Kategori: Genel

Türkiye’nin önde gelen erken aşama yatırım şirketi ve girişim hızlandırıcısı Etohum,dünyanın teknoloji girişimciliği merkezi olarak kabul edilen San Francisco’da bir kez daha girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getirdi.

İTÜ ARI Teknokent sponsorluğundadördüncü kez düzenlenen Etohum San Francisco Konferansı, Türkiye’den çıkan girişimlerin dünyaya açılmasını hızlandıran önemli bir etkinlik olarak bu yıl daha büyük bir katılımcı kitlesini bir araya getirdi. Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da etkinliğe Türkiye ve bölgeden 300’ü aşkın girişimci, yatırımcı ve uzmankatıldı.

22 Haziran Çarşamba günü Galvanize hızlandırıcısında gerçekleştirilen Etohum San Francisco etkinliğinde Intel’in İş Geliştirme ve Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ayşegül İldeniz, Doğan Online Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, İTÜ ARI Teknokent Genel Müdür Yardımcısı Gökçe Tabak, Startup Grind’den Derek Andersen, Google hızlandırıcısı Roy Glasberg, Picsart Founder’dan Hovhannes Avoyan, Freshdesk’ten Dilawar Syed, Striim’den Ali Kutay, “Startup Rising” yazarı Christopher Schroeder, Endeavor’dan  Allen Taylor, “From The Other Side of The World” yazarı Elmira Bayrasli, Inventuslaw’dan Anil Advani gibi önemli isimler konuşmalar yaptı.

Etohum Kurucusu Burak Büyüdemir’in Etohum San Francisco etkinliğinin açılış konuşmasında şunları söyledi: “Son 3-4 senedir Türkiye’de melek yatırımcılık ve girişimcilik kavramları oldukça popüler oldu. Melek yatırımcılar genel olarak kendilerine fiziksel olarak yakın girişimlere yatırım yapmayı tercih ediyor. Türk girişimlerin yatırım için yabancı melek yatırımcıları beklemesinin doğru olmayacağını düşünüyoruz. Bundan dolayı bu konferans ile Türkiye’den çıkan ve gelecek vadeden girişimlerin dünyaya açılmasını hedefledik. Gelecekte de Türk girişimlerini yabancı yatırımcılar ile buluşturmaya devam edeceğiz.“ dedi.

Etohum San Francisco Konferansı’nda açılış konuşması yapan İTÜ ARI Teknokent Genel Müdür Yardımcısı Gökçe Tabak, Türkiye’nin önde gelen teknoparklarından İTÜ ARI Teknokent olarak, internet ve teknoloji dünyasının yakından takip ettiği bu önemli buluşmada yer almaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.  İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Türkiye’nin AR-GE ve inovasyona dayalı teknolojik birikimini güçlendirmek ve teknolojik girişimlerin başarılarını daha da geliştirmek amacıyla 2002 yılında kurulduklarını belirten Gökçe Tabak sözlerine şöyle devam etti:

“Yılda 600’ün üzerinde projenin üretildiği ITÜ ARI Teknokent’te, 148’i patentli olmak üzere toplamda 2.500’ün üzerinde başarılı proje çıkardık. 2015 yılında 3 milyar TL gelir üreten İTÜ ARI Teknokent firmaları 180 milyon dolar AR-GE ihracatına da imza attı. Bugün geldiğimiz noktada artık mevcut girişimcilerimiz, yatırımcılarımız ve yeni projelerimizle ülkemizde girişimcilik algısının oluşumuna öncülük ediyoruz. Diğer taraftan 2 yıldır yürüttüğümüz  “İTÜ GATE Uluslararası Girişimci Hızlandırma Programı” ile teknoloji firmalarının Amerika pazarına açılmasını destekliyoruz. İTÜ ARI Teknokent olarak en büyük amacımız Türkiye’den küresel ölçekte markaların çıkmasına imkan tanımak. İTÜ GATE’i de bu amacımız doğrultusunda attığımız en önemli adımlarından biri olarak görüyoruz” dedi.

Etohum Konferansı’nın da girişimciler için çok önemli bir etkinlik olduğunu belirten Tabak, dünyanın en önemli teknoloji şirketlerinin liderleriyle aynı ortamda bulunup, onların tecrübelerinden birebir yararlanmanın büyük fırsat olduğunu sözlerine ekledi. Tabak yaptığı konuşmada, Silikon Vadisi’nde yer almak isteyen girişimcilere, global ölçekte değerlendirilebilecek projeler üretmelerini ve spesifik bir alana odaklanmalarını tavsiye etti.

Türkiye’de teknoloji ile ilgili girişimlerin artması gerektiğine dikkat çeken Intel’in İş Geliştirme ve Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ayşegül İldeniz “Ülkemizde inovatif girişimler bulunuyor. Ancak bu girişimleri globale Türkiye’deki girişim ekosisteminin gelişimine büyük katkıda bulunacaktır. Bu alanda uluslararası faaliyetler Türkiye’den çıkan girişimler için oldukça önemli. Bu girişimlerin Silikon Vadisindeki gelişmelerin bir parçası olması gerekiyor.” diye konuştu.

Doğan Online Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner ise konuşmasında büyük çaplı kurumların bir girişimci yaklaşımı ile faaliyetlerini sürdürerek inisiyatif almalarının önemine değindi. Etohum platformunun Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin gelişmesi açısından çok faydalı olduğunu ifade eden Boyner, “Bu etkinliklerde ekosistem içerisindeki oyuncuların bir araya gelerek bilgi alışverişi yapmalarını çok faydalı buluyorum.” dedi.

Etkinlik ile ilgili daha fazla bilgi için: http://www.etohumsf.com/

Not: Fotoğraflar – Tayfun Coşkun / Anadolu Ajansıhanzade_dogan_boyner

Avrupa’da birçok ülke her geçen yıl yeni bir startup ile parlıyor ve dünyanın çeşitli kıtalarına yayılıyor. Bu parlayan yıldızların bir çoğunun, hatta en önemli isimlerin, Polonya’dan çıktığını görmemek mümkün değil. Peki, Polonya’nın Avrupa’daki en büyük startup hattı olması konusunda tek kanıtımız bu mu? Tabi ki hayır!

Polonya, Amerikalıların tabiri ile ‘power hub’ yani ‘güç merkezi’ rolünde, Avrupa için. Bunları Forbes yazarları dahi söylüyor, haklısınız. İşin gerçeği, Polonya sadece Avrupa için değil, artık dünya için önemli bir değere sahip.

Başarı hikayeleri ve startup tohum platformlarından sonra bunların yanında Google’ın sayılı kampüslerinden birini Polonya’nın Başkenti Varşova’da faaliyete başlamasına ve sayısız etkinliklere ev sahipliği yapmasına ne diyeceksiniz? Genç ve akıllı beyinleri değerlendirmek için, Google, sağlam atmışa benziyor. Sizce de öyle görünmüyor mu?

Polonya, halihazırda sayısız başarı hikayesi ile gündemden düşmüyor. Eğer startup dünyasını yakından takip ediyorsanız, bu durumu çoktan farketmişsinizdir. Örneğin, Brainly, dünyanın en büyük sosyal eğitim ağı, Polonyalılar tarafından geliştirildi ve hala alanında bir numara olmaya devam ediyor. Şirketten alınan bilgiler gösteriyor ki, aylık 40 milyonun üzerinde ziyaretçisi 35’den fazla ülkeden geliyor, Brainly’e. Bir diğer örnek ise, Filmaster. O da, Samba TV tarafından 1 Milyon Euro’ya satın alınmıştı. Diğer bir başarı, DocPlanner. Online olarak doktorunuzu bulup randevu almanızı sağlayan proje, Polonyalılar tarafından geliştirildi ve 25 ülkeden ziyaretçisi yani hastası var. Türk çalışanları da dikkatimizi çekti hemen. Avrupa, Asya ve Afrika’da bir numara olmaya devam diyor. Bir diğeri, Atsora, not edilmesi gereken bir başka startup. Finans sektörüne yönelik geliştirilen proje, Varşova’dan yönetilmekle birlikte, finans sektörünün inovasyonu olarak anılıyor.

Çokça Polonyalı olup Avrupa ve Amerika’da isim yapmış startup örnekleri vermeye çalıştık. Bunun haricinde, bu projelerin hepsinin dünyanın değerli yatırımcılarından yüksek miktarlarda yatırım aldığını ve her birinin farklı şehir ve ülkelere de şubeler açıp daha da büyümeye gittiğinin de farkındayız. Tabii ki, Polonya’nın genç nüfusunun nasıl dinamik olduğunu gösteren güzel bir örnek bu.

Avrupa’dan yatırım geliyor mu? Tabi ki evet. Ancak bu sadece kısa vadede yararlı oluyor. Uzun vadeli proje çalışan ekipler, büyük yatırımcıların peşinde koşuyor. Bu bir gerçek ki, büyük yatırımcılar da kaliteli Polonyalı startupların peşinde.

Bazı startuplar Almanya’yı seçerken, birçoğu da Polonya’dan sonra ilk şubelerini ABD’de açıyor. Ancak hem Avrupalı hem de Türk gençler, Polonya’da startup rüzgarları eserken, ülkenin nasıl potansiyele sahip olduğunu hemen farkediyor.

Krakow ve Wroclaw şehirleri için dinamik genç nüfusun çok olduğundan hep bahsetmişizdir. Ancak artık iki şehirle kalmıyor, tüm ülkede startup etkinlikleri düzenleniyor. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya, tüm Polonya’da uluslar arası etkinlikler yapılıyor. Google Campus de Varşova’yı hiç yalnız bırakmıyor.

Büyük şirketlerin yazılım ekipleri genelde Wroclaw’da olur ve Pazarlama ya da Finans ekipleri Varşova ve Krakow’da bulunur. Ancak bu gelenek biraz gelişiyor gibi. Startup geleneğinin tüm ülkeyi sarmasından sonra, artık Varşova ya da Krakow farketmez, tüm Polonya etkinliklerle, yatırımlarla, projelerle, ve yeni startuplarla birlikte, Avrupa’nın en büyük startup merkezi olmaya doğru hızla koşuyor!

Said Murat – Polonyadan.Com

“Verdiğiniz sözleri tutun, gerçeği söyleyin ve hatalarınız için sorumluluk alın.”

Evet, farkındayız, bunlar ailenizin siz çocukken verdikleri öğütlere benziyor. Fakat gerçek şu ki, bu basit gibi gelen sözler aslında iş hayatında çok lazım!

Özellikle de dijital dünyadaki girişimcilerin “gerçek hayat”ta asla karşılaşamayacakları kadar büyük bir kitleyle iletişimde olabildikleri, bu gelişmekte olan alt-kültürde… Daha önce hiçbir nesil birbiriyle bu kadar “ilişkide” olup, aslında bir yandan da bu kadar kendine dönük olmamıştı. Özellikle bir değişim ve bir etki yaratmak istiyorsanız, bunu mutlaka göz önünde bulundurmalısınız.

Sosyal medyada bizi tanımadığımız kaç kişinin takip ettiğini, beğendiğini önemserken gerçekten tanıdığımız insanlara karşı özenli ve saygılı olmuyoruz.

Kendinizi bir girişimci olarak nitelemek kolaydır, peki kendinizi bir profesyonel olarak niteleyebilir misiniz?

24 Mayıs 2016

AMERİKA’NIN KEŞFİ

“Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” sözünü eminim birçoğumuz duymuşuzdur. Birçok alandaki uygulamalardan bahsedilirken diğer gelişmiş ülke modellerinin ülkemizde de olması gerektiğine vurgu yapmak için kullanılır. Ben de bu konuyu teknoloji girişimciliği açısından ele almak istiyorum. Yani dünyada teknogirişimcilik konusunda belirli bir başarı yakalayan ülkelerin yaptıklarını yapabilirsek acaba Türkiye de aynı başarı tekrarlanabilir mi?

Bu meseleyi düşünmeye ilk olarak bundan altı yedi ay kadar önce “Girişimcilik Konusunda Türkiye’ye Model Ülke Hangisi?” sorusuyla başlamıştım. O yazımda başarılı ülke uygulamalarının ülkemize transferi konusunun apayrı bir uzmanlık gerektirdiğini dile getirmiştim. Birden fazla parametrenin bir araya getirdiği sistemleri ülkemize doğrudan uyarlamak ve taşımak konusundaki itirazımdan bahsetmiştim.

Fon bulmak, girişimcilerin yüzleştiği en önemli sorunlardan biri. Kredi de alsalar, kitle fonlamalara da girseler, yatırım da bulsalar, iş hayallerini gerçeğe dönüştürmek için bir nevi dış finansmana her zaman ihtiyaç duyuyorlar.

Fakat bazı girişimciler kendi operasyonlarını kendileri yürüterek kendi fonlarını da kendileri oluşturmayı tercih ediyorlar. Yani işe kendi paralarını yatırmak istiyorlar. Bunu yapabilmek için kaynaklarınız varsa, elbette işinizde hem yaratıcı hem finansal olarak tüm kontrolün sizde olması muhteşem bir durum olur.

İşin dezavantajlı kısmı elbette iş bütçenizin kişisel finansman durumunuza bağlı kalacak olması. Kendi fonlarını kendi yaratan girişimciler işe yatırılan her bir kuruşla ilgili sıkışmalar yaşarlar ve doğru finans yönetimi yapılmazsa kendinizi ciddi bir batağın içine doğru sürüklenirken bulabilirsiniz.

Startup projelerinin başlangıç evresinde girişimcilerin yatırımcılara hedeflenerek finansal durumlarını artırmaları gerekir şüphesiz. Pek çok girişimci ise sunum yapmakta deneyimsiz, ya da başarısız olabiliyor. Melek yatırımcı ya da genel yatırımcı, aradığınız hangisi olursa olsun, yaklaşımınızda dikkat etmeniz gereken bazı hareketleri burada listeledik:

Hata #1: Yatırımcıya talep edilmeden iş planınızı göndermek – Yatırımcılar rutin olarak talep edilmemiş e-postaları silerler. Yüzlerce, binlerce e-postanın içinden mücevher bulmak için zamanları yoktur elbette. Fakat iletişim ağlarından birinin referansı olursa – bu bir avukat, portfolyolarında yer alan bir şirketin girişimcisi, yatırımcı bir tanıdık olabilir, – o zaman projenizle ilgilenme şansları olacaktır.

İş dünyasında belirli bir deneyim elde ettikten sonra kendi işini kurma kararı elbette kolay değil. Bir girişimci olmak beraberinde bir çok risk, zorluk, fedakarlık getiriyor. Artıları da malum: daha esnek bir çalışma şekli, nerede isterseniz orada çalışma lüksü… Başarılı girişimcilere sorulduğunda da genelde hepsi hallerinden memnun, “iyi ki yapmışız” diyorlar. Gelin 10 girişimcinin, neden “iyi ki yapmışız” dediklerine bir kulak verelim:

1: ” Girişimci olduğum için çok mutluyum çünkü benim için en önemlisi kendi planlamamı yapıp aileme de zaman ayırabilmem. İki çocuklu meşgul bir anne olarak hem müşterilerimle toplantılar düzenleyebiliyor, hem aralarda çocukları okula, spora, doktora götürebiliyorum. – Stacy Haynes, CEO Little Hands Family Services’de psikolog

Birçok girişimci işlerini mail yoluyla yürütür, müşterileri mailler gönderir hatta pazarlamasını maillerle yapar. Siz de girişimci olarak e-posta adreslerini çok aktif bir şekilde kullanacaksanız dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Bu yazımızda özellikle dikkat edilmesi gereken püf noktalarını derledik.

  • E-posta adres listeleri satın almayın, kiralamayın: Yasal olarak böyle bir şansınız var ama bu iyi bir fikir değil. Yasal olsa da aslında bu kötü bir pazarlama tekniği çünkü aslında eposta servis sağlayıcılarının hizmet kullanım şartlarına uymuyor. Aynı zamanda e-posta adreslerini satın aldığınız kişiler sizi tanımıyorlar, büyük ihtimalle de sizden eposta almak istemeyecekler. Hatta büyük ihtimalle sizi spam olarak işaretleyecekler. Ve en önemlisi, haydi dürüst olalım, yüksek kalite eposta adresleri hiçbir zaman satılık değildir.