Etohum.tv

En Son Videolar


Arama






Serdar Yaman – Pabbuc.com 2 Nisan 2011

Yer: İstanbul

Tarih: 25/12/2010

Konuşmacılar: Serdar Yaman

Şirket: Pabbuc.com

Konu:  Pabbuc.com

Serdar Yaman: Öncelikle merhabalar, e-tohumun doğasına uygun olarak pabbuc ve kendi girişimcilik hikayemden bahsetmek istiyorum. İzmirli bir girişimciyim, 1980 yılında İzmir’de doğdum, bir esnaf ailenin çocuğuyum bununla birlikte çocukluğum genelde esnaf ailemin ve Türkiye’nin o dönemde içinde bulunduğu durumun iki ekonomik farklı fazı arasındaki sosyo ekonomik dalgalanmalar arasında geçti.

Ailemin gelir düzeyi her beş yılda bir taban ve tavan yapan dalgalı bir gelire sahipti. 80’ler ve 90’lar dönemini düşünürseniz o dönem Türkiye’ de aynı şekilde dalgalanmalar yapardı. Fizikte şu vardır, lisede görmüşüzdür hepimiz iki farklı fazda dalgalanma kaynağı olduğu zaman bir girişim deseni oluşur işte benim hayatım o gtirişim deseninin içinde geçti şimdi de girişimci olarak anılıyoruz.
Ailem, babam, babamın kardeşleri, onun kardeşleri ve çocukları ve çocukları geniş bir çerçevede baktığınız zaman hepsi ayakkabıcılıkla uğraşıyorlar, ayakkabı imalatı, toptan satışı, perakende satışı, ülkenin farklı yerlerinde birçok şekilde bu işle uğraşan akrabam var.
Ben de çocukluğumda sürekli ub ayakkabı esnafının içinde büyüdüm, Kemeraltı ve İkiçeşmeliğin içinde birçok kez geçmeye dahi çekineceğimiz sokaklarda benim birçok kez sömestr tatillerim, hafta sonu tatillerim, yaz tatillerim geçmiştir. Sürekli esnafın içinde büyüyen bir çocuk olarak ticaretle kavruldum diyebilirim. İzmir’in emekli ve memur kenti olduğunu düşünürsek çok fazla sanayi yok, limanımız var bir de topraktan tarımla gelir sağlayan bir nüfusumuz var. Benim yaşantım ve çevrem hep arkadaşlarımdan ve çevremden farklı oldu.

Bu noktada, ailem çok geniş bi,r şekilde ayakkabıcılık işiyle uğraştığı halde babam ehp okumam için beni destekledi o ayakkabı işiyle uğraşmamam, ayakkabı işinin içinden çıkmam için hep uğraştı, iyi okullara göndermeye çalıştı. İzmir’de iyi bilinen okullarda okudum orta okul ve lise döneminde. Sonra benim kendi kişiliğim hep çevremi analiz etmek, anlamak ve daha iyi nasıl çalışır sistemler, ben kendi hayatımda nasıl daha verimli olabilirim ya da çalışan bir mekanizma nasıl daha verimli olabilir, bunu anlamak benim hayatımın temel noktalarından birisidir.

Böyle bir yapıda olunca tabi sürekli mekanik, elektronik uğraşlar evin içine annemi, babamı deli eden ama benim çok keyif aldığım uğraşlarla geçti. İlkokul beşte yani o dönemde Commodore 64 ve Amiga 500’ler vardı, benimse 80-86 bir PC’m vardı. Bunda oyunlar çalışmadığı için o Amiga 500’ün oyunları ben kendi oyunlarımı yazardım arkadaşlarımı çağırıp birlikte evde oynardık. İçinde olduğum durum yeterli gelmiyorsa kendi kaynaklarımla onu çözmek çocukluktan beri benim hayatımın içinde olmuş bir yaşam tarzı.
Liiseye geçince tabi bu her şeyi anlama, analiz etme dürtüsü hayatı anlama dürtüsüne dönüşmeye başladı. Bu noktada fiziğe çok fazla merak salmaya başladım, üniversiteye girişim benim ilk girişimcilik deneyimimdir, çünkü o dönemde üniversite sınavında almış olduğum puanlarla herkesin tercih edeceği, iyi bir üniversitedeki bilgisayar mühendisliği, elektronik mühendisliği gibi bir bölümü kazanabilecekken ben İzmir’de yeni kurulmuş olan, o yıl kurulmuş olan İzmir  Yüksek Teknoloji Enstitüsü Fen Fakültesi Fizik Bölümü’ne girdim. Girmiş olduğum bölüğmn çok daha üstünde bir puanla girmiştim. Üniversite hayatımnda sadece dersleri vermek değil, benim içimdeki o merakı doyurmaya yönelik çok hırslı bir çalışmayla geçti. Almam gereken derslerin çok daha fazla üstünde sayıda ders aldım, yani o dönemdeki arkadaşlar bilirler, gerçekten çok hırslı ve eğitimin verdiği anlayışın haricinde, hayatı anlamaya çalışan bir yapı içerisinde çalışmıştım.
Aynı zamanda hobi olarak, fizik dışında üç boyutlu modellemeye çok merak salmıştım. Üniversite zamanında seek shop ve open directing üzerine oldukça yoğun çalışmalarım olmuştu. Tabi üniversitenin bittiği noktada ben üniversiteye girerken her girişimde olduğu gibi ailem, arkadaşlarım, çevrem, dostlarım hep bana” Yapma fizik bitince ne olacak, iş bulamazsın İT yeni bir üniversite girdiğin zaman başarılı olamazsın, onun yerine iyi bir üniversiteye git” diye telkinlerde bulundukları halde ben kendi bildiğim gibi yaptım ve üniversitede yüksek onur öğrencisi olarak bitirdim.

Başarılı bir girişimdi benim için, önümde birçok seçenek vardı, Amerika, Avrupa üniversitelerine burslu olarak kabul ediliyordum. Ama ben yine kendi içimdeki dürtüyü dinleyerek bunu yapmadım şu anda bütün arkadaşlarım Amerika’da arkadaşlarım var, Avrupa’da Nobel Ödül’lü fizikçilerle çalışan arkadaşlarım var, Hollanda’da, Almanya’da, Danimarka’da, bense Türkiye’de kalmayı yeğledim, idealist bir yaklaşım sergiledim. O dönemde bizim iyi bir grubumuz vardı. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nde profesörlüğe kadar yükselmiş hocamız vardı, süper iletkenler konusunda.

Yine aynı şekilde bir doktora öğrencisi arkadaşımız vardı, dünyanın en iyi süper iletken filmlerini üretiyordu. Birçok yerde önemli yerde makaleleri yayınlanmış bir abimizdi. Bunlarla birlikte bir süper iletken araştırma grubu kurduk ve ben burada hayatıma dair ikinci önemli kararı vererek yüksek lisansa başladım. Burada önemli bir şey var buraya kadar anlatmamın sebebi de bu. Türkiye’de bilime, bilim adamına, yüksek teknoloji alanındaki girişimlere hep şey deriz ,“Neden Türkiye’de bir şey çıkmıyor, neden iyi bilim adamları iyi işler üretemiyor, neden sanayi üniversiteyle bir araya gelip de bir uçak üretemiyor, otomobil retemiyor ya da yüksek teknoloji araçları üretemiyoruz.”
Bunun cevabını ben üniversitede kısa bir süre içinde aldım size de aktarmak isterim, süper iletkenleri bilmiyorum biliyor musunuz, süper iletkenler oldukça düşük sıcaklıklarda eksi iki yüz derece gibi sıcaklıklarda elektrik direnci sıfıra düşen özel materyallerdir. Elektrik enerjisinin sıfıra düşmesi muazzam bir şey hani enerji iletimi açısından bile baktığınızda dünyada milyar dolarlık bir karlılık sağlayacak iş. Ama bunun dışında süper iletkenler sıfır direnç noktasına geldiğinde inanılmaz manyetik özellikler gösteriyorlar. Hepimiz biliyoruz büyük hadron çarpıştırıcısı süper iletkenlerle oluşturulmuş bugün dünyanın çevresini, çehresini değiştirmeye yarayacak deneyler yapılmasını sağlıyor. Birçok noktada teknolojide süper iletkenler kullanılıyor. Süper iletkenlerle üretilen “süit” adı verilen minik cihazlar var. Elektrikteki transtör neyse manyetik değerlerle ilgili olan, aynı dereceye, aynı öneme sahip cihazlar da süitlerdir. Bugün süitler dünyanın önde gelen cihazlarının üretiminde kullanılıyor.

Biz de Türkiye’de bir süit üretmek istedik, bu süitte bir cihaz tasarladık, süitler ayrıca özellikleri sayesinde dünyanın en hassas sensörleridir. Bir tane süitten oluşmuş bir cihaz, bir metrelik mesafeden örneğin her insanın beyin hücrelerinde kaynaklanan elektrik üretimindeki manyetik alanı ölçebilecek derecede hassastır. Uygulamadaki tek sorunu gerçekten düşük sıcaklıllarla çalışıyor olması, bunun da çözümleri mevcut. Önemli olarak bu cihzaı üretmek ve verileri anlamlı bir şekilde yorumlayarak grafiklere ya da görüntüye dönüştürebilmektir. Biz de Tübitak’a bir proje yazdık bu konuda Türkiye’nin ilk süitini üretebilmek üzere, ekibimiz çok iyiydi.
Muazzam teşekkürler aldık Tübitak’tan sonra Tübitak’a verilmiş en iyi proje olduğundan bahsettiler.

Harika gidiyordu her şey biz bu cihazı üretip Tübitak’an aldığımız destekle gerekli ekipmanları alıp, onun arkasından “non-streactor evalution” cihazı denilen herhengi bir yere koyduğunuzda yerin kilometrelerce altına kadar bütün materyal analizini canlı olarak, üç boyutlu olarak önünüze dökebilen, ya da Boğaziçi Köprüsü’nün çelik halatlarına koyduğunuz zaman mikron ölçeklerine kadar size çatlakları canlı bir şekilde gösterebilen cihaz üretmek için çalışmaya başladık.
Amacımız bu cihazı üretip, daha sonra üniversitenin bünyesinde Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bölgesi’nde bir şirket kurmak. Ve bu şirkete ürettiğimiz bu cihazları Türkiye’den dünyaya satmaktı.
Baktığınızda her şey çok güzel Türkiye’de teknoloji üretiyorsunuz, ekibiniz iyi sadece desteğe, devlet desteğine ihtiyacınız var. Proje de gitti, Tübitakta çok kısa bir sürede Tübitak başkanının masasına kadar geldi, bu arada ekibimizin başındaki hocamız Tübitak üyesiydi, yakinen de içerideki bilgilere ulaşabiliyorduk. Ama altı ay boyunca onaylanmad, Tübitak başkanının masasında sürekli imza bekledi. Biz de sürekli olarak bekledik, ne zaman onaylanacak, ne zaman kadro kurulacak, ne zaman ekipmanlarımızı alıp çalışmaya başlayabileceğiz diye. Biz baskı yapmaya başladık çünkü Tübitak’a giden proje bir ya da iki ay içinde olumlu ya da olumsuz bir şekilde mutlaka yanıt alır. Bizimki altı ay oldu haber yok o kadar teşekkür aldık.
Bir gün bizi Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nden davet ettiler. Çok sevindik bir gelişme oldu en azından diye, atladık araçlara İstanbul’a gittik bizi MAM’ın Tübitak Araştırma Merkezi’nde sivillerin giremediği çok özel bir araştırma laboratuvarına soktular. Oradaki çalışmalardan şu anda gizliliği yüzünden bahsedemiyorum. İnanılmaz bir yerdi Türkiye’de gerçekten teknoloji üretildiğini gördük, filmlerde gördüğümüz o odalar, beyaz kıyafetler içerisindeki bilim adamları yer altı ntünellerden geçtiğiniz bir de alan var, her şey çok güzel ama bizi bura6ya niye çağırdılar diye biz düşünüyoruz.
Tübitak MAM’ın kurucularından bir bey geldi, oturduk konuştuk, bize şunu anlattılar, Türkiye’de daha doğrusu dünyada bildiğiniz gibi askeri bir güç dengesi vardır. Yunanistan’la Türkiye arasında süreklim olarak it dalaşları yaşanır, bunun sebebi Yunanistan’dan iki uçak kalktıysa Türkiye’dende dört beş dakika içerisinde karşı dengeyi sağlayacak şekilde uçak kalkar, bütün devgletlerin askeri yapıları bunun üzerine kurulmuştur. Bunu sağlamak zounludur, bugün Yunanitan üç tane daha askeri havaalanı kurarsa, Türkiye de Ege kıyısına üç tane havaalanı kurmak zorunda. Bu iki evleti birbirine karşı üstün yapmaz sadece harcanan emeği değiştirir. Teknolojinin de böyle bir şey olduğundan  yüksek teknoloji ürünlerinin bizim bölgemizde dünyanın ortadoğu olarak adlandırılan bölgede, bölgenin dengelerini değiştireceğinden, bu sebeple Türkiye’de eğer böyle teknolojiler üretilecekse kendi Türkiye’nin devlet desteği altında gizlilik içerisinde üretilmesi gerektiğinden, bunun aksi olması halinde buna Türkiye’de izin verilemeyeceğinden bahsettiler.

Şimdi bu bizim için inanılmaz bir şok, hayatımızı adamışız teknoloji üretmeye çalışıyoruz, ülkemize fayda yaratmaya çalışıyoruz, beyin göçü yaratmamak için Amerika’ya gitmiyoruz, kendi ülkemizde girişim yaratalım bu girişimin faydasını hep birlikte görelim diye  ciddi bir çaba içerisindeyken böyle bir tepkiyle karşılaşınca yaşadığımız sıkınıtıyı, çöküntüyü siz düşünün.
Gerçekten çok yıpratıcıydı, ben üniversiteyi terk ettim, yüksek lisansı bıraktım, dersleri de aynı şekilde ..Kaydımı bile aldırmadım daha sonra devamsızlıktan üniversiteden atıldım. Diğer şekilde diğer arkadaşlar da atıldılar. Doktora yapan arkadaşımızİT’de araştırma görevlisiydi ve kadroluydu, biz okulu terk ettikten iki hafta sonra proje onaylandı zaten onaylanmaması matematiksel olarak mümkün değildi, bizi sadece psikolojik olarak yıpratmaya çalışıyorlardı.

Proje onaylandı, kadro geldi ama on kadroda çalışacak kimse yok o kadroyu oluşturan bizleriz yani o cihazı üretebilecek sadece bizlerdik. Doktoa öğrencisi arkadaşımız ilk cihazı üretti bunu başardı. Ne yaptınız biliyor musunuz, adamı alıp kütüphane görevlisi yaptılar, memurluktan alamıyorlar, alıp kütüphane görevlisi yaptılar.
Çok da idealist bir abimizdi yani Ağrı’nın köy okullarında okumuş, oradan ODTÜ’ye gelmiş, ODTÜ Fizik Bölümü’nü bitirmiş çok başarılı birisiydi. Türkiye’den gitmemek için resmen savaş veriyordu.

Ama bu durumdan sonra Amerikja’ya gitti Türkiye’ye dönmeyi de düşünmüyor hiçbir zaman. Buradan baktığınızda Türkiye’de girişimcilik gerçekten zor neden Türkiye’de farklı işler çıkmıyor, neden otomobil üretemiyor, uçak üretemiyor, neden internette dünyayı geliştirebilecek şeyler üretemiyoruz?
Çünkü önünüze engeller çıkıyor, dışarıdan görmek pek mümkün değil, ama birebir işin içinde olan birisi olarak yaşadığım için Türkiye’de neden bölyle şeylerin ilerlemediğini çok iyi veriyorum. Bunun üzerine üniversitede okumuşsunuz belirli işler yapmışsınız, okulu bıraktık ben askere gittim. Askere gitmeden yaklaşık bir yıl kadar özel sektörde çalıştım, web siteleri yaptım hastane yazılımları ürettim.
Bir miktar para kazandım sonra askere gittim, askerden döndüğümde şuna karar vermiştim idealist olmayacaktım, Türkiye’de nasıl para kazanılıyorsa, ne yapmanız gerekiyorsa onu yapacaktım. Allah’a şükür gencim, iş gücümüz var, enerjiğim, ne yapabilirim ailemin işi var ayakkabıcılar ticaretle uğraşıyorlar, çocukluktan beri işin içindeyim ama hep seyirci olarak kalmıştım, işin içine girmeye karar verdim ve bu mesleğe başladıktan sonra evlendim. Bir bir buçuk yıl kadar da orada ayakkabı sektörünün içinde bulundum. Gördüm ki Türkiye’de üretim yapmak gerçekten zor Türkiye’de üretim özellikle Ticaret Kanunu’ndan gelen ciddi zorlukları var ciddi riskleri var. Bu riskleri nasıl azaltabiliriz?
Sektör önemli bir sektör, hepimiz ayakkabı giyiyoruz Türkiye’de 2.5 milyar dolarlık perakende ayakkabı  pazarı var. Amerika’ya baktığınızda ben bu planları yaparken 2005 yılında Zappos altı yıldır ciddi başarılar elde etmişti. Ayakkabının internetten de satılabileceğini çok net bir şekilde göstermişti. Amerikada’ki ayakkabı kültürünü yavaş yavaş etkilemeye başlamıştı. O zaman ben de takipn etmeye başlamıştım, on line gerçekten riskleri daha az bir sektörticarete göre çünkü kredikartıyla tahsilat yapıyorsunuz, müşterinize ürün gönderiyorsunuz işi iyi yaptığınız sürece yükselmeniz mümkün.

Oıturdum, analizler yaptım bu sektörde nasıl daha farklı işler yapabilirim diye, Zappos’un bir benzerini Türkiye’de yapabileceğimize karar verdim ve ortak aramaya başladım çünkü, babam dahi bu işe fazla inanmıyordu “İnternetten ayakkabı mı satacağız ?” diye. Türkiye’nin büyük markalarıyla görüştüm, alt yapım var, bilgim var, ürünüm var, bunu internetten pazarlayalım. Çok ciddi bir bariyerle karşılaştım hiç kimse inanmıyordu, “Mağazalarda bile o kadar yatırım yapıyoruz, vitrin ışıklandırma yapıyoruz satamıyoruz sen internetten nasıl satacaksın?” dediler. Kimse inanmadı, esnaf dalga geçti, ben babamın yerinde Türkiye’nin her yerinden işte Ağrı’dan Aydın’dan Manisa’dan İstanbul’dan gelen esnafa ayakkabı satmaya çalışırken bir taraftan da pabbuc’un kodlarını yazmaya başladım.

ADSL üzerinden beta sürümle başladı pabbuc, ben hala destekl arıyorum ama hala kimseden bir şey göremiyorum, iş sanal pos noktasına geldiğinde tabi en büyük bariyerle karşılaştım, bugün hala birçok arkadaşımız aradan beş altı yıl geçti Türkiye’de e-ticarete olan bakışının değişmesi rağmen bankalarınn birçoğu hala sanal pos vermek noktasında zorluk çıkartıyorlar. Ben de çok ciddi zorluklar yaşadım. Garanti bankasına gittim “Yok olmaz” dedielr, Yapı Kredi’ye gittim “Hayır” dediler, o dönemde odeme.com.tr adıyla bir servis başlamıştı. Bankalardan almış olduğunuz sanal pos belli komisyonlar karşılığında kullandırtıyordu.
Türkiye’nin Paypal’ı olmaya çalışıyordu ya da PayPal gibi olmasa bile en azından farklı bir ödeme planı oluşturmaya çalışıyordu. O benim için kırılma noktası oldu odeme.com.tr ile hemen anlaştım, böylece bonustan tahsilat yapabilmeye başladım. Kullanmaya başladım, sonra Yapı Kredi Bankası’na gidip “Bakın ben Garanti Bankası’ndan Bonusu aldım, çatır çatır tahsilatımı yapıyorum dedim.””Oo Serdar Bey hoşgeldiniz dedi” banka müdürü beni karşıladı yaklaşık iki gün içinde sanal pos aldım oradan.
Daha sonra aynı şekilde Akbank’tan aldım, bir süre sonra odeme.com.tr kapandı, ben Garanti’ye gittim “Bakın, ben Yapı Kredi ve Axess’ten aldım.””Biz de verelim”dediler. Sanal pos işini de o dönemde böylece çözmüş oldum.
Sanal Pos aldıktan sonra tabi iş geldi ticaret noktasına ürün almam gerekiyordu, ürünlerin satılması için her şey hazır, beta sürümü hazır sanal pos var. İzmir’de kendime bir mağaza açtım Pabbuc adı altında, kötü bir girişimdi, internet alışverişiyle mağazacılık birbirinden çok farklı, erken bir dönemde önemli bir ders oldu. Birçok kişi var soran “Bu kadar ürününüz var neden mağazada değerlendirmiyorsunuz?”diye. Çok farklı işler yani, mağazada müşteriyi karşılamak, oradaki personeli eğitmek , o mağazanını lokasyonu, bunlara enerji harcamak internete harcayacağınız enerjiden çalıyor sadece.
Benim için önemli bir ders oldu gerçekten, mağaza başarısız oldu, internet iyi gidiyordu ama, mağaza internetten kazandığımı da tüketir pozisyona gelmişti. Artık yatırımcı arama zamanı gelmişti. Kimse bana” İnternetten ayakkabı satamazsın terlik satarsın, hadi ayakkabı satabildin yüksek ökçeli satamazsın, bot satamazsın, çizme satamazsın” diyemiyordu. Çünkü hepsini satıyordum.  Çok yüksek adetler olmasada satılıyordu. Yatırımcı aramaya başladım İzmir’in bildiğimiz kapalı çevresi içerisinde yatırımcı olduğunu söyleyen birçok kişiyle görüştüm. İş planları oluşturdum, ama malesef İzmir bu konuda gerçekten zayıf, hem girişim olarak zayıf, hem yatırım olarak zayıf. Şirkete koyacakları cüzi rakamlarla şirketin tamamını almaya çalışırlar, beni orada çalışan yapmaya çalışan bir bakış açısı.
Tabi ki bunu siz çocuğunuz gibi iki üç yıl uğraştığınız işi teslim etmeniz mümkün değil.
En önemli nokta Burakl Büyükdemir’le tanışmamdı. E-tohum’la tanışmam benim için büyük bir noktaydı. Özellikle İzmir içinde kapalı kalmış bir bakış açısından sonra vizyonumu inanılmaz derecede açtı. Pabbuc’u o dönemde e-tohum’a katttık. Sağolsun onlarda yatırım olarak yapılabilecek girişim olarak değerlendirdiler. Hemen akabinde gittigidiyor.com’un kurucuları olan Burak Divanlıoğlu ve Serkan Borançılı’yla tanıştım. İlk görüşmede ısınmıştık birbirimize ve bu işin olacağını hissetmiştik, onlarla yatırım yapmak istiyorum ben onlarla çalışmak istiyordum. Türkiye’de e-ticareti bir yere getiren başarılı genç yatırımcılar olarak Pabbuc’a çok şey katabileceklerini biliyordum. O dnemde benim bir hatam oldu, şöyle ki yatırım almak ist6eyen girişimci arkadaşlara özellikle belirtmek istiyorum, bu müzakere süreçleri gerçekten uzun sürüyor. Hemen el sıkıştıktan sonra arkasından el sıkışarak şirket kurulmuyor. Çünkü bu bir evlilik gibi gerçekten birbirinizi tanımanız, inanmanız gerekiyor, ki her şey bitse bile bunun hukuki süreci ciddi bir zaman alıyor.

Tabi benim inancım şirketin hızlı bir şekilde kurulacağı yönünde olduğu için, Pabbuc’a harcadığım emeği sıfıra indirdim diyebilirim.Çünkü yeni bir şirket kurulacaktı eski düzene emek vermek gereksiz diye düşünmüştüm, yanlış bir düşünceymiş çünkü bu görüşmeler altı ay sürdü. Ayakkabı sektöründe altı ay bir sezon, tabi ben sezon kaçırdım hiçbir yerde sipariş vermemiştim. Gerçekten beni çok zorlayan bir dönem oldu bu görüşmeler süreci mağazayı kapattım,bütün ürünleri evime taşıdım, altı ay boyunca Pabbuc evimden yürüdü. Eşim sağolsun zaten bana hep başından beri destek oldu. O dönemde degerçekten zor bir dönem geçirdik evin her eyri ayakkabılarla, kolilerle dolu, en son şirketi kurduğumuzda imza attığımızda benim üzerimde üç tane icra borcu vardı.

Çok zorlu hayatın çok zorlu bir dönemiydi benim o zaman yapmam gereken şey yatırıma odaklanmayıp, işime odaklanmamdı. Yatırım süreci uzasaydı gerçekten çok sıkıntılı olabilirdi ama, Allahtan altı ay gibi bir sürede –ki hızlı bir süreç bu yatırım süreçleri için- şirketi kurduk, ondan sonra her şey yavaş yavaş değişmeye başladı. İstanbul şirketi olarak kuruldu ama depomuzu İzmir’de bıraktık çünkü ben bu organizasyonun İzmir’de kolay yürüyeceğini, ekonomik olarak daha rahat ilerleyeceğini düşünüyordum. Haklıydım da..Ortaklarım da aynı şeyi düşünüyordu. Bu arada Serkan Bey ve Burak Bey bir yatırımcı olarak değil, bir ortak olarak giriyorlar girdikleri her işe. “Biz bir miktar para koyduk, ne yaparsan yap, üç beş yıl sonra işi büyüt “ gibi baskıyla gelmedikleri gibi, bütün bilgileriyle, birikimleriyle o işin gerçek sahipleri olarak, ellerinden gelen her türlü desteği gösteriyorlar. Bu da Pabbuc’un çok hızlı bir şekilde büyümesine imkan sağladı.
Yaptığımız iş gerçekten büyük sermayeli bir iş çünkü biz stoklu çalışıyoruz. Şu an için bugün itibariyle Pabbuc’un stoğunda otuz beş bin çift kadar ayakkabı var. Bunun ciddi bir maliyeti var iddi bir risk altına giriyorsunuz. Pabbuc, -hepimiz biliyoruz, internette de yayınlandı- 140 bin TL yatırımla kurulmuş bir şirket ve zaten 20-30 bin lirası kurulum masraflarına gidiyor. 100 bin lira sermaye benim yaptığım iş için çok düşük bir rakam çünkü bugün herhangi bir yerde iyi lokasyonlu bir ayakkabı mağazası açmaya kalksanız en az üç yüz bin liralık ürün tedariği yapmanız gerekiyor. Siz Türkiye’ye ürün satışı yapmaya çalışıyorsunuz sermayeniz çok kısıtlı, ama biz o noktadan Pabbuc’u çok hızlı bir şekilde büyütebildik.

Kendi sermayesine, imkanlarına göre –hep şey denir neden Pabbuc’taki ürünlerin sayısı artmıyor?- stoklu çalıştığımız için çok fazla riske giremiyoruz. Her sezon içeriye iki ya da üç marka katabiliyoruz ki her markanın stok maliyeti bize çok fazla en az 100 bin lira gibi bir stok maliyetiyle giriyorlar. Bu noktada bir buçuk yıl içerisinde Pabbuc’u getirdiğimiz nokta şu anda içeride binlerce çeşit ürün var elliden fazla markanın internet bayisi konumundayız, çok iyi müşteri hizmetleri veriyoruz, zaten çıkış noktamız bu, internetten ayakkabı satıyoruz, ayakkabı satmanın doğası gereği …

Ürünler mutlaka o gün akşam kargoya teslim ediliyor. İnternetin en büyük sorunu olan hız sorununu çözmüş oluyoruz böylece, müşteri memnuniyeti sağlamak için önümüzde sadece iyi bir müşteri hizmetleri ve iyi servisler kalıyor. Biz de bütün servislerimizi buna göre kurduk. Pabbuc’tan alınan bütün ürünleri ücretsiz değiştiriyoruz, koşulsuz iade alıyoruz. Müşterilere hiçbir şekilde bu ürünü neden beğenmedin, bir sorun mu var diye. Yasal cayma haklarının bile ötesinde  Her türlü kolaylığı sağlıyoruz müşterilerimize. Bununla birlikte Pabbuc çok sevilen müşteri kitlesine sahip bir şirket haline geldi.  Baktığınızda trafiğimiz, müşteri sayımız, belki sektörde kendini gösteren private shopping şirketleri kadar yüksek olmayabilir ama, gerçekten bağlı bir müşteri kitlemiz var.  Pabbuc’tan alışveriş yapan müşteri mutlaka bir diğer sezon tekrar alışveriş yapıyor. Yapmadıysa bile biz kendilerine hatırlatıyoruz.
Müşteriyi sürekli olarak bağlayan, memnun eden bir yapımız olduğundan dolayı,  hızla büyüyoruz çok fazla reklam yapmamıza gerek kalmıyor. Ağızdan ağıza yayılan bir yapı var zaten ,memnun olan müşteriler bir şekilde çevresine aktardığında onlar da bir süre sonra geliyorlar.
Tabi geçtiğimiz dönemde az önce bahsettiğim nakit ihtiyaçlarından dolayı –bu hiç açıklanmadı ama- Burak Divanlıoğlı ve Serkan Borançılı ikinci bir yatırım yaptılar Pabbuc’a. Bir buçuk iki ay önce yaklaşık 300bin lira nakit sermaye eklediler. Bununla birlikte şirketin nakdi sermayesi 460 bin liraya yükseldi.


Öümüzdeki dönemde de4 yatırımlarla ilgili yurt içinde ve yurt dışında önemli görüşmeler yapıyoruz. Şu an için kesin olarak söylemiyorum ama bu yatırımlar gerçekleşirse Pabbuc için ciddi yatırım ve pazarlama-reklam konusunda ciddi planlarımız var.
Benim aktaracağım, kendi girişimcilik hikayemden anlatacaklarım bu kadar soracaklarınızı sorabilirsiniz.
-Sonuçta biz perakende işi yapıyoruz, internet bir kanal bizim için sadece, bugün herhangi bir mağazanın yaklaşımlarını biz de sergiliyoruz. Evet perakende işinde kendi markalarınızı üretmek gerçekten karlı bir iş, ama şu anda Pabbuc şu anda çok hızlı büyüyor yani geçtiğimiz sezona göre biz iki katı hatta üç katına yakın büyümüş durumdayız. Bu büyüme sanal olarak olmuyor bizim ciddi bir operasyonumuz var, daha önce depomuzun beş katı büyüklüğünde bir depoya taşındık ve şu anda yine sığamıyoruz. Önümüzdeki dönemde bunu büyütmenin planları içerisindeyiz.
Sürekli olarak personel ve hacim olarak büyümek durumundayız. Buna çok fazla enerji harcıyoruz ve  daha Türkiye’de anlaşabileceğimiz, çalışabileceğimiz birçok marka var. Kendimizi buralara yoğunlaştırmaya çalışıyoruz. Evet kendi markalarımızı oluşturmayı düşünüyoruz özellikle Türkiye dünyanın en önemli ayakkabı üretim merkezlerinden bir tanesi. Sadece İzmir’de 800 tane kayıtlı ayakkabı üretim şirketi var. Kayıtsız olan da bir bu kadar merdiven altı çalışan şirket var. Tabi bunların birçoğu Anadolu’ya hitap eden ürünler üretiyorlar ama içlerinde çok güzel, kaliteli ürünlr üreten firmalar da var.

Biz zaman zaman bunların tedariğini yapıp, Pabbuc diye bir marka grubumuz var  bu grubun içinde satışını yapıyoruz,  bu ürünlerin garantörlüğünü de firmamız yapıyor. Müşterilerimize bu ürünlerin garantili ürünler olduğunu ve garantisini bizim sağladığımız konusunda bilgi veriyoruz.Yapmayı düşünüyoruz ama biraz daha zamanımız var.

Burak Büyükdemir: Büyürken oluşan sıkıntılşar nedir başlangıç aşamasında?

Serdar Yaman: Büyürken oluşan sıkıntılar Burak, büyümeyi kestirmeniz gerekiyor ne kadar büyüyeceğinizi bilmeniz gerekiyor. Ne kadar büyüyeceğinizi kestiremezseniz, çok da hızlı büyüyorsanız her şey birbirine karışıyor, örneğin önümüzdeki iki ayb içinde depo bölümünde iki elemana ihtiyacım var şeklinde planlama yaptığınızda eğer üçüncü elemana ihtiyacınız olursa bir anda depoya binlerce ürün girmeye başladığında sezon başlangıcında sizin ilan çıkmanız İK’nın bunu değerlendirmesi, arkasından o personelin gelip o işi öğrenmesi verimli hale gelmesi ciddi bir zaman istiyor.
Bizim sezonlarımız zaten altı ay bunun son iki ayı sezonm sonu indirimleriyle geçiyor, karlı olarak satış yaptığımız iki üç ayımız var. Bunun bir ayında siz sıkıntılar yaşarsanız, personel ya da ekipman eksikliğinden dolayı, ya da depo hacminin yetmemesinden dolayı bu ciddi sıkıntı yaratıyor bizim tarafımızda. Bu sıkıntıları hepimiz yaşadık tabi ben de hızlı büyüyen bir şirket içerisinde hiç bulunmadım, ama özellikle gittigidiyor.comun know-how u sayesinde bunu kestirmeye çalışıyoruz neler yapabileceğimizi, bu sıkıntı gerçekten büyüme aşamasında önünüzü tıkayan bir nokta olarak karşınıza çıkabiliyor. Karşınıza çıkacakları kestirmek, planlamak ve doğru zamanda adımları atmak gerekiyor.  Bu da ciddi bir enerji.
Kapalı alışveriş sitelerinin yaptığı iş bizim yaptığımız işten çok farklı onlar belirli dönem, belirli günlerle sınırlı kampanya yapıyorlar ve sattıkları ürünler genelde sezon dışı ürünler.  Sezon içi ürünler de satıyorlar fakat bu durum özellikle perakende sektöründe çok ciddi sıkıntılara yol açmaya başladı. Şöyle örnek vereyim Türkiye’ye bir marka girdi ismini vermeyeyim şu anda Kanadalı bir marka özellikle Kuzey Amerika Kıtasının en büyük firmalarından bir tanesi. Biz de internet bayi alımını yaptık, Allahtan consinue alımı yapmıştık yani şöyle, firmaya herhangi bir ödeme yapmamıştık depoya ürünlerini koymuşlardı, eğer satılırsa biz karşılığını onlara ödeyecektik. Bu şekildeydi anlaşmamız. Bize ürünler geldikten ve satmaya başladıktan sonra ciddi bir tanıtım yaptık marka için adını duyurmaya çalıştık elimizden geldiğince.

Sezonun sonunda Kanada’daki firma satışları sorup yavaş gittiğini öğrenince bir anda private shoppinge çıktılar sezon başında, marka iflas etti ve Türkiye’den çekilmek zorunda kaldı çünkü 400 liraya satacağınız bir ürünü sezon başında 200 liraya sattığınız anda o ürünün fiyatını o şekilde belirlemiş oluyorsunuz ki bu yeni bir marka yani kimse tanımıyor bu markayı ,siz milyonlarca kişiye bu ürünü 200lira olarak tanıttığınız taktirde dört yüz liraya satmanız mümkün olmuyor. Bunun gibi birçok sorun yaşanıyor yani şu anda, yeni sezon ürünleri satan private shopping markalarının bayi taraflarını, katlı mağazalarda –Boyner, YKM dediğimiz- ciddi sıkıntılar oluştuğu için markalar yavaş yavaş private shoppingde daha çok sezon dışı ürünler satmaya yöneliyorlar doğrusu da bu, böyle olması gerekiyor.  Sonuçta ticaretin doğası bu şekilde, bu noktada yaptığımız iş gerçekten farklı.
Private Shoppingin özellikle grup ticaretinin e-ticarete en büyük faydası insanları kredi kullanmaya alıştırdılar. Bu bizim için de çok önemli, internette kredi kartı kullanmaktan korkan müşteri kitlesi ,ticaret firmalarına artı olarak dönmeye başladı. Bunun göstergesini hepimiz görüyoruz bugün bütün firmalar e-ticarete giriyorlar. İşte Markafoni Zizigoyla girdi, Morhipo Boyner Grubu girdi, Doğuş Grubu girecek, Vakko girdi çünkü e-ticarette çok ciddi hareketlenme başladı. Bunun da kaynağı bence private shopping ve grup alışverişin bu penatrasyonu artırmasıdır.
-İzleyici: Merhaba Süleyman Adıyaman ben iki tane sorum olacak benim, birincisi insanlar neden Pabbuctan alışveriş yapıyor kazancımız var mı bizim onu öğrenmek isterim, ikincisi yurtdışına nasıl iş yapıyorsunuz sadece Türkiye içerisine mi?

-Serdar Yaman: İnsanalr bneden Pabbuctan alışveriş yapıyorlar öncelikle ben müşteri profilimizden biraz bahsedeyim. %30 u İstanbul müşterisidir. Diğer %30’u Türkiye’nin geri kalan beş büyük şehridir.İzmir, Adana, Bursa gibi. Diğer %40’ı da Anadolu’nun her yerindeki müşteri profilidir. Burada iki farklı müşteri tipi var birincisi, İstanbul’da İş Bankası kulelerinde çalışan Sabancı Holding’de çalışan ya da büyük şirketlerde çalışan dışarıda alışveriş yapmaya çok fırsat bulamayan çok yoğun insanlar, ikinci profil de İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerde büyümüş okumuş daha sonra asker olarak, doktor olarak, öğretmen olarak doğuya gitmiş ya da istediği ürünleri istediği şekilde bulamayan bir müşteri kitlesi var. Bunlar bizim sadık müşterilerimiz. Bugün Ege’de okumuş ve Iğdır’da doktorluk yapan bir müşterinin yüksek ökçeli, şık bir bayan ayakkabısı bulması gerçekten zor, hele büyük numara 39-40 numara giyiyorsa gerçekten bulamıyor. Bu insanlar daha önceden İstanbul’a giden yakınlarına bana 39-40 numara şık bir ayakkabı getirir misin diye rica ediyordu, şimdi ürünü görüyor, beğeniyor, bir gün içinde elinde oluyor beğenmediği ürünü geri gönderiyor, değiştirme yada iade etme şansı var. İnsanlar bu yüzden Pabbuc.comu tercih ediyor biz iyi bir hizmet veriyoruz, iyi bir hizmet şirketiyiz aslında çok hızlıyız, güvenliyiz, iyi bir müşteri memnuniyetimiz var.
Pabbucta şöyle bir şey var herkes ürünlere yorum yapamaz sadece ürünü almış kiişler ürüne yorum yapabilirler ve biz bütün yorumları ana sayfamızda yayınlıyoruz. Şu anda benim bildiğim 3500-4000’e yakın yorum var. İsteyen herkes okuyabilir müşterilerimizin ne kadar memnun olduğunu her yorumun sonunda Pabbuc.com’a teşekkür ederler. Bir de biz neredeyse sattığımız ürünlerin hepsini tek te seçiyoruz. Ben neredeyse ürün tedariklerinin hepsine katılıyorum, önümüzdeki hafta İstanbul ve Antalya’da beş farklı şirkette kışlık siparişlere gidiyorum ve bütün ürünler benim elimden geçiyor. İnanmadığım, rahat olduğuna güvenmediğim, kaliteli bulmadığım hiçcir ürünü Pabbuc’ta satmıyoruz.

Bu da önemli bir kriter müşterilerin memnuniyeti açısından, ikinci noktada yurtdışına satış yapıyor muyuz, yurt dışına satış yapamıyoruz çünkü gerçekten yurt dışına gönderim maliyetleri çok yüksek. Bugün Avrupa’dan, Almanya’dan ya da Çin’den uygun fiyatlarla kargo getirtmek mümkün özel anlaşmalarla ama Türkiye’nin yapısından dolayı yurt dışına kargo göndermek gerçekten çok maliyetli. Kıbrıs’a  bile bir paket göndermek yaklaşık 40 liraya mal oluyor. Bu da tabi ticari şirket olarak karşılanabilecek durum  değil ama AB sürecinde bu süreç rahatlarsa Türkiyue’deki bütün şirketler byurtdışına hızla ürün gönderiyor olacaklardır. Biz de aynı şekilde.

-İzleyici: İsmim Uğur reklam konusunda çok fazla bilgi vermediniz başta ya da ilerleyen süreçtreki reklam çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Serdar Yaman: Şöyle söyleyeyim, Pabbucta bugüne kadar para harcayarak reklam yapmadık diyebilirim. Ufak bir adwords bütçemiz var oldukça verimli sonuç alıyoruz ondan, onun dışında herhangi bir mecrada reklamımız olmadı tabiğ ortağımız olan grup şirketlerin ortamlarını kullanıyoruz. Örneğin kendi alanlarında hepsi uzman Cimri.com , UzmanTV,  İstanbul.net, indirdik.com, gittigidiyor gibi kendi grup şirketlerimiz içinde hepsi zaten Burak Bey vce Serkan Bey hepsi mutlaka bu şirketlerin içinde ortak konumundalar. Hepisni biz kardeş şirketler olarak görüyoruz ve çok da cidi bir kitleye ulaşabiliyoruz bu grup şirketlerimiz içerisinde bunların kaynaklarını kullanıyoruz hep birlikte Pabbuc indirdik’e destrek oluyor indirdik Pabbuc’a destek oluyor. Onun dışında bizim en büyük reklamımız dediğim gibi müşteri memnuniyeti şöyle bir örnek verebilirim.
Bizim ilk yaşadığımız, tespit ettiğimde de bizi çok mutlu eden bir olaydı  bir gün yılbaşı öncesinde ODTÜ’nün yurtlarından A blok dördüncü kattan bir müşterimiz kız arkadaşına panduf hediye edecek şekilde bir ürün alıyor. Ertesi gün bir üst katı ve bir alt katından bize sipariş geliyor. Onun ertesi gün Bbloktan birçok müşteri sipariş vermeye başlıyor. İşte bu en büyük reklam siz hızlı olduğunuz zaman, müşteriyi memnun ettiğiniz zaman o size mutlaka artı olarak dönüş yapıyor ki o müşteri hala müşterimiz ve devam ediyor alışveriş yapmaya.
-İzleyici: İnternet üzerinden alışveriş yapma olayı çok fazla gelişmemiş bir vaziyette, bazı siteler kapıda ödeme seçeneğini de kendilerine eklediler kontrolü de çok zor belki nasıl olduğunu bilmiyorum ama karşılıklı bir anlaşmayla genişletilmiş bir uygulama olabilir. Sizin siteniz neden böyle bir şey yapmıyor sonuçta çok daha geniş bir kitleye sesleneceksiniz. Herkesin internet üzerinden alışverişe güvenmemesinde biraz da jhaklılar. Siz kendiniz bu sistemi kullanmayı ne zaman düşünüyorsunuz?

Serdar Yaman: Biz kapıda ödeme sistemini kullanmayı düşünmüyoruz. Sebebini şöyle açıklayayım, Türkiye’de ben bu işim yapmaya başladığım zaman ticari risklerden arınmış olmasını önemli kriter olarak görüyorum. Bugün bir esnaf ayakkabıcı gittiğinizde borçla veresiye ürün alabilirsiniz. Ya da bir ticaret yapan firma toptan sattığı zaman çek karşılığında ürün verebilir ama bunlar her zaman risktir. Kapıda ödeme sistemi risktir demek istemiyorum ama şuanda kapıda ödeme Türkiye’de ticaret kanunu gereklilikleri dolayısıyla çok da güvenli bir yöntem değil.

Çünkü paratahsil etme yetkisi olan kurumlar bankalardır ya da PTT’dir. Kargo firmaları taşıyıcılık yapma üzerine yetki sahibidir. Onların teslim esnasında para tahsil etmesi, üzerinden komisyon alarak parayı geri ödemesi yanlış değil ama çok doğru da değil bence bu noktada oluşabilecek herhangi bir sorunda müşteriyle oluşabilecek hukuk önünde karşı karşıya kaldığınız herhang, bir noktada müşteri onu ödediğini nasıl ispat edecek, biz onu aldığımızı nasıl ispat edeceğiz.

Bizim amacımız Türkiye’de online ticaret yapmak buna bağlı olarak insanların kredi kartı kullanmaya alışmalarını istiyourz çünkü kredi kartı kullanmak gerçekten bu işte en güvenli yöntem kapıda ödeme yapmaktan daha güvenli bugün kargo firmaları verdiğiniz herhangi bir ürünü kaybedebiliyorlar.Biz bunu çok yaşıyoruz bir müşteriye ürün gönderiyoruz ürün kayboluyor, başka bir yere gidiyor, bunun gibi sıkıntılar olabiliyor. Çünkü kargo şirketleri birçok şubede hizmet veriyorlar ve orada elemanları var. Doğubeyazıt’taki kargo şubesinin kalitesiyle İstanbul Mecidiyeköy’deki kargo şubesinin kalitesi malesef bir olmuyor.

Kargoyla tahsilat yapmanın böyle sıkıntıları var malesef bizde şöyle bir şey var Türkiye’de para tahsilatı yapmaya yetkili olan kurumlardan bir tanesi PTT’dir. PTT’nin Türkiye’nin her yerinde şubeleri bulunur biz de diğer e-ticaret firmalarından farklı olarak PTT üzerinden ödeme kabul ediyoruz. Kredi kartı olmayan, kullanmak istemeyen banka hesabı olmayan, havale yapmayı bilmeyen müşterilerimize bi,r hesap numarası veriyoruz herhangi bir on line PTT şubesine giderek para yatırabiliyorlar. Bu şekilde bir hizmet sunuyoruz, zaten bize “Neden kapıda ödeme hizmeti vermiyorsunuz” tarzı müşteri hizmetlerimize soran kişilere bu şekilde yanıt verdiğimizde yüzde doksan oranda bu soru işaretleri PTT üzerinden satışa dönüşüyor.

-İzleyici: Merhaba, Deniz Ege Üniversitesi, Matematik Bölümü öğrencisiyim. Başarılı bir geçmişiniz var eğitim kariyeriniz var, şu andaki halinizden memnun musunuz keşke başımda bu olmasaydı da girişimci olmasaydım dediniz mi? Kendinizi eğitiminizle yan yana getirdiğinizde hangi tarafa daha sıcak hissediyorsunuz?
Serdar Yaman: Dediğim gibi fizik okumak benim için kendi kafamdaki bazı soruları cevaplamam gerekiyordu hayata dair. Fizik okumamış olsaydım bilim tekniğin içindeki karmaşık şeyleri çözemk için hala çaba sarf ediyor olurdum.  Ama bu dört yılı gerçekten kafamdaki soruları yanıtlamak için kullandım. Fizik okuduğum için pişman değilim, bilim adamı olsa mıydım o da önemli bir soru bahsettiğim gibi birçok arkadaşım yurtdışında o birlikte çalıştığımız abimiz Amerika’da, iki farklı arkadaşımız iki farklı Nobel ödüllü fizikçinin yanında çalışıyorlar. Birisi günümüzün en merak edilen quantum bilgisayarları üzerine çalışıyor mesela, bir arkadaşımHolanda’da bir arkadaşım Danimarka’da sınıf arkadaşlarımdan.

Şöyle bir durum var, şu anda arada kalmış durumdalar ne Türkiye’ye dönebiliyorlar ne de orada istedikleri hayatı kurabiliyorlar sonuçta insanız, bireyleri ve sonuçta elli, altmış, yetmiş yıllık ömrünüz yaşadığımız her neyse bir şey yapabilmek ve bizden sonra bizden sonra bir şeyler bırakabilmek. Türkiye’de tabi çok isterdim bir bilim alanında bir şeyler bırakabilmek en azından savaşma imkanına sahip olmak, ama Türkiye malesef bunun için uygun bir ülke değil. Yani yurtdışına gittiğinizde eğitiminize orada devam ettiğinizde de dönemiyorsunuz. Benim bir hocam vardı üniversitedeyken yurtdışında 25 milyon dolarlık özel bir mikroskopla ,mikro ölçekte ciddi araştırmalar yapan ve ciddi anlamda başarılı makaleler yayınlamış bir hocamızdı.

Bizim üniversitemize İT’ye dönmüştü çünkü orada devlet bursu yoktu şimdi zorunlu göreve gelmişti, bütün gün odasında kanepenin üzerinde yatardı. Giderdik, “Hocam nasılsınız?” “İyiyim çocuklar siz nasılsınız?”  “Hocam niye böyle yapıyorsunuz?” idealistiz ya bir de hırslıyız hani bilimadamınıın bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyoruz. “Çocuklar ne yapayım diyor benim on yıllık geçmişim o cihazla geçti, Türkiye’de yok, almıyorlar da, devletin bunu alacak bütçesi yok mu, var, ama kimse bunu almıyor, kimse buna yanaşmıyor, benim yapabileceğim hiçbir şey yok ben ticareti de bilmiyorum, limon da satamam insanlarla da ilişkim iyi değil, bekleyeceğim, zorunlu görevimi bvitirip yurt dışına döneceğim” diyordu.

Bu noktada evet yaptığım işten memnunum, Türkiye’de bu yapılabiliyor, ben de bunu yapıyorum, ama  hep isterim ki Türkiye’de evet gerçekten bilim adına bir şeyler yapılabilsin, teknoloji adına birşeyler yapılabilsin. Belki ileride ben destek olurum bir şeyler olmasına ön ayak olurum ama şu anda önceliğim Pabbuc’u bir şekilde büyütmek, başarı yakalamak.

government,politics news,politics news,politics
Tarih: 02/04/2011 | Kategori: Etohum toplantıları, etohum.tv | Yazan: Kaan Caliskan
Etiketler: , , , Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz.
Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın