zarara sokmuşlar temel soru şu, bu İsviçreden alındı bu İsviçre de çatır çatır tartışılıyor.

Asıl sorun şu! Bu denkleme nasıl varacağız? Sorumlulukları nasıl ayrıştıracağız temel sorun burada kendini gösteriyor. Pay sahipliği haklarına değinelim genel kurul elektronik yollarla yapılabilecek organlar katılacak yeterli sayılarda yenilikler var. Genel kurulun yapılışına bir göz atalım telekonferans yoluyla toplantı var, yönetim kurul üyelerinden en az biri bağımsız denetçi  işlem denetçisi katılabilecek. Genel kurul modern yöntemlerle çağırılacak. Oy hakkı yeniden düzenleniyor. Birkimli oy denen bişey getiriliyor. Şunu vurguluyalım bin oyun var 5 üye seçiliyor. Şunu yapabilcem.

Esas sözleşmede hüküm varsa y1,y2,y3,y4,y5 aday 1000*5=5000 oyu y1 e kulanıyorum.  Diğerlerine oy kullanmıyorum bu yönteme başvurup güç birleştirip bir kişiyi yönetim kuruluna seçtirebileceğiz. Genel kurulda pay sahibinin temsilcisi anlamında toplamda tam 5 temsilcinin devreye girmesi söz konusu.  Pay sahibinin önündeki bütün engeller kaldırılıyor. Pay sahipliği değerinde önemli bir değişikliğe değiniğim bireysel haklar güçlendiriliyor, temel çıkış noktası genel kurul öncesindeki inceleme hakları, genel kurul sırasındaki bilgi alma hakları ve azınlık hakları daha çok devreye sokuluyor lafta kalmıyor çok önemli bir azınlık hakkı var onunla sözlerimi bitiriyim.

Bir şirkette azınlık pay sahibiyiz yatırım yaptık. Şirket yıllardır kar dağıtmıyor sürekli zarara yol açan yöneticiler yeniden seçiliyor. Pay sahipliği haklarını hep dava açarak kullanmak zorundayım yeni bir hak tanındı şirketin haklı sebeple fesini talep edebiliyorum.  Azınlıksam bu davayı açabiliyorum mahkeme şuna karar veriyor  şirketi kapatmamaya çalışıyor mahkeme çünkü kapatmak son karar, son çare onun için yerine mesela      benim hisselerimin şirket tarafından satın alınmasına karar verebiliyor. Ben sözlerimi burada noktalıyorum daha bir çok müessese var ama sorularınız varsa memnuniyetle ele almaya çalışacağım.

-Türk ortaklığı konusunda Türk ve Türk vatandaşı olma Türkiye de oturma konusu?

-yabancı ortak konusunda hiçbir sorun yok %99 yabancı ortak olabilir. %100 de olabilir yalnızca temsil edebilecek bir Türk’e ihtiyaç var.

-şirket satış konusunda bir fark var mı?

-evet. Şirket hissesini satın aldık bir yerden, hukuki veya ekonomik ayıp var. Satın aldığımız değerin çok altında. 6 ayda bunu talep edebiliyorduk. 2 yıla çıkarıldı. Ve 1530. Madde geldi. Çok büyük markete satış yapan küçük esnafın korunması için faiz hükümleri getirildi.

-limitedde şu anda örneğin noterden bütün işlemleri geçirmek gerekiyordu. Anonim şirkette genellikle daha serbestti bunda bir değişiklik var mı?

-değişiklik yok yine aynı şekilde.

-limited de ortakların sorumlulukları değişiyor mu? Ortakların sorumlulukları daha yüksekti anonim şirketten.

-vergi sorumlulukları değişmiyor devam ediyor. Sermaye tahaüttüyle sorumlular prensipte. Bide şirketin niteliğine göre esas sözleşmeye ortaklara borçlar yüklenme imkanı tanındı.(limitedde) Örneğin: dondurma şirketi kuruyoruz 5 süt üreciticisi. Her ay 1 ton süt satma parasını almak kaydıyla yükümlülüğü bize getirilebilir o tür tahaütleri artık esas sözleşmeye koyabiliyoruz bir de şirket batarsa sermaye tahaütümüz kadar para koyma diye ek ödeme yükümlülüğü var onlar ön görüldü.

-deminki örnekte de olduğu gibi bir kişi şirket kurabildiği gibi bir şirkette sadece başka ortağı olmadan başka bir şirket kurabiliyor mu?

-kurabiliyor.  Çünkü oda ortak oluyor. Yani şirket küçük şirketler kurup onlar üzerinden de işlem yapabiliyor.
-a şirketi gidip b şirketini kuruyor ve buranın tek ortağı olarak görev yapabiliyor.
-şirket kendi hisselerini geri alabiliyor mu?
-bütün hisselerini kendi elinde toplayamaz. Bir kısım hisselerini alabiliyor bugüne kadar çok ciddi sınırlamalar vardı  329. Madde de yeni sistemde yönetim kurulunda 18 aydan son anda 5 yıla çıkarıldı. Uzun sürelerle yetki verilebiliyor şirketin menfaatinin gerektiği durumlarda genel kurul yetki vermeden de kendi hisselerini satın alabiliyor. Çabucak elden çıkarmak kaydıyla.ve onun oy hakları donuyor.

-Anonim şirket ortakları bu hisseleri 2 sene elinde tutarsa devir vergiden muhaftı bunda değişiklik var mı?

-mali mevzuata dokunmada hiçbir değişiklik yok şuanda.

-limited şirketi anonime çevirmede epey bir zorluk vardır. Deveye hendek atlatmaktan zordu. Bu aynı duruyor mu?

-biraz daha kolaylaştı.tamamen değiştirmede teşvik ediliyor. Konvektif konvaktif limited den anonime doğru geçiş olabildiğince kolaylaştırıldı. Şu yönden zorlaştı bugüne kadar mali müşavir bir rapor hazırlıyordu bazı ortaklar kurulu kararı alınıyordu. Ondan sonra mahkemeye başvurup özvarlık tespiti yapılıp genel kurulca tastik edilip tescil ediliyordu. Birde işlem denetçisi eklendi. Ama daha kolay daha akıcı bir sistemle.

-limited şirket birleşmelerinde sermaye payları oranında mı sorumluluk duyulacak aktif payların büyüklüğüncemi?

-evet vergi borçları acısından birleşme öncesinde yapılan borçlar anlamında herkes birinci limited şirketinin ortskları birleşme anından öncesi borçlardan sorumlu 2.leri kendi şirketlerinin vergi borçlarından bütün hepsi birden birleşme sonrası yeni şirketin borçlarından sorumludur.
teşekküler

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , ,
İlkan Gökyılmaz, Emre Uğurlu – Sporx.com Etohum Antalya Kampı 2011

İlkan Gökyılmaz: Evet. Burak böyle bir değişiklik yapalım dedi. Yapalım. Maç seyretmek isteyenler olabilir. Bizimde zaten işimiz maçlar olduğu için bizim içinde herhalde iyi olacak. Sabahtan beri gördüğünüz sunumlardan biraz daha farklı bir sunum yapacağız. Açıkçası sunumu da çok da fazla kullanmayacağız. Biraz daha sohbet havasında olacak diyebilirim. Biraz izlediklerimizden farklı olacak. Sabahtan beri ben de buradayım. İşte önce yeni Türk ticaret kanununu dinledik. Ondan sonra, gene işte banka, PayPal, farklı farklı şeyler… Yatırımcılık vesaire… Biz biraz daha size kendi kişisel tecrübelerimizi anlatacağız. Kendimizden biraz bahsedeceğiz. Emre’yle beraber.

Emre Uğurlu: Ben oturuyorum şimdi.

İlkan Gökyılmaz: Oturabilirsin istersen. Arada girersin de. Biraz daha farklı bir şey yapmaya çalışacağız hızlıca. Ondan sonra da belki sorularınızla biraz olayı açmaya çalışırız. Öncelikle tebrik etmek istiyorum bütün Etohum 40 girişimcilerini. Gerçekten çok güzel bir şeyin yoluna daha yeni çıktınız diye düşünüyorum. Hani güzel, zorlu; ama güzel bir hayatın başlangıcı olarak düşünebiliriz. O yüzden hepinizi öncelikle tebrik ediyorum. Aynı zamanda da çok şanlı olduğunuzu düşünüyorum. Çünkü bizim yola çıktığımız zaman çok fazla şansını bulamadığımız şeyleri de Etohum ortamında bulacaksınız. Ben yaklaşık 2 yıldır Burak’ın yaptıklarını takip ediyorum. Çok güzel şeyler yapıyor. Biz de bu yıl başında zaten Etohum sponsorları arasına katıldık. Çok, mutlulukla diyebilirim. Dolayısıyla inşaallah bundan sonra da sık sık birlikte olacağız. Nasıl bir minik plan yaptık? Aslında burada Mart ayında da bir Etohum sunumu yapmıştık. Onun biraz güncellenmiş hali diyebilirim.

Biraz daha hızlandırıcaz ki; sabahtan beri zaten üst üste sunumlar dinleniyor. Son sürpriz sunumda bu oldu bugün. Biz bir sunum yapmıştık geçen yıl başında, Türkiye’de gerçekleşen bir yatırım zirvesi diyelim, NuBridge Summit’te. Onun bi üzerinden gideceğiz. Hani bizim yaptığımız doğru demek değil ama biz kendimizi nasıl anlatmıştık biraz ondan bahsedeceğiz. Belki sizler de faydalanırsınız.O sunumdan sonra yatırım aldık mı? Hayır. Ama çeşitli görüşmeler yapıyoruz. O sunuma bir bakacağız. Neler yaptık? Ona bir bakabiliriz. Ben biraz kendimden bahsedeceğim. Kendi kişisel notlarımdan bahsedeceğim. Bu 10 yıllık süreçte diyelim. 10 yıllık bir girişimcilik geçmişi var.

Emre ortağım. Aynı zamanda 25 yıllık arkadaşım. Ondan sonra da beraberce… O belki biraz farklı şeyler anlatacak. Çünkü ikimizin hem farklı eğitimleri hem farklı backgroundları hem de farklı işe bakışları var. Dolayısıyla ona da hemen sözü hızlıca vermek istiyorum. Çevirmekle bile uğraşmadım. Bu, hani bizim yaptığımız, yurt dışı ekiplere de yaptığımız sunumdan bir örnekti. Hızlıca kendi işimizi nasıl hemen anlatıyoruz? Umarım çoğunuz biliyordur… Geriye geleyim.

“Kaç kişi sporx.com’u biliyor?” yoklamamı yapmadım. Sporx.com’u daha önce hiç duymamış olanlar?.. Bir kişi gördüm. İki kişi gördüm. Peki, diğerlerinin duymuş olmasına sevindim. Mümkün olduğunca biz de kullanmasanız bile, spor meraklısı olmasa bile insanlar, duymuş olmalarına çalışıyoruz diyeyim son yıllarda. Türkiye’nin en büyük spor sitelerinden birini yapıyoruz. Aslında bir spor grubu. Şimdi biraz sonra bahsedeceğim 5 tane siteden oluşan, 24 saat güncellenen, içinde birçok sadece spor haberi değil, spor uygulamalarının da olduğu büyük bir internet-medya işi yapıyoruz diyebilirim.

Şanslı bir alandayız. Türkiye’nin en büyük dikey alanı olduğunu biz düşünüyoruz içimizde. Sadece biz değil; yaklaşık 10 tane çok büyük ve ciddi bu işi yapan ekip var. Bazıları çok büyük yayın holdinglerinin parçası, bazıları bağımsız bizim gibi. İşte Maçkolik de hem arkadaşlarımız hem Etohum sponsorlarından. Ondan başka… Fanatik var; Fotomaç var; HTSpor var; NTV var; varoğlu var diyebiliriz. Biz de bunların arasında var olmayı başardık. Sporx 2005 yılından beri var ve sürekli de büyütüyoruz. Geçen ayın Google Analytics figürleri 5 milyon civarı unique visitor, 120 milyon civarı da aylık pcu’umuz var. Demin dediğim gibi aslında sporx tek bir site değil bizim için artık. 5 tane spor işimiz var.

Sporx, karakartal, webaslan, süperfb ve en son da geçen yıl açtığımız bi r video sitemiz var. Sadece premium spor videolarından oluşan. Yani user generated olmayan, 7-8 milyon aralığında video stream eden bir tv sitemiz de var artık diyelim, aynı markayı kullandığımız. Bunları koymuşuz. Bugünün rakamları. Hala Alexa’ya güveniyorsak işte belki en genel şey olduğu için. Türkiye’deki en çok ziyaret edilen bugün kırk beşinci. Burada 30’la 50 arasında oynuyoruz. Spor işi tamamen sezonsal bir iş. Fenerbahçe, Galatasaray iyiyse iyiyiz vesaire gibi şeyler de çok etken. İşte 2009’a kadar olan var.

Geçen senenin sunumu olduğu için. Sürekli bir unique visitorda artış var. Bunlar aylık ortalamalar. Pcu da keza öyle. 2010’da daha da arttı rakamlar tabi. Bunu okumayacağım tek tek ama kendimizi nasıl anlattığımızı tamamen belki Türkiye’ye çok yakın olmayan insanlara sadece sporx’i değil biraz Türk spor ve Türk internet marketini de bu şekilde anlatmıştık. Sonradan sunumu isteyen herkesle paylaşabilirim. Zten gizli bir şey yok. Hani hem Türkiye’den hem internetten hem spordan özet 10-15 dakikada nasıl bahsettiğimizi belki burada görüyorsunuz. Çeşitli şeylerden bahsetmiştik. Bu sunumdan hızlıca gidiyorum. Sporx’in özelliklerinden güçlerinden bahsetmiştik o toplantıda gene. İşte farklı platformlardan sporx’e girilebiliyor. Mobil vesaire. İçerik tabiki en büyük gücümüz. Ana işimiz içerik. Çok farklı, özel bir şey değil.

Spor medyası. 24 saat gerçekten çalışıyoruz son 3-4 yıldır. Tüm spor haberleri anında yayınlanıyor. Video çok büyük. Zaten artık gittiğimiz her yerde dinliyorsunuz. İşte dün İstanbul’daydık Webrazzi gündem toplantısında. Orada da Nokta Grubu. İzlesene’nin sahibi biliyorsunuz. 2011’in daha da video yılı olacağını Türkiye’de zaten bahsettiler. Biz de öyle görüyoruz ve 2006’dan beri video alanında, videonun spor alanında diyeyim birçok şey yapıyoruz. Proje bizim için çok önemli bir farklılık. Herkes aynı spor haberlerini veriyor ama sporx’in en büyük farkı kullananlar bilir, çeşitli farklı projeler yapıyoruz.

Hem reklam verenler, markalar için hem son kullanıcı için. Sadece spor haberi değil; spor uygulamalarına da yer veriyoruz. Hız tabiki zaten en önemli faktör. Artık mobil de hayatımızdayken. Burada biraz daha onların detayına gelmiştim. Çok farklı mesela sadece futbol değil; tüm işte branşlardan çok derin içerik yapıyoruz vs. vs. diye. Farklı platformlardan kastımız; iPhone, Android, iPad’e özel şeyler yapmak… Belki işte artık tivibu’nun Iptv’si hayatımızda. Onlarla bir şeyler yapacağız vesaire ve her platformda yer almak, yeni çıkacak Türkiye’de yurt dışında çıkan akıllı televizyonların içinde içerikçi olarak yer almak.

Bunların hepsini şu anda halihazırda yapıyor durumdayız ve birçok farklı platform çıkıyor. Hepsine bir şekilde yetişmeye ve içerik sağlamaya, spor içeriği sağlamaya çalışıyoruz. Ama hani yaptığımız her şey şey değil. Standart şeyler değil. Orada project designdan kastımız oydu. Farklı eklentilere göre tailor-made işler de yapmaya çalışıyoruz. Özellikle reklam verenler için tabi ki. Bundan bahsedelim. Girişimciler için en önemli.  Bu da sizin için biraz farklı.. biz buradaki farklı şirketlerden biriyiz diyelim. Ana modeli reklam olan çok fazla şey dinlemiyorsunuz. Çok kolay bir şey de değil. Girecekler için önceden söylemiş olalım.

Ama aynı zamanda dünyadaki de en büyük ciroların döndüğü bir sektör. Medya ve reklam. Bizim de gelirimizin çok önemli bir bölümü reklam ve her geçen yıl artıyor. Onun dışında ama bir kaç tane tabi revenue sourceumuz var. Mobil bunlardan biri. Üç operatöre de spor içeriği sağlıyoruz. İşte Avea lig paketi var. Belki biliyorsunuzdur. Spor videoları anında cebinize geliyor maçlardan sonra. Onun tüm altyapısını, içeriğini, tüm operasyonunu seslendirmesini biz yapıyoruz. Örneğin; Turkcell’in canlı anlatımı vesaire. Ndan başka content aggregationdan kastımız farklı partilere içerik ve teknik sevisler de satıyoruz. Yani örneğin; işte somut bir örnek: Adidas’ın Türkiye’deki micro siteleri, Adidas’ın iPhone applicationı, desktop applicationları… Hepisinin yazılımını ve günlük spor feedlerinin sağlanmasını sporx yapıyor.

Emre Uğurlu: Hatta daha ötesi Adidas’ın Türkiye’de bir websitesi yok. Yani adidas.com.tr yazarsanız adidas’ın global sitesine yönlenirsiniz. Adidas yapacağı bütün iletişimleri sporx’in altındaki sporx.com/adidas adresinden yapıyor. Yani dergiye de ilan verse, outdoora da ilan verse bütün contact adresi olarak sporx adresini veriyor. Bu bizim için çok büyük bir referans. Bu kadar büyük bir global marka sporx’in altından bütün iletişimi sağlayabiliyor. Sadece söyledikelrine ek olarakda bunu söylemiş olayım İlkay.

İlkan Gökyılmaz: Evet. Doğru.

Emre Uğurlu: Belki Galatasaray, sesli söylememiz lazım. Galatasaray kulubünün resmi websitesinin bütün altyapısını biz yapıyoruz. Hostingi, survingi, işte içerik yönetim sistemi. Yani aslında ne sadece bir medya şirketiyiz ne sadece teknoloji şirketiyiz. Spor medyasını iyi bilen bir teknoloji şirketiyiz diyebiliriz.
İlkan Gökyılmaz: Evet. Bu hep dışarıda da kullandığımız bir şey. O da en büyük avantajlarımızdan biri. Büyük markaların bizle çalışmasının ana nedeni; hem sporu biliyoruz hem teknolojiyi biliyoruz. İkisini birden tek kanaldan çözmek istedğimde; işte Avea gibi Galatasaray gibi büyük kuruluışlara yıllardır çözüm sunabiliyoruz. Sonra nasıl devam etmişim? Gene detayına girip okumayacağım. Dediğim gibi kendimizi gene böyle, üç işimizi anlatmışız: reklamı, mobili ve content aggregationı. Üçünü ayrı ayrı, birlikte büyütmeye çalışıyoruz. Ondan başka bu da bir savımız.

Artık spor ve sporx o kadar büyük kisadece spor severlere hitap etmiyor. Çok büyük bir kitle video da seyrediyor; haber de alıyor bizden. Mobilde çok büyük bir kitle var. Çok büyük bir genç kitlemiz var. Çok büyük bir oyunsever var. Çok büyük işte yarışmalara katılan bir kitle var. Dolayısıyla “Sporx more than sports” demişiz orada. Sadece sporsevere hitap etmediğimizi göstermek için. Orada bunu detaylandırmışız gene. Videosu vesairesi. Ve gençler arasında en çok ziyaret edilen sitelerden bir tanesi olması. Ondan sonra biraz gelicekten bahsetmişiz gene bu 2010’un başlarında hani neler bekliyor bizi gelecekten? Hem kendimiz için hem hem Türk internet pazarı için. İşte 3G o zamanlar daha çok yeniydi.

Altı ay gibiydi. Onun etkisini gerçekten gördük. Hani somut bir örnek vereyim. Ocak 2010-Ocak 2011 mobil rakamımız pcu ve unique visitor bakımından yaklaşık %100 arttı. Yani burada bizim sağladığımız içerikten çok, aletlerin çoğalması ucuzlaması, 3G’nin operatörlerde ucuzlaması. Yani 19 liraya bildiğim kadarıyla bir paket alınabiliyor aylık. Mobil trafikler bir yıl içinde %100 arttı. Mobil reklam diye birşey hayatımıza girdi.

Oradan da henüz çok büyük olmasa da kazançlarımız var. Ondan başka tabi işte bizim için en önemli şeylerden biri o da bizim biraz belki değiiişik yönümüz. Trafiğimizin ciddi bir bölümü yurtdışından geliyor. Yurtdışında yaşayan Türklerin sporu takibinden. Aynı şey belki Hürriyet, Millyet gibi haber veren siteler için de geçerli.

Dolayısıyla her bakımdan iyi bir gelecek hepimizi bekliyor diye her yerde duyuyorsunuz zaten. Orada böyle sunumu bitirmişim. Şimdi biraz bugünkü konuşacaklarımıza gelelim. Bu sadece sporx’i biraz hızlıca anlatmak ve sporx kendini nasıl anlatıyor herkeseyi göstermek içindi. Ben biraz kendimden bahsedeyim. ’93 İstanbul Erkek, ’98 Boğaziçi Bilgisayar. Ondan sonra hatta belki herşeyin yolu bu oldu. Biraz hayat, tesadüfler. ‘98’deki bitirme projemiz. Daha web çok çok yeni bir şey. Daha NetScape vs. vardı diye hatırlıyorum. Bizim projemiz ise web-based email yazmaktı. Yani hotmail yapmak vs. gibi bir şeydi. Yaptık   da.

Ama pek kullanmadık ondan sonra tabi. Bir wem-based email projesi yaptık. Star Trek hayranı arkadaşlarımızdan dolayı Trek Mail adını vermiştik. Biks Grup da baş harflerimiz. Dört kişi. Ondan sonra oradaki, o Biks grupdaki 3 arkadaş, daha doğrusu iki arkadaş ve dışardan bir arkadaşla beraber bir şirket kurduk. Daha üniversitede okurken o da çok önemli. Belki farklı bir şeye değinmem burda gene gerekli. Burak’ın heralde 29 Ocak’taki organizasyonunda da çoğunuz vardınız. Zaten orada etohum 40 açıklandı. KOSGEB başkan yardımcısıydı sanırım. Bende ilk KOSGEB’de başladım bu işe. ’98 yılında diye hatırlıyorum. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki KOSGEB’de 20 m2’lik bir odada başladık. Üç ortak oalrak bir limited şirket kurmuştuk. Ve o aslında bugüngü, bütün ileriye doğru gidişatı sağladı diyebilirim. Dolayısıyla o imkanları kullanmanızı tavsiye ederim. KOSGEB’de çok cüzzi bir katılım payı ödeyerek başlamıştık diye hatırlıyorum. İlk kredimizi onlardan aldık. Faizsiz üç yıl sonra mı ne geri ödedik diye hatırlıyorum. Çok iyi hatırlıyorum 4 milyar gibi bir paraydı. İlk makinalarımızı, ofis tefrişatı diyelim, onalarla aldık ve ondan sonra KOSGEB’den ayrılırken iki yıl sonra o parayı geri ödedik. Dolayısıyla KOSGEB gibi imkanları değerlendirmenizi öneriyorum.

Özellikle hala üniversitede olanlar için çok büyük bir imkan. Çünkü ben hem üniversiteden çıkıp hemen yan binadaki ofisimize gidebiliyorduk. Ondan sonra biraz daha hayat gene tesadüfler. ’98’deki ilk müsterimiz aslında şimdi beraber çalıştığımız kişi oldu diyebiliriz. 99’da ilk şirketi kurmuşuz pardon. Ondan sonra ilk müşterimizle dediğim gibi, bugünkü şirketi kurduk 2000’de. VE 2000’den sonra spor işine, spor-,nternet işine girmiş olduk. 2002’ye kadar ben sadece IT ile ilgileniyordum. 2003’ten sonra da bir 16 ay askerlik maceram var. Bilgisayar mühendisi olarak. Askerlik dönüşü, ondan sonra tüm ekibin…

O zamanlar çok ufak bir ekibimiz vardı tabi. 5-6 kişiydik hala 2003’de diyelim. Esas büyük kararı diyelim, yani 2000-2005 zaten bir büçük yılı askerlikle geçen bir dönem. Esas patlamayı 2005’ten sonra yaptık diyebilirim. Burda da ana kararımız, hani doğru zamanda belki doğru şeyi yapmak. Bir main-stream sports portal yapmak oldu. Süperspor adında bir portal yaptık o zaman, 2005’te. Direk ilk ayından itibaren çok büyüdü. Bu işi yapan sadece bildiğim bie yer vardı. Ajansspor. Sporla ilgili genel şey yapan… Biz ikinciydik belki diyebilirim. Ve Süperspor’la başladık. Ondan sonra 2007’de adını değiştirdik. Birey lansman yaptık, logosunu değiştirdik, stratejimizi değiştirdik vesaire diyelim. Ekibi büyütmeye başladık. 2007’de bugün bildiğiniz rengiyle logosuyla sporx haline geldi. 2 kişi başlamıştık 200 yılında. Şu anda 32 full-time, yaklaşık bir 50-60 da part-time çalışanlarla bayağı ekibi büyüttük.
Benim girişimcilik üzerine personel notlarım diyebiliriz. Kendi hayatımdan da tabi. Herkes sizi garipsiyor böyle bir şeye karar verdiğinizde veya böyle şeyler yaptığınızda. Ben herhalde 5-6 yıl ne yaptığımı herkese anlatmakta özellikle anneme babama anlatmakta zorluk çektim. Bugün de tam tersi; babam artı kgelip “Vay oğlum. Sporx neymiş? Herkesten duyuyorum.” vs. demeye başladı, son bir iki yıldır diyelim. Çok iyi bir eğitim almışsınız. Bir çoğunuzda tahminimce çok iyi eğitim aldınız. İşte Boğaziçi bilgisayar mezunusun. Zaten yarısı yurtdışına gidiyor. Geriye kalan yarısı da, o zamanlar çok popüler, bankalarda çalışmaktı.

Bir üniversite mezunu birkaç bin dolarla bankalarda başlayabiliyordu. Benim hiç bir zaman istediğim bir şey değildi. Her zaman kafamda, kendimiz ait bir şey yapma fikri vardı diyebilirim. Farklı bir şey yapma… Bunları ODTU’nün bir sunumundan aldım aslında. Beraberce bakabiliriz. Zaten çok yerde görüyorsunuzdur böyle şeyler ama gerçekten zor bir yol hepiniz için. Hepimiz için diyelim. 10 yıl sonrasına baktığımızda, bir şirket kurulduktan 10 yıl sonrasına baktığımızda %10’u sadece geride oluyor. %90’ı yok. Bunun nedenleri gene ODTU’nün araştırmasından: Yönetim deneyiminin sınırlılığı denmiş. Finasman tabi kıtlığı.

Sadece belki finansman değil; insan kaynakları kıtlığı olabilir. Vakit kıtlığı olabilir. Sadece bu işe konsantre olmamak. Başka bir işte maaşlı çalışıyorken girişim yapmaya çalışmak… Bunlar hep belki kaynak kıtlığına sokabileceğimiz şeyler. Ve tabi networking. Yeterince güçlü ilişkilere sahip olamama. Bizim de belki başlangıçta çektiğimiz çok büyük sıkıntıydı. Şu anda sizin için etohum ortamının bu konuda da çok büyük bir faydası olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla umarım hepimiz, hepiniz bu %10’un içinde oluruz bu arada, şirketleriniz yaşamaya devam eder. Gene kendi notlarıma devam edeyim. Güzelliği nedir bu işin? Hiç canınız sıkılmayacak. Benim girmem aslında ve bugünde devam etmemim ve hala çok sıkı çalışmamızın nedeni o.

Bir günümüzün bir günümüze uymaması. Her zaman farklı sorun larla karşılaşıp o sorunları çözmenin de zevki. Artık şirketin başında da olunca sorunlar çok farklı tabi. Birazdan ona da değineceğim. Artık sadece aldığınız eğitimle, yaptığınız işle ilgili değil; herşeyi çözmek zorundasınız. 2 kat fazla çalışacaksınız değişim. Bu da şöyle; iki hayat yaşadım uzun bir süre. Giderek şimdi tabi düzeliyor diyelim işler oturdukça ama bir; günlük operasyon, ikincisi; işi geliştimek. Bir; zaten günlük işiniz var.

Yazılımcıysanı kod yazıyorsunuz bütün gün veya başka şeyler yapıyorsunuz. Diğeri ise; işi geliştirmek. Yoksa hani onu da düşünmezseniz, bir memur gibi size söyleneni yapma şansınız yok. Dolayısıyla işi geliştirmek için de ayrıca çalışmak gerekiyor. Bu da mesaiden sonra haftasonu veya geceleri oluyor diyelim. Zor günler de olacak; iyi günler de olacak. Tabiki buna hazırlıklı olmak lazım. Yaşça çok büyük sounlar olduğu günler de olacak her alanda. Bunlara hazırlıklı olmak lazım.ama işler iyi gidiyorsa zaten iyi günlerin sayısı giderek artacak.
Burda biraz, bunu belki açıklamam lazım. Profesyonelliğe tabiki güveniyoruz. Şu anda bizde birçok danışmanla vesaire avukatla, mali vüşavirle vs. ile tabiki çalışıyoruz ama hiç bir zaman tamamen her şeyi “Ya ben hiçbir şeyi düşünmeyeyim. Nasılsa onlar halleder.” Olayının tam çalıştığını görmedim diyeyim. Sizde eğer bir sözleşme üzerinde şirketiniz çalışıyorsa, avukat kadar kafa yormanız lazım. Avukat bakar; nasılsa olablecek şeyleri düşünmüştür değil.

Onlar tabiki bizim görmediğimiz, düşünmediğimiz, aklımıza gelmeyen; hukuki, kanuni şeylere bakıyolar diyelim ama benim gördüğüm, esas sözleşmenin anlamı olan şeyleri sizin zaten avukata anlatmanız gerekiyor. Hukukla ilgili örnek verirsem:Finansçı değiliz ama oradan da anlamak zorundayız. Teknolojik backgroundınız yoksa oradan da bir şekilde anlamak lazım. Yazılımcınız var tabiki ama anlamanız lazım. Ve tabiki en önemlisi insan yönetimi. Bir kişi başlayıp, onu nasıl, herşeyi tek başınıza yapamayacaksınız, “Nasıl 5 olacaksınız?”, “Nasıl 10?”, “Nasıl 30?” ve büyüdüğünüzde bunu nasıl yönetceksiniz? Veya bugünkü işte bir gittigidiyor haline geldiğinizde 150 kişiyi nasıl yönetceksiniz? Bizim seviyemizde hala çok kolay değil ama çok zor da değil.

30 kişi ile 35 kişi ile ben hala birebir ilgilenebiliyorum diyelim ama bir 100 olursak öyle bir şansımız olmayacak tabi ki. Gene benzer şeyler. Kendinizi hem günlük operasyondan soyutlamanız lazım, arada bir de olsa. Çünkü öbür türlü işi geliştirme şansınız yok. Bunun içinde ama önce işi oturtup, her şeyi düzgün yapıp; işi iyi adamlara, iyi ortaklara, iyi profesyonellere delege etmemiz lazım. Ve burdada öğrenilecek şey, kendi adıma da, bir noktada “Dur” demek. Bazı şeyler %100 olmasa da veya siz kendiniz o işi daha iyi yapacağınızı düşünüyorsunuz ama bırakın %90 iyi olsun ama başkası yapsın. Siz daha değerli başka işler yapın o zamanda.

Ve tabiki siz işin nasıl yapılmasını istediğinizi anlatın, kontrol edin ama işi kendiniz yapmayın. Ben artık mümkün olduğunca yapmamam gereken şeyleri yapmamaya çalışıyorum. Her zaman başarılı olamasak da tabiki diyelim. Yani denilen şeyler… Dün gene belki dün herkes tabi buraya geldi çoğunuz ama dün gene webrazzi gündem toplantısında da söylenenler; çok uçuk, çılgın bir fikir geliştirmeye bence çok gerek yok. Artı birçok kişini fikri de Türkiye’nin bunun için ekstra zorlukları olan bir ülke olduğu. Hani San Francisco’da yaşamıyoruz. Dolayısıyla daha önemli olan şey; bir projeye stick etmek, istikralı disiplinli çalışmak. Yoksa “Çok çılgın bir fikir bulmalıyım.” Diye uğraşmaya bence belki çok gerek yok.

Bulursanız ne güzel ama iyi bir fikir bulup kötü bir execution yaparsanız gene başarı yok. Kötü veya ortalama bir fikriniz bile olsa, iyi iş yapacaktır diye düşünüyorum. Yani çünkü zaten başarıya giden şeylere bakarsanız, hepsi ya yapılmış şeyler ya da çok basit fikirler, çok basit insan ihtiyaçlarının sadece iyi yapılmış halleri diye düşünüyorum.
Bu tabi çok önemli. Her şeyi ilk yapmaya çalışma. İlk yaparsanız, ikinci de olabilirsiniz ama ilk yapmaya çalışırsanız, en azından bir farkınız olursa yaptığınız şeyde işiniz çok daha kolay oluyor. Burada biraz bizim şirket içi terimlerimizden biri. Bazen tartışıyoruz. Kervan yolda düzülür mü düzülmez mi? Bir noktaya kadar sizi tatmin ettikten sonra hemen piyasaya çıkmak hemen başlamak lazım. Ondan sonra da yolda düzeltmeler. Çünkü özellikle bizim yazılımla ilgili işlerde… Hiçbir zaman bitmiyor. Yeter dediğiniz anda çıkıp, ondan sonra yolda düzeltmek, yolda düzeltmek lazım diye düşünüyorum. Ama tabi ki çalışmayan bir şeyle yola çıkmak anlamına gelmez.
Gene benim kendi şeylerim. Yarışınız her zaman bence kendinizle olsun. Ama tabi ki piyasayı izlemek önemli; ama bizim yapmaya çalıştığımız her yıl bir önceki yıldan daha farklı, daha büyük işler yapmak. Daha çok kazanmaya çalışmak da tabi bunu bir parçası. Tabi burada gene, büyük ortağımızın bir lafıdır. “Ayda bir satmaya çalışmayalım”. Yani olmayacak bir işi de harika fikir diye yapmaya çalışmıyoruz. İhtiyaç var mı? İnsanlar bunu ister mi? Buna para öder mi? Veya buraya gelir mi, bu siteyi ziyaret eder mi? Bizim alanımızda diye düşünelim. Kendimiz kullanmayacağımız bir şeyle çıkmıyoruz.

Evet tam böyle “Ya süper olurdu şunu da yapsaydık” diyoruz bazen ama bizim yeterli çalışıyor dediğimiz zaman yola çıkıyoruz. Ama bizim şirketteki 3-5 kişiden geçmiyorsa onu zaten halka sunmuyoruz diyelim. Her şeye açık olun, paralel iş yapmayı öğrenin. Bu, birçok şeyi aynı anda yapmanız gerekecek girişimci olarak. Özellikle yeni şirket kuracak insanlar olarak.
Bu birazcık gene dilemma. Zaten bunu iki farklı kişinin yapmasında fayda var. Birazdan Emre’yle ondan da bahsedeceğiz. İkisi de bence doğru. Bazen içe kapanıp çok deli gibi projeniz üzerine de odaklanıp çalışmak lazım. Ama onu paraya, kara, ciroya dönüştürmek içinde networking ve ilişkiler çok önemli. Türkiye’de özellikle bazı alanlarda çok önemli. Dolayısıyla ikisi de doğru. belki farklı zamanlarda lazım. Veya şanlıysanız farklı iki ortağın bunları yapması bence çok başarılı şeyler yaratıyor. Birçok Türkiye’de başarılı olmuş ki çoğu arkadaşımız. Aynı yaşlarda zaten herkes işte.

Yemeksepeti’ne bakarsanız, Melih de Nevzat da benim okul arkadaşlarım. Nevzat sınıf arkadaşım. Nevzat çok iyi bir yönetici, çok iyi bir fikir adamı diyelim ama yanındaki Melih belki çoğunuz daha az tanıyorsunuz. Melih de okulumuzun en parlak teknik adamlarından biriydi. En başarılı yazılım dehalarımızdan biriydi biz okurken okulda. Bütün arkadaki sistemde de Melih’in kodları vardı. Son Yemeksepeti değişimine kadar. Üçüncü bir arkadaşları daha vardı, yeni üniversite ortamlarından, Cem… O da bütün dış satışı, dış satış organizasyonunu kuran. Yemeksepeti’ni anlatır gibi oldum ama bire bir onlarla yaşadığım için 10 yıl her şeyi, biraz oradan anlattım. Dolayısıyla üç ortak, üç farklı konuya focus olup, çok güzel bir şey yaptılar. Hepimiz de her gün kullanıyoruz.
Burada zaten, şimdi bundan bahsettim. Ortaklık, farklı kişiler, farklı sorumluluklar… bence mümkünse yola farklı kişiliklerde ortaklara farklı sorumluluklar yükleyerek çıkmak lazım. Çok iyi bir yazılımcıdan çok iyi bir pazarlamacı veya çok iyi dış ilişkileri olan bir insan yaratmaya çalışmak yerine, farklı farklı adamlar… İşte GittiGidiyor’da mesela önde gördüğümüz üç ortak; ama arkada gene çok iyi bir yazılım partnerleri var vesaire. Aslında büyük 5 ortak var. Dolayısıyla bunu yapabiliyorsanız, çok tavsiye ederim. Güvendiğiniz insanlarla yola çıkabilirsiniz ya da yolda onlarla buluşabilirsiniz.

Girişimci olarak evet… Aynı zamanda, hele ekip büyüdükçe lidersiniz. Ekibi motive etmeniz lazım. Her şey sizden bekleniyor. Sizin suratınızdaki bir belki, nasıl söyleyeyim, bir pesimist görüntü bile bütün ekibin motivasyonunu kırabilir. Dolayısıyla herkesi motive etmekte ki ben bu sadece şey değil; ben buna psikologluk da diyorum. Yani bir şekilde herkes size olabilir olmalı. Gelip sorunlarını rahat rahat söyleyebilmeli. On altı aylık uzun askerlik hayatımda duyduğum bir şeydi. Korkulur değil; saygı duyulan lider olmaya çalışmak… bu da hani özel bir formülü yok. Bir şekilde herkesten belki daha fazla çalışarak, hepsinden önce işe gelip, daha sonra çıkarak. İşin başında olun ama çalışanlarınıza, ortaklarınıza güvenin demişim. Bu da hep gene aynı mealde tekrarladığım bir şey. Hani her şeyi bir şekilde çeşitli periyotlarda kontrol etseniz de insanlara güvenmek bir noktadan sonra şart. Verim alamıyorsanız zaten o kişilerle çalışmamanız lazım.
Son sılaytım diye hatırlıyorum. Konsantrasyon çok önemli. Gene burada da o dünkü webrazzi gündem toplantısından örnek vereyim. Dün İstanbul’da. Yemeksepeti Nevzat gene. Düşünün ulaştığı başarıyı, her anlamda. Ama hala diyor ki: “Bütün zamanımın neredeyse tamamını oraya veriyorum. Başka şeyler düşünmüyorum.”. şimdi biz bazen burada yeni etohum, yeni arkadaşlarla da konuşuyoruz. Aynı anda iki proje yapmaya çalışanlar bile var. Tek kişi. Ben bunu kesinlikle tavsiye etmiyorum. Özellikle bir kişi birden çok şeyi ana işi yapmamalı bence. Tamamen oturup, oturtup profesyonellere belki delege edene kadar. O da yıllar demek. Dolayısıyla aynı anda iki işi yapmak bence çok tehlikeli bütün işler için de. Mümkünse tek iş. Hatta mümkünse oku vs. de olmamalı. Profesyonel iş zaten olmamalı. 9.00-18.00 bir yerde çalışıp, akşamları bir proje yapayım çok zor. Olmaz mı? Olur. Hayatta her şey olabilir ama bence daha zor bir yöntem. Ve sizi de çok daha fazla tabi yoracak bir yöntem. Biz hala mesela ana işimiz, bütün vaktimiz sporx’e gidiyor. Yeni şeyleri yavaş yavaş denemeye başlasak da. Yeni şeyleri denerken de sadece kendimiz yola çıkmıyoruz. Zaten o işi yapan birileriyle beraber yapmaya çalışıyoruz diyeyim.
Pazarlamaya, networkinge önem vermek tabi. Siz yapmayacaksanız yapan birini bulun demişim. Bunu biraz sonra Emre anlatacak. Kendisi orada. Bu, deminki söylediğim şeyi tekrarlamışım aslında. Bir adım önde başlarsınız diye. Farklı uzmanlıkları olan ortaklarla. Benim söyleyebileceğim şey; bankalarla, finans dünyasıyla. Biz birçok şey yaptığımız halde halen bizim için bile çoğu zaman bir bankadan kredi almak çok kolay değil.

Demin zaten Garanti Bankası’ndan arkadaşımızda bahsetti. Türkiye standartları dünya standartlarının bir buçuk katı diye. Sizden istenen şeyler, kişisel evinizin ipoteği, arabanızın ne olduğu vs. Bankalar sizi gerçekten yoruyor. Mecbursanız alacaksınız ama mecbur değilseniz çok fazla güvenmeyin. Özellikle hızlı olacağına güvenmeyin derim. Biz daha çok artık özellikle son yıllarda tamamen kendi kaynaklarımızla  büyütmeye çalışıyoruz. Nakit akışına çok dikkat edin. Bu hala bizi zorlayan bir şey. Büyüdükçe daha da zor oluyor. Çünkü hani kağıt üzerinde belki paranız var ama paranın kasaya girmesi başka bir şey.

Özellikle bizim gibi reklam sektöründe vadelerle çalışıyorsanız. Büyüdükçe daha büyük sorununuz olacak. 30 kişi oldukça , 40 kişi oldukça… Dolayısıyla buna da dikkat edin. Gün be gün takip etmenizi öneriyorum. En kötü ihtimalle hafta be hafta diyelim. En büyük motivasyon bence hiçbir zaman şey olmasın. Onu da ne yazık ki bazen duyuyoruz. En büyük motivasyonu bir an önce abi şirketi kuralım. Güzel bir plan yapalım. 2 yılda 3 yılda çıkarız vs. Büyük veya hemen hızlı paralar kazanırız. Bizim öyle olmadı. En büyük motivasyonumuz başarı ve istihdam yaratmak. Şu anda bizim spor-internet işimizden bile yaklaşık 100 kişi ekmek yiyor. Para zaten arkasından geliyor diye düşünüyorum. Başarı ve istihdam olduktan sonra. Diyerek sözü arkadaşım ve ortağım Emre’ye bırakıyorum.

Emre Uğurlu: Aslında buda senin sunumun bir parçasıydı sanırım.

İlkan Gökyılmaz: Ama bunu bu sefer ben yapmayayım.

Emre Uğurlu: İstersen gel oturalım o zaman. Hem de soruları cevaplarız.

İlkan Gökyılmaz: Tamam

Emre Uğurlu: Aslında bu İlkan’ında… Sen devam ettirirsen, ben de biraz kendimi tanıtayım. Sınıf arkadaşıyız biz İlkan’la. Aslında sporx bir spor sitesi. Spor networkü. Onu kuran kişi, ilk baştan beri başında olan kişi İlkan. İlkan’ın sporun s’siyle alakası yoktur. Biz lisede maç yaparken bir kişi eksik olduğumuzda almazdık. Iki olursa anca alırdık ki yani şey olmasın diye. Futbolun kaç kişiyle oynandığını bir kaç yıldır biliyor. Çok eski arkadaşız.

O yüzden rahat konuşuyorum ama bir yandan da iyi oluyor. Dışarıdan bakan bir göze de ihtiyaç var. Biz İstanbul Erkek’de yatılı okuduk. Beraber uzun uzun yıllar. Boğaziçi’nde de beraberdik. İlkan Boğaziçi’nde bilgisayar müh. okudu. Ben kimya müh. okudum. Buradan ilerleyeyim şöyle İlkan. Daha sonra işte bir MBA yaptım. İşletme-İktisat üstünde. Daha sonra pazarlama doktorası İstanbul Üniversitesi’nde. Halı, perde, telefon…

Bunlar hep geçmişte yaptığım işlerle alakalı şeyler. İlkan biraz daha böyle hikaye haline getirmiş. Başka sektörlerde çalıştım. İhracat alanında uzun süre çalıştım. Daha sonrada daha ilginç bir kariyerimde pat var. Kısa bir süre Ankara’ya gittim. Ankara’da hükümetle çalıştım. Bir süre bakan danışmanlığı yaptım. Alakasız işler. Şimdi hem pazarlamayla ilgili şeyler yaptığım için hem de… bu arada bende İlkan’ın tam tersi bir profilim.

Bir dinleyici: Hastasıdır.
Emre Uğurlu: Spor hastası. İşte kendisi hem yapan farklı dallarda hem takip eden bir insanım. İşte pazarlamayla ilgili de bazı şeyler yaptığımız için İlkan’la sık sık bir araya geliyoruz. Onlar o dönemde işi kurmuşlar. Ufak ufak büyüyor. Klasik internet geyiğini yapıyoruz. Abi siteye 3 milyon kişi giriyor. Her birinden 1 dolar alsak şu kadar almamız lazım. Nasıl alırız? Falan. Ya sen neye para verirsin? Bana onu soruyor o zamanlarda. Bir şey söyleyeceksen söyle.

İlkan Gökyılmaz: Doğru doğru.

Emre Uğurlu: bunları konuşuyoruz falan. Dedim ki böyle değil. Öyle olmayabilir. Şöyle şöyle olabilir. Ondan sonra ara ara konuşuyorduk böyle. En sonundan “Çok biliyorsan gel kendin yap.” dedi. Bende çok bilmiyorum ama gelelim beraber yaparız belki dedim. İşte 2005’te yavaş yavaş gelip gitmeye başladım. 2006’da da bir araya geldik. 2006 yılından beri ben de içerideyim. İlkan’ın demin altını bir kaç kere çizdiği konu, aslında benim belki de girmem sebep oldu. Farklı özelliklerde insanların olması bir girişimde en önemli şeylerden biri bence de. İlkan çok iyi bir yönetici. İşte finans, insan kaynakları vs. tarzı ilerde harika. Yazılım konusu zaten uzmanlığı. Belki söylediği, kendisi açık açık söylemedi.

İşte dışarıda hem pazarlamayla hem networkingle hem dış ilişkilerle ilgilenecek; işte o kadar iyi bir ürün ürettikten sonra o üründen parayı nasıl kazanacağını belki farklı yöntemlerle yapabilecek birine de ihtiyaç olduğunu düşünüyordu. Bir neler yaptık? Bizim ana gelir kalemimiz İlkan’ın da söylediği gibi reklam.  Orada medya planlama ajansları, reklam ajansları, müşteriler vs. Ben öyle diyorum. İlkan kurucu ortak, ben büyütücü ortağım. Büyütücü lafı da hoş değil bizim sektörde çok fazla ama yani biz, o kısmında ben de işin içine girdim. Ben yani şirketle ilgili çok fazla şey anlatmayacağım belki soru sorduğunuz zaman cevaplayalım.

İlkan söyledi. Birkaç tane aldığım not var. Onları söyleyeyim. Mutlaka, şu anda özellikle Etohum 15’e, Etohum 40’a girmiş arkadaşlar çok heyecanlılardır. Güzel bir heyecan. İşte bir grubun arasından seçildiniz. İşte burada bir kampa geliyorsunuz. Gene İlkan’ın söylediği gibi neredeyse aslında 2 yıllık bir MBA’da aklınızda kalacak sayıda bilgiyi burada duyup gideceksiniz belki. O heyecanınızı kaybetmeyin arkadaşlar.bir numaralı şey o bence. İnsanların bilgisi olabiliyor. Ilgisi olabiliyor ama heyecanı pompalayamıyorsunuz. Yani çalışanlarınıza özellikle…

Siz heyecanınızı kaybetmeyin. Birini işe alacaksanız da mutlaka heyecanlı birilerini alın. Heyecandan kastım; panik yapan değil ama yani o işle ilgili tutku duyan heyecan duyan insanlar olsun. Her eleman sizi temsil ediyor. Onu unutmayın. Eğer direkt son kullanıcıya bir şey sattığınız işiniz varsa telefona çıkan adamdan sizin pazarlama müdürünüz varsa ona, en basit insan bile sizin şirketinizi temsil ediyor. Sizin sahip olduğunuz özelliklere sahip olamayabilir o kişi ama sizin sahip olduğunuz bakış açısına sahip olmasına dikkat edin derim. Empati kurun mutlaka.

Kendi kullanmayacağın ürünü satma diye yazdık onu ama sadece ürünle ilgili olarak değil; hem çalışanlarınızla ilgili hem servis verdiğiniz insanlarla ilgili. Siz olsaydınız ne yapardınız? Mutlaka onu düşünün. Biz sporx’i büyütürken de, ki bunun altını bir daha çizmek lazım belki. Sporx aslından birçok kişinin yaptığı işe benzer bir işi yapıyor. Ajanslardan, haber kaynaklarından gelen haberleri derleyip, düzenleyip, farklı bakış açılarını koyup veren bir site. Ve rakiplerimize bakarsanız aslında; hızlıca saysak Ntvspor, Doğuş grubu, ligtv-Kara Mehmet, Fanatik.com.tr-Doğan, işte HTspor-Ciner Grubu, Fotomaç-Turkuaz Grubu… Aslında hepsi koca koca gruplar ama sporx diye bir site var ve hala bunların %80’inin üstünde trafiği var.

Türkiye’nin her zaman ilk 50’sinde. Hatta Google’ı, Facebook’u çıkarırsanız; Türkiye’nin ilk 25-30 sitesinin arasında. Bunun sebebi bizim tek işimizin ve ana heyecan duyduğumuz iişimizin bu olması. Demin saydığım grupların her birinin koca koca işlerinin içinde, “Ya birde internet olsun. Birde şunu da yapalım” dedikleri işler. Ama bizim bunla yatıp kaltığımız, bunu düşündüğümüz, her şeyi bunayönelik yaptığımız için survive ettiğimiz belki de survive etmenin ötesinde. O gruptaki, spor sitelerinin arasındaki iyi sitelerden biri olmamızı sağlamasındaki zaten ana şey bu. Dolayısıyla marka algınızın iyi oturmasına çok dikkat edin. Belki dediğim gibi 2006’ya geldiğimizde biz, sporx’in iyi rakamları vardı; ama hem son kullanıcıdaki hem de müşterideki algıya yatırım yapmak gerekiyordu. Bugün yaptığımız birçok hareketi aslında biz sonuçta aldığımız ürünle değil sadece, o markanın bizde yarattığı algıyla yapıyoruz. Sizin sitenizin ya da yaptığınız projenin, işin işmi duyulduğu anda oluşan algı en önemli şey. Sattığınızın çok fazla önemi yok. Önemsiz demeyeyim ama en az isminizde onun kadar önemli.
İlkan Gökyılmaz: Kendisi pazarlamacı biliyorsunuz.

Emre Uğurlu: Dolayısıyla o algının oluşmasına çok dikkat edin. Olumsuz başlarsa olumsuz gidebilir. Yaptığınız bütün yatırımlar eğer direkt kullanıcıyla iş yapıyorsanız kullanıcı nezdinde, aracılarla yapıyorsanız onlarla. Bizim gibi reklam odaklı işler yapıyorsanız reklamverenlerle, sağlam bir algı üzerinden gitsin. Işi ve sektörü mutlaka ki seviyorsanız yapıyorsunuz. Belki burada kötü bir örnek olacak bu İlkan. İşi seven kişilerle yapın. Aslında demin onu söyledim.

İlkan’ın belki spordan hoşlanmaması bazen dışarda durup farklı bakış açısıyla bakmasını sağlıyor ama ben genel olarak, artık bizde insan kaynağımızı ona göre seçiyoruz. Grafiker alacaksak spora meraklı, yazılımcı alacaksak spora meraklı insanlar seçiyoruz ki işini yaparken sevdiği bir işi de yapsın. Yeme-içmeyle bişey yapıyorsanız iyi yemek yiyen birini, çok farklı şeyler birini alın. Modayla ilgili bir şey yapıyorsanız takip eden birini alın. Bunu her konuda söylüyorum. Sadece yönetici bazında değil. Bence bu çok önemli bir şey. Sevin, siz sevin, onlar sevsin. Bir yandan da sevilin aslında.

Piyasadaki insanlar ya da son kullanıcı içinde aynı şeyi söylemek lazım. Siz iyi bir iş yapsanız dahi sizi kişi olarak sevmezlerse çok fazla şansınız yok. Bugün büyük ihtimalle Etohum’a seçilirken bile eğer Burak size “Ya bu çocuk cinsin teki kıl oldum.” dese almazdı büyük ihtimalle. Ortaya bile çıkarmazdı. Büyük ihtimalle buray gelen adamların her biri düzgün adamlar, efendi adamlar, sevilen adamlar, iyi ilişkiye girebilen adamlar. Dolayısıyla o çok önemli birşey bence. Yani bütün piyasada var olduğunuz sürece de sevilin yani. Insan olarak da adınız duyulduğunda “Aa evet onlar mı?” desin insanlar. Bence çok kapıyı açacaktır size.

Burak Büyükdemir: Bütün sırrı ifşa ettin yani burda.
Altını çizdim tekrar. Dinamizm çok önemli. O büyük şirketlerle bizim yarışmamızın belki kapışmamızın ana sebebi odu belki. Dinamik olmamız… Karar alma aşamasında da. Bir şeyin doğru olduğuna yönetim olarak karar verdiğimizde çok hızlı uygulayabiliyoruz ve uyguluyoruz da. O dinamizmi hiç bir zaman kaybetmemeniz lazım. Büyüseniz dahi, kurumsallaşsanız dahi dinamizmi kaybetmeyin bence. Connectionlar tabi. Networkingi artık söylemeye gerek yok.

Zaten piyasaya belki de çoğunuz Etohum’la çıkacaksınız. Zaten bir networkü bir connection ağını kullanarak çıkıyorsunuz. Ama işe girdikten sonra da o kadar çok önemli ki. Demin söylediğim gibi yani. O sevme sevilmeyle alakalı da. Ne kadar çok insan tanırsanız o kadar çok farklı alternatif yaratırsınız kendinize. Işler çok çok daha kolaylaşır. O yüzden ona da dikkat edin. Sabahki konuşmalardan birinde, işte %51’ini mi satsak? Daha mı az satsak? vs..

Ben o konuda çok paranoyak olmayın diyorum. Rahat olun. Biri size yatırım yapacaksa o adam en az sizin kadar, parayı verecekse en az sizin kadar o işin başında olmasını istiyordur. Sadece “Çoğunluğu bende kalsın, şöyle olsun, benim işim olsun” vs. 1-2 milyon dolarlık bir işin %90’ına sahip olmaktansa, 20 m,ilyon dolarlık bir işin %30’una sahip olmayı gözünüzün öneüne getirin mutlaka. Karşınızdaki insan düzgün şeyler koyuyorsa işin içine, orada çok böyle Türk usulü “Küçük olsun bende kalsın” diye düşünmeyin bence. Ve tabi hani klasik şeyler. Yani zaten hiç sihirli bir formül yok. Benzer şeyleri söylüyoruz hepimiz. Mutalak ki bir farkı olsun. Yaptığınız işte yani hani “Fark yaratın. Fark yaratın.” Çok altını çizmeyeceğim ama niye insanlar sizle birşey yapsın? Hem insan olarak hem iş olarak. Ona kendinizi ikna edin, ondan sonra insanları ikna edin.

Yaptığınız, yarattığınız fark ne? Onun kafanızı yastığa koyduğunuzda sizde farkında olun ki insanlarda onu net hissedebilsinler. Ve tabiki belki son olarak da onu söyleyebilirim. Dünyadaki örnekler de nedir? Mutlaka ki her biriniz yaptığınız işlerde incelemişsinizdir ama sık sık inceleyin. Yani işe başladıktan sonrada. Hiç yoktan çıkan projeler çok fazla yok. Biz bunu da çok yaptık. Belki benim ilk işte 2006’da girdikten sonra çok uzun süre ben Türkiye’ye de gelmedim. Hakkaten orda da belki şanslıydım. Ortaklarım, büyük ortağımızda, İlkan’da bana o güveni gösterdiler. Hakkaten dünyada da insanlar neler yapıyor? Biz neler getirirsek Türkiye’de farklılaşırız? Bunun önemini gördük. Dünyadaki örnekleri de sık takip edin derim. Ana hatlarıyla İlkan’ın söylediği girişimcilik notlarına ekleyebileceğim şeyler bunlar. İlkan söyleceğin bir şey yoksa?.. Soru cevap…
İlkan Gökyılmaz: Soru cevap yapabiliriz. Zaten herkes yoruldu diye düşünüyorum.

Emre Uğurlu: Merak ettiğiniz şeyler varsa hakketen içtenlikle cevap verebiliriz. Biz bu arada Pazar gününe kadar da buradayız. Her türlü sohbette edebiliriz. Belki son bir iki cümlede genel, bundan sonrası için neler yapacağız söyleyebiliriz. 2011 yılından artık bizde satış konusunda bir sales networkle anlaştık. Reklam satışımızı dışarı çıkardık. Bunun ana sebebi şu: Maximum grubu olarak yani sporx network olarak bizde artık yeni projelere ve yeni yatırımlara başladık. Burda hem kendi içimizde yarattığmız birkaç tane proje var. Hem sporun farklı mecralarında, duyacakasınız çok yakında, yer alacağız. Spor dışında, onlineda yaptığımız, satın alma var. Yakın zamanda o da ortaya çıkacak.

Onun dışında da hem sizin gibi genç arkadaşlarla hem farklı kaynaklardan bize ulaşan arkadaşlarla neler yapabileceğimizi düşünecek aşamadayız. Bugüne kadarki ana konsörnümüz (concern), sporx’i hak ettiği yere getirip hak ettiği geliri almaktı. Orada en azından bir seviyeye ulaştık. Tabiki çalışmaya devam ediyoruz ama 2011 yılında biraz daha yeni proje, dışarıda neler yapacağız? Neler yapabiliriz? Bu konuda biraz daha açık olacağız. Onunda altını çizmiş olayım Burak’cığım.

Burak Büyükdemir: Tüm konuşma sonunda Zeynep uyumuş sanırım.

Emre Uğurlu: Uyudu herhalde. Benim 4 aylık kızımda arkada dinliyor beni. O da burda. Benim sesime alışık. T-shirtün üstünde “Girişimci olunmaz girişimci doğulur” yazıyor. Etohum t-shirtü var. Doğru, yaptırdık. O doğru bence. Gerçekten de buradaki insanların hepsi öyledir. Çok zor bir şeydir. Sonradan… Çünkü onun hem kişisel sebepleri var Burak. Girişimci olunmaz girişimci doğulur” yani o girişimci özelliklerine sahip olmak lazım. İkincisi de profesyonel hayata girdikten sonra girişimciliğe çıkmak çok kolay bir şey değil. Aramızda yapanlar var yani biliyorum. Etohumda katılan her arkadaşı da inceledik, baktık. Var öyle insanlarda ama onlarda mutlaka zaten girişimci doğmuşlarda hayatın çarkına kendilerini kaptırmışlar. O yüzden girişimci doğulu bence de.

Burak Büyükdemir: Evet. Sorular varmış Hasan’dan.

Dinleyici: Merhaba. Hasan Yaşar. Süperspor’dan sporx’e geçiş yapıldı. Sunumda bahsetmediniz ama yanlış hatırlamıyorsam; fenerbahce.com, galatasaray.com, besiktas.com gibi üç siteden de geçiş yapıldı. Bu geçişlerin sebebini ve geçişte yaşadığınız zorlukları merak ediyorum. Özellikle zorluk kısmını.
İlkan Gökyılmaz:Tamam anlatayım ben. Aslında biraz. En başlangıcı bu işin nasıl doğdu dersek. ’97 yılında ana ortağımız Hakan Çarmıklı’nın 2 domain almasıyla bizim hikayemiz başlıyor. Fenerbahce.com ve galatasaray.com. Hikayede şöyle: Amerika’da yaşıyor uzun yıllar. Abi domain diye bir şey var diye bir arkadaşı söylüyor ona. Hemen neyi deniyor? Çarmıklı.com, boş, alıyor. Hakançarmıklı.com, boş, alıyor. O da iyi Galatasayarlıdır. Galatasaray.com üçüncü denediği şey, boş, alıyor. Sonra fenerbahçe.com. sonra beşiktaş.com’u deniyor ama onu alamıyor.

Çünkü başka bir Türk Amerika’da yaşayan almış onu. Ama o adam galatasaray.com’u ve fenerbahçe.com’u almamış. Bayağı dar görüşlüymüş diyeyim. Neyse. Biz galatasaray.com ve fenerbahçe.com’la başlıyoruz. Sene ’98 de. O domainlerle başlıyoruz. İşte bunlar taraftar siteleri olarak yaşıyor bir süre. Sonra tabi doainlerle ilgili Galatasaray ve Fenerbahçe ismini kullandığımız için kulüplerle, çeşitli tabi aramızda sorunlar arise etmeye başlıyor. Ondan sonra biz yavaş bir geçiş süreciyle Galatasaray.com’u Galatasaray kulübüne devrettik ve webaslan ismini kullandık ama bu geçişi yaklaşık 3 yıl içine yaydık. 3 yıl içinde %5-10 gibi bir trafik kaybettiğimizi hatırlıyorum o dönemde. Çok smooth bir geçiş yapabildik. Artı onu biraz avantaja da belki çevirdik. Hiçbir zaman kulübü tam karşımıza almayarak diyelim. Şu anda hali hazırda son 3 senedir, Galatasaray kulübünün tüm internet operasyonunu biz yönetiyoruz. Bir şekilde o domaini vermemiz gereken noktada oraya verdik diyelim. Ve oradan, şimdi çok daha büyük bir iş yapıyoruz Galatasaray kulübüyle beraber. Fenerbahçe.com’da da benzer bir durumumuz var.
Emre Uğurlu: Ama hala mesela Fenerbahce.com yazarsanız süperfb’ye yöneliyor. Onlarla da yani gene smotth bir geçiş var. Biz bir gün vermemiz gerekecek diye superfb’yi şimdiden hazır hale getirdik. Süperspor-sporx’deki biraz daha farklı. Aslında basit sebepler vardı. Süperspor diye bir televizyon kanalı vardı. Hürriyet gazetesinin spor ekinin adı süperspor. Yani unique bir isim değil. Her yerde kullanılan bir isimdi. Artı mesela oturduğunuz yerden şuradaki roll-upa bakın. En net ve rahat gözüken neredeyse sporx belki. Çünkü bizde statlara reklam verdik. Süperspor çok uzun. Gözükmüyor. Okunmuyor. O ilk benimde geldiğim dönemlerde.

İlkan Gökyılmaz: Ben biraz ufak ekliyim. Belki çok ufak bir şey gibi gözüküyor ama biz statlara reklam vererek de iyi bir marka algısı yaratmaya başlamıştık 2006-2007’de. En büyük sorunlarımızda biri gerçekten “süperspor” kelimesinin hatta “.com” uzunluğu ve kısa akılda kalacak, unique, markalaşabileceğimiz, gerekirse ilerde belki merchandising yapabileceğimiz, bize özel bir marka yaratmak istedik. Ve bir re-lansman da yapmak istedik. Rengiyle, logosuyla. Sporxi geçişi de biraz öyle oldu.

Emre Uğurlu: Onda hiç neredeyse problem yaşamadık. Orada tamamen işte logo, kurumsal bütün detaylar, renkler vs. orada sanki yeniden bir site yaratıp, işte yeni yüzümüzle vs. yayındayız diye 2007’de yaptık. Orada hiçbir problem yaşamadık hatta tam tersi daha dinamik, daha hızlı büyümeye davam etti arkasından.

Dinleyici: Yılmaz Avcı. Gelir modeli reklama dayalı bir iş yapıyorsunuz. Yayıncısınız. Ciddi emek gerektiren bir iş. Bunun zorluklarını konuşsak herhalde bayağı bir zaman harcamamız gerekir. Ve bu işi de outsource ettiğinizi söylediniz. Kendi içinizde bir reklam departmanı kurmadınız. Medya planlama şirketlerine kendiniz gitmiyorsunuz. Anladığım kadarıyla. Doğru mu anladım bilmiyorum.

Emre Uğurlu: Son 10 gündür. Evet.

Dinleyici: Risk alma değil mi bu? Alternatif bir gelir modeli hayaliniz mi var? Reklamdan bir şeylere doğru dönüş mü olacak? Yoksa…

Emre Uğurlu: Çok güzel soru. Belki 3 ay konuşsaydık Yılmaz, aynı şeyi bizde söylüyorduk. Bir kere 2006 yılından sonra, vardı bir reklam departmanı, yeniden bir reklam departmanı kurduk. Onunda başında ben vardım zaten. Ve 2011 başına kadar tamamen biz sattık. Ve kendi departmanımız, kendi projelerimiz. Bütün medya planlama ajanslarıyla bire bir görüşerek… hatta medya planlama ajanslarının ötesinde büyük reklam verenlerle; aklına gelecek şeyler; Turkcell, Ülker, Nike, Adidas, bizim için de, Vodafone, Avea, Türk-Telekom grubu… Direkt müşterilerle, medya planlama ajanslarıyla beraber görüşerek biz sattık tamamen.

Orada şöyle bir şey var. Ana gelir kalemimizi hiçbir zaman dışarıya vermek istemedik. Demin senin söylediğin şeyin altını biz de yıllarca çizdik. Bir yere getirdikten sonra reklamda artık ondan sonra senin şirket olarak yapabileceğin güç bitiyor. Ondan sonra networkün gücüne ihtiyacın oluyor. Mesela bizi satan networkün içinde işte Habertürk de var. Maçkolik, ligtv vs. de onun içinde. Biz öyle bir seviyede bunu yaptık ki. Zaten mesela çift bir yılda yaptık. Niye çift yıllar, spor eventlerinin olduğu yıllar. Dünya kupası, olimpiyatlar vs. orada gelirler daha fazla oluyor. Onun sonunda yaptık. Artık bizim yapabileceğimizi maksimuma getirdikten sonra network efektinden yararlanmak için öyle bir geçiş yaptık.
Burak Büyükdemir: Bu maksimum ne kadar?
Ve tahmin edersin ki orada bizim yapabileceğimizden daha fazlasının garantisini aldıkta yaptık. Öyle söyleyeyim. Ama virgülü de koyayım. Dediğim gibi diğer gelir modellerine artı diğer projelere önem vermek istiyoruz biraz da. Çok zor bir iş. Aynen söylediğin gibi sürekli content üretmek gerek… 32 kişi hatta şu anda 34-35’i bile geçtik.

Bunun 15-16’sı sadece içerik üretenler. 24 saat çalışıyorlar. Yani Nba’de gece 3’te bir maç biterse bizim sitede hemen update ediliyor. Ya da haftasonları bizim en yoğun, en zor zamanlarımız. Çünkü maç günleri vs. çok emek-yoğun bir iş ama dediğim gibi bir yere getirdik. Artık bundan sonra biraz o yükü üzerimizden alıp, başka yeni projelerle, şirketin totaline baktığında yeni gelir kalemler, yaratmak için yaptık bütün bunları.
Dinleyici: Teşekkürler.
Emre Uğurlu: Rica ederim. Ama yani burada galiba projelerde çok fazla öyle bir şey yoktu. Content üreten reklam odaklı çalışan ama bence start-up zamanında reklam odaklı çalışıyorsanız %100 kendiniz satmalısınız. Bir start-upın piyasada tanınıp artık belli… Çünkü networkün içinde kaybolma riskinizde var. Eğer küçükseniz zaten kaybolacaksınız orada.

Ama siz, kendi ürününüzü hiç kimse sizin kadar iyi satamaz. Dolayısıyla start-up seviyesinde, yaptığınız işlerde içinde reklam modeli varsa yıllarca, işte bizim için bu belki 2005’ten 2011’e kadar, altı yıl doldu. Kendiniz satmanız %100 daha yararlı olur. Kimse sizin kadar iyi bilmiyor işi, projeyi. Kimse sizin kadar iyi satamayacaktır. O yüzden ilk yılla için dışarı vermeyi ben de tavsiye etmiyorum.

Burak Büyükdemir: Network hangisiydi?

Emre Uğurlu: Netbook. Netbook Medya’ya verdik. Yani çok gelişti. Şöyle söyleyeyim: Belki Netbook’a vermiş olmasaydık burada olmayabilirdik şu an. Reklam satışlarıyla da ilgileniyor olabilirdik. Dolayısıyla işte şimdi artık başka şeyleride bunun yanına eklemek için. Mobil. Mobil de aynı şekilde. Mobil işte bir gelir kalemi. O da yine networklerden birinde satılıyor.
Dinleyici: Yani sektörde çok duymadığımız bie şeyi söylediniz aslında laf arasında. Bir garanti vermekten… çok büyük şu an adını veremeyeceğim bir grubun o zaman bir planlamasıyla ilgili yine bir networlkle konuşuyorduk. O da bilinen ve büyük bir network.

Emre Uğurlu: İsim ver rahat ol ya. Burda 30 kişiyiz.

Dinleyici: Isim veremeyeceğim. İki tarafında ismini veremeyeceğim. Çünkü o zaman o görevdeydim. Yani bir garanti verme konusunda çok mesafeli duruluyordu.

Burak Büyükdemir: Bu garanti standart oldu mu? Artık sektör standardı…

Emre Uğurlu: Artık oturmaya başladı. Bir büyüklükteyseniz… Şöyle söyleyeyim: bizim oradaki örneğimizde biraz şeydi. Kızımızı istiyorlar bizden. Kızımızı istiyorlar, istiyorlar, istiyorlar. Vermiyoruz, vermiyoruz… Ama yani mutluluğu için de bir yerde vermek zorundayız. Ama yani karşılığınıda vermeleri gerekir.

Burak Büyükdemir: Başlık parası…

Emre Uğurlu: Sadece bizim için değil. Ben daha onu daha 20 yıl sonra falan yaşayacağım herhalde. Daha da zor olacak da. Artık veriliyor. Öyle söyleyeyim sana. Belli bir büyüklükteyseniz. Küçük bir sitenin, küçükten kastımda sadece start-up değil; orta seviyeli 20-30 milyon page-impression yapan bir siteyseniz yine alamayabilirsiniz. Ama markanız o networkün içinde girdiğinde o networke sadece trafik olarak değil; ismende katkı yapacaksa size onu vermek zorundalar. Bizimki de öyle olmuştur yani. Sporx’i aldık demek bile Netbook için, bunu onlarla da konuşabilirim, çok çok önemli bir atılım oldu.

İlkan Gökyılmaz: Artı bir de üçüncü bir şey. Trafik zaten önemli. Isim önemli. Birde zaten geçen yılki finansal performansımıza göre o garanti veriliyor. O garanti yani durup dururken aldığımız bir şey değil. Zaten bu garanti artık son bir-iki yılda birçok büyük sitenin konuştuğu bir şey.
Burak Büyükdemir: Evet. Yemek öncesi herkesde… Hasan’ın son sorusu var.

Dinleyici: Maksimum.net’ten hiç bahsedilmedi. Bir ara yoğun bir şekilde maksimum.com pardon. Maksimum.com’la uğraşıyordunuz…

İlkan Gökyılmaz: Biz aslında başka projeler de yaptık tabiki burda başarılı olanlar anlatılıyor her zaman.

Emre Uğurlu: Saysana bir iki tane.

İlkan Gökyılmaz: Mesela belki, aramızda hala bazen hayıflanıyoruz diyelim. 2000’senesinde bir sitemiz vardı. Kırmızıbeyaz. Belki hatırlar bazıları. Süperkupon.com diye bir site belki hatırlayanlar vardır.

Burak Büyükdemir: Ilk kupon işini biz başlattık…

İlkan Gökyılmaz: Ilk kupon işini biz yaptık.

Emre Uğurlu: Grupanya’nın büyük büyük dedesiyiz.

İlkan Gökyılmaz: Aynen. Bugünkü modellere benzeyen bir şeydi. Hepinizin belki hayallerini süsleyen grup alışveriş veya private shopping sitelerinin bir örneğiydi. Süperkupon, yurtdışındaki couponing sitelardan özendiğimiz bir şeydi. Bunu 2000-2001’de yaptık diye hatırlıyorum. Yaptığımız şeyde şuydu: Çeşitli firmalarla görüştük. Çok büyük indirimler vs. alındı. İnternet üzerinden kuponları print ediyordunuz. Ve ondan sonra o dükkana götürüp kullanabiliyordunuz. Birçok sebepten belki bugün aartık site aramızda yok.
Burak Büyükdemir: Zamanlama…
Emre Uğurlu: Ana sebep o. Şimdi maksimum.com. Asıl soruya da cevap verelimde. Ana şeylerden biride o. Hepimizin bildiği şey ama bazı insanlar yaşayarak görüyor. Bizim içinde öyleydi. Sadece o da değil yani birkaç tane daha farklı proje. Sporx’in spor malzemeleri satan zamanı da vardı. Ama e-ticaret nerdeyse yoktu Türkiye’de. O yüzden her projenin zamanlaması da çok önemli. Maksimum.com da bizim genel bir portalimizdi. Maksimum.com.

İçinde haberler, hava durumu, finans, işte vs. hepsinin olduğu bir genel portaldi. Ama onu yönetmek çok kolay değil. Ve biz sporda devam edince o konsantrasyon kelimesini kendi içimizde de konuştuk. Çok emek harcayıp az dönüş alabildiğimiz genel portaldense, daha az emekle görece olarak ona, iyi dönüş aldığımız spor işine tek başına konsantre olmak istedik. Sporu farklı alanlarda, farklı mecralarda, mobilde vs. yapmaya yöneldik. Dolayısıyla maksimum.com projesini de aslında çok yeni. 2010 yılı içinde sonlandırdık.

Emre Uğurlu: Grupanya’nın büyük büyük dedesiyiz.
İlkan Gökyılmaz: 2010 yılı içinde o kararı alıp kapadık. Belki o da önemli bir şey. Bazen radikal bir karar alıp bazı işlere son varmek de gerekiyor. Tamamen ortamı değerlendirerek vs. O işi layıkıyla yapmak için nasıl bir ekip ve nasıl para harcamakla da ilgili. Emre bey buralardaydı ama şimdi değil. Mynet’in, Hürriyet’in, HaberTürk’ün, Milliyet’in vs.nin olduğu bir ortamda artık bu saatten sonra yeni bir portal veya tamamen he konuda en iyi içeriği üreteceğim diye bir şirket yapmanızı tavsiye etmem. Çünkü benim hesaplarıma göre 100 kişinin üzerinde bir şirket olmalı bu. Bu da çok kolay değil. Maksimum.com’dan o yüzden doğru noktada vazgeçtiğimizi düşünüyoruz.

Burak Büyükdemir: Son soruyu almadan önce, var mı soru? Arkada el kalktı. Tamam. İlkan ve Emre’ye çok teşekkür ediyorum. Çok teşekkürler.
İlkan Gökyılmaz: Rica ederiz.
Emre Uğurlu:.Biz de çok teşekkür ederiz bizi davet ettiğin için.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , ,
Cevat Habib – eTohum Antalya Kampı 2011

Merhaba herkese Burak’ın da belirttiği gibi ben bugün bir girişimcilik hikayesi anlatmaya geldim buraya. Sesim iyi geliyor mu? Çok kısa bir kendi öz geçmişimden bahsediyim. Ben 64 doğumluyum. İstanbul Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra yurt dışında Amerika’da endüstri mühendisliği okudum daha sonra da okuldan hemen sonra iş hayatına atıldım.

Tabi endüstri mühendisliği olarak düşündüğünüz zaman o yıllarda daha çok imalat, danışmanlık bu tarz alanlarda aslında endüstri mühendislierinin sektörü vardır. Fakat Amerika’da bir parça çalışmak istediğim için iş bulmaya çalışıyordum. Tabi vize calışma vizesi problemdi. Herkes size iş teklif etmiyordu. İşte okula gelen bir şirket mülakattan sonra bana iş teklifinden bulundu bu da tesis yönetimi yapan bir firmaydı. Pek de fazla alternatifim olmadığı için tek iş teklifi olması dolayısıyla o işi kabul ettim ve 3-4 yıl Amerika’da tesis yönetim işinde çalıştım. Tesis yönetim nedir? Tesis yönetim herhangi bir bina, alan, fabrika, okul vs gibi alanların hizmetlerini sunuyorsunuz işte temizlik, güvenlik, teknik bakım gibi tabi ki bunun için de yöneticilik vasfınız önemli, teknik donanımınız önemli.

80li yılların sonlarıydı enteresan bir alandı. Bu deneyimden sonra Türkiye’ye dönmeye karar verdim ve 90 sonunda Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye döndüğümde daha Türkiye’de tesis yönetim kelimesi dahi yoktu İngilizce’de facility management dediğimiz terim pek Türkiye’de yoktu. İşte Türkiye’ye döndüm ben böyle bir işe giricem. Benim babam da sanayici, fabrikaları var, onun için ticaret bir ham made almak bir şey imal etmek ve bunu satmak. Gelip de işte ya ben böyle bir işe giricem  dediğim zaman suratıma baktı ya sen hangi dünyadan geliyorsun. Endüstri mühendisliği okudun 4 lisan konuşuyorsun falan filan.

Hani temizlikçi mi olucan dedi. Dedim o da bir iş. Suratıma baktı böyle biraz endişe ile ve peki dedi. Zaten pek sermaye ihtiyacı olan bir iş de değil. Hele o yıllarda hiç değil. Dolayısıyla şirketi kurdum ve işe başliycam güya bir ufak ofis tuttum. Bir sekreterim vardı. Daha doğrusu aslında ilk Türkiye’ye geldiğimde yeni kurulmuş gene Alarko’nun şirketinde bir süre aslında bu işi yaptım. Fakat daha sonra hemen akabinde ayrıldım. Kendi şirketimi kurdum tabi ilk 6 ay bilgisayarın karşısında oturup o zaman tabi Packman mi vardı tam hatırlamıyorum ama günlerimiz öyle geçiyordu üç beş yere teklif veriyorduk. Bir yerlerden bir şeyler olmasını bekliyorduk. Derken ilk iş oldu, ikinci iş oldu, üçüncü iş oldu tabi şirketin sermaye yapısı yok kuryeliği de yapıyorum, işte akşam bilmem nerde bir sitede anten ayarlarını yapıyoruz gece 1’de. Bu şekilde bir iş hayatına girişim oldu.
Bu süreçte tabi değişik maceralar da yaşıyorsunuz. İşte bir ortaklıklar oluyor. Yanınıza birisini alıyorsunuz. olmuyor anlaşamıyorsun. Değişik maceralar geçiyor Ama bu esnada da yavaş yavaş şirket büyümeye başladı. Şirketi büyütürken en önemli şey şu. Bugün sizler de çoğunuz internet işinde bazen bazılarınızla sohbet ederken ne iş yapıyorsunuz dediğim zaman, işte biraz anlatmak zor olabiliyor. Karşınızdaki kişi sizinle aynı frekansta değilse anlaması zor olabiliyor.

Bizim işte o zaman böyleydi. Çünkü işte baktığınız zaman Türkiye’de yapılaşma alışveriş merkezleri olsun büyük siteler olsun gökdelenler olsun 90 sonrasında başladı. Dolayısıyla 90 yılına kadar böyle bir ihtiyaç yoktu piyasada ve biz işte böyle bir iş kurduk bunu yapmaya çalışıyoruz dediğimizde. Öncelikle müşterimizi eğitmemiz gerekiyordu.

Çünkü çoğu müşterimiz bizden ne istemesi gerektiğinin bilincinde değildi. Bunu anlatıyorduk insanlara işin detaylarını bizden alabilecekleri hizmetleri, bununla nereye kendilerini götürebileceklerinini anlatırken. Yavaş yavaş tabi yapılaşma ve inşaatların da büyümesiyle birlikte sektör oluşmaya başladı. Ben şirlketimi ilk kurarken tesis yönetim firması olarak kurdum. Yani tesis yönetim derken çoklu hizmet birkaç hizmeti bir arada verebilen bir firma olarak düşünün.

İşte bundan evvel Türkiye’ye baktığınız zaman temizlik firmaları güvenlik firmaları vardı ama bunlar çoğunlukla sermaya yapısı olmayan şirket sahiplerinin eğitim düzeylerinin pek yükek olmadığı. İnsan çalıştırma kuralları ve genel anlayışının o firmalarda pek görülmediği firmalardan bahsediyoruz. Dolayısıyla o tarz bir dönemde daha batılı vizyon diyelim, yani her anlayışıyla birlikte hizmet vermeye çalışan bir firma olarak ilerlemeye çalışıyorsunuz. Bu anlamda tabi süreçte epey bir zorluklar yaşandı.

Derken sanırım ben şirketi 92 yılında kurmuştum 2002 yılında başka bir yerel firma ile birleştirme kararı aldık. Daha doğrusu yerel firma dediğimde bir Amerikan firmasının master frachizeını almış bir temizlik firmasıysdı ağırlıklı olarak onların farklı bir müşteri kitlesi vardı benim farklı bir müşteri kitlem vardı. Böyle bir birleşmeden bir sinerji ayakaliycağımızı düşündük ve 2002’nin başında şirketlermizi birleştirdik. O noktaya geldiğimizde benim 800’e yakın bir çalışanım vardı.

Öbür şirketin de aşağı yuları 2500’e yakın bir çalışanı vardı. benim şirketin adı Proser’di o zaman. Öbür şirket de Service Master diye bir firmaydı ve tabiki daha bu arada da 2001 ekonomik krizini yaşıyoruz işte bakalar faizler uçmuş durumda doğru yerde olmanında bir şansını yakaladım çünkü aslında ticarette gerçekten şans %50 ve müşterinizi doğru seçtiğiniz taktirde ki o da çok önemli bir şey özellikle bizim tarz işlerde nakit akışının önemi çok fazla sermaye yapısı olmayıp aslında müşterinin parasıyla iş çeviriyoruz ve 2002’den itibaren çok ciddi bir büyüme yakaladık.

Yani Türkiye’nin kride olduğu yıllarda bankalara bağımlı olmadığımızdan dolayı ve çoğu müşteri portföyümüzün de aslında iyi seçilmiş bir müşteri kitlesinden oluşmasından dolayı da şirketin genel akışı ve tüm performansı o yıllarda aldı gitti. tabi ki bizim iki şirket birleşirken en önemli belirtmem gereken şu: vizyonlarımız da ortaktı. Karşımdaki de bir entraprenuer gruptu onlar da belirli bir yapıda şirketlerini büyütüp gelmişti. onlar da 95’te kurulmuş 95’ten 2002’ye gelen süreçte 2500 kişilik bir çalışan kitlesine ulaşmışlardı. Hedefimiz de zaten şirketleri birleştiriken bir şekilde bir gün ya halka açmak ya bir yabancı ortak almak bu vizyonla zaten ilk günden itibaren şirketin tüm alt yapısını işte defterlerinden tutun çalışma prensibini vizyonunu hep oluşturduk.

Şimdi ben size tabi ana hikayemi anlatıyorum ama bu hikayemin yanında da farklı daha ufak girişimlerimiz de var. Gerek bizim gerek işte birleşmiş olduğum ortaklarımın. Onlar da arada paralel olarak bu işimizle beraber yürüyen işler. Ben aynı zamanda 90 gene 94 yılında İstanbul’da 2 tane alakart restorant açtım.

Yani çok alakasız bir şey, 93 yılında açtığımda daha İstanbul’da hiç bir alakart restoran yokken Cihangir’de ki Cihangir de gene o zaman İstanbul’un riskli mahallelerinden biri olmasına rağmen müthiş manzarası olan Susam diye bir alagart restoran açtım. Niye derseniz herhalde sadece hobi olarak diyebilirim. Böyle bir işe girdik. Tabi orada bir ortağım vardı o işle ilgilenen. İşte ondan sonra ikinci biri eklendi vs. İşte böyle bir yandan yürüyen iş olarak devam ediyordu.

Ben gene ana yola döniyim. İşte hizmet işiyle nasıl gidiyoruzç Hişzmet işi güzel gidiyor tabi ki Türkiye’nin büyümesinin de çok etkisi var. Bu arada da yabancı firmalar Türkiye’ye gelmeye başlıyor ISS bu konudaki dünyanın en büyük firması Danimarka’lı ve sürelkli Türkiye’ye geliyor gidiyor duruyoruz rakip firmalarla görüşüyor. Satın alma ihtimalleri için 3 yıl boyunca 3 veya 4 yıl boyunca Türkiye’de sürekli firmalarla görüşüyor ve en sonunda bizim kapımızı çalıyor çünkü o ara biz 6000 kişiye yükselmişiz ve işte temizlik güvenlik, teknik bakım hizmetleri veren bir firmayız. ISS’de görüşmelerimiz başladı ve çok kısa bir sürede de gerçekten yol aldık. Ha bu yol almamızdaki en önemli faktörlerden biri de biraz evvel bahsettim baştan iki firmaya da vermiş olduğumu vizyondu. Bir gün bu firmaları bir dünya devine veya bir halka açmaya her zaman gideceğimiz için tüm alt yapısını tüm şeffaflığını her zaman dikkate derek oluşturduk.

Dolayısıyla ISS’le oturduğumuz noktada dodiligace yani tüm defterlerin audit edilme işlemi 3-4 hafta gibi çok kısa süred etamamlandı. çünkü ne söylediysek önlerine koyduğumuzda birebir örtüşüyordu ki sanırım Türkiye’deki en önemli dikkat edilmesi gereken konulardan biri o. Ve biz bu aşamada pek bir danışman da kullanmadan şirketimizi ISS’e sattık, çoğunluk hissesini sattık. Kendimiz de içerde hissedar olarak ve aynı zamanda da ortak olarak işi yönetmeye devam ettik. Tabi bu aşamada bu bana ayrı bir tecrübe verdi ki şirket satmak kolay bir şey değil hele ki karşınızda bir dünya devi varsa ve siz de sonuçta kendinize göre bir noktadan başlayıp bir yere geliyorsunuz. Adam karşınızda avukatlar vs bir sürü tecrübeli insanlarla geliyor.

O noktaya kadar ISS karşımıza geldiğinde şöyle bir referansla geliyor 2000 yılından itibaren haftada ortalama iki şirket satın almış bir gruptan bahsediyoruz dünyada. 2000’den 2009’a kadar 750 tane firma satın almışlar. Büyümelerinin büyük bir payı burdan geliyor ve bizde bir Türk firması olarak karşılarındıyız. Tabi biz de bu arada biz de ISS’e… atladığım bir konu var. gelmeden evvel biz kendi şirketlerimizi birleştirdikten sonra iki tane lokal firma daha satın aldık. kendi gücümüzle ve böyle bir dörtlü grubu birleştirip tamamen o şekilde pastayı ISS’in önüne koyduk. Ve bu aşamada da 2005 yılında satış işlemi gerçekleşti bununla birlikte dünyanın en büyük firması bize ortak oldu.

Tabi bi o güne kadar siz bir girişimcisiniz kendi şirketinizi bildiğiniz şekilde yönetmişsiniz. Bundan sonra ne olacak diye düşünüyorsunuz. Snaırım burada en önemli konu ISS’in bir Danimarka firması veya bir Avrupa firması olması. Çünkü bir Amerika’lı firma olduğu taktirde Amerika’lıların bu konudaki yaklaşımı şok farklı. yani kendi kalıpları ve kendi iş yapma tarzlarını mutlaka ülkelere empoze etmeye çalışıyorlar.

Ve dolayısıyla benim de  bugün gördüğüm kadarıyla çok fazla bu tarz dünyaya yayılmış Amerikan firması görmezsiniz en azından yayılıp da sonra gene Amerika’ya geri çekilmiştir ana sebebi de alsında bu kalıpları Amerikalılar oturtmaya çalışır halbuki Avrupalılar biraz bu konuda daha flexibledır özellikle kültürlerine baktığınız zaman İskandinav ülkeleri iş yapma tarzı çok farklıdır. Güney Avrupada İtalya, Fransa vs baktığınız zaman farklı insanlar farklı kültürlerle görüşürsünüz.

Dolayısıyla tüm bu şeylerden yola çıkarak ISS’in ana modeli şu her ülked ebir kendine platfrom firma seçiyor bu platform firmada da o ülke içindeki büyümesini gerçekleştiriyor. hem organik olaraj hem şirket satın alama yoluyla fakat sırrı şurada yapmış. Genelde satın aldığı firmaların kurucularını mutlaka içerde tutuyor. Gerekli motivasyonu hem maddi, hem manevi sağlayarak entreprenuer girişimci olan bu ymneticileri profesyoneller eçeviriyor ve aslında çok güzel bir mekanizma çalıştırıyor. Çünkü aslında girişimcilik ruhunu kendi profesyonel yapısı içinde devam ettiriyor. Bunu yaparken tabi ki her ülkenin kendi kültürünü kendi iş yapma şeklini kendi insanını doğru şekilde algılıyor o sistemleri çok fazla değiştirmeye yeltenmiyor ve bana göre tutturdukları işin sırrı da burada.

ISS’le birlikte onların o satın alma stratejisi ile beraber 2005’ten itibaren 2009’un başlarına kadar Yani 2008’deki ana krizden sonra biliyorsunuz tüm dünya piyasaları sarsıldıktan sonra bir finansman, finansmanın maliyetleri yüksekti biz eskisi kadar ucuz değildi ve her şirket olduğu gibi ISS’de bundan etkilendi 2009’un başına kadar 10 tane lokal firmayı biz satın aldık. Bunu yaparen neydi amaçlar işte birincisi rakibi yok etmek ikincisi portföy genişletmek üçüncüsü de yapmadığımız ama normalde tesis yönetimi kapsamında sayılan işere de girmek istiyorduk. Biraz önce de söylediğim gibi biz ağırlıklı temizlik, güvenlik, teknik bakım hizmeti veren bir firmaydık bir ilaçlama firmamız vardı. İlaçlama diyince haşare kontrolden bahsediyorum.

Bunun yanında catering bizim hizmetimizde önemli endüstriyel yemek üretimi dediğimiz önemli bir işti. Dolayısıyla 2008 yılında Sardunya Catering’i satın alarak o alana girdik. 2007 yılında çağrı merkezi alanına girdik CMC adıyla hizmet veren. Bugün şuan Türkiye’nin Global Bilgi’den sonra ikinci büyük çağrı merkezi olan CMC’yi satın aldım. 2007’den bu yana CMC’nin boyutunu üçe katladık. Şuanda malatya’da 2009’da yeni kurmuş olduğumuz çağrı merkeziyle birlikte İstanbul’da iki ayrı locationda  lokasyonda çalışan bir çağrı merkesimiz var ve tabiki unun yanında diğer güvenlik temizlik gibi hizmet veren firmaları da toplayarak bu günkü bboyutlarımzıa geldik.

Biraz sonra size ISS’in tarihçesini biraz daha detaylı vericem. Bunu yanında arada biraz evvel bahsetmiş olduğum lokantalar işi vardı ve onu 2002’de kapattık daha sonra bu arada benim gene girişimci olan diğer ortaklarımın kurmuş olduğu bir eğitim kurumu var İstanbul’da faliyet gösteren Açı diye ilk öğretim ve lise olmak üzere bir okul var. Biz daha sonra bu ortaklarımla beraber İstanbul’da gene faliyet gösteren Yüz Yıl Işıl okulunu satın alarak o noktada ben de ortak olarak okullara girdikten sonra diğer taraftan yine girişimci olarak böyle bir ilk öğretim alanında yani yuvadan başlayıp liseye giden şuan da 1700 talebesi olan bir özel okulun da ayrıca yönetimindeyiz sahibiyiz. Bir de gene 2005 yılında bu yemek işinden bir türlü kopamadım sanırım insanın içinde oldu mu şey yapamıyor. Çaybeka diye bir Türkiye’de ilk begal cafeshoplardan biri olan zinciri satın aldık o da şuanda aşağı yukarı Ankara ve İstanbul olmak üzere 8 tane lokasyonda faaliyeti olan bir zincir olarak devam ediyor bunu da bir şekilde yandan büyütmeye çalıştığımız bir şirketimiz var. Tabi özetle gördüğünüz gibi buradaki amaç biraz da değişik sepetlerde bir şeyler verebilmek çünkü hizmet 2000li yılların her zaman algılanan en önemli sektörüydü.

Ben üniversiteden mezun olduğum zaman bana söylenen şuydu ne kadar deneren dene sonuçta dünya bir teknolojiye doğru gidiyor. Bu teknolojide de artık her şey insan gücünü azaltma üstüne aslında bir şeye gidiyoruz. Dünyada ki şeyler. Tüm işte fabrikalara baktığınız zaman veya herhangi bir şeye baktığınız zaman. Bugün sizlerin içind eolduğu sektöre baktığımız zaman önemli olan bunda herkeste bir üretkenlik var ama bu üretkenliği en minimum costlarla yapmaya çalışmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bir şekilde dükkanlar kapanıyor internete dönüyor alışveriş. Dolayısıyla mallar daha ucuz satılabiliyor vs. Biz bu olayın insan gücünü doldurmaya çalışuyoruz. Çünkü sonuçta dünyada da biliyorsunuzişsizlik oranları çok önemli seviyelere geldi dolayısyla da işimiz tabi kolay değil. İnsanla uğraşmak aslında yapmış olduğumuz en zor ilerden biri.

Ama önemli olan be hep şunu söylüyorum çok basit bir işin çok basit insanlarla en iyi şekilde yapmaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla kendi içinizden insan yetiştirmek aldığımız işte en amvi yaka hiç eğitimi olmayan kişileri yetiştirerek bugün çok değişik kademelerde üst yönetici durumunda olan arkadaşlarımız var. Bunları tamamaen kendi iç bünyemizde işte tecrübelendirerek, eğiterek ve o şansı tanıyarak insanlara bir noktaya geliyoruz. Bugünkü baktığımız zaman Türkiye’de gerçekten eşi olmayan bir noktaya geldik 23.000 çalışanımzı var. Türkiye’de. Böyle bir grubu yöenetmek için dahi aradığınız ara yönetici veya üst yönetiici posizyonundaki insanları dahi bulmakta bazen çok zorlanıyorsunuz.

Çünkü bizim işimizin aslında yaptığımız işin %50’si tamamen insan ilişkilerine dayalı bir iş yapıyoruz. Müşterimizi yönetmek çalışanımızı yönetmek ve yöneticimizi yönetmek. Bu üç ayak tamamen o ilişkileri doğru kurmakla başlıyor. Sermaye know-how vs hepsi aslında bundan sonra geliyor. Dolayısıyla bu yola çıktık ISS’le.

Size bir parça ISS’i anlatmak istiyorum. Eski bir ISS CEO’muz vardı ISS için şu lafı kullanıyordu. “The best hidden secret.” Gerçekten kimsenin duymadığı bilmediği aslında bir iş yapıyorduz. Aslında çoğunuz günlük yaşamınzda mutlaka benim bir elemanıma bir yerlerinizde hepiniz rastlıyorsunuzdur. Ya bir alışveriş merkezinde ya bir hava alanında ya bir hastanede ya bir okulda. Bizim yaptığımız yemeği yiyosunuz yani aslında hepinizin hayatında yer alan ama çoğunuzun farkında olmadığı bir firmayız. ISS, 1901 yılında kurulmuş. Biraz evvel de söylediğimi hatorşarsanız ben 1990’da Türkiye’ye geldiğimde tesis yönetimi diye bir şeyden bahsettiğimde insanlar suratıma bakıyodu ne demek istiyorsun diye.

Ben o zamanlar onu anlatmaya çalışıyordum ama 1901 yılında Danimarka’da kurulmuş. O zamanlar ilk önce temizlik olarak başlamış daha sonra yıllar geçtikçe değişik alanlaa da girmiş. 77’de halka açılmış ve 96’da dünyanıne n büyük temizlik firması olmuş. 2005 yılında bizim Türkiye’ye giridği aynı yılda ISS Goldman Sacks ve EQT diye bir İskandinav fon tarafından özlleştirilmiş. yani %100’ünü borsadan topamış bu iki fon ve bu güne kadar da bu iki grubun sahipliğinde devam ediyor. Fakat önümüzdeki bir ay içerisinde de bu grup tekrar ISS’i halka açıcak. Dolayısıyla tekrar bir zaman içerisinde de sanırım %100’ünü bir halka açmak üzere halka açık firma haline gelecek ISS.  Şuanda 53 ülkede 530.000 çalışanı var.

Dünyanın 4. en büyük işvereni. 10 milyar Euro gibi bir cirosu var ve en tanınmış konusundaki firmalardan biri haline geldi. Türkiye burada gördüğünüz gibi şuan faaliyet gösterdiği tüm bu ülkelerde ISS kendi %100 hissedar olarak bulunuyor. Sadece Türkiye’de bizleri nedense çok sevdi halen ortak olarak devam ediyor tutmaya veya bilmiyorum Türkiye’de mi ürküyo onu da bilemiyorum. Aslıda her zaman şunu söylüyorlar biz bir şirket satın almadık. Biz bir yönetim atın aldık. Onların bakış açısı bu yani biz dolayısyla da yaklaşım tarzları tabi ki biraz evvel bahsettiğim gibi kültür de çok nemli. Danimarkalılarla iş yapmak aslında çok keyfli bir şey. Çok düzgün çok etik çok dürüst çalışan insanlar dolayıyla doğru frekansı bulduğunuz zaman da gerek ortak gerek profesyonel olarak çalışmak zor olmuyor.

Tabi bir girişimci olarak ben bu noktada çok şey öğrendim hani daha farklı sistemli çalışmayı raporlama düzeni, terminli çalışmayı zamanında iş bitirmeyi günlere ve saatlere uymak. Bütün bunlar bizima slında alışık olmadığımız şeyler. Genelde işte bir aylık bütç raporu çıkıcaksa 25’inde de çıkabilir 30’unda da çıkabilir. Önemli değil. Bazen 2 ay sonra da çıkabilir. Öyle bir şey yok ayın 3’ünde     tüm doneleri veriyorsunuz ve ayın 11’inde 53 ülkenin tüm detaylı raporunu ellerinde her ay görüyorlar. Tabi bu boyutlarda o iç diziplini ve o başarıyı ancak bu şekilde yakalıyorsunuz. Çünkü şirketinizi iyi takip etmeniz ve tüm doneleri gününde anında görebilmeniz gerekiyor ki. Doğru düzeltici faaliyetleri de aynı şekilde yapabilesiniz. Geç kalmadan.

Dediğim gibi Türkiye’de Service Master ve Proser’in birleşmesiyle birlikte başladık ve daha sonbra da 23.000 kişilik bir aile de diyebiliriz aslında. Biz eskiden kendi şirketimizi pazarlarken biz bir butik firmayız iyi bir hizmet veriyoruz ama butiğiz diyorduk. Tabi bu boyutlara gelince bu butik anlayışını malesef koruyamıyorsunuz. Ama bunu korumak için de tüm eforumuzu sarf ediyoruz. Ben hep şunu söylüyorum ben bu işi yönetirken bin kişilik bir firma yönetmek başka bir şeydi beşbin kişilik başka bir şeydi sekiz bin… Ben hayatımda 23.000 kişilik bir firma yönetmedim öğrenmeye çalışıyorum, yakalamaya çalışıyorum, kendimi sürekli yenilemeye çalışıyorum, organizasyonumu sürekli yenilemeye çalışıyorum. Gerçekten her bir adımda farklı bir boyuta geliyorsunuz yani hayal etmediğiniz. Şirkerimi kurduğumda bir gün bana dedi ki.

Sence 50 milyon dolar ciroyu yakalar mısın dediği zaman güldüm. Ama tabi her şey biraz da hayal etmekle başlıyor ve insnamakla başlıyor. Dolayısıyla şirketi sattığımzı zaman 70 milyon lira olan ciroyu şu gün 500 milyona taşımış durumdayız. Ha tabi ki bir Batı Avrupa ülkesi olsaydık bu çalışan adedimizle aşağı yukarı 1 milyar Euro ciro yapmış olmamız gerekirdi o ayrı mesele agari ücretin limitlerinden dolayı kaynaklanan bir şey ama sonuçta bizim o günkü… ilk şirketi kurduğum günden bu güne geldiğim zaman ki hayallerimize baktığınız zaman gerçekten şimdi biz üç yıldır bunu nasıl 1 milyar yaparız hayalini yapıyoruz. Tabi ki o 1 milyarı aslında biz 2007’de hayal etmeye başladık arada şu son iki üç yılki dalgalanmalar biraz yavaşlattı ama halen o hayalimiz var. Olmayacak bir şey değil. Şu önemli ISS dünyanın en büyük firması olmasına rağmen pazar payı %1 dünyada bu sektörde. Bizim Türkiye’deki pazar payımız %3. Yani çok sonsuz potansiyeli olan bir iş.

Çok irili ufaklı bir çok firmanın bulunduğu bir iş. Ha biz şuanda kamuyla hiç iş yapmıyoruz. Hiç bir zaman yapmadık. Çünkü kamu sektörü bizim vizyonumuzun çok uzağında olan bir yer dolayısıyla şuanda uzak duruyoruz. Ama şuanda inanıyoruz o da bir gün bizim vizyonumuza paralel bir noktaya gelecek. O zaman işte hayal ettiğimiz yerin çok üstünde bir noktaya geleceğimizi düşünüyoruz.

Biraz da asıl bugün geldiğimiz noktadan bahsetmek istiyorum. Dünyanın geldiği nokta IFS dediğimiz Integrated Facility Services. Sonuçta herşey kendini yenilediği gibi tabi ki hizmetin de farklı mekanizmaları oluşmaya başladı. Bu mekanizmalar insanları daha iyi ve daha bilinçli ve bilgili kullanma üzerine kurulu. Bugün şöyle bir örnek vereyim size mesela İsviçre’deki bir futbol stadyumunun güvenliğini yapana dam geceleyin hiç işi gücü yok. Orda oturuyor. Önünde kamera sistemi var işte elektronik sistemi var. Bir tane de böyle bir aleti var tüm elektronik sisteminin uyarılarının verdiği.

Geceleyin o adam temizlik makinesinin üzerine de oturup yerleri de silebiliyor. Boş oturacağına en azından herhangi bir uyarı geldiği zaman elektronik sistemden anınd aona cevap verebiliyor. Dolayısıyla biraz multitasking dediğimiz biraz kişilere farklı eğitimleri vererek hem onların gelir düzeyini biraz daha yukarı çekme hem de müşteriye daha ekonomik paketler sunma bazında yeni modeller gelişti. Tabi Türkiye’de bunları oturtmakta zorlanıyoruz. Çünkü Türkiye’de de belli kalıplar var kırılması gereken. işte 20 yıldan bu güne kadar insanları eğitip müşterikeri eğitip bir noktaya getirdik biraz da eski alışkanlıkar var onları kırmak da kolay değil. Dolayısıyla bu IFS dediğimzi konsepti şuanda mesela çok yabancı firmalar.

Türkiye’ye gelen çok yabanı firma olduğu için onlarla çalışıyoruz. örneğin bir HP bugün dünyadaki tüm tüm dünyadaki tüm hizmetini tek bir kontratla ISS’e vermiş durumda. Yani temizliği, güvenliği, cateringi üçüncü partiden alacağı herhangi bir hizmeti, aklına gelebilecek herhangi bir hizmeti tek bir kontratta ISS’e vermiş durumda. Dünya bu modelin üstüne gidiyor. Hem toplu alım avantajını sağlıyor hem de standardizasyon peşinde koşuyor.

İşte Microsoft, Philip Morris bunun gibi bir çok firmayla biz bu şekild eçalışıyoruz Citibank gibi. Bu tabi hem bizim de uluslararası olma avantajımızla Türkiye’de bize bazı avantajlar sağlıyor. Aynı zamanda tabiki bu firmalara sunmuş olduğumuz hizmet modelleri de Türk firmalarını örnek alıyor. Türk firmaları da adapta etmeye başladı. Dolayısıyla da o dediğimiz belirli standartları yakalama yolunda da epey adım atmaya başladık.

Genel olarak burda tam olarak okunmuyor ama burada tüm alt kırılımlarıyla vermiş olduğumuz hizmetleri görebiliyorsunuz. Çok fazla detay var. Yani baktığınız zaman tek bir hizmet verebilecek firmaya göre gerçekten komplike. Teknik bakım ayrı bir olay, haşare kontrol ayrı bir olay, yemek işi ayrı bir olay. İşte bunların standardizasyonu eğitimi uygulaması yenilemesi vs gibi ama genel olarak hizmet yani hizmet çağımızın olayı bitirmeden ISSle alakalı bu da IIS’in en son uyguladığı stratejisi. Biraz evvel şunu söyledim; biz basit bir işi basit insanlarla yapıyoruz ve bu meyandada geçmişte çok basit statejilerimiz vardı. Bir ciro hedefi vardı veya belli bir standardı yakalam hedefi vardı fakat artık müşterinin de daha üst seviyede beklentileri olduğu için bu startejide value chain dediğimiz yani bir birini tamamlayan aslınd abir stratejiden bahsediyoruz.

Yani hizmetiniz her türlü hizmetiniz mecvut olacak. bunun için hazır bir ekibiniz olaca. Bu ekibi geliştirmiş olacaksınız ve aynı zamanda motive ve istekli bir ekip olacak. bununla birlikte müşterinize bir hizmet değeri sunacaksınız. Bu hizmet değerinden     müşteri memnun kalacak ama bu memnuniyeti sizin de algılamanız lazım. Dolayısıyla mutlaka müşteriyle o bağlantıda data feedbacklerini doğru alacaksınız. Müşteri deneyimini algılayıp işte bunu büyümenize kullanıp aynı zamanda şirket alımlarını da yan faktör olarak kullanıp böyle bir aslında mevcudiyetimizin devamından bahsediyoruz ve bunun biraz daha sistematik bir şekilde hayata geçirmek.

Genel olarak burada diyeceklerim ISS ile alakalı bunlar. Şunu söylemek istiyorum. Bir girişimci olarak bir çok konuda hepimiz hayatımızda bazı adımlar atıyoruz bu adımları atarken şu çok önemli. ben kendimde hep bunu gördüm. Yaptığımız işi tutkuyla yapmak. Sanırım en önemli şey bu çünkü içimizde o tutku olmadığı sürece gerçekten başarıyı yakalamamız söz konusu olamaz. yaptığımız şeye inanmamız inandığımız şeyi de yapmamız gerekiyor.

Mutlaka her şeyin bir başlangıcında zor aşamalar oluyor. Ben de gökten zembille inmedim. Dediğim gibi bu işin en başında teknisyenle beraber çatı katlarında anten ayarı da yaptım. Ama önemli olan şu katma değeri yaratabilmek ve bu değeri çok farklı noktalara getirebileceğimize inanmamız lazım. Biraz evvel yemekte konuşuyorduk. Dediler ki biz Google’la veya Facebook’la nasıl baş edicez. Bu adamlar Google’ı aldığın zaman er yere adım atabiliyor. biz burda bir girişimizim olsa bile onun bazen yaptığı adımlar bizim tüm adımlarımızı bir kerede yok edebiliyor. Doğrue debiliyuro ama Google’da sonuçta bir hayalle başladı. Bir projeyle başladı. Dolayısıyla ben bu konudaki duruşumda şunu söylüyorum: pes etmemek lazım sizler burada hepiniz burada olduğuna göre hepinizin zaten o girişimcilik ruhuna inandığınızı ve o yüzden burada bulunduğunuzu görüyorum. Herkes burda benden bir şey almaya geldi. Ben de kısa bir şekilde bu son 20 yıldaki yaşamış olduğum tecrübemi size biraz aktarmak istedim. Bunun dışında da herhangi bir sorunuz varsa onları da almaya hazırım.

Soru: Yılmaz abi benim sorum şey. Hizmet sektörünün, karşılıklı ticaretin bir toplumun gelişmişlik düzeyini gösteren en önemli gösterge olduğunu düşünüyorum açıkcası. Burda Türkiye’nin çarpan kalite puanının her yıl ilerleyip ilerlemediğini soruyorum. Yani 25.000 kişiyle yaprığınız cironun hangi oranda arttığını. Bir de bunun dünya ülkeleri ile kıyaslarsak büyüme ivmemiz positif yönde mi yani hizmet sektörünün siz büyük bir firmasısınız ve  u alanda sizin vericeğiniz datanın sektrün geneliyle ilgili, hizmet sektörünün geneliyle ilgili çok iyi bir data olacağını düşünüyorum.

Cevap: Evet şöyle söyliyim şimdi 2005 yılında ISS Türkiye’ye girmek isterken size şey dedim 3-4 tane 3-4 yıl boyunca başka firmalarla görüştü çünkü sebep şuydu. Yönetim kurulu Türkiye’ye büyük bir yatırımla girmeye çekiniyordu ve daha ufak firmalarla görüşüyordu tabi ama ufak firmalarda hiç bir zaman arzuladığını bulamadı. SEO’da inatla büyük bir firmayla girmek istiyordu ve en sonunda bzie geldiler. Biz aslında onların son kapılarıydık işin komiği ve biz de bunu çokgüzel algıladık. onlar da bizi aldıladı da güzel bir oyun oynadık orada. Biz o oyundna çok karlı çıktık doğru oynadığımız için oyunu. Şimdi niye Türkiye çünkü Türkiye’de baktığın zaman Avrupa’ya göre çok genç bir nüfus var ve büyüme oranları büyüme olduğu zaman büyük büyüme oranları yani büyük zigzagları olmasına rağmen sonuçta yinede ciddi anlamda büyüme potansiyeli olan bir ülke o yüzden özellikle hizmet sektöründe Türkiye yıldız ülkelerden biri.

Şuanda hizmet verdiğim ISS olarak 53 ülke bununaşağı yukarı Avrupa’nın tamamı. Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya bi orda doğruda yani Arap ülkelerinde vs o ülkelerin çoğunda yok ISS Çin işte Avosytalya vs her yerde var. Böylece sana ordan bir örnekleme yapabilirsem şunu söyliyim zaten Batı Avrupada ciddi anlamda büyüme durmuşd urumda. Nüfusunda durmasıyla birlikte genel büyüme de durmuş. Özellikle son 2-3 yılda da negatif bizim sektörde de özellikle öyle. Biz Türkiye olarak şuanda ISS’in yıldızlarından biriyiz cioda 16.yız çalışan adedinde 6. büyük ülkeyiz. Karlılıkta da ki bahsettiğim karlılıklar 6 ila 8 arasında değişen kar oranları, çok büyük kar oranlarından bahsetmiyoruz gene üst ülkelerden biriyiz ve dolayısıyla o büyüme ve o potansiyel aslında Türkiye’ye güzel bir değer veriyor ama Türkiye’de mesela ne büyük problem şu.

Bizim işte sözleşmeler bir yıllık. Dünya standardında 3 ile 5 yıllıktır. Dolayısıyla bir şirket satın almasına gittiğin zaman, çarpan konuştuğun zaman karşında ortalama 1- 1.5 yıllık bir portföy var. Onun devamlılığının garantisi yok. Çarpanlarda biraz Türkiye riski olması itibariyle o düşebiliyor. Şimdi ben tabi bir taraftan şirketimi sattım bir taraftan da 10 tane satın alma yaprım ve bunların hep içinde şahsen bulundum. Dolayısıyla MNA konusunda da hem cidid anlamda hem pzarlık olsun hem sözleşme hazırlaması tamamen ayrı bir tecrübem oluştu. Yani hiç hayatımda olmayan bir şeyken bu böyle bir de şeyim oluştu.

Ama o değerlerle baktığınız zaman şuanda bir çok gelişmiş ülke Batı Avrupa veya Doğu Avrupa’da hatta olmakla birlikte onların çok üstünde bir noktadayız. Hem büyüme potansiyelimizden dolayı. Hem de ülkenin gelişimi ve bu sektörün de Türkiye’de yeni olması ve hizmet de baktığınız zaman aslında Türkiye’de son 20 yılda çok ciddi anlamda bir yol kat etti tüm alanlarda. Bilmiuyorum cevabını evrebildim mi?

Soru: Aslında verdiniz teşekkürler ama bir küçük şey var. Yani 25.000’e yakın çalışan 500.000 çalışanın yirmide biri ama hem çalışan sayısı ve elde ettiği gelir arasındaki o sayısal fark arazıyor mu aslında. Sormak istediğims oru oydu. Yavaş yavaş o ikisi dengeleniyor mu?

Cevap: Evet.

Sorunun devamı: Türkiye’deki bu satın alma gücü refah gücü, hizmete iyi para ödeme gücü artıyor mu? Artış eğiliminde mi?

Cevap: Şöyle o baktığın zaman Türkiye son 20 yıldır onu söylüyorum aslında biz şanssız bir jenerasyonuz en azından ben diyim siz belki benden biraz daha genç olabilirsiniz ama ben 91 yılında Türkiye’ye dönüp iş hayatına atılmış bir kişi olarak her türlü krizi, yaşadık. iki üç tane komşuda savaş yaşadık. gece gecede yani obergihtda 5000 6000 % 5000 6000lerin faizlerin döndüğü ortamları gördük. Hep %80-90-100 enflasyonist bir ortamdan bugünkü hayatımıza geldik. Dolayısıyla aslında böyle bir jenerasyon olarak bakarsan aslında bir çok şeyi gördük ve bu tabi bize çok farklı meziyetler de kazandırdı.

Bugün bir çok enternasyonel firmada Türk yöneticilerin olmasındaki en ana sebeplerden biri bu tecrübeyi yaşamış olmaları. 2008 krizinde Batı Avrupa’daki benim CEO’m dahil olmak üzere hayatlarında yaşamadığı şeyler gördüler ki biz bunları yaladık yuttuk diyebilirim. Şimdi dolayısıyla tabi Türkiye’de bu zigzagarla birlikte o dediğim değerler d einiyor çıkıyor. Yani herkes çok tecrübeli ekonomi bir anda daraldığı anda herkes kendi kemerini hemen sıkma kabiliyetine hemen sahip. Tabi bu da o zaman bizim işimizi ciddi anlamda etkiliyor.

Ama şu var hizmette işinin tamamen durması söz konusu değil çünkü sana… temizlik güvenlik ya da elektiriğin olmadan soğutman ısıtman olmadan yaşayamazsın ama bu da ene yapılıyır standart düşürülebiliyor o zaman da od ediğim sıkıntı yaşanabiliyor. Benim bugün en çok mücadele ettiğim merdiven altı tabir ettiğimiz firmalar. Yani unfair compatition. Sigortasız adam çalıştırıyor. Açıktan maaş ödüyor. Falan fila yani. Bu tarz maliyet düşürücü ve gayri yasal olan yollarla çalıyor. Karşımızdaki müşteri iyi gününde o da bunlardan uzaklaşmak istiyor. Ama ben şunu da görüyorum.

Karşımda müşteri bir alışveriş merkezi veya işte bir hastane adamın geliri düşünce çaresi yok. Çaresizlikten işte o zaman o bizim rakiplere dönmek zorund akalabilşyor. O zaman o standartları malesef o zigzaglar halinde gidiyor. İyi zamanda çalışanın eline de daha iyi bir para geçiyor standardını yükseltebiliyorsun bunu yükelttiğin zaman personel sirkülasyonuna azalıyor. Dolayısıyla aslında daha da iyi bir hizmet alıyor müşteri ama bunları bazen anlatmakta çok zorlanıyoruz. Yani insanlar zannediyor ki asgari ücretli bir işci ile onun %50 veya 80 üstündeki bir işci arasında bir fark yoktur diye düşünüyor.

Bu öyle değil çünkü insan sirkülasyonu azaldığı zaman kadronda tecrübelenmiş işçi oluyor. Şimdi bizim boyuttaki firmalar, bzi kıdem tazminatına önem vermiyoruz bizim için kıdem tazminatı bilaçoda bir rakam. Çoğu firma için öyle değil onlar için bu ciddi büyük. O yüzden gerektiğinde kendisi yolluyor personeli şey yapıyor. O da hizmet standardını mutlaka düşürüyor.

Soru: Ben bir şey sorucaktım. ilk girişiminizden daha sonra bir çok farklı girişim yapmışsınız Susam ve şey gibi ve girşimcilikte fokuslanmanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Benim sorum bunu kişisel seviyede bir çok dalda girişim yapmanıza rağmen nasıl yönetebildiniz onu merak ettim.

Cevap: Aslında şöyle yani bizim enteresan şey diyebilirim yani hani bir bu da belki şans özllikle diğer ortaklarım onların tamamı böyle bir liseden gelen hepsi San Joseph’li bu San Joseph’lilerin bir huyu var. Hepsi birbirini acayip kolluyor. Bayılıyorlar birbirlerini kollamaya ve ordan çıkanlar böyle bir klip oluşturmuşlar ve benim mesela üç ortağım vardı üçü de San Joseph’den sınıf arkadaşı hayata beraber atılmışlar. İnşaatla başlamışlar falan filan.

O ekolde mesela hep birilerini yanlarına almışlar ve her bir işte de bir şey var okulda mesela bir kaç yıl büyük geliyor ama Sorbone’da mastır yapmış eğitim konusunda tecrübeli bir arkadaşımızı ortak olarak okulun başına koyduk. O orayı götürüyor ama biz aramızda bir görev paylaşımı yapıyoruz işte servis işiydi ağırlıklı bendedir ve bir ortağımda o COO olarak devam yani tüm operasyonu götürür. İşte okul işind ebir ortağımız zamanının %40’ını bir yere 40’ını bir yere paylaştırarak gider. Bu aslında doğru organizasyonu ve doğru yapıyı. Ama mesela Trybeka dedim onda biz bir ara şey yaptık zamansızlıktan ve ilgilenememekten olduğu yerde kaldı.

Bunun da farkındaydık ne yaptık işte gene böyle bir profesyonellikten sıkılmış bu defa entrapreeurlüğe dönmek isteyen bir arkadaşı bulduk gene şey. Onu bu işe monte ettik. Para koydu ortak oldu ve profesyonel olarak şimdi bu işi alıp götürsün diye yani sonuçta problemi algılayıp ona uygun sonucu mutlaka koyarsanız o bir şekilde yürüyor veya dediğim gibi Trybeka iş para kaybetmiyordu olduğu yerd ekendini çeviren bir iş ama sonuçta biraz daha katma değer biraz daha üretmek istiyorsan onu biraz daha alıp bir yere götürmen lazım. Onun için de o organizasyonu… zaten bizim işimiz yani dediğim gibi ana işimiz artık şeye döndü ben bir yönetici olarak yaptığım işin aslı insnaları doğru yere alıp doğru yere sürekli onu yapıyorum.

Yani genel müdür onun altındaki yapıyı. Biz bugün 3 kişilik bir eliple 2 şer bin kişilik grupları yönetiyoruz. 3er kişi yani o 3 kişi müşterisinden çalışanına yöneticisine kadar tüm o ekibi yönetiyor. Bu şekildeki çünkü Avrupa’daki karlılıllarımız olsa zaten o zaman çok rahat bir merkez olur ama bizde bu şekilde onun cambazlığını yapmak zorundayız hayatta. Ama sonuçta dediğim gibi doğru ekibi ve doğru yöneterek ve konsantrasyon yani arada tabi o değişik girişimlerini de mutlaka ölçmen lazım. Yani her şey bir kere doğru ölçümlemeyle başlıyor. Şunu söyliyim size yeni bir lokasyon açıcaksam diyelim ki bir cafe Trybeka açıcam.

Biz genelde şunu yapıyoruz. Gidiceğimiz bölgeye bir adam yolluyoruz. o adamın etraftaki muadil dükkanlara giren çıkan insanları saydırtıyoruz günlük olarak ve aşağı yukarı oartalama cirolarını o şekilde hesaplıyoruz. Ama o yolaldığımız adama da güvenmiyoruz. O yolladığımız adamında doğru saydığını bazen algılamak için onun haberi olmadan arkasından bir adam daha gönderiyoruz. Aynı yerde ikisi de saydırtıyoruz ve ondan sonra rakkamları kompaylıyoruz. Çünkü ben o adamın sözüyle ondan sonra oraya kalkıp bilmem kaç yüz bin lira yatırım yapıcam. Bu.

Soru: ISS’den önce size stratejik ortak olarak değil de sırf yatırımcı olarak biri geldi mi? Değerlendirdiniz mi? Bir de şeyi sorucaktım çok kısa bir süre içerisinde  aslında ortaklık yapınız çok farklı şekillerde değiştiği zaman… mesela ilk başta tek başınız başladınız işe sonra birden fazla ortakla işe devam ettiniz sonra da biri sizi satın aldığı için %100 olmasa bile birine report etme şeyine durumuna geldiniz ordaki değişimi nasıl sağladınız bir zorluk yaşadınız mı?

Cevap: Evet şmyle 92’den 2002’ye aslında daha çok yanlız bir ortaklık gibi diyebilirim yani ilk 10 yılı öyle geçen 2002’den sonra da işte o gelişmeler yaşandı. Şunu söyelmeme lazım tekrar, aslında 92’den 2002’ye mesela kötü tecrübelerim de oldu yani ufak ortaklarım vardı şirketteki. Bunlarla değişik sebeplerden dolayı belki benim fazla iyimser olmamdan dolayı veya bazen diğer tarafa bakmamdan dolayı çok fazla istismar edildim diyebilirim. Dolayısıyla zor gün… her zaman böyle yukarı çıkış olmadı. Tabi ki krizler vs bizi de etkiledi. Paramızı alamayıp müşteriden, %180’le %150 ile %160’la banka kredileri kullanıp karaları kazanmazken ama işçinin parasını ödemek zorund aolduğun günleri de geçirdik dolayısıyla o zamnalar da oldu ama genel olarak baktığın zaman 2002’den sonra yukarı bir şey oldu. Niye? O

birleşme kararı aldığım kişiler de doğru kişiler çıktı. İşin entersanı o kişiler 96 yılında da bana gelmişti birleşelim diye ben o zaman kabul etmedim. Değişik sebeplerim vardı ama 2002’de doğru zamandı doğru şekilde o şeyi kurduk kafalarımız çok uyuşuyordu. Daha sonra işte     yabancılar geldikten sonra ilk başta biraz zorluk çektim yani özellikle bir ara işte daha iç kendi bünyemiz, daha ufak bir şirketiz, işte bugün CFO’muz var ne biliyim bussiness controller var o var bu var bir sürü üst kadrolar var o zaman bunlar yoktu.

Hatta CFO’m bile yoktu CFO’luğu d aben yapıyordum. Sürekli bir raporar istiyorlar bi doneler istiyorlar. O ilk bir ara gerçekten zor bir aşama. Ama ondan sonra dengeyi oturttuktan sonra gerçekten öğrendiğini hissediyorsun orda ya ben özgürdüm şidmi birilerine hesap veriyorum mantığındna çok bak ben burda da bir şeyler öğrenebilirim burdan örenmeye çalışiyim mantığını koyduğun zaman o o kadar seni rahatsız etmiyor ve gerçekten de ya çok şey öğreniyorsun.

Soru: Çağrı merkezinin İstanbul’da iki lokasyonu var bir de Malatya’da var. Niçin Malatya’da var. Niçin Malatya. Belki duymadınız arkadaşınız şey dedi çağrı merkezi hem istanbul’da iki lokasyonda hem Malatya’da şöyle biliyorsunuz önce Erzurum’da başlayan ve daha sonra Anadolu’ya bir şey yapan bir çağrı merkez akımı oldu. Biz İstanbul’da 1500’e yakın bir çalışanımız vardı ve tabi ki istanbul sonuçta bir metropol olarak maliyetleri daha yüksek olan bir yer. Gerek aslında soyal sorumluluk bazında biraz ordan da yola çıkarak Anadolu’da bir iş kaynağı yaratmak amacıyla böyle bir araştırmaya başladık 16-17 tane il araştırdık. Bu araştrmaları yaparken. Üniversite, üniversitenin boyu hava alanı olup olmadığı organize sanayi mesafesi teşvik olup olmadığı telekom altyapısı vs gibi bir çok kriterlerden yola çıkarak ve tabi en önemlisi başka bir çağrı merkezi olup olmamasıydı. Bir yere giderken orda biraz daha rahat bir iş kaynağı bulabilmemiz amacıyla o kriterlerden yola çıkarak aslında önce Sivas’tı bizim kararımız fakat daha sonra Sivas’a Garanti Bankası bizden evvel girince mecburen yön değiştirdik ve Malatya’da karar kıldık. Malatya’ya ilk daha girerken elimizde hiç bir iş yoktu. Yani ciddi de bir yatırımdan bahsediyorum sonuçta fakat gene orada bir şans diyelim yaver gitti ve DigiTurk komple bize geldi ve dedi ki ben sizinle Malatya’da çalışmak istiyorum dedi ve biz de hemen oranın inşaatını bitirerek Malatya’da başladık ve Malatya’da 2009’un Şubat’ında ilk faaliyetimize başladık. 2009’un Ağustos’unda 900 çalışana ulaşmıştık Malatya’da.

Şuan oranın 2. en büyük iş vereni olduk. İlk gittiğimde çok enteresan işte gençlerden oluşan ağırlıklı bir kadro var ve bunun %80’e yakını bayan %95’i üniversite mezunu ve biz bunlara işte 1.5 aylık bir eğitim veriyoruz. Daha kendi yerimiz bitmediği için çok dershane var Malatya’da o dershaneleri kullanıyoruz ve inan ben işte ilk eğitim süresince gittim dershaneleri gezdim gördüğüm yüzlerdeki enerji motivasyon istek inanılmaz. Çünkü gerçekten Anadolu’da iş ciddi anlamda bir problem.

Özellikle de sigortasını yatıran sana düzgün bir çalışma ortamı sağlayan vs tarzındaki firmalara ulaşmak daha da zor. karşında böyle inanılmaz yüzler ve inanılmaz bir motivasyon gördüm o da ayrı bir gerçekten bir keyif veriyor insana çünkü gerçekten İstanbul’da daha zor öyle bir enerjiyi alamıyorsun çalışanından. O da haklı çünkü zor gitmesi gelmesi trafği günde bir saat iki saatini yılda geçiren orda çalışan belki aldığı gelir gerçekten ona yetmeyen insana göre işte orda çok farklı bir şey var büyük bir keyif veriyor bir yatırımcı olarak. Hatta şimdi tamamen yeni bir şehir daha arıyoruz şey yapmak için.

Soru: Bir de büyük iş veren olmakla ilgili bir şey sorucam Bu kadar toplu çalışana sahip olunca. bu bir avantaja dönüşüyor mu bir süre sonunda? E mesela yani too big fail derler ya size mesela sosyal güvenlik kurumları olsun destekliyorlar mı yani herhalde kapatıp gitmenizi istemezler.

Cevap: Valla tam tersine geneld eilk sağılacak inek olarak görüyorlar seni yani bir sürekli bir denetimle uğraşıyrouz yani, şunu söyliyim benim biz gerçekten hani hep söylüyorum ISS’e satılmamızdaki en büyük faktörlerden biri bizim gerçekten her şeyde yasal olmamızdı yani sosyal haklar çalışanlar vs konusu çok önemli ve ISS’de tam bir sosyal demokrat ülkeden geldiği için bu konuda inanılmaz hassas bir şirket ve bu konuda da biraz örnek olmaya çalışıyoruz ama bana büyük avantaj devlet bazında sağlamıyor açıkçası bana göre biliyorsunuz en basit şey bugün maaşların bakadan yatırılma zorunluluğu var 2 yıl evvel çıktı bu ve bu buna uymayana da 2 yıl hapisten başlıyor cezası fakat bu yasa çıktığından beri bir tane örneği yok daha Türkiye’de.

Ne anlamda gidip denetim yapılış ve evet bu kişi bunu yapıyor ve cezası budur. Çünkü böyle bir denetim yok. Daha böyle bir yasayı kimin takipe deceği bile bilinmiyor. Çalışma Bakanı mı? SSK mı? Yani böyle bir durum, dolayısıyla ha bana nerde faydası olur bir gün belki millet vekilliğine falan aday olursam bu kadar insanın oyunu almaya çlışırım hani kendi çalışanım olarak ama onun dışında şudur nakit akışınızı çok doğru yapımıyor çünkü bizim işimizim %74’ü işçilik ve her ayın aynı tarihini biz o işçiliği vergisini SSK’sını yatırıyoruz. ister tahsilatını yap ister yapma. Dolayısıyla o dengeyi koruyabilirsne problem yok ama aksi taktirde tabi bu montanlarda çok yara alırsan tahsilatta, bu vergiler veya ödemeleri yapamaz hale gelirsen o büyük oluşumlar bu defa zarar verebiliyor.

Burak Büyüdemir: Varsa son souyu da, evet son soruyur da…

Soru: Merhaba Pami Tokköz. 500 milyon dolar ciromuz var dediniz ve Türkiye’de pazar payı olarak %3’üz dediniz. Yani yaklaşık 16.5 – 17 milyar dolara geliyor bu dediğiniz rakamlara göre bu 17 milyar doların içinde tam olarak neler var? Kamu var muhtemelen, yani muhtemelen değil 17 milyar dolar olması için kamunun olması gerekiyor. Bunun dışında bütün sitelerdeki bu tesis yönetimleri okullardaki tesis yönetimleri mi dahil veya başka hangi kalemler var? Onu sorucaktım çünkü çok büyük geldi bana yani açıkcası 17 milyar Euro tesis yönetimi başlığı altında yüksek bir sayı geldi. onu açıklarsanız sevinirim.

Cevap: Bir düzeltme yapiyim Euro demedim lira TL. Aslında şu yani malesef bununla ilgili yapılmış bir araştırma yok yani bu tarz doneleri şuanda mesela sana şöyle bir örnek veriyim bundan 10 yıl evvel rakamlar yılı hatırlamıyorum ya 8 ya 9 yıl evvel pardon Amerika’da sadece Chicago sadece Chicago’daki temizlik marketi 2 milyar dolar.

Sadece Chicago’daki. Şimdi Türkiye’de de bu işin eskilerinden biri olarak. Az çık marketi bilerek firmaları bu güne kadar tamamen bu bizim yaptığımız bir tahminsel pzar büyüklüğü yoksa bu pazarın büyüklüğü şudur diye malesef böyle bir done yok elimizde ama educatioted guess diyebileceğimiz aşağı yukarı tenimlik, güvenlik işte teknik bakım tüm bu bizim verdiğimiz hizmetlerle alakalı pazardaki firmaların boyutlarını da az çok bidiğimiz için yaptığımız tahminsel bir boyut bu kamuyu da içine kyduk bunun. Kamu aslınd açok çok büyük. Şöyle basit bir şey söyliyim size bakın. İlaçlama yani haşare kontrol ediğimiz iş Türkiye’deki pazar payı 100 milyon lira haşare kontrol Türkiye’nin hava şartları nüfus ve nüfusunun yaşadığı şartlara baktığınız zaman aslında çok önemli bir ihtiyaç. Ama pazar payı çok komik. Bizin 70 küsür milyonluk nüfusa 100 milyon liralık bir pazar payı komedi ama biz bunu öyle alıyoruz. Normal şartlarda bunun çok rahat 500 milyon luk bir pazarı olması gerekiyor Türkiye’de.

Bunun gibi benim konuştuğum bir de pazar outcource pazar yani taşare edilmiş olan pazardan bahsediyorum. Bir de halen inhouse bu işi yapan bir çok kurum var dolayısıyla rakamlar çok da fazla abartılmış değil aslında dediğim gibi bu diğer ülkelerde ki Amerika bu işin kralı pazar olarak. 100 150 milyar dolar 200 milyar dolarlık pazardan bahsediyorlar. Türkiye’de hani 16-17 milyon lira dediğimiz zaman o kadar şey değil. Uzak değil çünkü inanılmaz şeyler var. Bugün bizim anadolu’da bir Anadolu Üniversitesi’nde bir firma tek başına 5000 kişi çalıştırabiliyor ve o firmanın ofisi bile yok. Adam çantasıyla geziyor. Devlet işi olduğu için.

Burak Büyüdemir: Çok teşekkür ederim çok güzel bir sunumdu.

Teşekkür ederim sağ olsun.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , ,
Şevket Başev – Yatırımcı eTohum 2011 Antalya Kampı

Şevket Başev: eTohum 2011 Antalya Merhabalar, ben Şevket Başev. Yatırım bankacılığı işi ile uğraşıyorum. Uzmanlık alanım Şirket alım satımları ortaklıkları. Böyle uzun olduğu için bu sunumda M&A diyecem Mergers and Acquisition kısaltılması. Herkesin bildiği şekilde. Şirketimizin adı 3 Seas Capital Partners. Ben şirketi 2003 senesinde kurdum 6 yıl benzer bir şirkette çalıştıktan sonra, işte tek başıma bir arkadaşımın bir ofisinin bir kübikılında başladım. O günden bu güne bayağı bir iş yaptık. Çok hızlı bir şekilde onları özetliycem. Ardından da ilginizi çekebileceğini düşündüğüm konular var onlardan bahsedicem. Dediğim gibi bizim işimiz. Şirket alım satımları, ortaklıkları, buralarda danışmanlık yapmak bu güne kadar yaklaşık 50 tane iş tamamladık 2003’ten bu yana.

Herhalde bir 4 milar dolar civarında bir hacmimiz oldu. İşte geçen sene teknolojiyle ilişkili baktığınız zaman neler var AirTies, Invus Capital’in AirTies’a yatırım yapması. MediaGru’nun Mynet tarafından alınması. Yine bir Trendyol yolculuğumuz oldu 4 tane round yaptık Trendyol’da geçen yıl, geçen sene üst üste. Hepsinin içinde vardık. Bu yıl da gene iki tane işimiz oldu şu ana akadar. Ağırlıklı işimiz şirket alım satım ve ortaklıkları bunun dışında yaptığımız da bunlarla ilgili belli kredi işlemlerine köprü kredisi gibi, satın alma finansmanı gibi, danışmanlık vermek. Belli borç yapılandırmalarını yapmak.

Türkiye’de bakıldığı zaman bizim yaptığımız iş alanına son üç yıldır birinci sıradayız, iş sayısı açısından. Bu da genellikle işte belirli bir miktar üzeri gerçekleşen işlerin miktarıdır. Toplam 28 tane iş bitirmişiz son 3 yılda. Çok bu, tek tek yaptığımız işlere tabi ki girmiycem. Ama internet macerasının kısaca anlatiyim size. İlk Mynet ile başladım. 2004 2005 senesiydi. Eh işte Emre beni çağırdı bir fon var dedi bizle Tiger diye ilgileniyor siz de bu işi yapıyormuşsunuz yapar mısınız? Biz tabi o zaman çok anlamıyoruz internet işinden. Başka bir çok sektörde işimiz var ama tamam dedik sonra bir pazarlıklar oldu ki hakkaten hiç anlamıyormuşuz onu gördük yani. Biz belli değerlemeler yaptık adamlar oturdular karşımıza ilk verdiği teklif bizim değerlememizin bayağı üzerindeydi.

Tabi meslek alışkanlığı yok bu değere yapmamız mümkün değild edik kalktık amsadan ama yani sonra bayağı zaman aldı. İlk yatırımını yaptık Mynet’in Tiger ortak oldu. Ondan sonra Tiger ve Mynet için bir yıl boyunca 65 tane internet sitesi ile görüştük satın almak için. 20 tanesine teklif verdim 5 tanesini satın almayı başardık. Alamadıklarımız da var tabi. Bayağı büyüdüler de görüyoruz da burada. Gerçekten çok başka dinamikleri olan bir iş internet işi. Şuana kadar neler yaptık işte Yonja, Bilgi Yarışması, Beyaz Perde vs gibi bir çok sitenin satın alınımını yaptık onun dışında Tiger’ın alımları, Mynet’in alımları, Emre beyin kendi alımları, bizim yatırımlarımız. Bir hayli işimiz oldu. Aynı zamanda bir çok grupla birlikte çalışma fırsatımız oldu. Çok kısa IMAP’i de anlatiyim IMAP’de bizim içinde olduğumuz bir ortaklık. Yine şirket alım satım birleşmelerinde dünyanın en büyük ortaklı işte 30 tane ülkede 40 tane ofisimiz var. 50 tane ofisimiz var 40 tane ortağımız var. İşte son 10 yıldır yaklaşık 2000 tane işlem gerçekleştirdik. Burada gözükmese de dünyadaki yerlerimiz. Baktığınız zaman da bunlar da yaptığımız işlemler. Dünyada 4. sıradayız IMAP oarak be geçtiğimiz yıldan beri IMAP’in de yönetim kurulu başkanlığını yapıyorum. Şeye baktığınız zaman, birazcık bugün finansal yatırımcılar, onların beklentileri, neler isterler konusunu.

Bir şeyler anlatmak istedim çünkü herhalde sizin en çok ilginizi bunun çekeceğini düşündüm. Ama çok hızlı anlatmaya çalışıcam ki sorularınız vars ayardımcı olmaya çalışiyim. O yüzden daha çok bunları böyle bir soru yaratmak için sadece bir ana başlıklar olarak görürseniz, çünkü zaten detayına girersek her slaytın cidid alt açılımları var. Ama finansal yatırımcılar deidğimiz zaman kimleri anlıyoruz. 3 tane ana sınıf anlıyoruz birincisi pirvate equty fonları, ikincisi venture capital üçüncüsü de angel investerlar. Angellerdan bahsetmiyorum tabi çünkü çok kurumsal bizim anlamımızdaki yapılar değil ama venture capital, private equitylere kıyaslarsak bir kere bunlara baktığımız zaman bunların ikisinin çok benzer yanları var.

Belirli bir şirkete para yatırrıp bunun üzerinden para kazanmak istiyorlar. Ama kazanılan paranın genellikle temettü bazında değil de şirketin değerinin artmasıyla olmasını istiyorlar. Bu yüzden belli bir vizyon dahilinde bu yatırımları yapıp bu yatırımların dönüşünü almayı bekliyorlar. Bu yatırımların dönüşünü de işte kimisi 3 sene, kimisi 5 sene, kimisi 7 sene gibi vizyonlarda bekleyebiliyor. Bu fonların yönetimini tümüyle profesyoneller yapıyor ve belirli haklar alarak yatırım yapmayı tercih ediyor seviyorlar bu fonlar. Ne farkları var? Gerçekten çok farkları var ama aslında venture capitaller daha başlangıca yakın dönemdeki şirketlere yatırım yapıyor private equitylerse daha oturmuş gelişmiş şirketlere.

Bu nedenden dolayı tabi ki getiri beklentileri de farklı veture capitaller çok daha yüksek getiri bekliyorlar çünkü yatırımları çok daha riskli yatırımlar ve bu yükske getiriyi doğrulayabilmek için de ağırlıklı olarak işte teknoloji, neler var işte biyoteknoloji, temiz teknoloji, intenret vs. gibi dönemine göre bu dönem için bunlar geçerli hızlı büyüyecek işlete yatırım yapıyorlar. Bu yüzden de işte tabi ki private equitylerin belirli bir boyutu… Türkiye’de baktığınız zaman bir private equity şirketi 10 milyon dolar ciro altı şirketlere bakmaz. Burası venture capitallerin doldurduğu bir alan. Türkiye’de de venture capitallerin azlığından dolayı aslında çok dolduramadıkları bir alan. Bunu da söylemek lazım.

Ama genelde venture capitallerin çok çok büyük bir bölümü aynı angel investerlar gibi azınlık hissesi almayı tercih ederler ki doğrusu da bence budur. Ama private equityler çoğuluk azınlık pek çok ayrı kavramda işlem yapabilirler. Yatırım stratejileri de farklıdır, yani başarısızlık oranı risk sermayesi işlerinde venture capital işlerinde çok daha fazladır. Bu da bu işin normal süreçlerinden biridir ayrıca private equityler zaten yönetim sistemi oturmuş şirketlere yatırım yaptığı için çok fazla operasyonel müdahale yapmazlar. Tabi ki özel istisnaları var bunun ama      venture capilaller daha çok bunlara müdahale etmek için bulunurlar ondan dolayı çalışan profesyonellerin dağılımı da farklıdır yani private equity şirketlerinin çok çok büyük bir bölümünde benim meslektaşlarım iş yaparlar fonları onlar bir araya getirir onlar yönetirler ama venture capital şirketlerinde daha çok endüstriden girişimcilikten gelen yönetim danışmanlığından gelen işe müdahale edip daha fazla katkıda bulunabilecek profesyoneller bulunur ve bu yüzden de ciddi anlamda finansal değil operasyonel mühendislik işleri gerektirir.

Neler katarlar? Çok basit bir anlamda bir içeriye para girdiği için organik büyümenin üzerine ciddi anlamda bir inorganik büyüme yapabilme kabiliyeti veyahut giren parayla organik büyümeyi hızlandırabilme kapasitesi sağlarlar şirkete bu da ciddi anlamda şirketlerin beklentilerinden daha hızlı büyümesini sağlar. Bir bu tabi ki para tarafı. Aynı zamanda kurumsallaşmaya katkıda bulunurlar. Büyüme ve genişleme yolunda sadece parasal değil deneyimsel olarak da fayda sağlarlar belli hataların yapılmasını engellerler. Belli raporlama denetleme olanaklarının oluşturulmasını sağlarlar. Finansman olanaklarını genişletirler ve tabi ki şirketin bir sonraki raundda veya satışı halka arzı konusunda kredibiliteyi arttırırlar.

Gelir beklentileri nelerdir? Genel olarak baktığınızda bir venture capital %50-70 arası yıllık getiri bekler yatırdığı paraya. Zaten bu iyice başarılı bir yatırımdan tabi ki bu beklenebiliyor. Bunun  nedeni dediğim gibi ortalamada bu birkaç tanesinin başarılı olup büyük bölümünün daha başarısız olması ya da tümüyle batması. Birinci evredeki şirketlere yatırım yapanlar yani biraz gelir yaratmaya başlamış olan şirketlere. Daha %40-60 arasında. İkinci evre kar yaratmaya başlamış olan şirketlerde 30-40 arasında. Üçüncü evre de 20-30 arasındadır.

Tabi bu gelir beklentileri nerden ortaya çıkıyor. Daha detaylarına girerseniz venture capital şirketleri tabi finansman da kullanmazlar private equityler ciddi anlamda borç kullanarak getiri oranlarını yani karlılıklarını koydukları öz sermayeye karşı ciddi oranda arttırırlar. Bunun detayına girmiycem ama sonra merak ederseniz anlatırım yani şirket eğer bu oranlar neden önemli? Çünkü bunlar aynı zamanda şirketlerin sizin değerlemenizi yaparken uyguliycakları indirgenmiş nakit akımları yönteminde uygulayacakları iskonto oranında da denk geliyor belli oranlarda o nedenle şirket değer saptamada gelir beklentisi çok önem sağlıyor. İşte bu da sermayenin ağırlıklı ortalaması dediğimiz kavrama bizi getiriyor. Sermayenin tümü venture capital şirketlerinde onun kendisi olduğu dışardan borçlanma olmadığı için ona fonun maliyeti de %50 getiri beklentisi ise iskonto oranında da %50 kullanıyorlar.

Tabi ki hisse alırken iki tane ana yöntemimiz var: Bir sermaye arttırımına iştirak. Benden sonra Ali konuşacak o biraz daha detaylarına girer nasıl yapıldığıyla ilgili olarak ama bu işte capital rasing denilen şey uluslararası anlamda sermaye arttırımına iştirek ederek karşı tarafın sermaye arttırımına katılmasını kısıtlayarak şirketten belli bir miktarda hisse almak. Yeni şirketin çıkardığı hiiselerden bu payı almak. Diyelim şirketinizin değeri 10 lira, bu arada bu hata çok yapılır aman dikkatli olun pazarlık ederseniz de birileriyle, diyelim ki şirketinizin değeri 10 lira. Birisi size şirkete 5 lira koyiyim dedi. Ona şirketin % kaçını vermeniz lazım? Doğru. Bu çok önemli bir hesap. Şirketinizin değeri 10’sa içine 5 lira giriyorsa şirketin değeri 15 liraya geliyor. 5 / 15 alması gereken hisse %33’tür. %50’si değildir. %50’sini alması için sizin cebinize o 5 lirayı vermesi lazım. O yüzden ikisi birbirinden çok farklı iki yöntemdir. Genellile venture capitallerde tabi ki şirketin içine para girmesi çok daha yoğun olarak kullanılan bir yöntem.

Bir de tabi ki şeyler, aradaki fiyatlar tutmayınca bu değerlemeler. Bunların arasını oluşturmak için kulandığımız yöntemler var. Açıkçası bizim kullandığımız onlarca yöntem var. Yani işte geriye, nasıl denir tırmıklama mı oluyor işte glow back dedikleri. Geriye alma. Ondan sonra belirli bir rakamın üstüne çıktığı zaman getirilerin belli bir insana gitmesi. Hisse satış devrinin belli bir rakamın altında olması durumunda hisse satışından gelen paranın tümünün ilk önce yatırımcıya dönmesi gibi bir çok bu aradaki farkı kapatacak yöntemler var ama bunun en basiti ve herkesin bilmesi gerekeni earn out. Earn out nedir? Şirketin belli bir dediğim gibi gelecek projeksiyonuna göre şirketin değeri belirlenir. Bu çarpanlar hep bu gerçekleşen işlemlerden ortaya çıkar hep o yüzden çarpanlara çok takılmamak gerekir kendi şirketinizin pazarlığını yaparken. Sizin projeksiyonlarınız var bu sene 10 lira önümüzdeki sene 20, sonra 30, sonra 40. Alıcıysa bu sene 10, sonraki sene 15, sonraki sene 20, sonraki sene 25, sonraki sene 30 diye düşünüyor. Bundan dolayı sizin yaptığınız projeksiyonlara göre şirketin değeri 35 lira çıkıyor. Alıcının yaptığı değerlendirmeye göre şirketinizin değeri 20 lira çıkıyor. Bu 15 lirada da anlaşamıyorsunuz aradaki değerlerde. Bunu nasıl kapatıyorsunuz? Alıcı d,yor ki tamam ben sana bugün 20 veriyimd eğer olarak ama sen bu projeksiyonları tutturursan sana 15 daha veriyim.

Veyahut ben şimdi %60 hisse aliyim. Bunları tutturursan sana %30 hissesini iade ediyim. Veya ben eğer bunları tutturursam sana şu kadar hisseyi bu kadar fiyattan satarım. Ya da bu kadar fiyattan alırım gibi earn out modellemeleriyle bu aradaki değerleme açığı kapanabilir. Bu uymazsa gene dediğim gibi uygulanan bir çok ayrı yöntem daha var. Bu bir örneği. Peki bu yatırımcılar ne isterler. Çok, ana kalemlerde üç tane noktası var: yönetimsel, operasyonel ve çıkışla ilgili. Yönetimsel olanlar nelerdir? Ağırlıklı olarak bir para yatırıyorum. Bir hisse alıyorum. Bu hissemin değerinin kaybolmiycağını koriyan haklardır. Gene Ali bunların detayına giricektir diye düşünüyorum sonuçmasında sözleşmesel tarafını. Ordan dolayısıyla kısa kesiyorum. Operasyonel haklar şirketin yönetimiyle ilgili ki bu venture capitalda daha fazladır private equityde daha azdır. En son da çıkış hakları. Bunlar da nasıl satıcaz şirketi? Satarken nelere dikkat edicez? Kim parayı alır nasıl alır? Beraber mi satıyoruz önce kim satıyor gibi konular. Biraz detayına girersek temel kurumsal kararlarda belli veto hakları tabi ki bunlar yönetimsel olarak baktığımız zaman. Ana sözleşmesini değiştiremezsin ecommerce sitesini bir anda social network sisteine dönüştüremezsin. Çok basit bir şekilde ana konusunu değiştiremezsin. Ana sözleşmesi, şirketin ana yasasıdır bunu değiştiremezsin. Bunlarda beraber karar vermemiz gerekiyor.

O yüzden de değiştiremezsinden çok bana sormadan değiştiremezsin diyor yatırımcı. Günlük işleyişi dışında herhangi bir mal varlığını satamazsın. Başka bir şirketle birleşemezsin. Yönetim kurulunu birlikte şöyle şöyle yönetiriz. Bu çok değişkenler gösterebilir. Temettü buna göre dağıtılır şu şekilde dağıtılır. Maaşlar böyle alınır. Birilerine borç kefalet veremezsin gibi. Basit olarak aslında şirketin hisse değerini koriycak konulardır bunlar. Operasyonel olarak daha şirketin yönetimi ile ilgili konular. Bunlar bütçe onaylaması, lisans anlaşması, diğer ülkelere açılma, finansal yöneticinin atanması, teknik yöneticinin atanması. Denetçilerin atanması gibi belli konularda söz söyleme hakkı istemek bunlara sahip olmakla ilgili konulardır.

Sonuncusu da çıkışla ilgili. Çıkış çok önemli tabi ki. Eminim herkes bunu düşünüyor zaten. Nasıl satıcaksınız? Dört tane yöntemimiz var. Yolun sonuna geldiğiniz zaman. Ya halka arz ediceksiniz. Ya bir başka şirkete, ilgilenen birine direk hisse satışı yapıcaksınız. Bu stratejik bir yatırımcı olabilir yani sizinle aynı alanda faliyet gösteren GittiGidiyor ve eBay gibi bir stratejik yatırımcı olabilir veya bir finansal yatırımcıya bu da Mynet ve Tiger gibi finansal yatırımcıya satmak olabilir. Son olarak da tabi ki hisseyi tekrar sahibine geri satmak olabilir bu da son opsiyondur.

Peki bunlarda genelde neler istenir? Halka arzda önce hisseleri kim satar konuşulabilecek bir konudur. Drag along dediğimiz azınlık hisse alıyorsam ben şirketin hisselerini başka birine azınlık olarak satmam zordur. O yüzden derim ki gelin bu şirketi satıcaksak ben tamam şimdi %40 alıyorum ama satarken ben de %40’a alıcı bulursam siz de benle beraber satın bunu. Bu birlikte işte çekme hakkı drag along dediğimiz şey o da büyük ihtimalle satıcı der ki tamam yapalım bunu ana bunun da minimum bir değeri olsun öyle her değerden de benim hissemi alıp satama başka birine. Bunlar tabi ki hep yapılan pazarlıklar.

O değer nedir? Değer yıllara gör everilebilir belirli çarpana göre belirlenebilir. Başka kriterlere göre belirlenebilir. Tag along dediğimiz de çoğunluk sensin ama sen satarsan benim hisselerimi de aynı fiyat ve miktardan satma hakkını bana ver. Bu da bir başka yöntem. Önelikli teklif edilme hakkı yani right of first resusale dediğimiz şey. Bu da bir başkasına hisselerini satıyorsan aynı fiyatı ben verirsem benim alma hakkım olsun temelinde bir çıkış koşuludur. Bunlardan daha bir çoğu var ama bunlar en çok rastladıklarımız.

Çok fazla buna girmiycem dünyada M&A işlemleri tekrar yukarı kalkmış durumda 2011 çok iyi bir sene olacak gibi gözüküyor. Teknoloji için de aynı şey geçerli bu yıl bayağı bir yüksek miktarda işlem bekliyoruz. Özel fon işlemlerinde de baktığınız zaman Türkiye’de 2006-7 ve 8 altın yıllar 2009 ve 10 ciddi nalamda bir düşüş gösteriyor ama daha önceki yıllara kıyaslarsanız yani benim işe ilk başladığım yıllarda toplam yatırım 9 milyon dolarmış. Bütün private equity fonların yaptığı Türkiye’ye bir yılda. işte 2010’da Türkiye’ye 476 milyon olmuş. Bunun yaklaşık 200’ünü biz yaptık. 5.6 2008. 2006-7 2-3 civarında. Sektöre bakarsanız genellikle hala teknoloji medya telekomda çok ciddi bir ağırlık yok. Ağırlıklı olarak daha sağşam perakende ulaşım sağlık gıda vs gibi konularda yatırımlar yapılıyor. Alt yapıya daha yakın olan. Birçok işlem var burda bunları tekrar edip detayına girmiyorum ama bulabilirsiniz kolaylıkla. Aslında anlatıcaklarım bu kadar. Sorularınız varsa memnuniyet alabilirim.

Katılımcı: Çok karşılaşılan bir konu kurucuya hisseleri karşılığı para ödenip hisselerinin alınması ya da cebine para verilip cash out edilmesi seçeneklerinin her ikisinin de konuşılabildiği durumlar hangileri? Onun hakkında uygulamalar var mı? Çünkü gündeme gelmeye başlayan bir şey gibi son zamanlarda.

Şimdi şöyle bir şey salında şahsen düşünüyorum. Şirket için büyüme sermayesi denilen şey aslında şirketin büyümesini gerektiren bir paranın içeriye alınması. Eğer daha işinizin başındaysanız, şirketiniz ciddi anlamda büyüyecekse buna inanıyorsanız bu rakamı çok dikkatli belirlemek gerekiyor. Biraz önce ordan başliyim isterseniz bu rakamı çok dikkatli belirlemek gerekiyor.

İhtiyacınız olduğundan bir kuruş fazla para istemek sizin için son derece negatif bir şey. o yüzden hesabı doğru yapıp. Yav sağlam olsun iki katını istiyim içeri aliyim dediğiniz zaman aslında normalde vermeniz gerekenden iki kat fazla hisseyi karşı tarafa veriyorsunuz demekitir ve ilerde bir sonraki raundda bunu çok daha iyi bir değerden yapabilecekken.

O yüzden ne kadara ihtiyacınız olduğunu iyi belirleyip bu rakamı buna göre almak gerekiyor. O yüzden birinci aşama işlerd eben hiç bir zaman şeyi tavsiye etmemiyorum doğrusu cash out tarafını. Ancak 2. 3. 4. raundlarda bellir bir olgunluğa erişmiş şirketlerde bir miktar parayı dışarıya almak çok daha mantıklı olabilir. Bu da küçük bir miktar olabilir eğer bahsettiğiniz private equity veya venture capital yatırımları ise. Eğer sahibinden bağımsız bir yapıya dönüşmediyse şirket. Dönüştüys ebaşka artık zaten bir private equity fonu yatırımcı yani şirket sahibinin yerine girip aynen durumu devam edebilecek durumdadır.

O yüzden cash outta tekrar söylüyorum eğer ki şirketiniz daha başlangıç döneminde ise 1. 2. yıl hiç tavsiye etmiyorum. Alıcıya da tavsiye etmiyorum. Çünkü o parayı verip dışarıda bir şeyler yapılması tekrar odaklanmanın dağılması mümkün olabilir. Onun yerine eğer mutlaka şirket ortağın kurucu ortağın paraya ihtiyacı varsa bunu bir şekilde şirketeten alıcağı maaş pirim ve saireye endekslemek çok daha doğru olur. Benim görüşüme göre iki taraf için de.

Katılımcı: Teşekkürler güzel sunum için. Ben bir şey sormak istiyorum bu anlattığınız haklar vs konusundaki özel şartlar Türkiye’de yasla açıdan ne durumda yani bu özel sözleşmelerle yapılıyor sanırım bu tür hakların korunması işte yönetim hakları vs gibi şeyler. Hukuki durumunu öğrenmek istiyorum. Bir de sizin kendi iş yaşantınızda bu tür şartlardan dolayı yaşadığınız tecrübeleri kısaca özellikle olumsuz tecrübeler olduysa kısaca.

Birincisi benden sonra Ali konuşacak zaten konuşmasının merkezinde bu olduğu için çok detaya girmiycem ama bu hakların tümü genel olarak bir kaç ana hukusal metinde korunuyor. Birincisi ana sözleşmesidir şirketin ticaret sicil tescilinde tescil ettirilir. Bütün bu bahsettiğim hissedarlıkla ilgili şeyle orada yazılabilir. Şöyle bir handikapı vardır. Ticaret sicil herkesin ulaşabileceği bir yerdedir. Ne tip bir ortaklık anlaşması yaptığınızı herkes görür. İkincisi de Türk kanunlarına tabidir. o yüzden tahkim vs gibi şeyleri ana sözleşmede uygulayamazsınız. O yüzden bunların uygulanamsına dönmek istiyorsanız. bunları dışarı çıkarıcaksınız dışarıda bir hissedarlar sözleşmesi yapıcaksınız ve hisse devir sözleşmesi yapıcaksınız. O zaman hem gizli tutabiliyorsunuz hem uluslararası tehkimde vs daha rahat uygulayabiliyorsunuz ama bu sefer de ana sözleşmedne farklılık gösterdiği için Türkiye içerisinde uygulanması biraz daha zor olur. Bu ihtilaflarda ama sonucu gine de uygulanabilir hale götürür. Genel metinlerimiz bunlar. Detaylarını birazdan Ali bey anlatıcak. Şeyi çok anlayamdım yani hisse alım satım sürecind eyaşanan sıkıntılardan mı bahsediyoruz sorunuzda?

Katılımcı: (duyulmuyor)

Valla çok ciddi bir anlaşmazlık yaşamadık çünkü biz her zaman yaptığımız anlaşmalarda bütün ihitmalleri göz önüne alıp oraya yazmaya çalışıyoruz ya da diyoruz ki bu ihtimalleri göz önüne alıp yazmıyorsanız burada bir güven ilişkisi var ondna sonra geriye dönüp bir ihtilaf çıkarmiycaksınız. O yüzden onu iyi dengelemek gerekiyor. Birkaç konuda yaşadık genellikle bunlar da şeylerle ilgili oldular put option dediğimiz kalan hisseleri satma haklarıyla iligli. Onlar belirli parametrelerle konulyuyor. Alıcı da çok hevesli oluyor ama sonra şirket iyi gittiği zaman ya da çok kötü gittiği zaman onları uygulamak ciddi anlamda zor gelebiliyor. Bunların uygulanamsı da çok kolay da değil bizim kanunlarımızda. Belli yeddi emin hesaplarına paralar ve hisseler konulmadıysa. Ondan dolayı orada bir iki ihtilaf gördük ama onun dışında çok ciddi bir şey yaşamadık.

Katılımcı: (duyulmuyor)

Şirketin yurt dışında olması, kurulu olması mı? Hukuki anlamda mı soruyorsunuz? Yani açıkcası kanuni olarak. Şimdi biz dediğim gibi biz yatırımcıyız, yatırımcı değiliz biz bu işin danışmanlığını yapıyoruz ve hani teknoloji yaptığımız işlerden bir bölüm o yüzden telekom liman, otomotiv, gıda bir çok bir çok aland abir çok ayrı alım satım birleşmeleri çalıştık. O yüzden çok rahat söylüyorum. Şirketin nerede olduğu, eğer ki kara liste ya d aona yakın ülkelerde değilse, bir sorun teşkil etmez. Eğer ki yaptığı iş ve hukuki alt yapı arasında bir sıkıntı yoksa. Yani kanuna ak-ykırı bir şey yapmıyorsa hangi ülkede olduğunun hiç bir önemi yok. Yeter ki gelecek projeksiyonları finansalları düzgün olsun.

Katılımcı: Dediniz ki Türkiye’de private equity yatırımcılar çoğunlukta, venture capitaller azınlıkta bunun, bu kadar yıllık tecrübenize dayanarak, sebebi ne olabilir sizce?

Bence bu aslında  bir sıra. Yani 90’lı yıllara baktığınız zaman o zaman private equityler de yoktu. Yani sadece stratejik yatırımcılar vardı. Stratejik yatırımcılardan sonra private equityler geldi şimdi venture capitaller gelecek. Bu öyle bir sıra içinde gelir. Çünkü şöyle düşünün tekrar. hep fon tarafından düşünmek lazım. Fon tarafından baktığınız zaman, adamın niyeti ne? Sizden hisseyi alıp birine satmak. Şimdi hisseyi alıp satabilmek için bir alıcısı olması lazım. Şimdi stratejik alıcılar bir pazara girdiği zaman private equityler bunu görüyor. Ben bu şirketi alırsam demek ki stratejik alıcı var bu pazarda dönüp bunu stratejik alıcıya satabilirim. O zaman private equityle er fazla giriyor. Private equityler girdikten sonra veture capital dönüyor ki tamam artık private equity pazarı burda oturmuş o zaman ben girersem 2. raund için ben bunu private equitye satarım. Bu nedenden hep küçüğe doğru devam eden sistem içerisinde.

Burak Büyükdemir: Bu işlemler nasıl gerçekleiyor pratik hayatta. Orda büyük şirketler var da küçük şirketlerim alım satımları. Özellikle Mynet örneğinde olduğu gibi. Belki isim anlamında değil ama genel süreç anlamında. Gidip bir teklif mi veriliyor. Şirketin o küçük şirketin değeri nasıl belirleniyor. Sonra pazarlık aşamasını soruyorum.

Şirketin değeri aslında bizim işte kurumsal finans teorimize göre bugünden sonsuza kadar yaratıcağı nakit -bir kar olarak yani- gelirinden bahsetmiyorum, nakit en dipte kalan şirketin hissedarına çıkacak olan biriken nakitten bahsediyorum. her yıl abzında bu nakitlerin hesaplanıp onların bu güne bir iskonto oranıyla. İlerdeki paranın değeri bu günkü paranın değerine indirgenmesiyle toplamlanmasından ortaya çıkar. Basit formülasyon bu. Bu küçük şirket için de aynıdır.

Orta boy için de en büyük için de ayndıır. Yani bu değişmez. Önemli olan küçük şirketler de bu projeksiyonların güvenilirliği büyük şirketlere göre daha düşük olabiliyor. Bu nedenden dolayı kullanılan iskonto oranları daha yüksek olabiliyor. Ama bir diğer taraftanda küçük şirketlerin büyüme olasılıkları çok daha yüksek olduğu için projeksiyonları çok daha hızlı artış gösterebiliyor. Nasıl oluyor bu iş geliyoruz oturuyoruz yani benim görevim almaksa müşterim almamı istiyor ve işi de 3 haftada bitirmemi istiyor o zaman geliyorum oturuyorum projeksiyonları dinliyorum. Aklıma yatıyor check ediyoruz, müşterimizin de aklına yatıyorsa hemen dönüp teklif veriyoruz. Karşı taraf kabul ediyorsa el sıkışıyoruz. Ondan sonra diğer konuların pazarlığını yapıyoruz.

Yönetimsel haklar vs gibi. Bunlar da tamamsa işte Ali’yi arıyoruz o gelip sözleşmeyi yapıyor ondan sonra onlar imzalanıyor iş bitiyor. bu kadar aslında basit bir sistem ama bu alıcı tarafta olduğunuz zaman. Satıcı tarafta olduğunuz zaman durum başka şimdi bir boy büyüğe geçiyorum çok küçük değil de orta boy bir şirkette artık şey yapmak gerekiyor. En küçükte de aslında bence aynı. Neler gerekiyor Bir, şirketi tanıtan bir döküman. Bu bir startupsa buna iş planı deniyor.

Daha büyüdüğü zaman information memorandum deniyor. Şirket neler yapıcak gelecekle ilgili, neler göstericek nasıl büyüycek. şuanda ne yapıyor bundan sonra napıcak. Gelir beklentisi nedir, gider beklentisi nedir? Ne kadar kar edicektir. Bunu nasıl sağliycaktır. Bunu anlatan bir döküman. Bunun kalitesi çok önemli şirketinizin boyutu ne olursa olsun. İki, şirketinizin finansallarına, yani finansal projeksiyonlarına hakim olmanız lazım ki karşı tarafla pazarlık edebilin. Bu yüzden şirketin rakamlarına gelecekle ilgili projeksiyonlarına hakim olmadan kimsenin karşısına oturmamak gerekiyor.

de, ki bu ikinciyi değerleme anlamında alıyorum. Daha şirket büyüdükçe bu değerleme işte bir değerleme çalışmasına indirgenmiş nakit akımı, şirket alım satım çarpanları. Borsaya açık şirketlerin çarpanları yöntemleri, net aktif metodları gibi yöntemlere doğru genişliyor ve değerleme raporuna dönüşebiliyor. Ama en küçük haliyle en azından projeksiyonlarınıza hakim olmanız gerekiyor gider gider anlamında deray verebilmek için. Üç, adaylarınızı bilmeniz gerekiyor. Benim şirketimi kim alır. Benim şirketime kimler ortak olur. BU anlamda da çok dikkatli çalışmak gerekiyor. belirlemek gerekliyor. İsimlerini bulmak yeterli değil bunların huyunu suyunu da bilmek lazım, nasıl yaklaşıcağınızı bilmek lazım. hepsine ayrı strateji belirlemeniz gerekebilir.

Danışma konuşma anlamında doğru şekilde yaklaşmanız gerekiyor. ondan sonra bir görüşme. Sonra bilgi alış verişini doğru götürmek gerekiyor. Bilgiler hazır olmadan görümemek gerekiyor. Çünkü dünyanın… 250 milyon dolarlık şirket bile olsa bilgi beklendiği zaman o bilgi 2 hafta gecikiyorsa alıcı ya bu şirket nasıl dağınık bir şirket diyor. Küçük için d eaynı şey geçerli. Yani bir soru sorulduğu zaman ona cevap verebilmek lazım. Bu da öndeki hazırlık. Ondan sonra pazarlık. Telkif. Ne istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Bunu bilmeden bir şekild emasaya oturmamak gerekiyor.

Burak Büyükdemir: İlk pazarlıkta kaç tane madde pazarlık konusu oluyor. Yani detaya girmeden hani yüzde fiyat ondan sonra böyle konu başlıkları var mı?

Var evet tabi. Bir tabi ki vade iskonto. Ne kadar? Nasıl ödenicek? Bunun karşılığı ne kadar hisse verilecek. Birinci tarafı bu. Bu hisse devriyle ilişkili olan bölüm. Bunun arkasında bu devre ilişkin de ne tip garantiler verilicek de bunun ikinci bölümü. Aslınd abu bir hisse devir anlaşmasının iki bölümünü oluşturuyor. Bunlarda neler var dedim işte hisse ne kadar verilicek, nasıl ödenicek, yüzde kaç alınıcak. Ondan sonra da ne tip garantiler yani şirketin geçmişle ilgili bir vergi borcu çıkar ise bunun sorumluluğunu alıyor musun almıyor musun? Ben bunu sorarım karşı tarafa. Buna benzer işte beyanlar tahhütler bölümü ve ondan sonra da çıkışla ilgili olan bölüm. Gene bu da bunun içerisinde değerlendirilir yani hisseyi satarken nasıl satıcaz. Biraz önce anlattığım olay. Bu işin bir tarafı, diğer tarafı ortaklıkla ilgili. Şimdi tamam ortak oluyoruz ama bu ortaklık nasıl yürüyecek? Burda da genellikle bu ilk görüşmede konuşulmuyor. Yani bunu bir sonrakine bırakmak her zaman benim tercihimcir yani iki tarafta çözüldükten sonra ortaklıkla ilgili genel prensipler yazılı olarak göndeirlir ondan sonra detaylı olarak konuşulur. Çünkü bir iki madde değil bu hiç bir zaman. çok daha fazla detaylandırılması gereken bir konu.

Burak Büyükdemir: Ortalama bu konuşlamar örneğin şirket boyutuna göre değişiyordur ama ne kadar sürüyor, pazarlık usulüyle bu gidip gelmeler emailleşmeler. Bir ortalaması var mı?

Sizin sektörde çok daha hızlılarını da gördüm çok eksepsiyonel. Özellikle teknolojiyle ilgili olan işlerde süreçler onlarda 1.5 2 aya kadar düşebiliyor.

Burak Büyükdemir: En hızlısı 1.5 – 2 ay.

Tabi tabi. Onun daha altında bilmiyorum. Öyle bir alıcı bulursanız beni de tanıştırın yani iyi bir müşteri olur bizim için de.

Burak Büyükdemir: Uzayınca neeye kadar gidiyor?

38 ayda bitirdiğim bir iş oldu. Bayağı bir sürebildiği oluyor. En sonunda artık bir anahtar şirketinin satışıydı en son artık futbol takımları ortak olmuştu iki şirketin ama hala birleşmeyi yapamamıştı. Ondan sonra bitti. ITO’yla ….???….. iki şirketin birleşmesiydi. ITO kiliti belki hatırlarsınız.

Burak Büyükdemir: Bir de şey olarak sorucam. Gene bu çok belki pratik sorular ama pazarlık masada bildiğimiz Türk usulü pazarlık mı oluyor yoksa bunun bir jargonu var mı? Pazarlık susulünde. O fiyat ve vade konusunda. Kim güçlü olursa o mu kazanıyor masada.

Bir kere çok önemli bir prensip var burada önemli olan Bir mal alıp satmıyoruz. O yüzden ilişkileri belirli bir seviyede tutabilmek işin en kritik tarafı. yani biz aracılarında aslında birazcık yumuşattığı konu bu. İki tarafın karşı karşıya konuşmasını engellemek. Ama ondan dolayı böyle bir Kapalıçarçı pazarlığı çok fazla yaklaştığımız şeyler değil. Genel de teklif alış verişleri konuşmalar yazılı olarak gerçekleşiyor. Yüz yüze görüşmelerde daha seviyeyi tutturulmaya çalışılıyor.

10 yok 7 olsun hadi 8 olsun 7.5’a bitirelim. işin özü bu olmasına rağmen bu şekilde gerçekleşmiyor. Ama gerçeğine temeline bakarsanız bir kişinin inebileceği fiyat var, bir kişinin çıkabileceği fiyat var. Belirli yatırımcıların tarzı verebileceği rakamı baştan söyleyip ordan hareket etmemek. Ki bence çok düzgün ve net bir stratejidir. Kimisinin şeyi birazcık marj bırakıp biraz daha alt noktadan başlamak ama işin kilit tarafı şu yani satıcı tarafından buradaki kişilerin hayatı çok daha zor. Çünkü biz en azından bir ortak alınması gerekiyorsa büyük boy bir şirkette; diyelim ki 50 milyon dolarlık bir işte bir private equity yapıyorsak dünyada 400 tane private equity şirketi var ise ben bunların hepsini tanıyorum. %90’ıyla da daha önce masada oturmuşuzdur.

Ben ya da ortaklarımdan bir tanesi. Müşterime çok rahat şey diyebiliyorum. Senin şirketin için alabileceğimiz en iyi fiyatı biz alırız. Bunların hepsine gideriz konuşuruz teklifleri toplarız en iyi noktaya getiririz. Bu internet sektörü için de geçerli yani belli bir boyutun üstündeki şirketlerde aynı networke sahip. Ama boyut küçüldüğü zaman herkes yatırımcı olabilir, kimse yatırımcı olmayabilir. yani saydığınız zaman venture capital, angel invester bunların kaç tanesi var, neredeler nasıl bulunuyor o yüzden hiç bir zaman şey sözünü vermek kolay olmuyor. Benim anladığım kadarıyla ya bunun en iyi rakamını alırız.

O yüzden birazcık daha zor bir iş bu. Bu boyutlara gelindiği zaman. Bir de sadece para olmuyor burda yani diğer tarafta da sadece para değil ama buradaki hiç değil. İki gündür herkes smart moneyden bahsediyor yani paranın faydalı olacağı bir sürü, para dışında faydalı olacağı, faydalı olabilecek ortaklar, getirebilecekleri sinerjiler. Bunlar hep konuşuluyor. tabi şeye her zaman dikkat etmek gerek lazım. Sinerjileri kims ekimseye bedava vermiyor diye düşünüyorum. Vermemesi lazım diye düşünüyorum. O zaman ilişkinin biraz seviyesi bozulur diye düşünüuorum. ona da dikkat etmek lazım tabi.

Katılımcı: Merhaba Sadık ben, bilmiyorum bunu sormaya, ahkali bir soru mu? Diyilse şey yapın lütfen düzeltin. Siz bu hizmetiniz karşılığında yani 38 ay veya işte 3 hafta 5 haftalık hizmetiniz karşılığında yüzde mi alırsınız yoksa… eminima dlığınzı yüzdeden daha fazlasını firmalara lazandııryorsunuzdur pazarlık esnasında ama işleyiş ansıl olru teşekkürler.

Bizim gibi şirketlerin genelde çalışma prensipleri bellidir yani süreç boyunca projeye göre değişiyor tabi ki ama ikye ayırıcam bir orta boy işler var yani bizim şirketimiz için 20 milyon dolarla 500 milyon dolar arasındaki işlerdir bunlar. Bunlarda bir aylık ücret alınır. Aynı zamnda iş bittiği zaman da belli bir yüzde alınır ki bu yüzde 2 ile yüzde dört arasındadır. Daha büyük işlere gittiğiniz zaman o zaman işte aylık ücret falan alınmaz. Aldığınız ücret de yüzde şuanki piyas akoşullarıyla 1 ile 2 arasında bir skalaya oturur. 500 milyon dolar üzerine çıktığınız zaman işlerde.

Küçük işerde genellikle şöyle bir durum var. Genellikle küçük işleri yapan aracı şirket çok az var zaten. Bu konuda uzmanlaşan şirket de çok az var. Biz sanıyorum herhalde Türkiye’de ilktir 3 Seas olarak böyle bir şirketin kuruluşunda ortak olarak yatırımcı olduk. Yani daha işte sıfır yani capital rasing ile 10 milyon dolar arası işleri yapıcak bir şirket Peri Capital diye. Bizim sektörde çok deneyimli iki ortaktan oluşuyor. Bizler de 3 Seas’in ortakları olarak buna ortak olduk ve böyle bir şirket yarattık. Birinci yılında çok da iyi gidiyor işte iki tane iş bitirdi şuana kadar. Benim bildiğim bir tek onlar var o yüzden onları söyleyebilirim. Onlarda da genellikle bir yüzde konuşuluyor. genellikle aylık bir şey çok konuşulmuyor ya da imkanlara göre bir şeyler konuşabiliyorlar konuşamıyorlar şirketine göre. İş bittiği zaman belli bir.

Burak Büyükdemir: O hangisi oldu o iki şirket. Burda arkadaşlarla paylaşmanın mahsuru yoksa.

Yok bir tanesi DDS diye bir şirket diagnostik alanında faaliyet gösteriyor. Tıpla ilgili. Yaklaşık 1.8 milyon dolarlık bir işti ve öbürü de VenisKids diye bir çocuk giyimi işi orda 3 Seas ile ortak yapıldı. Ama iki iş bu şuana kadar biten. Şuanda çalıştıkları herhald e7-8 tane daha iş var üzerind euğraştıkları. Orada daha çok bir fix rakam alınıyor yüzdeden çok çünkü şeyi çok yüksek rakamlar olamadığı için yüzde olduğu zaman yüksek yüzdelere gidiyor yani onun yüzdesini konuşmanın çok bir anlamı olmuyor.

Burak Büyüdemir: Çok teşekkürler. Çok bilgikendirici oldu.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 16/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , ,
Sunum Günü

 

Sunum Gunu

Projenizi, girişiminizi veya şirketinizi yatırımcılara anlatmak istiyorsunuz bunun için uygun bir ortam arıyorsunuz. Daha önce Etohum’a başvurmuş veya henüz başvurmamış tüm girişimler ve girişimciler için Sunum Günü’nü hazılardık. 5 dk içinde girişiminizi yatırımcılar ve diğer ilgilenenlerle paylaşabileceksiniz. 9 Nisan Cumartesi günü tüm gün girişimcilere girişimlerini 5 dk sunabilmelerini sağlayacağız. Sunum Günü‘nün ilkini düzenliyoruz, bundan sonra bunu düzenli olarak yapmayı hedefliyoruz. 9 Nisan’da dinleyeceğimiz girişim sayısı sınırlı da olsa bir sonraki günleri şimdiden belirlemeyi istiyoruz. Başvurunuzu ne kadar erken yaparsanız bu kadar öncelik kazanabilirsiniz.

  • Sunum yapacak girişimler her aşamada olabilirler.
  • Mobil, yazılım, oyun, eticaret, içerik vb. internet’le ilgili girişimler olabilir.

Burada sunum yapabilmeniz için

  • 31 Mart’a kadar başvuru yapmış olmanız,
  • Başvurunuzu yaptıktan sonra sunumgunu.com’a katılacağınızı bize bildirmeniz
  • 5 dk ‘lık etohum sunum eğitimi videosunu izleyip, girişiminizi 5 dk ‘da anlatabilmeniz

gerekmektedir. Sunugünü’nde projelerini sunacak girişimler

  • 5 dk’lık sunum zamanı ve 5 dk’lı soru cevap zamanı tanınacak,
  • 9 Nisan Cumartesi günü sunumlar yatırımcılara açık yapılacak,
  • Sunum yapanların özet bilgileri Nisan ayı içinde etohum yatırımcı kulubüyle paylaşılacak

Sunumgünü’nde şu ana kadar kesinleşmiş dinleyecek yatırımcılar 212VC‘den Ali Karabey ve Numan Numanbayraktaroğlu, Verusa Private Equity‘dan Dr. Necip Uludağ, Özyeğin Üniversitesinden İhsan Elgin, Inventram‘den Cem Soysal, Inovent‘den Serhat Görgün, Nokia‘dan A. Selim Aytuna, Salih Özkan, Ilab‘den Yüksel Dibekoğlu, Young Turk Ventures‘dan Cem Sertoğlu, Mynet kurucusu Emre Kurttepeli, Yemeksepeti.com‘dan Nevzat Aydın, Melih Ödemiş, Nokta.com‘dan yöneticiler,  Reklamz kurucusu Orkun Tekin, Trendyol kurucu ortaklarından Evren Üçok, Bilyoner‘den Barış Akkiriş, Sporx kurucuları İlkan Gökyılmaz, Emre Uğurlu, Maçkolik.com kuruclarından Tarkan Onar, Gelirortaklari kurucuları Yunus Güvenen, Emre Burdurlu, Networking Akademi‘den Ertuğrul Belen, Webrazzi.com kurucusu Arda Kutsal, Enuygun.com kurucusu Çağlar Erol, Erk yazılım kurucusu Bülent Arslan, Youthrepublic‘in kurucuları Yener Özgür Özaydın, Gökhan Kavasoğlu, Kerim Türe, Melek yatırımcılar Dr. Haluk Elçi, Erol Değim, Sidar Şahin, Tahir Zaimoğlu, Sadecehosting kurucusu Selçuk Saraç, Beriltech kurucusu Devrim Demirel, Netbu’nun kurucusu Şenel Şahin, Forbes dergisi yazı işleri müdürü Eyyüp Karagüllü, Hürriyet İnternet Grubundan Erhan Acar, Ahmet Dalman, Doğuş Yayın Grubundan Eray Endeş, Businessweek‘den Ahmet Usta, Digitalage dergisi yayın işleri yönetmeni İbrahim Özdemir, Ekonomist dergisinden Emrah Gürkan

Yatırımcı olarak katılmak için lütfen başvuru yapabilirsiniz veya yukardaki katılan isimlerden referans yoluyla tanıştırma talep edebilirsiniz.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 15/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , , , ,
Sunum Günü başvuru formu

Sunumgünü etkinliğinde sizde girişiminizi anlatmak istiyorsanız

devamı »

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 13/02/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, Genel, İnternet girişimcileri | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , , , ,
Sunum Günü yatırımcı katılım formu

Sunugunu.com’a yatırımcı olarak katılmak istiyorsanız lütfen aşağıdaki formu doldurunuz devamı »

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 13/02/2011 | Kategori: Genel | Yazan: Burak Büyükdemir
Etiketler: , , , ,
10 Yazılımcı Girişim Arıyoruz

Microsoft’la beraber yaptığımız işbirliği çerçevesinde 1 Şubat – 30 Nisan tarihleri içinde sürecek ’10 Yazılımcı Girişim arıyoruz’ programı çerçevesinde Ankara’daki Microsoft İnovasyon Merkezinde yazılımcı girişimcileri destekleyeceğiz.

Bu programla yazılım geliştiren girişimcilere ofis imkanı ve şirketlerinin başlangıç aşamasında diğer destekleri vermeyi amaçlıyoruz. En az bir yazılım ürünü veya hizmeti geliştirme aşamasında veya çözüme yönelik somut fikri olan yazılım girişimcilerini en fazla 1 yıl kalmak üzere Microsoft İnavosyon Merkezine kabul edeceğiz.

Girişimcilerin İnovasyon Merkezine kabul edilirken verdikleri yol planı çerçevesinde hedeflerine uaşmaları için diğer konularda yardımcı olmaya çalışacağız. Seçimler ‘ilk başvuran ilk görüşür’ yöntemiyle olacak. Yani başvurların son tarihini beklemek dezavantaj sağlayacaktır. Uygun gördüğümüz adayları hemen İnavasyon merkezine kabul etmeye başlayacağız.

Yazılımcı girişmlerin 2011 Sonbahar ayındaki performans durumları değerlendirilerek 3 girişimi (6 girişimciyi her ekipten en fazla 2 kişiyi) Amerika’da Microsoft Seattle Ofisi veya Silikon Vadisinde 1 haftalık bir Microsoft – Etohum girişimcilik kampina götürmeyi planlıyoruz.

Başvuru yapmak için bu adresi kullanabilirsiniz. Program hakkında sorularınız için iletişimden bize ulşabilirsiniz.

Başvuru esnasında, program başvurusunda bulunanlarda aranacak koşullar:

  1. En az bir yazılım ürünü veya hizmetini geliştirme aşamasında veya çözüme yönelik somut fikri olan
  2. Kurulu bir firma ise, yeni kurulmuş veya kuruluş yılı itibariyle 3 yaşın altında ve yıllık cirosu 250.000 TL’nin altında

Değerlendirme Süreci:

  1. Başvurular Etohum sitesi üzerinden başvuru formu üzerinden alınacak
  2. Başvurular, şu kriterlere göre öndeğerlendirmeden geçirilecek:
    • Kullanılan veya kullanılması planlanan teknolojiler, çözümün etkisi, beklenilen destek kapsamına göre değerlendirilecek
    • Cloud çözümlerine öncelik tanınacak, bulut bilişim konusundaki başvurular öne çıkacak
    • Best practice olabilecek, son teknolojilerin uygunlanabileceği veya kamu sektörüne etkisi olabileceklere öncelik verilecek
    • Projenin en fazla 6 ayda en az beta seviyesinde (sunulabilir bir demo, işplanı… ile) olması beklenecek
  3. Öndeğerlendirmeyi geçen başvuru sahipleri, Etohum ve Microsoft ile birebir görüşmeye davet edilecek

Programa Kabul edilenlere sunulacaklar:

  1. Microsoft İnovasyon Merkezi içerisinde 1 yıla kadar ofis kullanım alanı
  2. Yazılım geliştirme sürecinde ihtiyaç duyulan tüm Microsoft yazılımları
  3. Yüksek performanslı PCler
  4. Yazılım Geliştirme İş Yönetimi Eğitimi
  5. Microsoft Solution Framework Eğitimi
  6. Yazılım Geliştirme Süreç Yönetimi Eğitimi
  7. Teknik Lab Eğitimleri/Atölye Çalışmaları
  8. Ürün veya hizmet çözümünün duyurulması, tanıtım ve bilinirliğini artırmaya yönelik pazarlama çalışmalarında destek
  9. Girişimcilik Kampı; Amerika’da 1 haftalık Microsoft – Etohum Kampı (6 girişimciye)

Başvuru için

government,politics news,politics news,politics