Yer: İstanbul
Tarih: 19/03/2011
Konuşmacılar: Burak Ertaş
Şirket: Sahibinden.com
Konu: Sahibinden.com
Etohum’un Türk internet piyasası için neler ifade ettiğini içindekiler çok iyi biliyor. Ayrıca kişisel olarak da teşekkürler, böyle bir ortamda girişim yapmayı düşünen genç beyinlerle beraber olmak ayrı bir keyif. Şimdi, ben bir önceki şeye yetişebildim; sevgili Can’ın konuşmasına yetişebildim. Bir sunumum var ama tahminim sorular daha çok oluyor ve zamanı ona göre kullanmak isteyeceğim, bazı bölümleri hızlıca geçeceğim.
Ben şöyle bir sunum düşünmüştüm; biraz kendimden bahsedeceğim, ben şu anda profesyonel olarak yönetici olarak çalışıyorum. Aslında sesimi duyabiliyorsunuz herhalde, oldukça yüksek bir sesim vardır. Biraz kendimden bahsedeceğim, sahibinden.com’u herkes biliyor ama ben biraz rakamlardan konuşacağım. Sonra da girişimcilik yapmak isteyenlere kendimce, kendi paylaşımlarımdan çıkarımlarda bulunacağım çünkü ben de zamanında bir girişimci idim.
Evet, biraz kendimden bahsedeyim; 87 Ankaralı-İstanbullu sayılırım geçmişim uzunca yıllar Ankara’da geçti. 83 94 arası, lise üniversite ilk işim, kurduğum işler, askerlik falan Ankara’da geçti. Ondan sonra İstanbul’a profesyonel olarak geçtim. Liseyi Ankara’da okudum, Ankara Fen Lisesi mezunuyum. Sonra ODTÜ Elektrik Elektronik’te okudum. Daha sonra Koç’ta Executive MBA yaptım. 87 yılında ODTÜ’de okurken, dört arkadaş –hepsi ikinci sınıf öğrencisi- bir yazılım firması kurduk.
Firma hala devam ediyor onu söyleyeyim ama ben artık o firmanın içinde değilim 93 yılından beri. Yazılım işi yapıyorduk, bugün çok iyi bildiğiniz logo, link, eta gibi yazılımların hizmet ettiği –o zamanlar entegre muhasebe paketi idi adı, şimdi ERP paketlerine dönüştü- o işi en iyi yaparız diye girdik işe, şimdi girişimcilik tarafında bahsedeceğim tecrübelerimizden; doğrulardan ve yanlışlardan, öyle bir yol aldım. 93 yılına kadar -87 93 arasında- dolayısıyla kendi işlerime ağırlıklı olarak yaptım. Arada bir yıl Datacell’de profesyonel çalışmam olmakla birlikte ondan sonra ikinci bir firma kurduk. Yine eski şirketten arkadaşlar artı Emrah Halıcı ile birlikte, ben 93 yılında askerlikten sonra ayrıldım ve İstanbul’a geçtim.
Orada –tabi yazılım backgroundundan olduğum için- yine yazılım üzerine çalışmaya devam ettim. Ama bu sefer alan değişti, telekomünikasyona geçtim. O zamanlar Telsoft diye bir firma vardı ve Amerika’daki büyük yazılım firmalarına altyapı çözümleri üretiyordu. 1994 – 2003 arasında o firmada çalıştım Senior Software Engineer olarak girdiğim firmadan mühendislik ve ürün geliştirmeden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak ayrıldım dokuz yıl içerisinde. O dokuz yılın iki yılı Amerika’da geçti, çalışarak. Geçtiğim firma Turkcell’di. 6 yıl Turkcell’de pazarlama ve ürün yönetimi tarafında ses dışı hizmetler, katma değer dışı hizmetler dediğimiz aslında bir kişinin diğer bir kişiyi aradığı zaman yaptığı konuşmanın dışındaki her şeyin pazarlama ve ürün yönetiminden sorumlu ekipleri yönettim. İşte buna mobil internet de giriyor, 3g de giriyor, mobil müzik, oyun, aklınıza ne gelirse. Dolayısıyla telif haklarından tutun celebrity sanatçılara, müzik meslek birliklerinden mobil internetin güzel dünyasına kadar birçok konularla çalışma imkânım oldu.
Geçtiğimiz yılbaşında sahibinden.com ekibine katıldım, çok iyi bir teklif geldi. Sahibinden.com da çok uzun süredir kullandığım ve hikâyesini çok beğendiğim beni de gelecek hikâyesi çok heyecanlandıran bir firmaydı. Ben de onu değerlendirdim, bu ekibe yönetici olarak katıldım. Benim anlatacağım, geçmişimdeki iş hayatım açısından buyum diyebilirim. Sahibinden.com nasıl başlıyor ben çok kısa hikâyesinden bahsedeceğim, detaylara girmeyeceğim. 2000 yılında, bir arkadaş sohbetinde fikir ortaya çıkıyor, kurucumuz Taner Aksoy, aynı zamanda Aksoy Grubu’nun da yönetim kurulu başkanıdır kendisi. Aksoy Grup’ta işte Richmond Otelleri, İstanbul’daki Capitol İş Merkezi, işte bir takım emlak projeleri var. Genelde turizm, real estate, turizm, avm işletmeciliği ve internet konusunda iş yapan bir grup. Taner Bey Amerika’dan döndükten sonra işte arkadaş muhabbetinde, klasik Türkiye’ye dönenlerin aradığı şey ev, araba oluyor. O zaman da sadece gazetelerdeki seri ilanlar var.
Niye internette bu fikir hayata geçmesin diye düşünülerek sahibinden.com başlıyor. Sahibinden.com ilk başladığı zaman, içinde 2700 ilan var, üç tane çalışan var. ‘Nedir?’ dersek Sahibinden.com’a ben en iyi şöyle tanımlıyorum, ‘Her türlü ürün ve hizmetin alınıp satıldığı bir elektronik pazaryeri’ aslında. Şimdi bu on yıl içerisinde nereye gelmiş durumda, binlerce kategoride 2 milyondan fazla aktif ilan var bugün itibariyle 2.1 milyon civarında satıcıyı bekleyen ürün, hizmet, ilanı girdiğinizde bulabiliyorsunuz. Merkezimiz İstanbul’da, beş tane ilimizde bölge ofislerimiz var, görüyorsunuz ekranda. 180’e yakın da çalışanımız var, bunlar da grubumuzdaki diğer markalar. Şu anda sahibinden.com –bunlar Google Analytics şubat verileri- ayda 22 milyon farklı ziyaretçi alıyor. Günde ise 2 milyon. Ayda 1,7 milyar sayfa görüntülemesi var ve 63 milyon ziyaret var.
Türkiye’de özellikle internet reklamcılığını iyi ölçmek için İnternet Advertising büronun getirdiği bir ölçümleme toolu var, biz de yeni katıldık oraya, ilk sonuçlarını Mart ayı için alacağız. Görüntü şu ki aylık sayfa görüntülenmesinde Türk siteleri arasında muhtemelen ya bir ya iki olacağız. Yine unique visitor tarafında bir veya iki olacağız. Real user’i tam bilemiyorum çünkü onun hesaplama algoritması enteresan, diğer toollarla karşılaştırma yaparak bulamıyorsunuz.
Dolayısıyla Türkiye’deki en yüksek ziyaretçi ve ziyarette de trafiği alan siteyiz demek çok yanlış olmaz. Şeyleri dışarıda tutuyorum tabi; Facebook, Google gibi beş tane büyüğü dışarıda tutuyorum. Bu, kasımdaki Comscore verileri, bu da farklı farklı alanlarda, farklı farklı tabi sıralamalardayız. Ama bize çarpıcı gelen şu, ziyaret başına bir kişinin bizim sitemizde geçirdiği zaman çok uzun, nedeni de şu; çok çeşitli içerik olduğu için çok farklı meraklara, ilgi alanlarına hitap edebiliyoruz. Birisi işte araba arıyor özellikle spesifik bir marka, modelle ilgileniyor. Gidip onun araştırmasını yaparken orada bir cep telefonu görüyor. Bu sefer cep telefonu kategorilerinde araştırma yapmaya başlıyor. Belki almayacak, sadece fiyat hakkında bir fikir edinmek için arıyor veya tamamıyla hobi anlamında arıyor. İşte oradan başka kategoriye geçiyor, böylelikle yaklaşık ortalama olarak 13,9 dakika ile Türkiye’de ziyaret başına en fazla süre geçirilen siteyiz, kasımdaki verilere göre. Facebook böyle, baktığınızda ikinci.
Beni en çok etkileyen bu olmuştu veriler açıklandığında yani Facebook’tan daha fazla zaman harcıyor insanlar burada. Youtube ise üçüncü. Bir de site gerçekten, platform gerçekten etkin, yani siz bir ürününüzü satmak istiyorsanız çok hızlı sonuç alıyorsunuz. Biz ilanlar yayından kalkarken ilanı giren kişiye soruyoruz. ‘Niye ilanı kaldırıyorsunuz?’ diye. Çeşitli seçenekler var; satmaktan vazgeçtim, başka yöntemle sattım gibi. Seçeneklerden bir tanesi de sahibinden.com aracılığıyla sattım seçeneği. Bunu işaretleyenleri hesapladığımızda dakikada iki araç ve bir evin satıldığını veya ev açısından kiralandığını görüyoruz. Günde de, her gün 40.000 yeni ilan giriliyor.
Bu, Pazar araştırması firması İpsos KMG’nin yaptığı bir araştırma, buna göre bu marka değeriyle ilgili bir araştırma. Buna göre geçen yılın en çok sevilen emlak, otomotiv ve ikinci el sitesi seçilmişiz. Deloitte’un yaptığı başka bir araştırma değil, bu bir yarışma gibi kurgulanmış. Siz beş yıllık iş sonuçlarınızı raporluyorsunuz. Onaylı iş sonuçlarınızı, ona göre gelirde –beş yıllık gelirde- en hızlı büyüyen şirketleri sıralıyorlar. Buna göre biz ilk 50’ye girdik. Türkiye’deki 3. Teknoloji şirketi olduk. İnternet alanında, yani önümüzdeki iki şirket internet alanında olmadığı için internet alanında birinciyiz gözüküyor. Bölgesel olarak da baktığında, çünkü bunu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesi içinde yapıyor Deloitte sıralamayı. Orada da 11. En hızlı büyüyen internet şirketi, 46. da teknoloji şirketi olduk. Yani böyle özetle sahibinden.com hikâyesi ve geldiği nokta böyle.
Ben biraz kendi iş hayatımdan ve yaptığım girişimlerden edindiğim tecrübeleri paylaşmak istiyorum. Çünkü burada girişimcilik yapmaya başlamış veya yapmak üzere olan, niyeti olan arkadaşlar var. Yani bunu nasihat gibi almayın da, öğrenilmiş kazanımların paylaşılması gibi –lütfen- alın. Birincisi benim hayatta gördüğüm şöyle bir şey var; bu hep hemen her iş alanı için geçerli ama internette iseniz, teknolojide iseniz çok daha geçerli. Ama internetteyseniz belki daha da önemli. Her zaman fırsat var, bu kesin. Ama fırsatların geçerli olduğu yani o fırsatın yakalanması gereken bir zaman aralığı var dolayısıyla bir fırsat ortaya çıkıyor, siz onu ne kadar hızlı algılarsanız ne kadar diğer insanlardan daha hızlı ve daha doğru şekilde yaparsanız başarılı olma olasılığınız o kadar yüksek. Fırsat penceresi kapandığı zaman da o işle ilgili çok ısrarcı olmamak lazım çünkü hani fırsat penceresi geçti, başkaları yaptı.
Zaten sizin o alana girip de fark yaratacağınız ve diğerlerinden Pazar çalacağınız bir görüşünüz de yoksa bir özelliğiniz de yoksa başka fırsatlara bakmakta yarar var. Birincisi bu. Zaman önemli yani, özetle fırsatı gördüğünüz zaman hızlı hareket etmek gerekiyor. İkincisi benim gördüğüm ama aynı zamanda da bu Worm Buffet’ın basit matrisi diyeyim. İyi iş ile kötü işi ayırt etmek çok önemli. Çünkü Worm Buffet işte bu çok geniş bir yatırım portföyü olan çok guru bir Amerika’daki işadamı, dünyanın da en zengin insanlarından bir tanesi. Buradaki yeşiller çok gözükmüyor olabilir ama. Şunu söylüyor aslında benim bu uzun hayatım yatırımcı kimliğimle edindiğim kazanımlardan çıkarttığım sonuç şudur demiş adam; ‘Eğer bir iş iyiyse, o işe girin’ diyor.
Yani ya bir firmayı satın alın ya kendiniz yapın. ‘Çünkü iş iyiyse zaten o yükselen dalga ile beraber siz eninde sonunda başarılı olursunuz’ diyor. İyi yönetirseniz, yani girdiğiniz iş alanı iyiyse ve siz iyi yönetirseniz, yöneticileri –yönetim kadrosu- iyiyse o zaman muhteşem bir başarı çıkar ortaya diyor. Kötü yönetirseniz de tabi daha az bir başarı olur ama yine de başarılı olursunuz diyor. Dolayısı ile burada tabi yönetimin seçimi çok önemli, ama öncelikle en başta gireceğiniz işin seçimi çok önemli. Yanlış işi seçerseniz, çünkü şöyle bir şey diyor; istediğiniz kadar iyi olun o işi yönetmekte, genelde bir başarı gelmiyor ya vasat oluyor ya küçük bir başarısızlık oluyor. Ne kadar çabalarsanız çabalayın. Bir de kötü yönetirseniz zaten ‘total failure’ geliyor diyor. Dolayısıyla girilecek işin burada önemi var fakat şunu da burada ben, failure diyoruz, Türk kültüründe çok korkunç bir şey failure, başarısızlık. Girişimci iseniz başarısızlığa da hazır olmanız lazım bunu da söyleyeyim. Çünkü zaten girişimcilik başlı başına büyük bir riski almak demek. Büyük risk, büyük oranda başarılı olamamak anlamına geliyor.
Baştan siz bunu kabul ederek giriyorsunuz. Dolayısı ile girdiniz ve böyle bir sonuç çıktı. ‘Ya ne kötü, başarısız oldu Hasan, Ahmet, Ayşe‘ değil burada, yani Hasan, Ahmet, Ayşe zaten başarısız olabileceğini bilerek yola çıktı. Dolayısı ile burada şevkinizi kırmamak lazım, dışarıdan gelen sözlere de zaten çok fazla kulak asmamak lazım. Amerika bu işi çok iyi başarıyor. Çünkü insanlar işe girişiyorlar, başarısız oluyorlar, bir başka işe girişiyorlar. Bunu genelde başarılı olana kadar da ısrarla sürdürmeye devam ediyorlar. Bu da toplumsal olarak da iş dünyası alanında da çok negatif algılanan bir şey olmuyor. Tabi arka arkaya on defa başarısız olursanız yatırımcılar size yaklaşmakta temkinli davranırlar o da ayrı bir şey. İkincisi, benim paylaşabileceğim; odaklanmak önemli yani burada çok farklı konular olabilir, çok farklı işler aklınızı çelebilir. Bir yandan girişimci kimliğinizle bir şeyler yapmaya çalışırken bir yandan şurada da iyi bir profesyonel hayat var. Yani dağıldığınız zaman başarılı olmak zorlaşıyor.
Ben, kendi tecrübemden örnek vereyim. Biz, firmayı kurduk. Yani firmanın kuruluş hikâyesi de şöyle; o zamanlar part time çalıştığım bir yazılım firması var, o yazılım firmasına biz farklı farklı işler yapıyoruz. Parça işler yapıyoruz o zamanki tabirle, gidip gelen bir muhasebeci var, sürekli ‘Ya piyasada bir türlü doğru düzgün muhasebe programı bulamadım, işte şunu kullandım, bunu kullandım, bunun şurası eksik, şunun şurası eksik’. ‘Biz size yazalım’ dedim o zaman.
Yazın dedi, ben tanımlarım size ürünü. Bize çok iyi anlattı, biz de iyi bir ekiptik yazılımcılar olarak biz bunu hızla yazdık iki ayda ve adam dedi ki ‘Ya bu tüm muhasebecilerin kullanması gereken bir hale geldi, diğerlerinden çok üstün’ , ‘peki ne yapacağız?’ siz dedi şirket kurun. Biz bilmiyoruz daha 18 yaşındayız dedik. Hatta ortaklarımızdan bir tanesi 18 yaşında değildi, ben 18 yaşında olduğum için onun hisselerini de ben aldım şirkette, bir sene sonra doldurduğunda devrettim. Ondan sonra da sağ olsun o kişi zaten ondan sonra da hem fikir babası, hem de advisor boardında oldu kendisi, onu da saygıyla anarım.
Şirketi kurduk, yer olarak arkadaşımızın evini gösterdik. Yani evinizi işyeri gösterdiğinizde şöyle bir şey var, belediyeden küşat ruhsatı denilen bir şey almanız lazım yani burada çalışılabilir diye bir ruhsat alınıyor. Onun için birisi ziyarete geliyor. Şimdi gelecek ne yapacağız dedik, sonra dedik ki şu odayı önce bir iş yeri havasına sokalım.
Masayı çektik kütüphane koyduk falan ama bayağı bildiğiniz ev yani. Yenimahalle’deydi arkadaşımızın evi, hiç böyle iş merkezi falan da değil, sadece insanların yaşadığı apartmanlar var. Adam çok şaşırmıştı, yani tabela filan koyduk mecburen. Geldi ne yapıyorsunuz siz çocuklar dedi, o zaman genciz ki onun gözünde biz çocuklarız. Ya dedik biz böyle işte şirket kurduk, arkadaşımızın evi, paramız olduğu zaman şeye çıkacağız. Geldi verdi ama biz orada gerçekten geceli gündüzlü çalışıp şey yapmıştık. Şimdi, toparlayayım. Biz satışı şöyle yapıyorduk. Muhasebecileri ziyaret ediyoruz falan, o abimizin de çevresi var tabi onları da ziyaret ediyoruz. Adamlar, o zamanlar daha bilgisayarla muhasebe tutmak zaten çok yaygın bir kavram değildi, bilmiyorlar yani önce onu anlatmamız gerekiyordu. Sonra kendinizi anlatmanız gerekiyor, zaten 18 yaşında birisi bir muhasebecinin karşısına gidip biz en iyi muhasebe programını yaptık dediğinizde tabi insanlar biraz kuşkuyla bakıyorlar size ve şeye satmakta çok zorlandık.
Hiç kullanmayan insanlara satmakta çok zorlandık. Ondan sonra biz de stratejiyi değiştirdik, yani dedik ki madem anlatamıyoruz o zaman ürün kendisini anlatsın. Ondan sonra gittik rakipleri kullananlara anlatmaya başladık. Onlar da replacement sales dediğimiz yani çok yüksek oranda ne kullanıyorlarsa bıraktılar ve bizim yazılımları kullanmaya başladılar. Çünkü bilen, farkı çok iyi anlıyordu. Demosunu yapıyorsunuz çünkü ürün kendisini gösteriyor. Öyle işimizi büyüttük.
Neyse, şimdi odaklanma ile ilgili konu. İş büyüdü, güzel paralar kazanılmaya başlandı. Ofis tutuldu. Ofisin duvarlarını falan kendimiz boyadık çok enteresan tecrübelerdi. Hatta fotoğraflarımız falan hala durur kalorifer peteklerini falan boyarken. İşler büyüdü, çok güzel ya tamam hani yazılımı da ilerletiyoruz, ek muhasebe modülleri, personel modülleri falan şudur budur. Dedik ya niye bilgisayar da satmıyoruz. Çok güzel bilgisayar satıyor o zaman her yerde ilanlar falan. Bugünkü gibi büyük markalar henüz gelmemişti. Büyük marka dediğimiz IBM var HP var falan. İthal edilen bilgisayarların patladığı, aslında Türkiye’nin bilgisayarlaşma alanında en hızı yaşadığı yıllar bahsettiğim yıllar, 89 90 yıları falan. Biz o işe de girdik. İstanbul’dan bir şeyin temsilciliğini aldık.
Güzel satışlar yapılmaya başlandı, dedik biz de monte ederiz, parça almaya başladık. Yani yazılımcıyız, bilgisayar monte edip test ediyoruz bir yandan. Onları yapmaya başladık. Ya dedik bu iş güzelmiş, ihaleler var, biz ihalelere girelim. Üniversite ihalelerine girdik, işte askeriyenin çeşitli kuvvet komutanlıklarının ihalelerine girdik. Devlet dairelerinin ihalelerine girdik. O zamanlar novel net vardı daha Linux falan yoktu doğru düzgün, Xenix vardı Unix vardı. Onarı öğrendik, onları kuruyoruz. Guruyuz ya yazılımda. Fakat böyle böyle artık yazılım ilerlemesi gereken yönde ilerlemesi yavaşladı. Bizim ana işimiz yazılımdı. Biz onu aslında odağı dağıtarak en iyi olup da belki pazarı tamamıyla silip süpürebileceğimiz bir alanda geride kalmaya başladık. Diğer taraflarda çok fazla bir farkımız yoktu. Altyapı kurmayı bilen mühendislerdik sonuçta. Ama bugün tüm üniversitelerden bilgisayar, elektrik elektronik mühendisleri mezun oluyor. O zaman da oluyordu onlar da çıkıp bir iş yaptığında veya bir başka firma bu işi yaptığında bizim çok fazla aslında fark yaratacak bir özelliğimiz yoktu. Biz aslında fiyatla rekabet ediyorduk. Fiyat rekabeti tabi olabilecek bir konu, doğal olarak dünyada da commodity haline gelmiş pazarlarda fiyat rekabeti çok net. Şimdi, çelik satıyorsanız çeliğin farklılaşması artık yok.
Neyle farklılaşabilirsiniz, mesafeniz yakındır, maliyetiniz düşüktür. Dolayısı ile fiyatınız düşer. Fiyata gidiyor yani iş sonunda. Benim hayatım boyunca çok sevmediğim bir iştir mesela o, commodity olmuş bir iş yapmak istemem. Farklılaşmanın zor olduğu bir şey, dolayısı ile biz farklılaşmamızın çok fazla olduğu yerlerde odaklanmak yerine dışarıya gidip, farklılaşmamızın çok fazla olmadığı yerlerde iş yapmaya başladık. Hem öteki alanda geride kalmaya başladık. Hem de o yeni yapmaya çalıştığımız işlerde de başkaları çıktı daha düşük fiyata vermeye başladılar. Uzun lafın kısası işin kârlılığı ve dolayısı ile tadı kaçmaya başladı ve ben de 93 yılında profesyonel olarak hayatıma devam etme kararı aldım.
Firma hala devam ediyor bu arada o dört ortaktan bir tanesi firmayı devam ettiriyor. Odak yazılım, fakat ağırlıklı olarak da yazılım işiyle uğraşmıyor şu anda yelkenli tekne kiralama üzerine başka bir firması var, orada da çok ilerlerdi, kendisi yelken federasyonunda falan da hocalık yapıyor. Gerçekten de iyi bir kaptan, yelkenli.com sitesi de. Bir reis oldu, o işi de bu işle beraber götürüyor.
Şimdi diğeri, kolay vazgeçmemek de önemli, doğru işi bulduğunuza inanıyorsunuz, bu çok önemli. Çünkü yanlış işteyseniz vazgeçmelisiniz dolayısı ile doğru işte olduğunuza inanıyorsanız yolda şevk kırabilecek çok şey olabilir. Bazen parasız kalacaksınız, borçlar ödenemeyecek, sıkışılabilecek. Ama şu anda benim gördüğüm gerek Etohum’da da zaten çok net gözüken gerekse diğer internet camiasındaki hareketlenmeye bakarak söyleyebilirim. Kaynak bulmak şu anda Türkiye’de daha kolay olmaya başladı, internet alanında. Dolayısı ile burada yurtdışından da olan, yurtiçinden yatırımcının da girmek istediği bir alan olduğu için internet, kaynak bulmak nispeten kolaylaştı. Burada önemli olan, fikriniz doğru mu, fark yaratabiliyor musunuz?
Diğerleri sizi kolay taklit edebilecek mi ve sizin pazarınızı ele geçirebilecek mi? Sorularına verdiğiniz yanıtlarla doğru bir tablo çıkıyorsa ortaya o zaman kolay kolay vazgeçmemelisiniz. Çünkü vazgeçmek şevki kıracak çok faktör olduğunda çevrede vazgeçmek kolay ama uzun yıllar geçmeden de başarı elde edilmiyor. Ben sahibinden.com ile ilgili bir şey söyleyeyim. 17 yıllık geçmişi var firmanın, yani firma son birkaç senesinde aslında bir para kazanmaya başlamış durumda. Beş altı yıl zorlu, taşlı topraklı yollarda çok özverili bir şekilde bu iş başarılı bir noktaya getirmek için üstünde çaba sarf edilmiş. Bu benim iş tarafında elde ettiğim kazanımlarım, paylaşmak istediğim.
Bir de bunun insan tarafı var, bir tanesi insan çok önemli. Bizim mesela eksiğimiz vardı. Biz dört tane çok iyi mühendistik. Pazarlamacı değildik maalesef, satıcılığı filan öğrendik o yollarda ama pazarlamacılık başka bir nosyon. O yüzden ekibinizi kurarken tamamlayıcı unsurlara dikkat etmek çok önemli. Türkiye’de hani şey vardır, bir tane olsun sadece benim olsun. Bence o yollara gitmeyin. Yola çıkarken üç veya dört kişilik ekipler bence doğru sayılar. Belki dışarıdan ortak alırken de bunu tamamlayabilirsiniz. Ama internet dediğinizde çok kilit tarafı teknoloji ve işin yazılım kısmı.
Yani orada çok sağlam birisinin olması lazım, ekipte. İş modeli kurgulayabilen, pazarlamacı gözlüğüyle kullanıcıyı ve müşteriyi anlayabilen birisinin olması çok önemli dolayısı ile bu unsurları bir araya getirmek gerekiyor. Tek tüfek gitmek biraz daha zor. Larry Page ve Sergey Brin biliyorsunuz, Google, bir ekipler. Devamına bakarsak işte dünyadan örnekler Microsoft’tayız, işte Bill Gates ve Steve Ballmer, bu ikili birbirlerini çok iyi tamamlıyorlardı. Zaten Bill Gates şimdi işlerin çoğunu CEO’su Steve Ballmer’e bıraktı. Ama içindeyken de şöyleydi Chief Software Architect’ti Bill Gates’in unvanı.
Yani adam teknoloji ve yazılımın nereye gideceğiyle uğraşıyordu. Steve Ballmer ise işin business tarafında hangi Pazarlara girmeli, nasıl pazarlama stratejileri uygulanmalı, nasıl fırsatlar olacak. İşin tamamıyla excecution’ı yani bütün insan kaynakları, finans mutlaka tabi yönetim kurulunda da olduğu için Bill Gates onların da içindeydi ama orada bir görev paylaşımı vardı. Hatta görev paylaşımı öyle bir şekilde vardı ki birbirlerini hem tamamlıyorlardı hem de zorluyorlardı. Yani internete girerseniz Wikipedia’da falan hikâyelerine de rahatça ulaşabilirsiniz, kavga falan ettikleri de vakidir yani. Bayağı birbirlerine girerek kavga ettikleri de olmuştur, ama bunlar birbirlerini doğru tamamlayan yönetim ekipleri ve Steve Ballmer Bil Gates’in daha Microsoft 30 kişi iken ilk işe aldığı Business Line Manager yani ilk yönetici aslında o zamandan beri beraberlikleri devam ediyor.
Şimdi bu iki kişi de, biri Steve Jobs, onu herkes tanıyor, diğeri de Tim Cook Apple’ın Chief Operations Officer’ı, COO’su. COO title’ı genelde operasyonun büyük bir kısmını yürüten adam demek , CEO’ya yakın aslında bir görev tanımı var. Buradaki görev paylaşımı da şöyle, Steve Jobs ürün gamını belirliyor, ürünün içerisinde ne olması ve ne olmaması gerektiğini planlıyor. Kutulamasına kadar karışıyor yani böylesine bir deha zaten. Bir de ürün lansmanlarını yapıyor. Lansmanları yaparken en ince detayına kadar kendisi dikkat ediyor. Kendisi maalesef kanser, çok büyük bir deha inşallah daha uzun yıllar yaşamını sürdürür. İnsanlığa çünkü çok farklı ürünler çıkartabilen bir beyin. Tim Cook da geri kalan her şeyi yürütüyor.
Bunlar da böyle bir ekip oluşturuyorlar, dolayısıyla ekip burada başarıya götürmek için önemli yan bizde de burada yaklaşık 180 kişilik bir ekibimiz var, herkesin, her bir tek kişinin –buradaki officeboyundan pazarlamanın başındaki insana kadar- contrubitionu var arkadaşlar. Bunu hiç unutmayın, yani insan en önemli unsur. Yani her işte öyle ama internette iki üç kat daha önemli, bunu da hem kurucu ekibiniz, hem de çalışan ekibiniz açısından unutmamak lazım. İletişim çok önemli, iletişimde de bir anlattığınızı doğru anlatabilmek, yani bu çok önemli, yazılı olarak da aktarabilmek.
Çünkü mühendislerde genellikle böyle bir problem vardır. Mühendis genelde kafasında böyle çok düşünür, düşünür ama bir türlü tam ne demek istediğini anlatamaz. Ondan sonra mühendisler de genelde zaten duygusal ilişkilerinde de o yüzden çok problem yaşarlar. Bu edinilebilen bir yetidir, bunun üzerinde çalışmak gerekir, çok konuşmak, çok okumak, yazmak gerekir bir de dinlemeyi bilmek gerekir. Buradaki bakışlar bence her şeyi ifade ediyor.
Bir kişi size bir şey anlatıyorsa kafanızda başka düşünceler olmayacak, tüm dikkatinizi vereceksiniz. Çünkü her düşünce önemli, internet işinde düşünce kadar değer katabilen daha fazla da bir şey var mı ben bilmiyorum. Diğeri de, bu bizim hiç alışkın olmadığımız bir şey kültür olarak, Akdeniz kültürüyüz ve çok sıcakkanlıyız. Birisi bize gelip harikasın Burak, süper işler başardın dediği zaman acayip mutlu oluyoruz ama birisi gelip de çok iyi işler başardın ama şurası hiç iyi değil, olmadı Burak dediği zaman da başlıyoruz hemen, zaten bu Ahmet beni hiç sevmezdi de ben aslında çok başarılıyım da bunlar öyle değil falan. Hiç öyle değil bu arkadaşlar, bu Turkcell’de Süreyya Bey’in mesela getirmeye çalıştığı bir kültürdü. O da Amerikan kültürü aslında. Microsoft’ta da o kültür var benim bildiğim. Yani iyi yaptığınız işlerin farkında olmak, o insanları ödüllendirmek ve kutlamak, kendinizi de ödüllendirmek önemli. Bunun farkında olmak önemli özetle.
Ama genelde en büyük faydayı sağlayan şey neleri doğru yapamadığınızı bilmekten geçiyor. O yüzden girişimcilerin kendilerine çok iyi ayna tutabilen insanlar olması lazım, ya da birbirlerine çok iyi ayna tutabilmeleri lazım ekip içerisinde. Biz bu işi çok iyi yapıyoruz ama şunu yapamıyoruz tarzında. Bilmezseniz düzeltemezsiniz, bilmek için de hem kendinize, hem de ileride ekiplerinize yapıcı geri bildirim denilen, adamın kalbini kırmadan yani, – o Türklerde çok kolay değil, dediğim gibi- açık söylenmesi lazım şeylerin. Açık açık, yani mesela bunu buradan alıp buraya götürürken çok vakit harcıyorsun, gibi açık açık söylenmesi lazım.
Ben burada bayağı bir zamanımı da harcamış oldum, durayım sorularınız varsa her konuyla ilgili, sahibinden.com, benimle ilgili, iş hayatıyla ilgili.
- Sahibinden.com bu güne kadar ücretsizdi, artık ücretli oldu, müşterileri ürkütmekten korkmuyor musunuz?
- Üye olmak ve ilan vermek ücretsiz, bu hep böyle olmuştur ve böyle olacak. Fakat bu ücretsizlik sadece bireysel kullanıcılara, yani ticari amaçlı iş yapmayan kişilere. Eğer ki siz ticari amaçla, mesela bir cep telefonu şirketiniz var dışarıda, fiziksel bir dükkânınız var. Cep telefonu satıyorsunuz, geldiniz burada satış yapmak istiyorsunuz. O zaman diyoruz ki gelin burada da online mağaza açın veya oto galericisisiniz ticari olarak yapıyorsunuz. Gelin online mağaza açın diyoruz, orada da aslında ilan girmek ücretsiz ama mağazanın ücreti var. Yani şimdi sizin demek istediğiniz şey şu, ilanlarınızı girdiğiniz zaman bir ilanı giriş tarihi var. Ürününüz satılmayabilir, ilanınızın tarihini değiştirmek istiyorsanız ki bu tamamen opsiyonel bir şey, istemiyor olabilirsiniz yani eski tarihle devam etsin derseniz yine ücretsiz. Tarihini yenilemek istiyorsanız ücretli. Bu bizim gelir modellerimizden bir tanesi. Ama tamamıyla opsiyonel.
- Sahibinden.com’da görev ve sorumluluklarınız neler?
- Görev ve sorumluluklarım bir CEO’nun, Genel Müdür’ün görev ve sorumlulukları ile aynı. Bütün işi verilmiş hedefler doğrultusunda ben ve ekibim yürütüyoruz.
- Bir geribildirim vermek istiyorum bir kullanıcı olarak, daha geçenlerde yaşadığım bir olay. Kiralık ev ararken kriterleri girdikten sonra çıkan bütün sonuçlar emlakçılardan çıkıyor ve ben yine gidip emlakçıya komisyon ödüyorum, mağdur oluyorum.
- Sahibinden.com bir marka, ama satılan ürünün ya da hizmetin sahibinden veya bir aracıdan olması da bir parametre aslında, yani bizim gözümüzde böyle. Biz bunu böyle anlatmaya çalışıyoruz. Fakat sahibinden kelimesi o kadar güçlü ki sahibinden.com markasını da kapsıyor ve doğal olarak böyle bir beklenti yaratabiliyor. O yüzden ilan arama sayfalarımızda çok net ayrımlar var. Tepede taba basıyorsunuz sahibinden olanları listele veya mağazadan olanları listele seçeneklerinden birini seçiyorsunuz. O fonksiyonla biz mağazadan almaya da razı olacak kişilere de hizmet sunmaya çalışıyoruz.
- Türkiye pazarına dünyanın büyük şirketlerinin girdiğini görüyoruz. Sahibinden.com da Türkiye’nin bir büyüğü, onun da yurtdışı projeleri var mı?
- Var, aslında sadece yurtdışı değil yurtiçi projeleri de var. Ben aslında buranın tam bir girişimciler veya potansiyel girişimcilerin oluşturduğu bir topluluk olduğundan yola çıkarak. Şu anda biz Aksoy Grubu altında Aksoy internet yatırımlarını şekillendiriyoruz. Dolayısıyla hem Türkiye içerisinde hem de yurtdışında yatırımcı olarak da girdiğimiz işler var, yani bize gelmiş bir işe şirket kurarak, o girişimciye ortak olarak yatırım da yapıyoruz. Böyle bir işe yakın zamanda girişim yaptık, firmayı kurduk. Tahminim benim bir iki hafta içerisinde zaten lansmanını duyacaksınız Türkiye’de sosyal kültür ve eğlence üstüne bambaşka konseptli, markalı yeni bir site lansmanı olacak. Bu tamamen bize gelmiş bir girişimciye yaptığımız yatırım vesilesiyle aldığımız siteler. Bir de bizim gidip kendi kurduğumuz işler de var. Geçtiğimiz yıl Amerika’da bir firma kurduk. Onun da lansmanı zannedersem önümüzdeki bir iki ay içerisinde olacaktır. California’da kurduk. Satıcı ve alıcıyı buluşturan online bir platformu orada da kurduk.
- Şu an sahibinden.com sektörü domine ediyor, bariz bir şekilde, verdiğiniz rakamlarla da görebiliyoruz. 3. parti yazılımlara nasıl bakıyorsunuz? Yani bir alp desteği ile sizin verilerinizi çekme, girme gibi olaylara nasıl bakıyorsunuz, geliştirmeyi düşünüyor musunuz?
- Özellikle, burada şimdi tabi bizim, elektronik ticaret hızla büyüyor Türkiye’de biliyorsunuz. Çok büyük girişimler var. Biraz önce sunumu yapıldı, grup fırsat siteleri var, private shopping çok hızlı büyüyor, Gittigidiyor, sahibinden, hepsiburada. Alışveriş, iş alanında biz de çok büyük işleri yapacak şekilde çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Dolayısı ile orada biz app entegrasyonları söz konusu olacak. Bu benim bahsettiğim bizim standart güvenli alışveriş dediğimiz, sepete at, satın al kredi kartı modeli ile alınabilen ilanlarla ilgili öyle bir çalışmalarımız var.
- Türkiye’de business to business çok yaygın değil, yani yapanlar olsa da böyle ajans gibi oluyor, profesyonel şeyler yok denecek kadar az. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Şimdi Türkiye’de business to business girişimler aslında var fakat yani bir ali baba örneği var ortada, o çok büyük bir dev. O büyüklükte bir business to business daha çıkmadı. Ama mesela Ilab Holding’in yatırımı olan SteelOrbis, ChemOrbis genelde bunları pek bilmiyor olabilirsiniz araştırmadıysanız. Çünkü sırf öyle bir dikey ki Türkiye’deki çelik sektörüne yönelik business to business iş veya kimya sektörüne yönelik. Önümüzdeki dönemde bence elektronik ticaretin bence her alanda girişimini göreceğiz. Kimisi belki Etohum’dan çıkacak, kimisi belki farklı yatırımcılar vesilesi ile ortaya çıkacak. Hızla bu alanda da gelişmeleri göreceğiz diye düşünüyorum.
- Kendinizi anlatırken önce girişimlerinizden, sonra profesyonel hayatınızdan bahsettiniz. Profesyonel iş hayatınızda kod falan yazıyor muydunuz yoksa projeyi mi yönetiyordunuz?
- Ben fiili olarak kodlamayı 1999 yılında aslında bıraktım. Ondan sonra kod yazan ekipleri 2003 2004 yılına kadar yönettim. Dolayısıyla 83’te başladım ben kodlamaya, 16 yıl yazılımcılık yapmışım. Ondan sonra yazılım ekiplerini 2004’e kadar yönettim. 2004 sonrası daha karanlık tarafta, pazarlama tarafında geçti.
- Siz ekibinizin teknik olarak sınırları zorladığını, rakiplerinizin daha üstüne çıktığınızdan nasıl emin oluyorsunuz?
- Ben bir kere şöyle söyleyeyim, o Bill Gates’in lafına çok inanan bir karakterim genelde. Ekibin moralini hiçbir zaman bozmam, yani başarıyı ödüllendiririm ve takdir ederim ama eksiklikler genelde esas fırsatın yattığı yerler olduğu için kritik gözle bakarım. Bence bizim daha gideceğimiz çok yolumuz var. Ekibim açısından, teknolojiyi de iyi bildiğim için, bir şekilde o ekibi zorluyorum. Yani o ekibin benim şirketimin içerisinde bir dezavantajı var. Özellikle o işi çok iyi bildiğim için ciddi zorlamalar yapıyorum. Taşıdığımız işlem adedi açısından bakarsanız inanılmaz büyük bir operasyon ve o anlamda çok iyi noktalara geldik, geçen yıl tüm altyapıyı değiştirdik. Fakat önyüz ve usibility açısından bakarsan, benim gönlümde o kadar çok yatan şey var ki.
- Mesela diyelim ki sahibinden iphone app’i çıkacak, siz iphone uygulamaları geliştirmek için orada olan bütün sd keyleri biliyor musunuz? Teknik olarak her şeyini biliyor musunuz?
- Her alanda , derinliğimiz olan her alanda kendimiz yapıyoruz işi. O konuda derinliğimiz yoksa mutlaka en iyi bir partner bulup o partnerle o işi yapmaya çalışıyoruz. Sahibinden.com mobile app’i biz yazmadık. Backhandini biz yazdık, fronthandini dışarıdaki başka bir iş ortağımızla geliştirdik.
- 180 kişi çalışıyor dediniz, bunların yüzde kaçı IT’ci, yüzde kaçı satışçı?
- Çok büyük bir satış ekibi var, beş ilde ofis olması saha satış ekipleri aslında. Ciddi bir saha satış ekibi var, yani 1/3’ü satıştır desem yanlış olmaz. Ciddi bir müşteri hizmetleri ekibi var. İlan onay ekibi var, çağrı merkezi, destek hizmetleri veren ekiplerimiz var. Yazılım ve tasarım ekibimiz yaklaşık 25 30 kişi civarında ama bana göre yeterli değil ben mümkün olsa 50 kişilere çıkartmayı düşünürüm. Fakat şunu açık yüreklilikle söyleyeyim istediğimiz niteliklere sahip yazılımcı ve tasarımcı bulmak çok zor şu anda. Çok farklı sektörlerden çok farklı firmalardan, bankacılıktan telekomünikasyona kadar talibi durumundalar bu arkadaşların. Dolayısıyla bulmak kolay değil, buradan da açık çek vermiş olayım, bizde çalışmak isteyeniniz olursa kapımız her zaman açık.
- Satış ve pazarlama ekibi ne yapıyor, yani neler yapıyorsunuz?
- Şimdi pazarlama ekibi, tabi bir sürü fonksiyonu var ama kurumsal pazarlama da yapıyoruz, bireysel pazarlama da, dijital pazarlama yapıyoruz, işte onlineda mutlaka sosyal medya yönetimleri oluyor. Bizim şimdi buradaki işin motoru trafik, bütün internet işlerinin motoru trafik. İşe başlayacaksınız, işte ben parayı nasıl kazanacağım, tabi düşünün ama ilk etapta trafiği nasıl sağlayacaksınız onu düşünün. Emlakçılar oto galericiler bizim müşterimiz, cep telefonu dükkânları, bilgisayar satanlar herkes müşterimiz aslında, onlara yönelik pazarlama faaliyetleri var emlakçılara, oto galericilere telesatış yapan ekiplerimiz var saha satış ayaklarına giden ekiplerimiz var yani ciddi bir operasyon var aslında. Hani bazı internet businessleri vardır, açarsınız 6 kişiyle ve çok kârlıdır. O businesslar bence çok güzel. Bizim işimiz de çok güzel ama bizim işimizde de mutlaka Canların işinde olduğu gibi offline tarafı da var işin.
- Sahibinden.com’u genelde herhangi bir ürünün piyasa fiyatını tespit etmek için kullanıyorum. Bu tarzda bir şey sizin gelir modeliniz olabilir mi, yani herhangi bir firma sizin istatistiklerinizi kullanabilir ve bunun karşılığında siz bir kazanç sağlayabilir misiniz?
- Çok güzel bir iş modeli tanımladınız şu anda, bu bizim aklımızda var. Alışverişle ilgili sitelerden bunu yapan birçok site var, bazıları da zaten Etohum’dan destekli olarak yapıyor bunları. Fakat bizim daha çok burada odaklanacağımız yer emlak alanı gözüküyor ve otomotivde de olabilir. Ama emlak çok farklı işleri yapabileceğimiz, bu anlamda ve tamamıyla farklı bir siteyle bile karşılanabilecek bir şey.



