
Ağustos ayında başladığımız etohum başvuruları Aralık ayında sonlandı. Ocak başında seçimleri kesinleştirdikten sonra 8 Ocak Cumartesi günü Etohum 40 girişimcileriyle sunum ve yatırımcılarla iletişim konusunda bir günlük toplantı yaptıktan sonra 15 ve 16 Ocak’ta etohum fonuna 5 dk sunumlar yapıldı. Tüm bunların sonucunda bu sene seçtiğimiz 15 girişimi 29 Ocak 2011 Cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesinde yapacağımız Girişimcilik Zirvesinde açıklayacağız.
Bu yıl diğer seçim yıllarından farklı olarak seçtiğimiz etohum girişimcilerine etohum fonundan yatırım yapma kararı aldık ve bazı girişimcilerle bu görüşmeleri 17 Ocak’tan itibaren başlattık. 29 Ocak’a kadar kesinleşen yatırımları aynı gün açıklamayı umut ediyoruz. Etohum fonu katılımcılarının ortak olacağı bu girişimcileri yıl içinde ihtiyaçlarına yönelik desteklemeyi ve hızlı büyümeleri için elimizden gelen desteği vermeyi amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra ofis ihtiyacı olacak etohum 40 girişimcilerine yakın zaman içinde açıklayacağımız ortaklık şartları içinde Etohum Garaj’da ofis yeri sağlayacağız.
2011 yılı içinde Nokia’la beraber mobil projeler için oluşturduğumuz 60.000 TL lik Nokia – Etohum Fonunda yatırım yapacağımız ve Nokia’nın destekleyeceğiz girişimcileri de 29 Ocak’ta duyuracağız. Girişimcilik Zirvesinde Nokia Türkiye Genel Müdürü Conor Pierce’in katılımıyla mobil ortamda geliştirme yapan bu girişimlere de etohum olarak destek vereceğiz.

16 – 20 Şubat tarihleri arasında girisimcilerucuyor.com‘la Antalya’ya gidiyoruz. 5 günlük bir Etohum Rixos Kampı yapacağız. Bu sene seçtiğimiz Etohum 40 şirketi davetli olarak bu kampa katılabilecek. Bunun dışında konuşmacılar, yatırımcılar ve Türkiye’nin önde gelen internet şirketleri kurucuları kampa katılacak. Tüm süre boyunca katılımcıları hem bazı konularda pratik bilgilendirmeyi hem de tecrübelerin paylaşılmasını planlıyoruz. (Geçen sene yapmış olduğumuz Rixos kampın programı, neler yaptığımızın kısa videosu, katılanların yorumları)

Bu yıl etohum’a başvurular Şubat ayı başında başlıyor. 1 Şubat’tan itibaren yeni internet girişimcileriyle görüşmelere başlayacağız. 2 ayda bir etohum yatırımcı ağına sunum yapmalarını sağlayacağız. Etohum Yatırımcı Kulübü düzenli olarak toplanarak bu girişimlerin sunumlarını dinleyecek. Bu sunumlara tohum aşamasını geçmiş girişimcileri de alacağız. Her sene yaptığımız gibi Ocak ayında etohum 40 ve etohum 15′i açıklamayı sürdüreceğiz, Etohum Fonu her sene 40 girişimciyi yatırım yapmak için değerlendirmeye devam edecek ancak artık girişimcilerin 1 yıllık tekrar eden süreci beklemelerine gerek kalmayacak. Şimdiden başvurunuzu yapmak için etohum formunu doldurmaya başlayabilirsiniz.
2010 yılı içinde etohum’a başvuru yapmış ve henüz başvuru yapmamış tüm girişimcilerin veya Şubat – Mart içinde başvuru yapan girişimcilerin projelerini yatırımcılara sunmalarını sağlayacağımız ‘Sunum Günü’ programında her girişimciye 5 dk vererek projelerini anlatma fırsatı vereceğiz. 9 Nisan Cumartesi günü olacak sunumgunu.com‘da projelerini sunmak isteyen girişimciler mutlaka etohum.com’a basvuru yapmaları gerekiyor.

Şubat ayı içinde girişimcilerin günlük hayatlarını bizimle paylaşacakları Girişimci Belgeseli programını başlatmayı hedefliyoruz. Seçtiğimiz 10 internet girişimcisinin günlük olarak yaptıkları işleri kısa kısa bizlerle etohumtv‘de paylaşmalarını bekleyeceğiz.
Girisimcilerucuyor.com programı Antalya kampıyla devam ediyor. Bir sonraki program 27 Mart Ankara ve 2 Nisan İzmir olacak. İzmir’de organizasyonu tamamlarsak Cumartesi, Pazar’ı İzmir’de geçirmeyi planlıyoruz.
2010 yılında gelişmeler neler oldu, bunları özetleyeyim istedim. (Ağustos ayında ilk 7 ayda neler olduğunu yazmıştım, 2008 – 2009 arasında gelişenler) Türkiye’de girişimcilik ekosistemi çok hızlı gelişiyor buna hepimiz tanık oluyoruz. Büyüyen bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Geçen sene 41 Etohum toplantısı, kampı, etohumtv çekimi yaptık. Etohumtv’de (televidyon, vimeo) toplam 387 bölüm oldu, bunların gelecek yıllar için belgesel niteliği kazanacağını düşünüyorum. Tüm toplantılara 140′ın üzerinde konuşmacı davet ettik. Tecrübelerini ve gelişmeleri bizlerle paylaştılar. 2010 yılı içinde yapmış olduğumuz toplantılar aşağıdaki gibi;
Tüm toplantıların fotoğraflarına flickr, videolarına vimeo, sunumlara slideshare üzerinden ulaşabilirsiniz. Etohum’u twitter’da takip için, friendfeed‘de ve facebook’daki fan sayfası
2010 yılında gerçekleşen toplantlar;
- 9 Ocak 2010 Cumartesi – Bersay İletişim Entstitüsü – Sunum teknikleri – Ertuğrul Belen
- 16 – 17 Ocak 2010 Cumartesi – Pazar – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum adayları kısa sunumlar
- 21 Ocak 2010, Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum Kafe Toplantısı – Arda Kutsal
- 30 Ocak 2010, Cumartesi – Bahçeşehir Üniversitesi – Etohum Haftasonu Toplantısı
- 11 Şubat 2010, Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum Kafe Toplantısı – Ali Saydam
- 18 – 21 Şubat 2010, Perşembe – Pazar – Rixos Premium Belek, Antalya – Etohum Kampı
- 04 Mart 2010, Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum Kafe Toplantısı – Erhan ÇAĞŞIRLI, Gökhan YILMAZ
- 20 Mart 2010 Cumartesi – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum Kampı
- 08 Nisan 2010 Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü – Etohum Kafe Toplantısı – Serdar Yaman, Göker Ezberci
- 27 Nisan 2010, Salı – Bilkent Cyberpark, Ankara – Etohum Ankara Toplantısı – Serdar Kuzuloğlu, Ersan Özer
- 4 Mayıs 2010, Salı, ODTÜ Teknokent, Ankara – Bizspark / Etohum ortak toplantısı “İnternet Girişimciliği”
- 5 Mayıs 2010, Çarşamba – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul – Etohum özel toplantısı “Speed Networking”
- 13 Mayıs 2010, Perşembe – ITU ARI 2 Teknokent, İstanbul – Bizspark / Etohum ortak toplantısı “İnternet Girişimciliği”
- 13 Mayıs 2010, Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü – Alemşah Öztürk
- 28 Mayıs 2010, Cuma – Anadolu Üniversitesi, Eskişehir – Bizspark / Etohum ortak toplantısı “İnternet Girişimciliği”
- 29 Mayıs 2010, Cumartesi – Bersay İletişim Entstitüsü, Wordcamp – Etohum ortak kampı
- 12 Haziran 2010, Cumartesi – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul – Etohum Kampı
- 01 Temmuz 2010, Perşembe – Maçkolik Complex, Kadıköy – Etohum Kafe Toplantısı – Levent Erden
- 10 Temmuz 2010, Cumartesi – ITU ARI 2 Teknokent, İstanbul – Etohum – Mynet Kampı
- 15 Temmuz 2010, Perşembe – Maçkolik Complex, Kadıköy – Etohum Kafe Toplantısı – Nevzat Aydın, Burak Buyukdemir
- 7 Ağustos 2010, Cumartesi – Burç Beach, Kilyos – Etohum özel plaj partisi
- 23 Eylül 2010, Perşembe – Maçkolik Complex, Kadıköy – Etohum Kafe toplantısı Grup satın alma girişimleri
- 2 Ekim 2010, Cumartesi – Bilkent Cyberpark, Ankara – Etohum Kampı Ankara
- 7 Ekim 2010 Perşembe – Maçkolik Complex, Kadıköy - Etohum Kafe toplantısı
- 9 Ekim 2010 Cumartesi – İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir – Etohum İzmir Kampı
- 14 Ekim 2010 Perşembe – Starbucks Beşiktaş, İstanbul – Etohum Kafe toplantısı
- 16 Ekim 2010 Cumartesi – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohum kampı İstanbul
- 21 Ekim 2010 Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü, Etohum Kafe Toplantısı
- 4 Kasım 2010, Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü, Etohum Kafe Toplantısı
- 6 Kasım 2010, Cumartesi – Bilkent Cyberpark, Ankara - Etohum Kampı Ankara
- 25 Kasım 2010 Perşembe – Starbucks Beşiktaş, İstanbul - Etohum Kafe toplantısı
- 27 Kasım 2010 Cumartesi – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohum kampı İstanbul
- 2 Aralık 2010 Perşembe – Bersay İletişim Entstitüsü, Etohum Kafe Toplantısı
- 9 Aralık 2010 Perşembe – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohumtv canlı yayın
- 11 Aralık 2010 Cumartesi – Bilkent Cyberpark, Ankara - Etohum Kampı Ankara
- 16 Aralık 2010 Perşembe – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohumtv canlı yayın
- 16 Aralık 2010 Perşembe – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohum Kafe Toplantısı
- 18 Aralık 2010 Cumartesi – İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir - Etohum İzmir Kampı
- 18 Aralık 2010 Cumartesi – İstanbul – İzmir – İstanbul, girisimcilerucuyor.com
- 23 Aralık 2010 Perşembe – Starbucks Beşiktaş, İstanbul - Etohum Kafe toplantısı
- 25 Aralık 2010 Cumartesi – Microsoft Türkiye Ofisi, İstanbul, Etohum Kampı
2011 Ocak – 2011 Temmuz Etohum planlanan toplantı tarihleri
- 8 Ocak 2011 Cumartesi Etohum 40 adaylarına sunum eğitimi
- 15 – 16 Ocak 2011 Cumartesi – Pazar Etohum 40 sunumları
- 29 Ocak 2011 Cumartesi Etohum Haftasonu toplantısı – Etohum 15′in açıklanması
- 1 Şubat 2011 Etohum Başvurularının Başlangıcı
- 16 – 20 Şubat 2011 Etohum Kampı
- 10 Mart 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 27 Mart 2011 Cumartesi Etohum Kampı Ankara – Girisimcilerucuyor.com
- 24 Mart 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 26 Mart 2011 Cumartesi Etohum Sunum Günü (Startup Weekend etkinliği için tarihi değiştirildi)
- 2 Nisan 2011 Cumartesi Etohum Kampı İzmir – Girisimcilerucuyor.com
- 7 Nisan 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 9 Nisan 2011 Cumartesi Etohum Sunum Günü
- 16 Nisan 2011 Cumartesi Etohum Kampı İstanbul
- 21 Nisan 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 5 Mayıs 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 14 Mayıs 2011 Cumartesi Etohum Kampı Ankara
- 19 Mayıs 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 16 Haziran 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 30 Haziran 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
- 14 Temmuz 2011 Perşembe Etohum kafe toplantısı
Yeni etohum döneminin tüm girişimciler için faydalı olmasını umut ediyorum. Süreçle veya diğer konularla ilgili sorularınız için Etohum iletişim sayfasını kullanabilirsiniz.
- A. Selim Aytuna - Nokia - 27 Kasım 10
- Ahmet Usta - Infomag - 16 Aralık 10
- Alemşah Öztürk - 41-29 - 13 Mayıs 10
- Alemşah Öztürk - Grupanya.com - 23 Eylül 10
- Alemşah Öztürk - 41-29 - 11 Aralık 10
- Ali Abhary - Biletix.com - 30 Ocak 10
- Ali Karabey - - 19 Şubat 10
- Ali Özen - Reklamstore - 25 Aralık 10
- Ali Sabancı - Pegasus Havayolları - 20 Şubat 10
- Ali Saydam - Bersay - 11 Şubat 10
- Ali Selim Aytuna - Nokia - 12 Haziran 10
- Ali Selim Aytuna - Nokia - 9 Ekim 10
- Anıl Altaş - E-ticaret’te tusunami etkisi yazarı - 9 Aralık 10
- Arda Kutsal - Webrazzi - 21 Ocak 10
- Arda Kutsal - Webrazzi - 18 Aralık 10
- Av. Ali Arıkan - Arıkan Hukuk Bürosu - 10 Temmuz 10
- Av. Başak Purut - Purut Hukuk Bürosu - 10 Temmuz 10
- Av. Gökhan Ahi - - 18 Şubat 10
- Benan Arıgil - Duello games - 25 Aralık 10
- Buğra Aktürk - Ekozon.com - 16 Aralık 10
- Burak Divanlıoğlu - Gittigidiyor.com - 20 Şubat 10
- Burak Divanlıoğlu - Gittigidiyor.com - 21 Ekim 10
- Çağdaş Tatlıcı - alisverisrobotu.com - 9 Aralık 10
- Can İkinci - Starbucks - 2 Aralık 10
- Can Turanlı - Markapon.com - 23 Eylül 10
- Ceki Mitrani - Firmanya.com - 16 Aralık 10
- Cem Başpınar - Put.io - 18 Aralık 10
- Cem Özkaynak - Semtr - 29 Mayıs 10
- Cem Soysal - Inventram - 27 Kasım 10
- Çiğdem Özdemir - Zuzucan.com - 16 Aralık 10
- Dave Dorner - Biletix.com - 30 Ocak 10
- Deniz Utku - Google - 20 Mart 10
- Devrim Demirel – Beriltech – 9 Ekim 10
- Dr. Haluk Elçi - - 9 Ekim 10
- Dr. Haluk Elçi - Inventram - 6 Kasım 10
- Dr. S. Mehmet İnhan - idefix.com - 27 Kasım 10
- Ekim Nazım Kaya - Botego - 16 Aralık 10
- Elbruz Erdoğan - Ekoloni.com - 23 Eylül 10
- Elif Erman - Marketing Turkiye – IP - 9 Aralık 10
- Eminay Yurtseven - Microsoft - 16 Aralık 10
- Emrah Olgun - Tart New Media - 25 Aralık 10
- Emre Ekmekçi - Sehirfirsati.com - 23 Eylül 10
- Emre Ekmekçi - Sehirfirsati.com - 18 Aralık 10
- Emre Güzer - Garanti Bankası - 20 Mart 10
- Emre Kurttepeli - Mynet - 20 Şubat 10
- Emre Uğurlu - Sporx.com - 20 Mart 10
- Ercan Çalışkan - Duello games - 25 Aralık 10
- Ercüment Erdem - Bilginet - 27 Kasım 10
- Erdal Kaplanseren - Pcnet - 25 Aralık 10
- Erdem Yurdanur - Maçkolik.com - 21 Şubat 10
- Erdem Yurdanur - Mackolik.com - 11 Aralık 10
- Erhan ÇAĞŞIRLI - SMMM - 4 Mart 10
- Ersan Özer - Magnet - 27 Nisan 10
- Ersan Özer - Uzman.tv - 18 Aralık 10
- Ertuğrul Belen - - 20 Mart 10
- Ertuğrul Belen - Networking Akademi - 5 Mayıs 10
- Ertuğrul Belen - Business Networking Academy - 2 Ekim 10
- Ertuğrul Yılmaz - alisverisrobotu.com - 9 Aralık 10
- Eyyüp Karagüllü - Forbes - 9 Aralık 10
- Eyyüp Karagüllü - Forbes - 16 Aralık 10
- Fatih İşbecer - Pozitron - 27 Kasım 10
- Fırat Demirel - Webrazzi - 9 Aralık 10
- Göker Ezberci - Pabbuc.com - 8 Nisan 10
- Gökhan YILMAZ - SMMM - 4 Mart 10
- Göktuğ Oğuz - Unnado.com - 9 Aralık 10
- Güçlü Gökozan - bulbumbuldum.com - 9 Aralık 10
- Gülfem Toygar - Limango - 16 Aralık 10
- H. Burak Hatipoğlu - Grupfoni.com - 23 Eylül 10
- H. Burak Hatipoğlu - HRS(Hotel Rezervation Service) - 18 Aralık 10
- Hakan Köse - Inploid.com - 16 Aralık 10
- Hakan Yüksel - Infosfer - 16 Aralık 10
- Haldun Uraz Boralılar - Unnado.com - 9 Aralık 10
- Haluk Elçi - - 20 Mart 10
- Haluk Elçi - - 19 Şubat 10
- Harun Pekşen - Monitera - 9 Aralık 10
- Hasan Yalçın - - 30 Ocak 10
- Hasan Yaşar - hangiuniversite.com - 9 Aralık 10
- İdil Belli - Dragon’s Den - 4 Kasım 10
- İlkan Gökyılmaz - Sporx.com - 20 Mart 10
- Kaan Veral - sepeteindir.com - 9 Aralık 10
- Kerim Atalay - Bunlardanistiyorum.com - 9 Aralık 10
- Kerim Türe - Youth Republic - 6 Kasım 10
- Levent Erden - Euro RSCG - 1 Temmuz 10
- M. Serdar Kuzuloğlu - Radikal - 11 Aralık 10
- M. Yalçın Parmaksız - Beyazperde - 16 Aralık 10
- Mahir Erkan - Google - 29 Mayıs 10
- Mehmet Çaltekin - Çaltekin Mali Müşavirlik - 12 Haziran 10
- Mehmet Gök - Grupca.com - 25 Aralık 10
- Mehmet Keteoğlu - yakala.co - 16 Aralık 10
- Mehmet Tunçkanat - Microsoft - 16 Aralık 10
- Melih Ödemiş - Gittigidiyor.com - 20 Şubat 10
- Melih Ödemiş - Yemeksepeti.com - 18 Aralık 10
- Mesut Karakaş - Dekatlon Buzz - 9 Aralık 10
- Metin Kahraman - Monitera - 9 Aralık 10
- Mevlüt Dinç - Sobee - 30 Ocak 10
- Murat Görgüner - Webdenal.com - 25 Aralık 10
- Murat Özer - Kobimaster - 25 Aralık 10
- Müslim Bazkır - Çevre Temizlik Grup - 10 Temmuz 10
- Mustafa İçil - Google.com - 6 Kasım 10
- Mustafa İçil - Google.com - 18 Aralık 10
- Nevzat Aydın - Gittigidiyor.com - 20 Şubat 10
- Nevzat Aydın - Yemeksepeti.com - 15 Temmuz 10
- Nevzat Aydın - Yemeksepeti.com - 2 Ekim 10
- Nihat İpkeçi - One Dergi - 9 Aralık 10
- Oktay Yılmaz - Hizlial.com - 25 Aralık 10
- Ömer Bilge Ersoy - Kebap Dünyası - 9 Aralık 10
- Ömer Ekinci - Quizy.me - 9 Aralık 10
- Ömer Karaca - Efiyat.com - 16 Aralık 10
- Önder Eren - Terapi.com - 25 Aralık 10
- Onur Karcı - Townster - 9 Aralık 10
- Orkun Tekin - Reklamz - 18 Şubat 10
- Orkun Tekin - Reklamz - 11 Aralık 10
- Özlem Gök - Grupca.com - 23 Eylül 10
- Prof. Dr. Erhan Erkut - Özyeğin Üniversitesi Rektörü - 25 Aralık 10
- Renan Tavukçuoğlu - Fikrimuhim.com - 16 Aralık 10
- Sait Kayahan - Bilyoner.com - 2 Ekim 10
- Salih Özkan - Nokia.com - 2 Ekim 10
- Sarp Erdağ – Grupguru – 9 Aralık 10
- Sarp Centel – Grupguru – 9 Aralık 10
- Sami Pardo - Gittigidiyor - 12 Haziran 10
- Savaş Şakar - - 19 Şubat 10
- Sedat Kapanoğlu - Eksisozluk.com - 21 Şubat 10
- Sedat Kapanoğlu - Ekşisozluk - 6 Kasım 10
- Sedat Kapanoğlu - Ekşi Sözlük - 6 Kasım 10
- Şencan Özen - Reklamstore - 25 Aralık 10
- Serdar Kuzuloğlu - Myk-medya - 27 Nisan 10
- Serdar Turan - Infomag - 25 Aralık 10
- Serdar Yaman - Pabbuc.com - 8 Nisan 10
- Serhat Akkılıç - Project House - 25 Aralık 10
- Serkan Borançılı - Gittigidiyor.com - 20 Şubat 10
- Serkan Borançılı - Gittigidiyor.com - 21 Ekim 10
- Serkan Köse - Inploid.com - 16 Aralık 10
- Serkan Sevim - 444cicek.com - 4 Kasım 10
- Sina Afra - Markafoni.com - 20 Şubat 10
- Timur Tandoğar - malzemem.com - 9 Aralık 10
- Tolga Kabataş - Gittigidiyor.com - 20 Şubat 10
- Tuğberk Keselioğlu - malzemem.com - 9 Aralık 10
- Tumay Asena - Nokta.com - 19 Şubat 10
- Turgut Derman - Webdenal.com - 25 Aralık 10
- Turhan Yiğitbaşı - Townster - 9 Aralık 10
- Ufuk Tarhan - Futuristler Derneği Başkanı - 2 Aralık 10
- Veysel Karakaya - Memlekettengelsin.com - 25 Aralık 10
- Volkan Taban - Townster - 9 Aralık 10
- Yüksel Dibekoğlu - Ilab Ventures - 29 Mayıs 10
- Yunus Güvenen - Digitouch - 16 Aralık 10
- Yusuf İş - Netmagic - 16 Aralık 10
- Yusuf Yıldırım - Livego - 16 Aralık 10
- Zafer Gürel - sordu.com - 9 Aralık 10
- Ziya Boyacıgiller - Airties - 30 Ocak 10
Yer: İstanbul
Tarih: 25/12/2010
Konuşmacılar: Prof. Dr. Erhan Erkut
Şirket: Özyeğin Üniversitesi Rektörü
Konu:
Etohum, 25 Aralık 2010, Microsoft Türkiye Ofisi, Etohum Kampı
Konuşmacı: Prof. Dr. Erhan Erkut – Özyeğin Üniversitesi Rektörü
(Videoyu İTÜ İşletme Mühendisliği öğrencisi Ufuk Balcı metine çevirmiştir, yazım hatalarını görürseniz lütfen bildirin)
-Arkadaşlar sonunda tekrar bu noktaya geri geleceğim ama aslında Burak Türkiye’de girişimcilik ekosistemi için çok önemli bir şey yapıyor. Herkes bunun farkındadır umarım, biz de çok açık şekilde farkındayız. Şöyle bir sunum hazırladım: “Ben neden buradayım”a biraz girmek istiyorum. Ben de sizler gibi bir girişimciyim. Yeni üniversite kurmakla startup arasındaki ilişkilerden biraz bahsedeceğim. Sonra, “Girişimci üniversite konsepti nedir, nereden geldi?” bundan bahsedeceğim. “Türkiye’den girişimci çıkar mı?” gibi yarı provokatif bir soru soracağım ve biz bunu nasıl çıkarıyoruz, anlatmaya çalışacağım. Bu konuyla ilgileniyorsanız eminim kitap okuyorsunuzdur. Ben bildiğim her şeyi kitaplardan öğrendim. Eğer girişimcilik hakkında bir tane kitap okuyacaksanız, size önereceğim kitap “The Art of the Start”. Okumuş olanların ellerini görebilir miyim? 1-2? Yanlış yerdeyim galiba! Açılış chapter’ı herkesin, her girişimcinin yapması gereken beş şey. Para yapmaktan bahsetmiyor gördüğünüz gibi arkadaşlar. Anlam yaratmaktan bahsediyor, çok önemli. Ben de, üniversitede bunu yapmaya çalıştığımızı düşünüyorum. Misyon, yazmaktan bahsetmiyor, bir mantradan bahsediyor. Bir kelime, iki kelime: Girişimcilik Üniversitesi… Yola çık ve yürü diyor. Tamam, yola çıkıyoruz ve yürüyoruz. Ben biraz bağlantılardan bahsedeyim. Ben burada çok şanslı bir girişimciyim. Yatırımcı aramadım; yatırımcı beni aradı, buldu, ama yine “Hangi ürünlerle piyasada olacaksın, bu ürünler nasıl fiyatlanacak, hangi segmentlere gireceksin, nasıl gireceksin, hangi kanallardan tanıtım yapacaksın?” sorularının hepsi yeni kurulan bir üniversitede var. Dolayısıyla, mesela ben dün inşaat ihalesiyle uğraşıyordum, ince işle uğraşıyordum. Yeni bir üniversite kurduğunuz zaman “Kardeşim ben akademik CEO’yum, bunlara karışmam.” deme lüksümüz yok. Sonuna kadar işin içindesiniz, dolayısıyla hem girişimcilere destek olan bir üniversiteyiz, hem de girişimcileri kalben de anlıyoruz. Geçtiğiniz yollara benzer yollardan geçiyorum.
Peki, bizim mantramız bu girişimci üniversite nereden geliyor? Girişimci olmayan üniversite olur mu? Başka üniversiteler neyin nesi? Üniversiteyi ilk kurmaya başladığımız dönemlerde tesadüfen –zaten tesadüfler hayatta hakikaten çok önemli- J.G. Wissema hocanın yazdığı Towards the Third Generation University adlı bir kitap elime geçti. Çok güzel bir şekilde üniversitelerin nereden gelip nereye gittiğini modelleyerek anlatıyor. Kafamda bir sürü bir şeyler vardı: Bir kuluçka merkezi kuralım, teknoparkımız olsun, girişimcilere destek olalım, şirketler kurulsun, üniversiteler ortak olsun… Bunların hepsi ortada bir yığın halindeydi. O kitap beynime bir disiplin verdi. O kadar beğendim ki, bunu Türkçeye çevirmemiz gerektiğini ve sonrasında bütün rektörlere göndermemiz gerektiğini düşündüm, bunu yaptık. Kaç tanesi okudu bilmiyorum ama şu anda hem Türkçesine hem İngilizcesine ulaşabilirsiniz. Türkçesini bizim üniversitenin book store’undan bile alabilirsiniz.
Girişimci üniversite nereden geliyor diye birazcık tarih anlatmak istiyorum size. “Üniversite nereden geliyor?”dan başlıyoruz. Başlangıç çok suçsuz bir başlangıç aslında… Bilen insanlar bilmeyen insanlara bir şeyler anlatıyorlar, böyle bir ortam. Kuruluş 1000li yıllara gidiyor ve halka açık ders verme yetkisiyle ortaya çıkıyor. Kilise ve devlet… İki tane YÖK var diyelim size. İki tane regulatory body var. Birisi kilise, öbürü devlet… İlk üniversite 1158 Bologna, sonra Paris, Oxford. Yüzyılda yirmi üniversite açılıyor. Şimdi Türkiye’de yüz günde yirmi üniversite açıyoruz farkındaysanız. Bayağı bir yol aldık. Peki bu ilk üniversiteler nasıl, neyin nesi? Aslında kilisenin doktrinini öğretiyorlar bunlar. Kilisenin propagandacısı bu üniversiteler. Fakat çok ilginç bazı taraflarını fark ettim ve bunları sizinle paylaşmak istedim. Bologna’da mesela öğretim üyelerini öğrenciler işe alıyor. Bu hoca iyi, bunu alalım. Bu hoca iyi değil, bunu almayalım, bu hocanın kontratını yenilemeyelim. İlginç bir konsept. Paris’te rektör 4 ya da 6 haftalığına seçiliyor: Zengin olması lazım, dini bir cemaat üyesi olmaması lazım ve bekar olması lazım. Bu arada bir bana da uyuyor diye düşünüyorum. Adamın elinde bir baston var ve önde yürüyor. Zaman içerisinde ağırlık kiliseden devlete doğru geçiyor ancak bu birinci jenerasyonu özetleyen tabloda tek amaç var: Eğitimde, din adamı, katip, yazar yani profesyonel yetiştiriyorlar. Rolü, dini yaymak, hakikati savunmak, yöntem skolastik fakat Latince ve evrensel. Yani Paris’teki üniversiteye Fransa’dan, Almanya’dan tüm dünyadan insan gidiyor. 1000li yılların üniversiteleri böyle aşağı yukarı 600-700 yıl devam ediyor fakat bazı güçler nedeniyle değişmeye başlıyor. Matbaa bulunuyor, kitap basılmaya başlanıyor, coğrafi keşifler, Rönesans, reform ve bilim yavaş yavaş üniversitenin kapısını çalmaya başlıyor. Sonunda bilime yakın, araştırmaya yakın insanlar yetişiyor. Bilginin aktarmaya değil, bilginin kaynağına ulaşmaya yönelik şeyler gelişiyor. Buna da Humboldt Üniversitesi diyoruz, Berlin Üniversitesi. 1810’da kuruluyor. 800 yıl sürüyor yani bu tarzın kurulması. Üniversite 2.0 diyeyim ben size. Burada üniversiteler biraz geriye gidiyor aslında çünkü burada nation state oluşturma çabası içine giriyorlar. Lokal dili adapte ediyor. Yani o Latinceyle herkesin anlaşabildiği ortam kalkıyor ortadan ve üniversiteler ülke üniversitesi olmaya başlıyorlar. Endüstri devrimi sayesinde uzmanlaşma başlıyor, departmanlaşma başlıyor. Rektör, rektör yardımcısı gibi konseptlerin hepsi 1800lü yıllarda çıkıyor ortaya. Tabloya tekrar dönecek olursak, eğitimin yanına araştırma konuyor, dinin yanına da doğayı keşfetmek konuyor. Fakat ulusallık ve ulusal dillere doğru bir geri gidiş oluyor.
1810lardan 2000lere gelirken üniversite 3.0 ortaya çıkıyor. Bunu sağlayan güç ise eğitimin kitleselleşmesi ve spesifikasyon dediğimiz şey. Multi diciplinal hale gelmesi, araştırma fiyatlarının çok artması, sadece sponsor desteğiyle yürümemesi, sözleşme ve yeni ekonomik anlaşmaların üniversitelerden çıkması… Sürekli tepelere çıkardığımız Silicon Valley’in Stanford ürünü olduğunu biliyorsunuz herhalde. Stanford yoksa Silicon Valley yok, bu kadar basit. Silicon Valley’i Stanford kurdu. İsrail’deki girişimcilik hareketini Tekneon başlattı, üniversite olmadan girişimcilik yok. High impact girişimcilik yok, high tech girişimcilik yok. Kebapçı açarsınız ancak, high impact, high tech bir şey yapmak istiyorsanız üniversite şart. Sonrasında üniversite şekil ve nitelik değiştirmeye başlıyor ve verdiği hizmetler değişmeye başlıyor. MIT örneğinin üzerinden gitmek istiyorum. Bu hakikaten inanılmaz bir örnek ve bunu hala kafam almıyor. 2009 Kaufman Report’tan aldım bu raporları. Bu arada Kaufman dünyanın en büyük bilişim enstitüsü, non-profit girişimciliği destekleyen bir enstitü. Amerika dışındaki üniversitelere katkıda bulunmuyorlar. Şu ana kadar MIT mezunu girişimcilerin kurduğu şirket sayısı 25800’e çıkmış. Bu şirketlerin 3.300.000 çalışanı varmış ve 2 trilyon ciroları var. 2 trilyon nasıl bir rakam bilmiyorum. Eski TL’den bahsetmiyorum, bildiğiniz dolar. Bu ne demek dediğimizde adamlar “Dünyanın 11. büyük ekonomisi diyorlar.” Amerika, Çin, Almanya diye gidiyorsunuz ondan sonra 11. sırada MIT. Biraz daha aşağılarda Türkiye. Hani dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduk diye seviniyoruz ya, MIT kadar olamadık daha. Böyle bir endüstri ve ekonomi yaratabiliyor bir üniversite. Yılda 150 şirket doğuruyorlar. Türkiye’de bu bence olmaz ama 5 neden olmasın? 11’in üzerinde çalışanlı 17 şirket çıkmış MIT’den. Yani bir MIT Türkiye’de neden olmasın diye provokatif bir soruyla çıktık yola. Üniversite 3.0’ın 2.0’dan farkı araştırmanın yanına teknolojinin sömürülmesi ve kendi ürettiği teknolojinin pazarlanması ve değer yaratma giriyor, profesyonellerin yanına araştırmacı koymuştuk. Bir de girişimciliği koyuyoruz. Üniversite 3.0 bu. En iyi örneği MIT ve Stanford. İngiltere’de Cambridge. İsrail’de var, Singapur’da National University of Singapur. Bütün Singapur üniversiteleri aslında 3.0’a iyi birer örnek. Bunları kafamda kurdum, Türkiye’de nasıl uyarlayabiliriz diye düşündüm. Mevzuata takılmayacak, gerçekten uluslar arası düzeyde olacak, ticarileştirilebilecek, araştırma üretecek, burada spin off ile startup arasındaki fark şöyle; öğretim üyesi araştırmalarından bir şey çıkarıyorsa buna spin off deniyor (üniversitenin bir çalışması bu) ancak öğrencinin aklına bir şey gelir de onu çıkıp yaparsa startup oluyor. Doğru yönlendirme ile üniversitelerde bunlar olabilir mi? Teknopark, iş geliştirme gibi şeyleri Türkiye’de bir üniversite yapsa hiç de fena olmaz gibi bir itki ile yola çıktık diyelim. Bunları anlatırken, tanıtım günlerine gelenler oluyor. Özyeğin üniversitesi kimin nesi? Türkiye’de biliyorsunuz veliler geliyor üniversite tanıtımına, çocukları üniversiteye gönderip göndermeme kararını veliler veriyor. Tipik nazik veli reaksiyonu: “Hocam ağzına sağlık, bütün bunlar çok ilginç ama bize daha tipik, bu işler sizin üniversiteden dışarı çıkmayacak mı?” tarzı bir soru hemen hemen her tanıtım toplantısından sonra geliyor. Tabii burada sayın veli nazik oluyor, tercümesi şöyle: ”Ya sen uçuyorsun kardeşim. Sen bunları bırak da bizim Hüsnü Bey’in yanında bir memuriyet bir şeyler var mı hani? Ayda 800-1000 lira maaşa bizim çocuk sonunda kavuşabilecek mi?” Yani inanılmaz bir garantici memur mantalitesi her toplantıda karşımıza çıkıyor. Ben sosyal bilimci değilim, endüstri mühendisiyim, “Bu ülkede girişimci çıkar mı acaba?” diye biraz sorgulamaya soruşturmaya başladım kendi kendime. Şimdi tarih dersi bitti sosyoloji dersi başlıyor. Ulaştığım sonuç aslında çok da iç açıcı değil. Aranızda işletme ya da sosyoloji okuyanlarınız varsa duymuş olabilirler. Bir adam var ki herkes onun söyledikleriyle hem fikir değil ama bu adamın dört tane boyutu var: Ülkesel yöneticilik ya da küresel yöneticilik boyutları…
• Birincisi güç mesafesi, power distance’ın Türkçesi. Ülkede hiyerarşideki eşitsizliğin varlığı, oyuncular tarafından bunun kabulü.
• İkincisi belirsizlikten kaçınma: Risk almama.
• Üçüncüsü bireysellik.
• Dördüncüsü de erillik, bunu masculinite olarak çevirebilirsiniz. Masculin Türkiye’de zorlayıcı, rekabetçi, başarıya odaklı ve az duygusal, yönetici tipi oluyor; feminen ise eşitlikçi dayanışmacı, duygusal yönetici tipi oluyor.
Bu araştırmayı ben yapmadım ancak bu araştırma 30’un üzerinde ülkede yapıldı. IBM çalışanları üzerinde yapıldı. 60-80-100 IBM çalışanına anket yapılıyor ve anket sonuçlarına göre bu ülke bir yere oturtuluyor. Tahminleri alayım… Güç mesafesi Türkiye’de yüksek mi düşük mü?
-Yüksek.
-Yüksek, belirsizlikten kaçınma yüksek mi düşük mü?
-Yüksek.
-Yüksek, bireysellik yüksek mi düşük mü?
-Düşük.
-Düşük, erillik yüksek mi düşük mü?
-Düşük.
-Düşük, burada hep çakılıyor. Hani man şövanistiz ya biz. Nasıl yani falan. Türkiye’de yönetici kültürü feminin. Uzlaşmacı, duygusal, sen beni kolla, ben seni kollayayım. Olabilir, burada eleştirilecek bir taraf yok. Peki bu boyutlar girişimciliğe nasıl enjekte oluyor? Öncelikle Amerika’da bu boyutların tam tersi yönünde olduğunu söyleyeyim size. Türkiye’yi unutun. Girişimci çıkaracak bir ülke oluşturmaya çalışıyorsunuz. Ütopya, oluşturduğunuz bu toplumda güç aralığını düşük mü yaparsını yüksek mi? Düşük olmasını istersiniz ki fikirler ortaya çıkabilsin. İnsanlar saygıdan önünü ilikleyip de saygıdan iki büklüm durmasınlar değil mi? Belirsizlikten kaçınmanın düşük olması lazım. İnsanın risk alması lazım. Bireyselliğin yüksek olması lazım, rekabet peşinde olman lazım. Kendi kendine anlam yaratmaya çalışıyor olman lazım. Ayrıca zorlayıcı, rekabetçi olman lazım. Bunlara baktığın zaman, Türkiye’de neden girişimci çıkma oranının az olduğunu açıklayabiliriz. Bu tabii ki Türkiye’den girişimci çıkmaz demek değil. Böyle saçma bir şey olamaz. Dağılımdan bahsediyorum. Tipik Türk girişimcisinden bahsediyorum.
Ben bu işlerin nasıl olduğunu merak ettikçe kitap okuyorum. Okuduğum kitaplardan bir tanesi Startup Nation. Onu okumuş olan var mı? Yani Amerika’nın nasıl uçtuğu çok da merakımı cezp etmiyor. Çok zengin bir ülke, yüzlerce üniversitesi var, trilyonlarca doları var, e tamam olmuştur. İsrail nasıl yaptı bunu? Dünkü çocuk İsrail, yedi milyonluk bir ülke. Etrafındaki herkes ona saldırıyor. Girişimcilik nasıl yüksek? İsrail’de GSMH’ın %4.5’unun AR-GE’ye gittiğini söyleyeyim. Amerika piyasalarında Amerika’dan sonra en çok hisse satan ülkenin İsrail olduğunu söyleyeyim. Kanada değil, Almanya değil, Japonya değil; İsrail… 60 küsür şirket var Amerika’da kota edilen. Bunu nasıl yaptılar diye merak ettim ve Startup Nation diye bir kitap okudum. Kitaptan küçük bir giriş fıkrası; yazanların biri Amerikalı biri İsrailli Yahudi… Dolayısıyla fıkra onların fıkrası, ben onu anlatıyorum. Biraz racist bir fıkra. Bir köşe başında bir Amerikalı, bir Çinli, bir Rus ve bir İsrailli… Gazeteci bunların yanına yanaşıyor ve “Excuse me, what is your opinion on the meat shortage?” diyor. “Af edersiniz, et kıtlığı üzerine fikriniz nedir?” diyor. Sorulara verilen cevaplar. Rus’un verdiği cevap: “Et ne demek?” Çinlinin verdiği cevap: “Fikir ne demek?” Amerikalının verdiği cevap: “Shortage ne demek?” İsraillinin verdiği cevap: “Excuse me ne demek?” İsraillileri bir arada konuşurken gördüyseniz ne dediğimi anlıyorsunuzdur. Kavga ediyorlar zannedersiniz. Gerçi biz konuşurken de Amerikalılar bizi kavga ediyoruz zannediyorlar. Herkes bağırıp çağırıyor. Hiyerarşi yok. Kim patron, kim işçi bilmiyorsunuz ve herkes kendi fikrini mümkün olduğu kadar vokal bir şekilde anlatıyor. Yani bir numarada Amerika’dan da bir güç denge eksikliği var. Bu da girişimciliğin bir parçası. Tabii bunlar benim hissi olaylarım değil, bunlar hakikaten girişimciliği destekliyor mu, köstekliyor mu? Hayır, bu konuda bizim üniversitemizde öğretim görevlisi olan Ahmet Murat Fiş’in doktora tezi. Bu işte, güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, bireysellik… Bu yönlerdeki attribute’lar girişimciliği destekler mi köstekler mi? Bulunan sonuç şu: Türkiye’nin skorları girişimciliğe yatkın değil. Yani güç mesafesi ile girişimcilik arasında ters orantı var, belirsizlikten kaçınmayla ters orantı var, bireysellikle düz orantı var. Dolayısıyla ben buna dayanarak diyorum ki çok da fertile ground bir durum yok ortada. Bunu biraz daha destekleyici bir makale –şimdi hoca olduğum için her şeyi makalelerle referans vererek yapmam gerekiyor.- toplumsal değerlerimize bakıyorsunuz, gelenekçi, aktivistiz. Tarihimize bakıyorsunuz, merkezcil, otoriter sistemin çocuklarıyız, Osmanlı İmparatorluğu… Askeriyede sivil bürokrasi önemli, sivil toplum zayıf. Ekonomide girişimcilik diye bir şey yok, ticaret yok; gayrimüslimlerin elinde tamamen. Endüstriyel girişim diye bir şey yok ve bütün endüstri devletin elinde, aile şirketlerinin elinde. Aile şirketlerini kim yönetiyor? Asker ve memur kökenli yöneticiler ve aileler yönetiyor. İnanılmaz gri bir resim. Bu ülkeden girişimci çıkmaz demiyorum sadece, bu ülkeden yönetici de çıkmaz diyorum. En azından 1960lara kadar bu böyleydi. Özal sonrası bu resim ciddi olarak değişti. Dolayısıyla, güç seviyesinin, kolektivizmin, materyalizmin ne kadar rahatsız edici, lider veya yönetici çıkarmayı engelleyici olduğunu biraz daha fazla anlatıyorum ama çok da içinizi karartmak istemiyorum. Benim burada çıkardığım şey, Türkiye’de hakim kültürün girişimci çıkarmaya pek de uygun olmadığı. Veriler bunu gösteriyor. Bu konuda herkes de fikir birliğinde değil. Türkiye’den büyük girişimciler çıktı diyenler var. Muhakkak var, ama verilere bakıyorsunuz, Türkiye’de girişimci orası %5,5. Bu da çok liberal bir hesap. TOBB’un hesaplarına göre böyle ki TOBB’daki girişimciler zorunlu girişimci… Bizim anladığımız anlamda internet, mobile, high tech, angel böyle girişimciler yok. Bu anlamda baktığımızda girişimci oranı 0,0’larda falan. Dolayısıyla ampirik veriler de bunu destekliyor. Peki, bırakıp kapatacak mıyız o halde? Hayır, öte yandan inanılmaz bir potansiyel var. Bakıyorsunuz ODTÜ’nün, İTÜ’nün, Boğaziçi’nin mezun ettiği çocuklara, canavar gibiler. Benim gibi 500 tane öğretim üyesi var Amerika’da. Üniversite açtıkta geri getiriyoruz onları. Domine ediyoruz oraları. Yöneylem araştırma alanını Türkler domine ediyor. Bizim kongrelerimizde Amerikalılardan sonar en çok duyduğumuz lisan Türkçe. Çinlilerle çekişiyoruz. Bu kadar potansiyel var, bu kadar beyin gücü var ama girişimcilik tarafı biraz eksik kalmış. Demek ki, yolumuz uzun, işimiz zor gibi bir sonuç çıkarıyoruz ve biz bu işi nasıl yapmalıyız diyoruz. Şunu da söyleyeyim, Burak “İnsan kaybettik.” diyor ama şu sayı çok heyecan verici. Burada bu kadar insan gün boyu oturuyor ve girişimcilik üzerine konuşuyor. 10 yıl önce bu mümkün değildi. Şu anda bebeklik ve emekleme dönemindeyiz ama bağırıyoruz buradayız diye. Kanal bulmaya çalışıyoruz ve bizim işimiz bu kanalı yaratmak.
Bizim üniversitemizin stratejik planından bazı şeyler anlatacağım size. Bu işi biz nasıl yapıyoruz; başka üniversiteler nasıl yapıyor? Bunu açık açık paylaşmanın tek bir sebebi var, başka üniversiteler de bunu yapsın istiyorum. Hepsi benim olsun istemiyorum, çünkü bir üniversiteyle olacak şey değil bu arkadaşlar. Herkesin bunları yapması gerektiğini, Türkiye’de 30 tane 3. kuşak üniversitesi olması gerektiğini düşünüyorum.
1. Bütün lisans öğrencilerine zorunlu girişimcilik dersi. İşletme, mühendislik, otelcilik, ekonomi, tarih, hukuk fark etmiyor. Herkes girişimcilik dersi alacak, birinci sınıftan…
2. En az iki tane seçmeli ders.
3. Seminerler, paneller, konferanslar… Sürekli bir girişimcilik aktivitesi.
4. Öğrencilerin daha mezun olmadan şirket kurmalarının desteklenmesi.
5. Hocaların şirket kurmasının desteklenmesi.
6. Yıllık bir yarışma yapılması, bu yarışmalar gerçekten önemli ama tüm Türkiye’ye açık bir yarışma. Senin olsun, benim olsun değil. Türkiye’de tüm üniversite öğrencilerine açık bir girişimcilik yarışması.
7. Dışarıya açılacak sertifika dersleri… Kendi içimizde kalmamalıyız, altı üstü 1000 öğrenci var senede aldığımız. Türkiye’de olan toplam öğrenci sayısını düşünürseniz çok daha yüksek.
8. Aktif bir girişimcilik merkezinin oluşturulması.
9. Girişimcilik kulübünün oluşturulması.
10. Bir accelerator oluşturulması, kuluçka merkezi gibi bir şey, girişimcilik merkezi de diyebiliriz.
11. Teknopark oluşturulması.
12. Angel funding’in üniversiteye getirilmesi.
Bu 12 maddenin kaçınır becerebildiğimi sorarsanız, fena değil. 8’i 9’u falan bulduk. Bir iki yıl içerisinde de 12’nin tamamını bulmayı düşünüyoruz.
Bir de bana şöyle bir şey geliyor: “Girişimcilik öğretilmez ki, girişimci doğulur.” Nasıl ya? E mühendis de doğulur o zaman, sanatçı da doğulur, avukat da doğulur… E o zaman üniversiteleri kapatalım gitsin, ne gerek var? Üstelik bunu da ben söylemiyorum. Akademisyen olduğum için bol keseden atmamam gerekiyor, ikizler üzerinde araştırma yapılıyor. Toplam bin çift, iki bin ikiz, tek yumurta ve çift yumurta ikizleri… Doğumda ayrılmışlar ve bunlar izleniyor. Bunlar kişilik özellikleri üzerine araştırma yapılıyor: Risk alma-almama, oradan varılan sonuç: girişimcilik için gerekli attribute’ların en fazla yarısının genetik olduğu, yarısından fazlasının öğrenilebilir olduğu. Zaten ben de buna inanmasam bu mesleği bırakırım. Burada öğrenebilir olduğu çok açık olanlar; bilgi var, yetkinlikler var. Girişimcilik sadece bilgi değil, iletişim gerekiyor, başkalarını motive etmek gerekiyor, doğru insanları seçmeniz gerekiyor, insanların size güvenmesi gerekiyor… Bunları hepsi birer yetkinlik. Bir de en önemlisi, duruşlar ve değerler var. Bunların birçoğunun üniversitede öğretilebilir olduğunu düşünüyorum. Bir resim göstereyim size. Siz şu anda tekno starter olmaya çalışan bir grupsunuz. Teknolojiyi kullanarak bir iş kurmaya çalışanlar… Bunun için dört tane component gerekiyor.
1. Teknoloji: Teknolojinin akması gerekiyor.
2. Girişimci: Girişimcinin teknolojiyi getirmesi gerekiyor.
3. Sermaye
4. Destek
Bunların hepsinin bir araya gelmesi ve tekno girişimi oluşturması gerekiyor. Birçoğunuz şu an tohum öncesi dönemdesiniz. Henüz ürününüzün ilk dizaynı ile uğraşıyorsunuz. İlk pazar araştırmanızı yapıyorsunuz. IP var IP’nizin fikir mülkiyetini garanti altına almaya çalışıyorsunuz. Belki iş planı yapmaya başladınız. Buradan sonra belki kendi birikiminizden ya da ailelerden para topluyorsunuz. Ondan sonra işe başlamaya karar veriyorsunuz. Prototip ve takım oluşuyor. Üretim ve satış üniteleri oluşturmaya başlıyorsunuz. Burada işin içine yavaş yavaş melek yatırımcılar girmeye başlıyor. 10 sene öncesine kadar Türkiye’de ben melek yatırımcıyım diyen kişi yoktu. Ondan sonra Startup dönemine geçiyorsunuz, hala melek yatırımcılarla berabersiniz. Sonra pazara açılıyorsunuz. Böyle beş adımlı bir girişimcilik döngüsü diyebiliriz buna.
Üniversitenin buradaki rolüne bakarsak, üniversiteye çok ihtiyaç var. Elektrik mühendisliğinde, makine mühendisliğinde, bilgisayar mühendisliğinde gördüğünüz bir teknolojiyi hayata geçiriyorsunuz ama yatırımcıyı bulduktan sonra üniversiteye çok da ihtiyacımız yok. Ancak bundan sonra ölüm vadisi diye bir yer var. Geliştirme ve startupta. En çok şirketin batışını burada görüyoruz. Angel’dan parayı bulmuşsun ama ikinci round olan finansmana gidemiyorsun. Ya da finansmana gidiyorsun, melekler yeter diyor. Üniversitenin bilgi vermekten başka yapabileceği şey, ölüm vadisinde girişimciye yardımcı olmak. Biraz da bunun nasıl yapılabileceğinden bahsedeyim size. Bir ay önce Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi diye bir yer kurduk. Bunda temel hizmetlerden çok orta seviye hizmetler sunuluyor. Onlardan bahsedeceğim birazdan. 300 metrekarelik bir yer altı üstü, içinde sekiz tane dörtlü masa var. Toplam 30 kişi alıyor. Proof of concept yapmaya çalışıyoruz biz de. Bu bizim prototipimiz tabii ki. Çalışırsa 300 metrekare olur 3000 metrekare, 30000 metrekare. Tamamen talebe, yani sizlere bağlı açıkçası. Şu anda 30-35 tane iskemle var, direktör odası var, direktör ofisimizde İhsan Ergün oturuyor. Bir yönetim kurulumuz var, buraya kimlerin gireceğine karar veriyor ve altı ayda bir toplanıp tamam mı devam mı kararı veriyor. Bir toplantı odamız, bir resepsiyon odamız var. Tam da rektörlüğün altına çok merkezi bir yere koyduk. Ne veriyoruz? Simbiyotik bir ilişki var, elektirik, su, ısıtma, telefon, internet, sigorta, kaza sigortası gibi temel şeyleri veriyoruz. Ayrıca isterse, otopark, depo, yemek hizmetleri alabiliyor. Üniversite olduğumuz için birçok sınıf var, toplantı odası var. Senede rakam vermeyeyim ama çok ciddi paralar harcanan bir kütüphanemiz var ve dışarıdan erişilemeyecek database’lere erişim şansı var. Dersler, seminerler, workshoplar var. Finans ve yeni nesil finans arasında bir fark var. Pazarlama ile yeni nesil pazarlama arasında farklar var. İK ile Startup İK’sı arasında büyük bir fark var. Girişimcilik bir anabilim dalı aslında. Ben bunu okudukça fark ettim. İşletme benziyor ama işletmeden farklılıkları var, işletmeyi okuyup bunu pat diye yapamazsın. Sadece girişimcilik dersi ile bunun olmayacağını da fark ettim ve girişimcilik programını başlatmak için başvuruda bulundum. İşletmeyle %80’i aynı belki ama işte yeni nesil finans, yeni ürün pazarlaması, stratejisi, İK’sı, başka ülkelere girişim… Bunlar bir anabilim dalı, başka konular bunlar. Bu derslerden alabiliyorsun. İki kişi biliyor burada yeni nesil finansı. Gel o zaman bizim MBA derslerine gir, iki haftada öğren bu işi. Bu tür yan faydalar oluyor. Bunu da tabii üniversite dışında kurulan bir kuluçka merkezi sağlayamaz. Menajerimiz var, direktörümüz var, ayrıca muhasebe, support, communications… Mesela finansmana gideceksiniz, dışarıdan bir şirketten destek almaya kalksanız ayda 8-10-12 pay istiyorlar. Startupsın sen parayı veremezsin ki. Verebilecek olsan zaten oraya gitmezsin. Business analyst. Biraz önce izliyordum, ben programcı değilim diyordu arkadaşlar. Ben işletmeci değilim, iş planı desteğine ihtiyacım var. Hukuk desteğine ihtiyacım var… Bunların hepsini offer edebiliyoruz. Üniversitede var bunlar. Advanced services dediğimiz, bence en önemli olan –bunları bilmiyorsanız zaten çıkmayın yola- birinin size parayı verdikten sonra arkasını dönmemesi yani o insanın size vereceği sektör bilgisi. Bunu sağlamaya çalışıyoruz. Bunu tabii üniversite olarak sağlayamıyoruz. Burak’ı tanıyoruz, TOBB ile ilişkilerimiz var, Türkiye’de who’s who’nun tamamını tanımaya çalışıyoruz yüksek oranda. Belki üniversiteden 3-4 kişiye ama üniversite dışından 30 kişiye ulaşıyoruz ve insanlarla match etmeye çalışıyoruz. Angellar var, üniversite olarak içimizde angel network oluşturmuyoruz, onu dışarıda kuruyoruz. Üniversite işini yapsın diyoruz. Üniversitenin işi ticari tarafına girmek olmasın diyoruz. Business model nedir peki? Bunları inceledik, birkaç tane model baktık, girişimciden kira istemeyeceğiz, 500 lira bile kira istemek yanlış. Adamın parası yok ki işe başlıyor. Para da koyamayacaksın üniversite isen. İşi çamura bulandırmayacaksın. Bu işi benimle yapacaksın da demeyeceksin, ben seni kuluçka merkezine koyuyorum. Bu işin finansının saati 100 lira, olmaz, bitti. Nereden istiyorsa oradan alsın. 30 liraya buluyorsa muhasebe hizmetini 30 liraya, 10 liraya buluyorsa 10 liraya alsın. Ya da kardeşi muhasebeciyse kardeşine yaptırsın. Bazı kuluçka merkezlerinde 10 bin 15 bin gibi bir ceed koyuyorlar ve karşılığında tüm hizmetleri benden alacaksın diyorlar. Aynı hizmeti pahalıya veriyorlar ve oraya çok başarılı bir kuluçka merkezi şirketi çıkıyor. Kuluçka merkezinin gelirleri çok sağlam ama şirketlerin hepsi batıyor. Kuluçka merkezinin başarısı, o şirketin gelirleriyle ölçülmez, o merkezden çıkan şirketlerin gelirleriyle ölçülür. Mesela IEM Lion, 25 tane şirket çıkarmış ve bir tanesi batmış. İnanılmaz bir oran… Sektörde beklenen oran %50 başarı. Biz bunu üniversiteleri kullanarak %70-80’lere çıkarabiliyorsak muhteşem bir oran bu. Çetele hesabı liste tutuyoruz. Sekreterlik şu kadar aldı, İK bu kadar aldı, kurumsal iletişim 30 saat aldı, mentoring şu kadar aldı. Ondan sonra batan varsa o listeyi yırtıp atıyoruz. Bakıyoruz şirkete, 300 bin lira harcanmışsa, bakıyorum 15 bin lira yardım yapmışız. %5’i benim diyoruz. Exit anında bu ücreti alıyoruz. Business hakkımız bu. Yani başta para istemiyoruz ama şirket koparken ufak payımızı geri alıyoruz. Buradaki amacımız başarılı şirket çıkarmak. Biz yaptık oldu, siz de yapın deyip başka üniversiteleri ikna etmek. %5 ile ciddi başarılı exitler yapan olursa belki para görürüz ama 5 sene 7 sene para görmeyeceğiz muhtemelen.
Türk girişimcilik ekosistemi hakkında birkaç şey söyleyip kapatacağım. Ondan sonra biraz soruya vaktimiz kalıyor galiba. Genelde Türk girişimcilik ekosisteminin zayıf olduğunu düşünüyorum. Türklerin kafası girişimciliğe uygun değil falan tamam ama bütün olarak baktığımız da ekosistem de zayıf. Almamız gereken çok yol var. Şimdi herhangi bir ekosistem için üç tane oyuncu var: Kamu, özel sektör ve üçüncü grup dediğimiz angelar. Devlete baktığımızda baya bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama bana sorarsanız bazı şeyler yanlış yapılmaya çalışılıyor. Bir şeylere araya bir özel sermaye koymadan parayı hibe etmesi yanlış. O paranın batmaması için o işin peşinde koşacak birilerinin olması lazım. Bu nasıl olur? Mesela İsrail’de ve Yeni Zelanda’da gördüğümüz fonları fonunun oluşturulmasıyla olur. Özel bir fon yöneticisi grubu vardır. Bu grup iki lira bulur. Devlet onlara bir lira verir. Üç lira ile şirketlere yatırım yapılır. Ama yatırım kararını özel fon yatırımcıları yaparlar. Adamın iki lirası var işin içinde. Dolayısıyla o paranın batmaması için elinden geleni yapacak. Sen bu işin içine özel sektörü koymayıp al bir lirayı dersen o para batar. Çünkü önemli olan o para değil, o işin mentöring coaching’ini yapacak grubu paranın peşine takmak. Sermaye, ikiyi koyduğu zaman o şirket batmasın diye elinden geleni yapıyor. Kendi bilgisini kullanıyor, esas ihtiyaç olan o. Dolayısıyla, birçok kaynak var şu anda ve bu kaynakların bir kısmının yanlış kullanıldığını düşünüyorum. Özel sektör var, melek yatırımcılar benim bildiğim kadarıyla var, etohum 2.0 melek yatırımcı denebilir değil mi? Facilitator’dünüz 1.0’da, şimdi küçük bir fon kurdunuz ve melekliğe başlıyorsunuz ağır ağır. Ben sürekli yeni melek yatırımcı şirketleri öğreniyorum. Bilen varsa söylesin. Ben burada kesinlikle uzman falan değilim, yanlış anlamayın, ben öğrencisiyim bu işin. Venture deallar daha büyük kapsamlı Mavi, Migros gibi firmalara giriyorlar. STK’lar… Siz STK idiniz belki ilk zamanlar, şimdi angel’lığa terfi ediyorsunuz. Bir şeyler var ama bunu daha önce de söyledim, burada eksik parça üniversiteler. Özellikler sizin yaptığınız konularda üniversite olmadan girişim yapmak çok zor. Gördüğümüz bütün başarılı hikayelerde üniversitenin etrafında bir ekosistem oluşturuluyor. Türkiye’nin esas eksiği burada. Devlet girişimciye yatırım yapmıyor diyemem ben Türkiye’de. Angel yok da diyemeyiz, para yok da diyemeyiz, STK’da yok diyemeyiz. Maalesef bu işi doğru yapmaya çalışan üniversite sayısı çok çok az. Esas problemimizin orada olduğunu düşünüyorum. Biz buna aday olduk çünkü amacımız bir model oluşturmak. Neler yapıyoruz? www.birfikrinmivar.com. 1 milyon ödüllü falan diyoruz aslında ama öyle değil. Ama şirket kuruluyor, meleklerden 200-300 bin bulunuyor ve şirket kuruluyor. Bunun birkaç ortağından birisiyiz biz, akademik ortağıyız. Okul içinde bir yarışma yaptık, öğrencileri buna heveslendirmeye çalışıyoruz, tahmin edeceğiniz gibi ilk fikirler waffle yapmak, kumpir yapmak… Adamın iyi fikir dediği şey waffle ile kumpiri birleştirmek. Öbürü geliyor dürüm yapma fikriyle geliyor, ama özel dürüm… Bunları reddettik ki öğrencileri biraz daha farklı şeyler düşünmeye itelim. Oluyor, bu arada bizim öğrenciler hazırlıkta ve birde henüz.
Seyircilerin Soruları Üzerine Konuşulanlar:
-Okulumuzda MBA, EMBA, elektrik master-doktora var, endüstri, makine ve bilgisayarda master ve doktoraya bu sene başvuruyoruz.
-Bize 27 master öğrencisi geldi ilk sene elektriğe. Bunların en az yarısı üretim derdinde. Benim amacım kalifiye yüksek lisans öğrencilerini doğru yönlendirmek istiyoruz. Sadece makale yazıp akademisyen olayım diyen değil, bir şeyler üretip zengin olma çabasında olan öğrenci de istiyoruz. Biz yüksek lisanstan para almıyoruz. Master’dan da almıyoruz. Bence bu işten para alan üniversite, üniversite değildir. MBA paralı, çünkü profesyonel diploma. Elektrik doktorasından, masterından para almıyoruz, üstüne para veriyoruz. Yani Tübitak’tan para alamıyorsa biz veriyoruz ayda 1000 lira. Üzerine yemek falan da veriyoruz. Öğrenci sürünmesin, biz onunla şirket kuracağız, açken olmaz bu. Amerika’da master doktora için para alındığını duymadım ben.
-10000 kadın projesini girişimcilik merkezi yönetiyor. Goldman Sachs’ın kriterlerini uyguluyorlar. Ben size kriterlerini söyleyeyim: İşletme eğitimi almamış olmak, bu eğitimi kendi parasıyla alamayacak durumda olmak, yani under served diyorlar buna, bir iş fikri olmak veya çalışan bir işi olmak, bir de interwiev’da en yüksek notları almak. İlk roundu ben çok iyi hatırlıyorum. 1100 kişi başvurdu ve 35 kişi seçildi. Dolayısıyla hiç şüphem yok, iyi fikri olan 200 civarı kadın dışarıda kaldı. Bu üç sene devam edecek bir program, devam etmenizi öneriyorum. Buradakiler bahsettiğimiz high tech, high impact projeler olmuyor. Çoğu şunun gibi, motosiklet kuryelerine koruma eldiven yapan atölye gibi falan. Önemli işler ama hiçbir zaman 100 milyona ulaşacak işler değil. Daha lokal işler, zaten o programın amacı o. Özellikle lise mezunu olmayan insanlar bile katıldı. Hatta İstanbul dışında bile yapmamızı istiyorlar.
-Ben bu işe başladığımda Avrupa’da gittim üç dört tane tesis gördüm. Mesela Barcelona’dakinde kuluçka merkezinde bir ön araştırma ofisi vardı. Dört tane bilgisayar koymuş, bir tane kütüphane var ve bir tane gezinen kaynak var. Sokaktan fikri olan adam geçerken giriyor ve çalışmasını yapıyor. Bizim amaçlarımızdan biri de bizim ofislerimizden birini bu hale getirmek. Kim olursan ol, gel ön araştırmanı yap, üniversitenin database’inden faydalan, kütüphanesinden faydalan, yer varsa da akşama kadar otur orada, sonra gel tekrar çalış. Bunlar sokaktan gelen insanlar olabilir, üniversite öğrencisi olmana bile gerek yok. Sonrasında kuluçka merkezine girmen de mümkün. Biz kimseye hangi üniversiteden geldiğini sormuyoruz ki. Fikrinin kalitesine bakıyoruz. Özellikle mobile, internet, application türü fikirlerin varsa girme ihtimalin biraz daha yüksek. Onların time to market’ları daha kısa, sermayeleri daha düşük. Yüksek lisansa da başvurabilirsiniz. Dolayısıyla sadece kendi öğrencilerimizle kısıtlı bir imkân değil. Herkese açık ve bunu biz proof of concept olarak oturtmaya çalışıyoruz. Özyeğin Üniversitesi’nin bir merkezi değil bu, girişim merkezi. Keşke çalışsa, başka üniversiteler de kopyasını çekse. Sizler de okulunuza gidin, onların neden bunu yapmadığını sorun. Faydası olabilir. Çünkü bahsettiğiniz okullar çok baba okullar yani onların bu işi bize öğretiyor olmaları gerekirdi, onların bu işi çok önceden yapıyor olmaları gerekirdi. Teknopark kurup kira geliri elde etmek marifet değil. Girişimcilik öyle desteklenmez, üniversitenin bütçe açığı öyle kapatılır.
-Arada bir bizim üniversitemizin sitelerine göz atın. Senede üç dört tane işinize yarayacak proje yapacağız. Ücret falan da almıyoruz. Sizler için buradayız, bunu anladınız sanırım. Hepinize çok teşekkür ediyorum.
11 Aralık 2010 – Etohum Kampı Ankara
Alemşah Öztürk (Blog, Twitter, LinkedIn) – 41! 29?
Bu video Mert Sayitoğlu tarafından metne çevrilmiştir.
Alemşah Öztürk: 99 ilk şirket 4 arkadaş dijital ajans. 22-23yaşında. Türkiye’nin en büyük ajanslarından birisi oldu. Hep yatırım yaptık. 25 yaşına kadar o kadar çok çalıştık ki böyle bayıp sıkıldığımız için şirket kurduk. Hayatımdaki en büyük salaklıklardan biridir. 2003 – 2005 arası tekrar profesyonel çalışma hayatına geri döndüm. 2003 de başka bir arkadaşla yeni bir ajans kurdum. Livesper diye bir ajans. 3 yıl kadar orada devam ettim. Sonra bu sefer sizden de ben sıkıldım dedim. Çünkü biraz daha farklı şeyler yapmak istiyordum. Ortaklığımı satıp çıktım. Sonra tekrar ajanslara…
Sonra bu sefer interaktif ajanslar yerine klasik pazarlama ajanslarına geçtim. Orada da Mar Ajans’ta çalıştım. Yaklaşık 3 yıl kadar. Sonra tekrar bir şirket kurdum. Ajans kurma konumuna geldik yine ama bu sefer farklı bir şey yapalım dedik. Dijital pazarlama ajansı kuralım dedim. O noktada da 41-29 u kurduk. Sonrada gördüğünüz gibi en uzun süre çalıştığım şirket 41-29, 4 yıl oldu. devamı »

Bu makale, Pozitron kurucusu Fatih İşbecer‘in 27 Kasım 2010 Etohum Kampındaki konuşmasından derlenmiştir. Makale, Oğuz Şafak tarafından yazılmıştır.
Makaleye konu olan videoyu burada bulabilirsiniz.
Pozitronun kurucusu Fatih İşbecer konuşmasında, Türkiye’de girişimci olmanın zorluklarından bahsetti. 10 yıldır yazılım alanında faaliyet gösteren Pozitron, başlangıçta farklı alanlarda yazılım çözümleri geliştirdikten sonra yoğun rekabet yüzünden 2004-2005 yılları arasında sadece mobil uygulamalar alanına geçmiş ve yaptıkları ilk uygulama da halen kullanılan Bilyoner’in cepte iddia uygulaması.
Fatih İşbecer’in tespitlerine göre
Fatih İşbecer’in tespitlerine göre büyük firmalar artık güç kaybediyor. Çünkü yeni mezun idealist mühendisler giriş-çıkışların esnek olması, kıyafet zorunluluğunun olmaması ve şirkette kendini daha iyi gösterebileceğinden butik firmaları tercih etmeye başlamış. Firmanın başarılı olması için ekibin mutlu edilmesi çok önemli. Ekip mutlu olursa, şirket içinde iyi eğitilirse, paranın satın alabildiği en iyi ekipmanlarla donatılırsa, kesinlikle verimlilik artıyor.
Fatih İşbecer, ülkemizde girişimciliğin son yıllarda yapı değiştirmeye başladığı görüşünde. Eskiden pek önerilmeyen girişimcilik artık gerek kamu tarafından gerek özel sektörden desteklenmeye başladığı söyledi.
Fatih İşbecer’e göre ülkemizde uzmanlığa olan inanç gitgide artıyor. Eskiden siz bir şeyi biliyorum dediğiniz zaman, herkes her şeyi bildiğini sandığı için çoğu insanlar dikkate almadığını fakat şimdi bilen insanların el attığı süreçlerdeki fayda ölçülebilir hale geldiği için bu tip şeylerin gerek büyük firmalar gerek orta boy firmalar tarafından takdir edildiğini, takdir edilince de ticari hale getirildiğini belirtti.
Fatih İşbecer girişimcinin kesinlikle ölçülebilir risk alması gerektiğini belirtti. Riskin büyük olabileceğini ama mutlaka ölçülebilir olması gerektiğini sözlerine ekledi, yani kötü senaryoda ne kadar zaman, ne kadar para, ne kadar prestij kaybettireceği ölçülebilmeli. Sonra getirisini-giderini hesaplayıp, o işe girilmeli.
Fikirleri hayata geçirmenin çok önemli olduğunu söyleyen Fatih İşbecer, başarılı olmak için fikrin yetmediğini, kesinlikle ciddi bir emek harcayarak onu hayata geçirmek gerektiğini; fikrin önemsiz olmadığını ama çok erken fazda olduğunu belirtti.
Fatih İşbecer’e göre bir girişimin başarılı olması için planlama çok önemli. Ciddi bir emek harcayıp iş planı yapılması gerekiyor. Eğer bir girişimin kâğıt üstünde iş akışı sağlanamıyorsa, o girişimin pratikte başarılı olma şansı yoktur.
Fatih İşbecer’e göre girişimci için bir diğer önemli unsur da dürüst olmak. Dürüst olmanın, yalancı olmaya göre çok daha kolay olduğunu belirtti. Eğer bir girişimci görüştüğü birçok firmaya başka başka şeyler söylerse, ikinci, üçüncü toplantıda kendisiyle çelişmemesi için çok ciddi bir hafıza ihtiyacı olur; dolayısıyla dürüstlüğün, yalancılığa göre çok daha yönetilebilir bir şey olduğunu söyledi.
Fatih İşbecer’e göre girişimcilerin en yaygın yaptığı hatalardan biri de gelir modelini tam oturtamaması. Bir işletmenin hayatını sürdürebilmesi için kesinlikle karlı olması gerektiğini, bu yüzden satışa harcanılan zamanın en az iki katını karşı tarafla sözleşme pazarlığında harcamak gerektiğini belirtti. Fatih İşbecer’e göre dikkat edilmesi gerek bir diğer şey de, karşı tarafla anlaştıktan sonra yapılan sözleşmede, içinize sinmeyen bir koşula imza atıyorsanız, önünüzdeki dönemde o koşul sebebiyle kesinlikle başınız belaya girebileceğini, o yüzden sözleşme hazırlarken de ciddi bir özen göstermek gerektiğini belirtti. Girişimcilere “İçinize sinmeyen konularda pazarlığınızı sürdürün, sizin ürününüz, uygulamanız, firmanız yeterince iyiyse ve karşı tarafa makul bir taleple gidiyorsanız kabul edilecektir” tavsiyesinde bulundu.
Fatih İşbecer bir girişimde takımın çok önemli olduğunu belirtti. Özellikle teknoloji işinde; gerek hukuk, gerek finans, gerek insan kaynakları, gerekse büyüklerle oturup müzakereler konusunda tek bir kişinin yetmeyeceğini tüm bunları yapabilecek harika bir takım kurulmasının gerektiğini anlattı.
Fatih İşbecer, girişimcilerin mutlaka çözme arzusuna sahip olmaları gerektiğini belirtti, hedefledikleri sektördeki mevcut yürüyen işletmeleri incelemeleri, başarılı olmuş modelleri inceleyip, bu modellere çeşitli katma değerler sunmalarını tavsiye etti. Kendilerinin mobil bankacılığı biz icat etmediklerini yaptıkları şeyin internette yapılan bankacılık işlemlerini telefona taşıyarak katma değer sağladıklarını ifade etti.
Fatih İşbecer girişimler için parasal kaynak bulma yollarından da söz etti. Bunlardan birisin kredi almak olduğunu fakat Türkiye’de sizin bankadan kredi alabilmeniz için o krediye ihtiyacınız olmadığınızı ispatlamanız gerektiğini, eğer eviniz arsanız varsa ipotek ederek kredi alabileceğinizi yoksa kredi almanızın zor olduğunu anlattı. Venture Capital ya da melek yatırımcı sayısının çok az olduğunu ve dünyadaki örneklerinden farklı hareket ettiklerini, kamunun da takvimlerine uymadıklarını, ihtiyacınız olan parayı zamanında vermediklerini ifade etti. Bu yüzden projenin başlangıçta aileden ve çevreden borç alınarak hayata geçirilmesinin en uygunu olacağını belirtti.
Fatih İşbecer, ekibin işe sadık olmasının çok önemli olduğunu, bunu sağlamak için de ekibin mutlu edilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’de, ABD’deki gibi ‘stock option’ tanınamadığını fakat bunun ekibi motive etmeye engel olmadığını, farklı modeller önerebilineceğini, farklı sözler verebileceğini ve verilen sözün kesinlikle tutulması gerektiğini belirtti.
Kısa Özet
Pozitron’un kurucusu Fatih İşbecer konuşmasında biraz Pozitron’dan bahsettikten sonra Türkiye’de girişimci olmanın zorluklarını anlattı. Pozitron 10 yıldır yazılım sektöründe faaliyet gösteren ve son 6 yıldır sadece mobil uygulamalar geliştiren 35 kişilik ekipten oluşan bir şirket. Fatih İşbecer girişimcilere özetle; riskin büyük olabileceğini ama kesinlikle ölçülebilir risk alınmasını, başarılı olmak için fikrin yetmediğini hayata geçirilmesini, iyi planlama yapmalarını, gelir modelini tam oturtmalarını, çok iyi ve sadık bir ekip kurmaları gerektiği tavsiyelerinde bulundu ve başlangıçta sermaye olarak en uygun yerin aile ve çevre olduğu tavsiyelerinde bulundu.
Fatih İşbecer – Türkiye’de Girişimci Olmanın Zorlukları
Pozitronun kurucusu Fatih İşbecer konuşmasında Türkiye’de girişimci olmanın zorluklarından bahsetti. 10 yıldır yazılım alanında faaliyet gösteren Pozitron başlangıçta farklı alanlarda yazılım çözümleri geliştirdikten sonra yoğun rekabet yüzünden 2004-2005 yılları arasında sadece mobil uygulamalar alanına geçmiş ve yaptıkları ilk uygulama da halen kullanılan Bilyoner’in cepte iddia uygulaması.
Fatih İşbecer‘in tespitlerine göre büyük firmalar artık güç kaybediyor. Çünkü yeni mezun, idealist mühendisler giriş çıkışların esnek olması, kıyafet zorunluluğunun olmaması ve şirkette kendini daha iyi gösterebileceğinden butik firmaları tercih etmeye başlamış. Firmanın başarılı olması için ekibin mutlu edilmesi çok önemli. Ekip mutlu olursa, şirket içinde iyi eğitilirse paranın satın alabildiği en iyi ekipmanlarla donatılırsa kesinlikle verimlilik artıyor.
Fatih İşbecer ülkemizde girişimciliğin son yıllarda yapı değiştirmeye başladığı görüşünde. Eskiden pek önerilmeyen girişimcilik artık gerek kamu tarafından gerek özel sektörden desteklenmeye başladığı söyledi.
Fatih İşbecer‘e göre ülkemizde uzmanlığa olan inanç git gide artıyor. Eskiden siz bir şeyi biliyorum dediğiniz zaman, herkes her şeyi bildiğini sandığı için çoğu insanlar dikkate almadığını fakat şimdi bilen insanların el attığı süreçlerdeki fayda ölçülebilir hale geldiği için bu tip şeyler gerek büyük firmalar gerek orta boy firmalar tarafından takdir edildiğini takdir edilince de ticari hale getirildiğini belirtti.
Fatih İşbecer girişimcinin kesinlikle ölçülebilir risk alması gerektiğini belirtti. Riskin büyük olabileceğini ama mutlaka ölçülebilir olması gerektiğini, yani kötü senaryoda ne kadar zaman ne kadar para ne kadar prestij kaybettireceğinin ölçülebilmeli. Sonra getirisi gideri hesaplayıp o işe girilmeli.
Fikirleri hayata geçirmenin çok önemli olduğunu söyleyen Fatih İşbecer, başarılı olmak için fikrin yetmediğini kesinlikle ciddi bir emek harcayarak onu hayata geçirmek gerektiğini, fikrin önemsiz olmadığını ama çok erken fazda olduğunu belirtti.
Fatih İşbecer’e göre bir girişimin başarılı olması için planlama çok önemli. Ciddi bir emek harcayıp iş planı yapılması gerekiyor. Eğer bir girişimin kâğıt üstünde iş akışı sağlanamıyorsa o girişimin pratikte başarılı olma şansı yoktur.
Fatih İşbecer’e göre girişimci için bir diğer önemli unsurda dürüst olmak. Dürüst olmanın, yalancı olmaya göre çok daha kolay olduğunu belirtti. Eğer bir girişimci görüştüğünüz birçok firmaya başka başka şeyler söylerse, 2. 3. toplantıda kendisiyle çelişmemesi için çok ciddi bir hafıza ihtiyacı olduğunu dolayısıyla dürüstlük yalancılığa göre çok daha yönetilebilir bir şey olduğunu söyledi.
Fatih İşbecer’e göre girişimcilerin en yaygın yaptığı hatalardan biri de gelir modelini tam oturtamaması. Bir işletmenin hayatını sürdürebilmesi için kesinlikle karlı olması gerektiğini bu yüzden satışa harcanılan zamanın en az iki katını karşı tarafla sözleşme pazarlığında harcamak gerektiğini belirtti. Fatih İşbecer’e göre dikkat edilmesi gerek bir diğer şey de, karşı tarafla anlaştıktan sonra yapılan sözleşmede içinize sinmeyen bir koşula imza atıyorsanız, önünüzdeki dönemde o koşul sebebiyle kesinlikle başınız belaya girebileceğini o yüzden sözleşme hazırlarken de ciddi bir özen göstermek gerektiğini belirtti. Girişimcilere “içinize sinmeyen konularda pazarlığınızı sürdürün, sizin ürününüz, uygulamanız, firmanız yeterince iyiyse ve karşı tarafa makul bir taleple gidiyorsanız kabul edilecektir” tavsiyesinde bulundu.
Fatih İşbecer bir girişimde takım çok önemli olduğunu belirtti. Özellikle teknoloji işinde; gerek hukuk, gerek finans, gerek insan kaynakları, gerekse büyüklerle oturup müzakereler konusunda tek bir kişinin yetmeyeceğini tüm bunları yapabilecek harika bir takım kurulmasının gerektiğini anlattı.
Girişimcilerin de mutlaka çözme arzusu olmaları gerektiğini, hedefledikleri sektördeki mevcut yürüyen işletmeleri incelemelerini, başarılı olmuş modelleri inceleyip ve onlara çeşitli katma değerler sunmalarını tavsiye etti. Kendilerinin mobil bankacılığı biz icat etmediklerini yaptıkları şeyin internette yapılan bankacılık işlemlerini telefona taşıyarak katma değer sağladıklarını ifade etti.
Fatih İşbecer girişimler için parasal kaynak bulma yollarından da söz etti. Bunlardan birisin kredi almak olduğunu fakat Türkiye’de, sizin bankadan kredi alabilmeniz için o krediye ihtiyacınız olmadığınızı ispatlamanız gerektiğini, eğer eviniz arsanız varsa ipotek ederek kredi alabileceğinizi yoksa kredi almanızın zor olduğunu anlattı. Venture capital ya da melek yatırımcı sayısının çok az olduğunu ve dünyadaki örneklerinden farklı hareket ettiklerini, kamunun da takvimlerine uymadıklarını, ihtiyacınız olan parayı zamanın da vermediklerini ifade etti. Bu yüzden başlangıçta aileden ve çevreden borç alınılarak hayata geçirilmesinin en uygunu olacağını belirtti.
Fatih İşbecer, ekibin işe sadık olmasının çok önemli olduğunu bunu sağlamak içinde ekibin mutlu edilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’de ABD’deki gibi stock option tanınamadığını fakat bunun ekibi motive etmeye engel olmadığını, farklı modeller önerebilineceğini, farklı sözler verebileceğini ve verilen sözün kesinlikle tutulması gerektiğini belirtti.
Video Metni
Merhaba ismim Fatih İşbecer, Burak Bey’in söylediği gibi Pozitronun kurucusuyum pozitron, belki duymuşsunuzdur, ağırlık olarak mobil uygulamalar geliştiren bir yerel Türk kobisi. Konumuzu da, burada herkes ya girişimci ya da girişimci adayı ya da bu tip gerek internet olsun gerek teknoloji olsun gerek farklı alanlarda olsun girişimcilik yapmak üzerene hevesli bir kitle olduğu için Türkiye’de girişimci olmanın zorluklarını seçtim ben, çünkü pozitif taraftan bakarsanız her şey var ama hakikaten bir işe giriştiğiniz zaman o zaman da karşınıza engeller sırayla çıkmaya devam ediyor eğer pes etmezseniz de bir şekilde onların hepsini aşabiliyorsunuz.
Pozitron 10 senelik bir firma kurulduğundan beri yazılımla uğraşıyor, ilk dönemlerde farklı farklı alanlarda çeşitli ürünler ve servisler geliştirdikten sonra gerek yoğun rekabet yüzünden gerek satış pazarlamanın zor olması ve seçtiğimiz alanların kalabalık olmasından dolayı 2004-2005 gibi mobil uygulama alanına kaymaya karar verdik. Bizim ilk ürünümüz cepten iddia oynatan Bilyoner’in mobil uygulamasıydı. 2005 senesinde biz bunu piyasaya çıkarttık. Uygulama hala devam ediyor, yeni çıkan telefonları ekliyoruz, yeni çıkan oyunları ekliyoruz, dönem dönem arayüzünü değiştiriyoruz. Tahminimce Türkiye’de 5 sene önce geliştirilen ve 5 senedir bir şekilde hala kullanılır durumda olan tek mobil uygulamasıdır. Biz Bilyoner’le başlayan bu mobil uygulama alanını sevdik, o dönemde oyun dışında, offline uygulamalar dışında pekte mobil uygulamalar yoktu.
Bir mobil bankacılık prototipi yaptık aklınıza gelene tüm bankalara ve iş bankasına gittik 11 aylık bir satış sürecinden sonra, haftada 3 gün 11 ay boyunca toplantıya gittikten sonra iş bankasını pozitronla çalışmaya ikna ettik sonra da 7 haftada ürünü teslim ettik. Yani Türkiye de satış, duyduğunuz gibi bildiğiniz gibi gayet zor. Daha sonra mobil THY idi onun içindeki 2 boyutlu barkot teknolojisiydi derken mobil uygulama alanında iyice ilerlemeye başladık. Burada tabi firmaların gelişmesi için, sizin işleri doğru yapmanız için çevresel etkenler de çok önemli, yani biraz şanslı olmanız lazım
Dünyada son bir kaç senedir mobilde çok ciddi bir patlama var, atık telefon lafı ortadan kalktı smart phone akıllı phone hatta kişisel ufak bilgisayar olarak adlandırılmaya başladı, ekrandaki en büyük engeller geride kaldı, tablet bilgisayarlar çıkmaya başladı, işte ipadler galaksiler blackbery yılbaşında çıkartıyor androidin çeşitli tabletleri var ve sürekli bir mobiliteden bahsediliyor, yani artık heran her yerde bağlı olmak gibi bir şey söz konusu biz de bunun büyüyeceğini tahmin etmiştir ama 5 sene önce bu kadarda büyüyeceğini tahmin etmemiştik doğru yerde doğru zamanda doğru kararı almış olduğumuz için iyi kötü mobilitide bir idealleme sağlamış olduk, tabi burda girişimcilik için destekler de söz konusu bir önceki konuğumuzda inventramın girişimcilere verdiği desteklerden bahsetti biz pozitron olarak hiç bir özel fondan yardım kullanmadık, firma tamamiyle kendi karı üzerinden ve kişisel yatırımlarımızla ilerledi, son 5 senede kosgeple başlayıp tübitak teydeb’le devam eden çeşitli kamu fonlarını kullandık. Hakikaten burada belli kaynaklar var sadece gidip girişimcilerin başvurması ve belli dokümantasyonlarını yerine getirmesini bekliyorlar.
Küçük firma olmak büyük sıkıntı içeriyor bir kere reklam yapamıyorsunuz niye yapamıyorsunuz çünkü paranız yok yoksa reklam yapmak kolay ama para lazım belli bütçeler lazım. Biz o nedenle çeşitli pr aktiviteleri yapıyoruz sosyal medyayı nispeten kullanmaya çalışıyoruz facebookta poztiron gurubumuz var twitter da hesabımız var frienfeedde belli bilgiler paylaşıyoruz ve belli ulusal ve uluslararası aktivitelere katılıyoruz bunların bir kısmından ilginç geri dönüşler aldık 2007 senesinde yılın girişimci seçildik 2008 senesinde katıldığımız bir yarışma olan Harvard Bussines School’un global iş planı yarışmasını kazandık, blackberrynin çeşitli yarışmalarına katılıyoruz, oradan ödül alamadık, henüz sadece finala kalalım dedik, türkcelleden çeşitli ödüllerimiz var bir de Burak’ın da biraz önce bahsettiği gibi geçen sene ilginç bir şekilde Amerika Başkanının aldığı bir inisiyatifle Müslüman ülkelerdeki girişimcileri Amerikada toplamaya karar verdiler konferans yapılmasına karar verildi, Türkiye’den 5 girişimci gitti biri yemeksepetinden Nevzat Aydın diğeri Airties bu ağırlıklı olarak evlerinizde kullandığınız beyaz modemlerin üreticisi airties firmasının sahibi, biri ben diğer 2 kişi de, biri Şirin Hanım biri de Baybars bey, 5 kişi atladık Amerika’ya gittik bizim için ilginç bir aktivite oldu Obama ile tokalaştık 30-35 saniye nasılsınız iyi misiniz dedik. Herkes soruyor Beyaz Saray’da yemeğe gittiniz mi falan diye o kadar samimileşemedik inşallah bir dahakine. Dolayısıyla bu tip faydaları da oluyor girişimciliğin.
Bence, ürünümüzü bilmiyorum kullanan var mı, işcep dünyadaki sanıyorum halen içinde en çok bankacılık işlemi içeren mobil bankacılık uygulaması 85 in üzerinde işlem var. Hisse alabiliyorsunuz yani sadece hesap kontrolü eft havale değil fonlar eurobondlar açmalar kapamalar yani biraz kapsamlı uygulama, ayda 10 milyon işlem yapılıyor bu 10 milyon işlem bildiğiniz anlamda bankacılık işlemi değil bizim için bir bağlantı bir işlem login oldunuz bir işlem bakiye kontrol ettiniz bir işlem bu 10 milyon aşağı yukarı 3,5 milyon bankacılık işlemine tekabül ediyor, 100 binlerce kullanıcısı var hakikaten insanların hayatını kolaylaştırdığımızı düşünüyoruz.
Şimdi girişimcilik kısmına dönersek girişimcilik, 90’lardan sonra yapı değiştirmeye başladı Türkiye’de girişimcilik makbul bir şey değildi biz ilk İTÜ’nün kantininde 90 senesinde dedik ki hadi yazılım işine girelim o zaman yazılım falan, ayrıma vakıf değiliz, öğrenciyiz de bilgisayarcı oluyordu herkes biraz teknik olduğunuzda size bilgisayarcı diyorlardı. Biz 97 den 2000 senesine kadar 5 arkadaş freelance işte eşe dosta duyduğumuz projelere teklifler vererek çeşitli ufak projeler yaparak 2000 senesine kadar pentagraftı o zamanlar şirketimiz, 5 ortağız daha çok grafik dizaynıyla uğraşıyoruz çeşitli projeler gerçekleştirdik 2000 senesinde artık firmalaşmak gerektiğini gördüm bir firma kurmak lazım büyük firmalara gitmek lazım fatura kesmek sözleşme yapmak ve böyle bir kimlik oluşturmak marka oluşturmak lazım. Biz bu işe 2000 senesinde pozitronla başka bir grup arkadaşla girdik zaman içinde bu noktaya geldi.
Şimdi büyük işletmeler güç kaybediyor gidiyorsunuz büyük işletmeye -bunu tabi yaşamayan firmalar da var- çağrı merkezi gibi 3 metreye bir personel oturtuyorlar arada sıralar herkesin sandalyesi bir örnek herkesin bilgisayarı bir örnek kıyafet mecburiyeti var sabah belli bir saatte gidiyorsunuz belli bir saatte servis kalkıyor kaçırırsanız perişan oluyorsunuz zaten büyük atölyeler dev gibi endüstriyel tesis ve günün sonunda o binlerce çalışan üst düzey yöneticisin exelinde birer satır, yani sizin o kurumda bir kimlik olarak var olmanız çok zor şimdi artık genç nesil sizler yeni mezun mühendisler daha idealist tipler ufak firmalarda kendi benliğiyle varlık gösterebileceği firmalarda çalışmayı tercih ediyor biz ilk başladığımızda 4-5 kişiydik şu anda 35 kişiyiz 30 a yakın mühendisimiz var, kurulduğumuzdan beri hep en iyi elemanları almaya çalıştık yani gücümüzün yettiğinin bir tık üstüne ulaşmaya çalıştık. Böyle belli mühendisler gelirdi görüşmeye biz bayılırdık adama bu çocuk bizde çalışmalı ve onu ekibimize katmak için çok ciddi efor sarf ederdik çünkü her 100 mezundan 15 – 20 tanesi yurt dışına gidiyor 15 – 20 tanesi kurumsal firmalara geçiyor 15 – 20 tanesi çalışmıyor 15 – 20 tanesi asistan oluyor falan çok az insan kaynağı var, hakikaten bir yazılım firması olarak söz ediyorum, farklı sektörlerde farklı durumlar söz konusudur, bu çocuk benle çalışsın diyeceğiniz yazılımcı sayısı çok az ve bunları büyükler kapışıyor fakat 2005 senesinden sonra en azından bizim firmamız özelinde gördüğümüz kadarıyla artık gençler ufak butik işletmeleri tercih ediyorlar. Niye? Giriş çıkış daha esnek kılık kıyafet mecburiyeti yok bizim ofiste aylık belirli bir bütçemiz var, onun sevdiği bir kahve onun sevdiği bir çikolata bu tip şeyler sağlıyoruz burada işletmelerin amacı ekibin konforunu yükselterek ekibin iş yapmamaya yönelik bahanelerini ortadan kaldırmak yani bunun ana fikri; o mutlu olacak mutlu olunca kesinlikle daha verimli oluyorlar ve projeye daha fazla kendini veriyor bu da size daha kaliteli ürün daha çabuk ürün teslimatı daha mutlu müşteri olarak geri dönüyor. Burada aslında bir her ticari olayda olduğu gibi menfaat birlikteliği var siz ekibinizi mutlu ederseniz eğitirseniz paranın alabileceği en iyi ekipmanla beslerseniz onlarda size ona göre ürün verirler şimdi yeni işler her yerde kuruluyor.
Amerikada çıktı girişimcilik modası ülkemizde de yayılıyor ara ara üniversitelere gidiyoruz girişimcilik dersleri bile var biz lisedeyken girişimcilik pek sevilmezdi aileler oğlum işin mi yok git gir bir yere derli toplu çalış denirdi. Şimdi niye girişimcilik teşvik ediliyor? Bir istatistik söyleyeyim, son 30 sene Amerika’da yaratılan işlerin %85’ini kobiler ve yeni işletmeler yaratmış, yani bu böyle sanayi devrimindeki gibi devlet ya da büyük bir aile bir endüstri seçer uçtan uca binlerce insan dizer ve yüz binlerce kişi çalıştırır, öyle bir şey yok bir kere muazzam bir verim artışı var sanayide makineleşme var dolayısıyla birim üretim için insan ihtiyacı düşüyor giderek, bu adamlar aç açıkta kaldığı zaman sosyo-ekonomik sorunlar oluyor hırsızlık artıyor insanlar mutsuz oluyor sonuçta ekonominin dönmesi için insanların para kazanması ve harcaması lazım dolayısıyla yeni girişimler bu yüzden teşvik ediliyor, o yüzden şanslı bir dönemdesiniz şu anda gerek kamuda gerek özel sektöre de yeni girişimler sürekli teşvik ediliyor.
Türkiye’de özel sektörün %95 i kobi. Bu makul bir rakam olduğu için buraya aldım bizim geçmişte duyduğumuz %99 gibi bir orandı bu %95 in %90 ı 1 ile 7 kişi yani dünyada işletme olarak kabul edilmeyen ölçek Türkiye’de kobi olarak kabul ediliyor yani bir torna tezgahı var başında bi adam bir çırağı var bu bir kobi Türkiye için bir tane bakkal bu bir kobi, biz eskiden internette belirli forumlara üye olunca ya da belirli firmalara çözüm ortağı başvurusu yapınca şeye kafamız bozulurdu; küçük işletme 0-500 bilgisayar arası orta boy işletme 500-2500 bilgisayar arası yani bilemiyorum bizde 500-2500 bilgisayar arası, gsmciler telekomcular bankalar dışında pek öyle kobilerin hiç birinde 2500 bilgisayar yoktur 2500 kişi bile olsa.
Bir girişimcilik piramidi var 1. seviye tarım hayvancılık balıkçılık avcılık, bu nedir, biraz mecburiyetten girişimci adam köyde 1 dönüm arazisi var kendi domatesini salatalığını yetiştiriyor balıkçılık yapıyor satmıyor ya da 3 tane fazla tutarsa konu komşuya veriyor, takas ekonomisi var bunun memlekete bir faydası yok kişiye bir faydası var yani aç kalmıyor ölmüyor ama ekonomik bir hakaret de oluşmuyor. 2. seviye büfe bakkal market var ama bu mahallemizde bildiğimiz bakkal, yani küçük al-sat belirli vadelerle konu komşuyu fonla, bununda bölgesel etkisi yok gibi birşey. 3. seviye zaten herkesin bildiği ama bizlerin giremeyeceği alanlar, işte 2 milyar dolar yatıralım bir petrol rafinesi kuralım kesin karlı ama aramızda toplasak 2 milyar dolara varamayız o yüzden 3. seviyeyi pas geçiyorum. 4.seviye emek yoğun yerine bilgi yoğun yani bilgi artık her şey internette her bilgi var deniyor birçok bilgi de aslında yok dolayısıyla bir çok şeyi kazıyarak kendiniz bulmanız gerekiyor çok ciddi bir bilgi kirliliği var ve ülkemizde dahi uzmanlığa olan inanç git gide artıyor eskiden siz bir şeyi biliyorum dediğiniz zaman bizde herkes her şeyi bildiği için çoğu insanlar her şeyi dikkate almazdı. Şimdi bilen insanların ele attığı süreçlerdeki fayda ölçülebilir hale geldiği için bu tip şeyler gerek büyük firmalar gerek orta boy firmalar tarafından takdir edilebiliyor takdir edilince de ticari hale getirilebiliyor yani siz artık Türkiye’de rahatlıkla danışmanlık verebiliyorsunuz. Girişimciliğin tanımı bu, tabi bunları hepiniz biliyorsunuz ama yani fırsat koklamak diye bir olay var. Şimdi Türkiye’deki girişimlerin çok büyük bir bölümü mecburiyetten oluşuyor. Ailede biri hastalanıyor vefat ediyor, oğlum dükkânın başına sen geç bizim işletmeyi sen al ya da toprak miras kalıyor mecbur kendisi işlemek zorunda kalıyor.
Fırsatlar ikiye ayrılıyor: Birincisi, internette böyle bir fırsat var diyip iş planı yapıp belli planlamalar yapıp belli bir alana girenler, bu biraz dünyadaki modele de uyuyor. Bir de bizim amca oğlu şuraya satın alma müdürü oldu bari bir iş yapalım, işte ataç alıyormuş ataç işine girelim gibi de bir sürü girişimler var. Burada girişimcinin kesinlikle ölçülebilir risk alması lazım, yani almayı düşündüğünüz risk sizin açınızdan ölçülebilir değilse onun adı girişimcilik değil kumarbazlık oluyor. Risk büyük olabilir ama mutlaka ölçülebilir olması lazım, yani kötü senaryoda ne kadar zaman ne kadar para ne kadar prestij kaybedeceğinizi ölçebiliyor olmanız lazım sonra getirisini götürüsünü hesaplayıp o işe giriyor olmanız lazım.
Fikirleri hayata geçirmek çok önemli, hep esprisi de yapılıyor televizyonda bir şeyin reklamı yapılıyor ben bunu düşünmüştüm derler. Yani inanın binlerce düşünen var. Suyla giden araba, bunu herkes düşünüyor ama hayata geçirilse her yer su bulan adam kopup gidecek ama bulmak lazım laboratuara girmek kapanmak onu araştırmak lazım. Bilmem ne sitesi Amerika’da faaliyette Türkiye’de kuruluyor bu coppy cate. Tamam, sen kopyalasaydın, yani kesinlikle ciddi bir emek harcamak lazım dolayısıyla düşünmek mühim değil demek istemiyorum ama çok erken fazda. Bir şey düşünmek yetmiyor kesinlikle onu hayata geçirmek lazım ilerde kafanızı duvara vurmak istemiyorsanız. Ya da tamamıyla bu sevdadan vazgeçip izleyici olarak dışarıda yer alacaksınız.
Planlama çok önemli, hep söyleniyor iş planıydı şuydu buydu bir iş kâğıt üstünde yürümüyorsa bir akışı çıkartılamıyorsa pratikte zaten olmaz yani siz kafanızdaki işi kâğıt üstünde çizerken şematize ederken akılışı çıkartırken kendi kendinizi kandırarak yani burada böyle bir sıkıntı bunu da şöyle yaparız diyorsanız ve mantıksız bir süreç ilerliyorsa hiç o işe girmeyin zaten o iş olmayacaktır, bir iş kağıt üzerinde akıyorsa pratikte zordur ama kağıt üzerinde yoksa zaten o iş değildir ona hiç boşu boşuna girişmeyin.
Girişimcilerin ortak tanımları var, başarılı olma arzusu var, başarıyı kovalama var, dürüstlük var. Şimdi bu klişe bir laf, dürüst olmak aslında ahlaklı olmakla ilgisi yok yani iş hayatında yalancı olmak zor bir şey. Bunu düşünün, yalan söylemek hakikaten işleri zorlaştıran bi şey 50 tane firma geziyorsunuz iş kolunuza göre 1.ye gidiyorsunuz bir şeyi başka türlü anlatıyorsunuz öbürüne gidiyorsunuz başka türlü anlatıyorsunuz sonra aklınızda tutmanız lazım o adamlarla 2. 3. toplantıda çuvallarsınız. Bu çok ciddi hafıza gerektiriyor yani iş büyüdükçe bu iş yönetilebilir halden çıkıyor doğru söylerseniz en kötüsü söylediğinizi unutup aynı doğruyu bir daha tekrar edersiniz, ya bu adam geyik muhabbeti yapıyor aynı şeyleri söylüyor derler ama sahtekâr demezler. Dolayısıyla dürüstlük kesinlikle yönetilebilir bi şey o yüzden dürüst olmak gerekiyor ve ülkemizde maalesef dürüst yürümeyen bir sürü işletme olduğu için dürüst olmak normalde olması gereken bir şeyken, siz dürüst olduğunuz için ve normalde çok yaygın olmadığı için size sahada rekabet avantajı sağlıyor, sadece dürüst olduğunuz için belli projelerde öne geçiyorsunuz yani en azından bu adam bizi kandırmaz diyor müşteri, dolayısıyla bu kesinlikle önemli bir şey ve ayrıca söylediğim gibi hafızasal olarak da bir sürü toplantı yapıp bir sürü proje kovalayıp bir de bunlara yalanlar serpiştirmek teknik olarak çok zor.
Fikrini hayata geçirmek çok önemli. Operasyonun başında olmak, şimdi biz böyle diyoruz ama dünyadaki başarılı girişimcileri okuyunca hep belirli sürede işi terk ediyor bu adamlar, yani ya yönetim kuruluna geçiyor ya profesyonel yönetici alıyor çok kritik kararlar dışında günlük operasyona girmiyor. Bunun bir diğer adı da hafif kurumsallaşmakta diyebiliriz. Bu Türkiye’de çok zor yani işinizi emanet edecek adam bulamıyorsunuz, buluyorsunuz yöneticinin ruh hali buna müsait olmuyor, bu benim bebeğim çocuğum işareti doğru bir şey değil yani ticarette her şeyin bir değeri vardır o sizin bebeğiniz değil ya da tekrar kurması çok kolay dolayısıyla bu işe profesyonel başlamanız lazım nasıl bir lokanta da istediğiniz bir yemeği seçiyorsunuz beğenirseniz yiyorsunuz beğenmezseniz yemiyorsunuz iş hayatı da böyle yani bir iş yaptım ben artık bu işe girdim bunda pes etmek olmaz işte bir daha insan içine çıkamam, böyle bir şey yok. Kesinlikle ölçülebilir olması lazım ve bir işletmenin bence kendi içinde karlı olması lazım yani.
En yaygın hatalardan biri de biz buna bir başlayalım Amerika’da bu yapılıyor. Niye? Orada yatırım imkanları çok yüksek yani belirli bir internet trafiğini garanti ettiğiniz takdirde yatırımcı buna destek oluyor twitter mesela, twitterin şu anda sponsorlu topicler dışında bir iş modeli yok fakat milyar dolara yakın yatırım buldu. 2013 senesinde 1 milyar dolar gelir bekleniyor diyor, nasıl olacağını daha kimse bilmiyor. Türkiyede bölye bir şey olmadığı için işletmenizi karlı tutmanız lazım yoksa büyütemezsiniz ilerletemezsiniz işletmeniz karsız olursa proje pazarlıklarında aceleniz olur aceleniz olursa zarar eder kalkarsınız o masadan. Yani satışa harcadığınız zamanın en az iki mislini karşı tarafla sözleşme pazarlığına harcamanız lazım. Ben geçmişimden size bir kaç tane örnek vereyim firma pazarlığından; sizin karşınıza bir sözleşme koyarlar öyle bir madde vardır okuduğunuz zaman biraz huzursunuz olursunuz dersiniz ki bu hoş bir şey değil bunu çıkartalım hep şöyle derler “ya bu bizim standart maddemiz hiç uygulanmaz” o zaman çıkartalım, aman kalsın derler. Yani içinize sinmeyen bir koşula imza atıyorsanız, burada herkesle bahse girerim önünüzdeki dönemde o koşul sebebiyle başınız belaya girecektir. Dolayısıyla kesinlikle içinize sinmeyen konularda pazarlığınızı sürdürün yani sizin ürününüz uygulamanız firmanız yeterince iyiyse ve karşı tarafa makul bir taleple gidiyorsanız kabul edilecektir. Kabul edilmiyorsa da ya sizde ya da karşı tarafta problem vardır. Dolayısıyla bu müzakere kısmı çok önemli yani müzakerede pes etmeyin. Firmanın karlılığıda o yüzden önemli siz iki gün sonra ödemenizi yapamayacak haldeyseniz, müşteri bunu hisseder ya da karşınızdaki kontratın diğer tarafı bunu hisseder, o 2 günü ağır ağır hareket ettiği sürece zaman geçtikçe siz Sevr Anlaşmasında doğru ilerlersiniz.
Takım çok önemlidir, yani bizde konferanslar oluyor biz geliyoruz anlatıyoruz, pozitron tek kişinin bir şovu değil biz hakikaten erişebildiğimiz en iyi kadroyla çalışmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin bence en iyi beyinlerinin bir kısmı bizde çalışıyor çok ciddi mülakatlar yapıyoruz çok ciddi firma içi eğitimler veriyoruz bu iş bir takım oyunu vitrinde bir kişi durur ama bu iş tek başınıza yapabileceğiniz bir iş değil özellikle teknoloji işinde bu işin hukuku var finansı var insan kaynakları var büyüklerle oturup müzakereler var bunu bir kişi yapamaz kesinlikle harika bir takım kurmanız lazım. Dolayısıyla takım en önemli şey, doğru insan yanlış projeyle bile size avantaj sağlayacaktır en azından projenin yanlış olduğunu söyleyecektir yani o yüzden en iyi arkadaş en iyi çalışma arkadaşı değildir bulabileceğiniz en iyi çalışma arkadaşını bulmanız lazım.
Motivasyonunlar var. Neden başka biri için çalışayım? Benim böyle bir motivasyonum olmadı yani ben pat diye 2. sınıftayken firma kurmaya karar verdim o. 2. sınıf çok uzun süreler bitmedi o yüzden 8,5 senede bitirdim üniversiteyi. Şimdi bir fizik müh. olarak karşınızda duruyorum ama 9 sene bağımsızlık arzum hep vardı ama bunu yapmak için illa girişimci olmanıza gerek yok şimdi şöyle bir laf çıktı intropreneur deniyor, yani firma içinde girişimci. Oturmuş çarka oturmuş hatalara yanlış yürüyen proseslere karşı çıkıyorsunuz, bu da bence pozitif bir şey o firma yeterince akıllı ise ve iyi yönetiliyorsa zaten bu tip içerde mücadele eden ve firmaya katma değer sağlayan ekibini mutlaka ödüllendirir. Kobi ise ortak eder genel müdür yapar büyük firma ise prim verir yükseltir. Kesinlikle yanlış yürüyen süreçlere müdahale edin hiç olmazsa keyif alırsınız hakikaten keyifli bir şeydir.
Çözme arzusu: İnanılmaz proje çıkıyor buradan. Gidin hedeflediğiniz sektördeki mevcut yürüyen işletmeleri inceleyin. Bir iş elle sürekli tekrar ediliyorsa orada bir yazılım projesi yatıyordun. Kendi işinizi düşünün siz her ay x raporu exelde oturup elle hazırlayıp birine mail atıyorsanız bu eşittir bir yazılım projesi. İki makro yazarsınız gider veriyi otomatik çeker maili de atar. Bu tip prosesler bulun bunları yazılım projesi haline getirmeye çalışın. Bir de başarılı olmuş modeller var. Biz mobil bankacılık yapıyoruz, biz mobil bankacılığı icat etmedik. Bankacılık binlerce yıldır var. İnternetten yapılıyor dedik ki milletin cebinde telefon var biz bunu telefona taşıyalım ve bu işi iyi yapalım yani taşıma işini düzgün yapalım kolay kullanır olsun düzgün olsun dolayısıyla mevcut bir prosesi farklı bir kanala taşıdık. yani inanılmaz iş fırsatı var. Dışarıda biraz gözlemci olmanız lazım, para kazanmak çok önemli bir tatmin karlılık çok önemli para kazanmadan girişimcilik olmaz. Siz para kazanacaksınız ki fikrinizi fonlayın ekibinizi besleyin büyüyün daha iyi bir işletme olun. Bu iş sivil toplum kuruluşlarında bile format değiştirdi. Bağış yapın sms atın 5 lira ödeyin falan çünkü bu işler hiç bir zaman parasız dönmüyor birinin bu sistemleri karlı halde tutması lazım ki bu sistemler dönmeye devam etsin öbür türlü harika bir fikriniz olur bir iki sene yıldınız parlar batıp gidersiniz kaybolursunuz kesinlikle para kazanmalısın başarılı olmazsınız. Ondan sonra süreç sizi büyümeye şekil değiştirmeye zorluyor.
Sosyo kültürel nedenler var, girişimcilik keyifli bir şey bir sürü insanlarla tanışıyorsunuz bu bir keyif ama sadece keyifli olduğu için de bir işi yapmak hani o zaman başka bir şey için falan o da keyifli yani arkadasında mutlaka başka sebepler olması lazım tek bir sebep hiç bir zaman yeterli değildir bence.
Dış etkenler var, kredi borç bulabilme gibi. Şimdi enflasyon düştü biz lisedeyken Türkiye’de %20 30 enflasyon vardı banka kredisi alanlara vah vah Ahmet bey de banka kredisi almış falan hani daha aldığı anda üzücü kabul edilirdi, yani kredi aldı yakında devrilir gibi, şimdi öyle değil yani faizler nispeten düştü kredi alabilirsiniz ama Türk bankacılık sektörünün şöyle bir sıkıntısı var yeni girişimciler için sizin bankadan kredi alabilmeniz için o krediye ihtiyacınız olmadığınızı ispatlamanız gerekiyor yani ben aslında zenginim gani gani param var kenarda bak işte orada 300 bin dolarım var sen bana 100 bin dolar kredi ver. Bu sistem hakikaten böyle gidiyor çok ilginç bir şey daha proje finansmanı açısında bankaların pek bir faaliyeti yok duran bir varlığınız bir makine parkını işte bir arsanız babadan kalma han yat kat yoksa kredi bulmanız zor. Borç bulmak o yüzden genellikle aileden gidiyor çevreden gidiyor bir de şunu özellikle söyleyeceğim Türkiye’de insanlar çok kibar yani o trafikte konuştuğunuz yan şoför gibi düşünmeyin, arkadaşlar kibar siz böyle bir şey yapmayı düşünüyorum dediğiniz anda yürü aslanım harika bir şey falan çok motive ederler bu genelde sizi yanlışa sürükleyebilir sizin kafanızdaki fikre insanlar hakikaten inanıyorlarsa paralarını isteyin yani gidin ben böyle birşey yapmayı düşünüyorum buna 50tl 500 tl 1000 tl 100 bin dolar yatırım yapmayı düşünür müsün deyin. o zaman fikrinizi gerçek anlamda dinleyip değerlendireceklerdir ve eğer düzgün bir fikriniz varsa ve o konuştuğunuz kişinin de temel prensipte kafası bu tip işlere yatkınsa o zaman zaten o bile bu işe yatırımcı olarak girebilir dolayısıyla bu eş dost motivasyonu bir yere kadar iyidir bir yerden sonra sizi hataya zorlar kesinlikle bunu frenleyecek bazı mekanizmalar bulmanız lazım yani bunlardan biri de peki hocam madem bunu beğendin at şuna biraz para beraber yapalım dediğinizde karşı tarafın tepkisi size net bir şekilde 30 saniyede geri dönüşü verir. Geçmiş serveti, babadan kalma anneden kalma paranız vardır o bir finansman metodudur fakat hazıra dağ dayanmaz işletmenin karlı olması yine çok önemli yani sonuçta kredi aldınız yatırım aldınız elindeki bir birikmiş parayı kullandınız firma karsızsa o birikmiş para biter başa geri dönersiniz dolayısıyla o karlılık çok önemli.
sosyal çevre arkadaşlar demin bahsettik. Gelişmiş pazar, bu satırı ben pas geçiyorum bununla ilgili konuşunca sizin girişimcilik hevesini kırmak istemiyorum pazar Türkiye’de var fena değil ama ne kadar gelişmiş olduğu tartışılır.
Türkiye’de girişimci olmak çok zor çünkü sürekli dalgalı bir ekonomi var. 2001 krizinde ben hatırlıyorum o dönemde ortağımda vardı ofiste oturup hesap makinesiyle dolar 1,7 olmuş ne kadar battık 1,6 oldu çıktık gibi muhabbetlerimiz olurdu. Enteresan bir şubat ayı olmuştu öyle bir dönem yakaladık fakat bunun şöyle bir avantajı var, o yüzden Türk yöneticiler 3. dünya ülkelerinde tercih edilmeye başladı, o kadar çok kriz görüyorsunuz ki milletin fenalık geçirdiği dönemde siz gayet normal yaşıyorsunuz. Bizi bundan 1 sene evvel Amerika’da çeşitli eğitimlere davet ettiler konu hep kriz, global kriz, şöyle karşı koyarsınız böyle karşı koyarsınız. Bunu bir tek Türkler ve Brezilyalılar dinlemedi. “Ya bu bir şey mi” deyip biz dışarıda kendi aramızda kriz edebiyatı yapıyorduk. Yani dolayısıyla dalgalı ekonomi bir yere kadar size tecrübe veriyor ama bir yerden sonra sürekli akıntıya karşı kürek çekmek gibi. Şimdi bu dönemde nispeten düzeldi yüksek enflasyon periyodik kriziler en azından periyotlarını atlamaya başladı yani inşallah bu düzelecektir fakat hakiki anlamda sağlam bir ekonomi henüz Türkiye’de yok bu çok ciddi bir sıkıntı. Sermayeye erişim yok yani venture capital ya da melek yatırımcı çok az dünyadaki örneklerinden farklı hareket ediyorlar böyle çok ciddi bir sıkıntı var Kamunun da şöyle bir sıkıntısı var takvimlerine uymuyorlar, biz pozitron olarak seçtiğimiz alanın dolayısıyla ar-ge olarak nitelendirilen projeler yapıyoruz işte mobil bankacılık mobil güvenlik çözümleri… Biz tübitaktan, dosyamızı oluşturuyorum proflar geliyorlar inceliyorlar onay alıyoruz işi kağıt üzerinde zamanında herşeyi hazırlıyoruz söz verilen bütçeler zamanında gelmiyor. Yani siz bir girişimci olarak kamu desteğini kesinlikle aklınızda bulundurun başvurun fakat 3 ay sonra bu bütçe gelecek ben de maaşı bununla ödeyeceğim derseniz emin olun o 3 ay sonra gelmeyecek 6 ay sonra gelecek 6 ay sonra ihtiyacınız varsa 8 ay sonra gelecek mutlaka ihtiyacınız olmayan bir dönemde gelecek ama geliyor. Paranın geleceği kesin ama tarih muallâk. Yani siz iş planınızı gene kendi içinde karlı olacak şekilde yapın ondan sonra destekleri kovalamaya başlayın, bir de yeni girişimci desteği var onu galiba önden veriyorlar,
İnsan kaynağı kısıtlı onu konuştuk. Mevzuat değişiyor: ar-ge mevzuatı 3 ayda bir, vergi mevzuatı 6 ayda bir değişiyor ya çok iyi bir mali müşavir bulacaksınız ya da kendiniz oturup çalışacaksınız, biz bir kısmına kadar kendimiz çalıştık sonra insan allak pullak oluyor mobili mi takip edelim yazılımı mı takip edelim insan kaynağı mı firmamı yönetim mi mevzuat mı okuyayım oluyor. Çelişen kurallar var dikkat ediyor olmanız lazım fakat fırsat içeriyor. Türkiye’de çok ilginç vergi teşvikleri çok ilginç devlet teşvikleri çok ilginç mevzuatlar var. Anadolu’ya yatırım yaptığınız zaman çok ciddi vergi indirimleri var. Belirli üniversiteler var orada hiç iş alanı yok gidiyorsunuz İstanbul’daki raicin altında orta ve üzeri kalitede mühendisler bulabiliyorsunuz, yani fırsat çok var bunlara biraz bakıyor olmanız lazım. Ticaret kanunu zor firma açmak bir hafta değil 3 iş günün sürüyor pazartesi sabahı muhasebeciye veriyorsunuz ya da muameleciye çarşamba firma kuruluyor. Genelde limitet kurarlar ondan sonra 5 sene geçiyor yatırımcı geliyor diyor ki biz sana ortak olacağız sonra limitet mi limitet olmaz a.ş. olun diyor. aş daha avantajlı ama daha pahalı aş de hisse senedi bastırıyorsunuz 2 seneden fazla sizde durduktan sonra birine verdiniz zaman vergi yok limitette %20 vergi var yani firmayı satıyorsunuz limitette %20 si devlete gidiyor aş de gitmiyor. Yasal olduğu için ben aş öneriyorum. Açmak 3 iş günü kapatmak 18 ay, üstelik evrakları da 10 sene saklamanız lazım. Yani kuracaksanız hakikaten hesabınızı kitabınızı iyi yapmanız lazım 18 ay boyunca mali müşavire para ödüyorsunuz, minimumda olsa kdv ödüyorsunuz, bilmem ne çıkıyor 5 sene sonra kapınıza çıkıyor bilmem nenin gelir pusulasını çıkartır mısın diye maliyeden adam geliyor dolayısıyla ya kurmayın kuracaksanız da kapatamayacaksınız hesabınızı ona göre yapın.
Ülkemize özgü sorunlar bu, sanıyorum sonuncu, hukuk mevzuatı karışık, fikri mülkiyet zayıf yani ben kibarlık olsun diye zayıf dedim yok gibi bir şey dolayısıyla sürekli inovatif olmanız lazım yani siz bir işi düşünüyorsunuz 1000 kişi düşünüyor 3 kişi yapıyor dolayısıyla en iyi en hızlı yapan bu işi kazanacak dolayısıyla sürekli inovatif olmanız lazım hani patenti aldım kenara koydum, çok spesifik alanlar dışında yazılım özelinde konuşuyorum Türkiye’de yazılıma patent yok o yüzden herkes her şeyi yapabilir. Başlangıçta bu bir avantaj ama ilerledikçe de dez avantaj çünkü siz ürün yapmaya başlıyorsunuz sizin taklitleriniz çıkıyor. İyi bir avukat edinin iyi avukatlar pahalıdır, iyi bir avukat arkadaş edinin şu anda biz Türkiye’nin en iyi hukuk bürolarından biriyle çalışıyoruz ama 1-2 sene öncesine kadar benim Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşım avukatımdı çokta iyi bir avukattı akşam giderim elimde torba torba yiyecek ya cem aslansın kaplansın şu sözleşmeye bir bak derdim. Adam saatine normalde 300 euro alıyordu biz gece sabaha kadar oturup sözleşme yazdırıyorduk. İyi bir hukukçu iyi bir mali müşavir sizi ipten alır bir cümle söyler “ya bunu şöyle yap” firmanızın geleceği değişir.
Sadakat çok zor Türkiye’de ekibinizi mutlu etmeniz lazım. Mutlu, sizi seven, yaptığı işi seven bir ekip dağları devirir bu kesinlikle çok önemli Amerika gibi stock option tanıyamıyorsunuz fakat bu ekibi motive etmenize engel değil farklı modeller önere bilirsiniz farklı sözler verebilirsiniz verdiğiniz sözü tutmak zorundasınız inanın kurulduğunuz gün birine sözünü tutmazsanız 15 sene sonra bin kişi olduğunuzda herkes bunu biliyor olacaktır ya bu adam verdiği sözü tutmuyor diye. O yüzden sözleri tutmanız çok önemli.
Küçük firmaların en büyük sorunu, büyük firmalar sizden alacakları ürünün rakiplerden 20 kat daha ucuz olmasını isterler, yarı sürede yapmanızı isterler, her şeyi isterler ama para vermek istemezler, dolayısıyla bu süreç yıpratıcıdır hakikaten çok uğraşmanız çok müzakere etmeniz lazım. Belirli bir noktaya geldikten sonra bunu aşabiliyorsunuz.
Türkiye’deki firmaların %80 i ilk beş yılda kapanıyor, yani burada 200 kişi var herkes bir firma olsa seneye 160 ınız yok bu vurucu bir rakam. Bu arada bunun daha devamı var 3 seneden sonra kalan %20 nin %80 i bir daha gidiyor ikinci kuşağa geçen yok gibi bir şey yani Türkiye’de en eski firma Ali Muhittin Hacıbekir, başka bir tane eski firma yok. Ali Muhittin Hacıbekir’i bilenler vardır bu eski Vakko’nun yanındaki şekerci, kuruluşu 1865 civarında. Yani bilmem kaç devlet kurmuş bilmem kaç bin senedir aynı topraklarda yaşayan bir millet olarak en eski firmamız 140 yaşında bu bir sorun 400 sene evvel kurulmuş Amerika’da 300 yaşında firmalar var dolayısıyla sürdürülebilirlik çok önemli inşallah biz yeni nesil olarak bunu aşacağız.
Markalaşma pazarlama önemli inovasyonu söyledik eğitim çok önemli eğitim ucuz amazon.com dan kitap alıyorsunuz 30 dolar para değil yeterki okuyan personeliniz okuyan ekibiniz olsun benim kredi kartım ofiste muhasebecide durur hiç ben kaç paralık kitap aldınız diye sormam isteyen istediği kitabı alır bir kitaptan bir teknik eleman 1 cümle öğrense siz o kitabın binlerce mislini kazanabilirsiniz. Dolayısıyla bu tip eğitimlere harcanan paralara kafanızı takmayın ve harcayın da. Zaten kimseye zorla kitap okutamazsınız aldığın adam okumuyorsa yanlış adamla çalışıyorsunuzdur. Kitap okumayan literatürü takip etmeyen dokuman üretemeyen insanlar doğru kişiler değiller. İş yerinizde bu tip bir ekip kurmanız lazım böyle araştıracak kökenini araştıracak bu niye böyle diye sorgulayan insanlar bulun.
Esnek olmak, kararlı olmak ve seri olmak çok önemli. Dünya da patron firmaları yükselişte büyükler batıyor işte Eron gitti City devriliyordu Amerika devleti yüzdürdü çünkü karar alma süreçleri ölesiye uzadı yani karar alamıyorlar. Patron firmaları hatalıda olsa karar alıyor hızlı karar almak çok önemlidir çünkü fırsatı yakalamış oluyorsunuz diğerleri bu doğru fırsat mı girelim mi girmeyelim mi şunu mu yapalım bunu mu yapalım derken tren kaçıyor. İnternette görüyorsunuz dev gibi firmalar arama motoru işini kaçırdılar google gibi bir dev doğdu 10 sene önce yoktu bu adamlar. Sosyal medya işini google pas geçti geç girdi milyarlarca dolar yatırdı facebook aldı yürüdü, inanın facebookta bir şeyler kaçıracak 5 sene sonra adını bile doğmadığımız bir firma çıkacak dolayısıyla hızlı karar vermek ve doğru boşluğu yakalamak çok önemli bu bir şans yani her hızlı kararda doğru olmuyor.
Soru-Cevaplar
Pozitron kaç kişi ve işe alım süreçlerinde kaliteli iş gücü çok önemli dediniz bu kişilere siz nasıl ulaşıyorsunuz ve nasıl mülakatlardan geçiriyorsunuz ve bunları siz mi dizayn ettiniz ya da mesela bir yazılımcı bulurken ne tür süreçleriniz var
Fatih İşbecer: 35 kişiyiz, işe alırken en başta geleneksel mecraları kullanıyoruz kariyer.net ti cvbanktı ilan çıkıyoruz üniversitelerin panolarına asıyoruz ve ekibimizdeki belli arkadaşlara söylüyoruz, İTÜ ODTÜ gibi üniversitelerin mezunlarına post ediyoruz, asistan arkadaşlarımıza söylüyoruz belli bir başvuru havuzu oluşturuyoruz, ilk önce gözle bir tarama yapıp kişi iyiyse bile sizin aradığınız parametrelere uymuyorsa eliyorsuzun burada eleme %80. kalan %20ye bizim aradığımız iş profiline uygun bir exel dosyası gönderiyoruz kaç satır kod yazdın ekip kaç kişiydi gibi normalde gerçekten yazılım işiyle uğraşan bir insanın yarım saatini alacak bir form gönderiyoruz. bu forumun %75 inden cevap gelmiyor. kalan cevaplardan da bize uygun olanları mülakata çağırıp kod yazdırıp sınav yapıyoruz. görüşmeye gelenlerden işe başlama oranı çok yüksek yani önlerde çok eleniyor ama çağırdığınız zaman belirli bir profil geliyor karşınıza bu 20 de 14 gibi bir oran. ama biz kaynak ve zaman kısıtlı olduğu için sahada çok eliyoruz. bu süreci biz icat etmedik insan kaynaklarcı arkadaşlarımıza sorduk konferanslarda duyduk yapılan hatalardan ders aldık işe kabul edilen insanlarla konuştuk.
Türkiye de stock option yok dediniz başka sözleşmeler yapılıyor bunlardan bir kaç örnek alabilir miyiz?
Fatih İşbecer: Siz söz veriyorsunuz siz güvenilir biriyseniz ekibiniz bunu kabul ediyor. evine tv aldığımız buz dolabı aldığım ofiste sandalyesini değiştirdiğimiz tatil hediye ettiğimiz gel ortak dediğimiz oluyor.
İlk başladığınız dönemlerde hep kurumsal şirketlerle iş yaptınız bu şirketleri nasıl ikna ettiniz sizinle çalışmaya ve kurumsal şirketlerle iş yapmanın zorluğu nelerdir.
Fatih İşbecer: Büyük şirketleri ikna etmek çok çok zor. Ucuz olacaksınız seri olacaksınız iyi olacaksınız güvenilir olacaksınız çok uğraştık çok gittik geldik, sıfır referansla aldığımız işler vardı demek ki bir güven yaratmışız, o zamanda ekibimiz ufaktı ama iyi mühendisler vardı. şöyle bir örnek vereyim müşteri sizi arıyor diyor ki bunun dizayn gaydını gönder bize, giriyoruz google dizayn gayd nedir örnek dizayn gayd, sabahlıyorsun gönderiyorsun bu dizayn gaydınız 1 saat sonra arıyor ya fatih kusura bakma ben dizayn gayd dedim ama bana bilmem ne lazımmış diyor, hadi bir gece daha sabahlıyorsunuz bir doküman daha ayarlıyorsunuz, yani hücum edeceksiniz düzgün cevabı vereceksiniz dokümante edeceksiniz dokümantasyon çok önemli Türk kobilerinde doküman yok biz bir kobi olarak gidiyoruz mobil bankacılık projesi için soru soruyor ben şak diye ekranı indiriyorum açıyorum 50 sayfalık pdf orada zaten sorulmuş soruların cevapları var o çok ciddi bir güven veriyor. Türkiye’de işler o kadar iktida yürüyor ki sizin işleri normale uygun yapmanız size sahada rekabet avantajı sağlıyor. Herkes SSK priminden kaçıyor siz herkesin maaşını brüt gösteriyorsunuz büyük firmalarla çalışırken bu bir avantaj, adam diyor ki siz pahalısın. Bizde herkesin maaşı brüt diyorsun bitiriyor işi. Dolayısıyla işi kitabına uygun yapmak size belli süre sizin maliyetinizi artırırken ondan sonra sahada rekabet avantajı sağlıyor biz bir de şeyden seçtik proje yönetimi bilmiyor kobiler, biz kendimiz kobiyi bir de müşteri kobi olursa yani felaket bir ikili bu biz dedik ki büyüklere gidelim mesela ilk büyük müşterimiz sabancıydı biz sabancı grubu 8,30 da açılıyor diye pozitronu 8,30 da açmaya başladık. Seneler geçti iş bankasından iş aldık o master doktora gibi oldu onların doküman formatlarını içselleştirdik süreçlerini öğrendik çok yardımcı oldular yani belli büyük firmalarla çalıştığınız zaman siz de meraklıysanız sizi belli seviyelere taşırlar kurumsallaştırırlar biz sanıyorum bu fırsatları iyi değerlendirdik. bununda çok faydası var kurumsalla çalışınca mecbursunuz kurumsal olmaya yani yazışma stili var dokümantasyonu var yani müşteri size şey diyor biz bilmem disaster recovery prosedürünü yazmayan projeyi almayız diyor satacaksan onu yazacaksın dolayısıyla bunun da çok faydası oldu. Biz o yüzden prensip olarak sadece büyüklere gidiyoruz “.com” firmaları olarak kobilere gitmiyoruz.
Sizin işe aldığınız insanlar sizin gibi girişimcilik ruhunu muhafaza edebiliyor mu?
Fatih İşbecer: Aslın şöyle bu intropreneur dedik ya firma içi girişimci biz de sürekli şu konuşulur bize proje getirin yani yazılımcı kendi projesini bulsun getirsin bunu içerde pazarlasın sadece ben değil ben ve takım arkadaşları okey desin yapalım sahaya çıkmış bir ürünümüz yoktu genelde bu b2b de oluyordu. şu anda bir uçtan uca son kullanıcıya kendimiz gideceğimiz 1 -3 ay içinde bir kaç proje ile uçtan uca pozitronun çözümü olacak ve bunların hepsi firma içindeki sohbetlerde çıkmış projeler ama tabi ayrılıp kendi firmalarını kurmalarını teşvik etmiyoruz tabi ama kurmayın da demiyoruz. yani girişimciliği illa ben bilmem ne limitet bilmem ne aş kurduğum değil her alanda girişimci olabilirsiniz sosyal alanda da girişimci olabilirsiniz. Çok fazla fırsat var mesela bu blog diye bir adet çıktı bir sürü insan blog yazarlığı yapmaya başladı 2008 krizinde bu iki katına çıktı işsiz kalanlar da blog yazmaya başladı yani orada muazzam bir arz var muazzamda bir talep var siz kendinizi farklılaştırırsanız yani girişimci nedir alanında belirli bir işi yapmaya kendini vakfetmiş insan. Bu illa firma kurmak değildir. siz it alanında bir blog açarsınız o kadar güzel detaylı yazılar yazarsınız ki pat diye bir dev gelir gel kardeşlim bunu ceo ya anlat bizim ekipte de böyle şeyler oluyor dediğim gibi hep gücümüzün yettiğinin bir tık üstünü almaya çalışıyoruz. Geçmişte ortaklar fiziken işi yapıyordu, sonra biraz para kazandı işte karlılık o yüzden önemli bir mühendis aldık o mühendisten biraz daha iyi projeler çıkardık Daha çok projeler çıkardık, ikincisini aldık üçüncüsünü aldık yani yatırım olmayınca işini ilerletmek kadronu büyütmek istiyorsanız mecbursunuz para kazanmaya öyle ara gazla çalışan insan yok gel Burak aslansın kaplansın, 3 ay çalışır 6 ay çalışır herkes sonuç görmek istiyor. Bir de girdiğiniz işin sonuçlanabilir olmanız çok önemli yani ben asp ye rakip olacağım hani otobüste falanda duyuyorsunuz google’ı batırırz abi yani zor Türkiye’de öyle bir teknik alt yapı yok gidiyorsunuz google babil kulesi gibi Çinli Koreli Hintli Paki Amerikan alman binlerce insan adamların restoranı cevahir kadar hakikaten böyle wifidan öyle dosyaları o kadar hızlı indiriyorsunuz ki öyle bir altyapı Türkiye de yok ben taksim meydanına fiber çektirmek için 3 aydır uğraşıyorum. Yani yaptığınız işin 3 ay sonra 6 ay sonra sonuç vermesi lazım ki ekibinizde tatmin olsun bizim en büyük avantajımız o cep telefonları uygulaması prensipte ufak uygulamalar olduğu için ve sahada gördüğümüz için bana geliyor mühendis 3 ay sonra dolmuşta yanımda adam kupon yapıyordu diyor. o inanılmaz bir motivasyon yani biz dağları devirdik erp yaptık crm yaptık 2000 de başladık 2010 da bitirdik o çok zor Türkiye’de o süreyi fonlayacak bir yatırımcı müşteri yok dolayısıyla kesinlikle karlı olup parayı da ekibe yatırmak lazım.
Yer: İstanbul
Tarih: 16/10/2010
Konuşmacılar: Aslı Derbent
Şirket: Veripark
Konu: Veripark
Aslı Derbent: Veripark’ın kurucusu derken, aslında ben Veripark’ın kurucusu değilim. Özgür Yoğurtçu ve Özkan Erener var. Onlar dünyanın çeşitli ülkelerinde yeni iş olanaklarını araştırırken ben tanıtımına geldim. Temelde de aslında çok güzel bir binada Veripark’ın kurulumu Microsoft ile birlikte başlıyor. Freelance olarak evlerde çalışırken Özgür ve Özkan ben profesyonel olarak çalışıyordum. Pamukbank’ın internet şubesinin Microsoft Consultants Services’ın altyüklenicisi olarak yapmak üzere iş hayatına atılıyor ve hatta o zaman bir şirket ortada yok ama Microsoft’a fatura kesmemiz gerektiği için şirket kuruldu ve onun sonrasında da da işler kendini takip etti ve ilerledi. Sene 1998, internet Türkiye’ye yeni gelmiş ama bir websiteleri yapılırken üzerinde artık bunun üzerinde işlem yapılan siteler gelişmeli diye bir düşünce çıkmış. Pamukbank da Türkiye’nin ilk internet şubesini geliştiriyor. Bunun takibinde ilk aldığımız iş de Denizbank’tı ve Denizbank ile beraber pek çok değişik firmanın internet şubelerini ve finans sektörüne özgü çözümler üretmeye başladık. İnternet şubeleri, Call Center’lar .. yapan bir firma olduk. Demirbank, Advantage, Yapıkredi Yatırım’a proje yapıyorduk ve çok hızlı büyüyorduk. İki kişiden başlayan o şirket 2000 senesine geldiğimizde yüz kişinin üzerinde kişiye sahip, Etiler’de bir villada oturan ve burada da çok çeşitli projeler yapan bir şirketti. Ama 2001 de çok ciddi bir finans krizi oldu. Herhalde altmış kişi bir gün içerisinde eve geri döndü. Onun ötesinde de Veripark çok ciddi küçüldü, otuz kişilere düştük. O villadan taşındık küçük bir yere yani otuz kişilik bir ofise taşındık ve yeniden iş aramaya başladık ama çaldığımız her kapı, finans sektörüne çalışan bir tane firmayız ve finans sektöründe kriz var, bankalar zaten yarı yarıya küçülmüş durumdalar. Doğal olarak ne iş olsa yaparız diye gittiğimiz bankalar bile bizde hiç iş yok ki zaten bütün masrafları kıstık diye cevap verdi. Böylece biz anladık ki; aslında sadece bir sektöre özelleşmek, focus olmak, ya biz hazır değildik ya Türkiye hazır değildi o anda olmamız gereken yer değildi. Ve reel sektöre yöneldik. Reel sektörde aslında çok fazla firma çalışıyor, çok fazla firma var ama teknoloji yatırımları anlamında finans sektörünün her zaman birkaç adım gerisinde gelen, finans sektörü kadar bir yatırımı hiçbir zaman yapmayan, yapmak için ve inanmak için işin getirisini daha net hesaplayan “Refreturn on Investment” diye bir kavramları olan, bu bizim o güne kadar duyduğumuz bir şey değildi. “Bu işe bu parayı yatırıcağım ama ne kadar para kazanacağım?” ilk Arçelik sordu. Hiçbir fikrimiz yok yani çok güzel şeyler kazanacaksınızı cevap olarak kabul etmeyen müşteriler reel sektör. Biz herhalde maliyet muhasebesi kavramını, hani bir işi yapıyorsun ama kaça mal ediyosun, yaptığın işten ne kadar kazanacaksın kavramını Arçelik’ten öğrendik. O zamana kadar finans sektörünün çok büyük bütçeleri ile zaten o piyasada o işi bizden başka yapan kimse yokken, çok güzel paralara çok güzel işler yapmakta iken anladık ki aslında biz, böyle bir hayat bitti. Yani 2001 krizinde dünyada artı Türkiye’de o hayat bitmişti. Şu anda bile herhalde 2000’lerin rakamlarına iş yapmıyoruz.
Ondan sonra reel sektörde iş yaparken tabi finans sektörünün krizi bütün Türkiye’yi etkileyen bir şey, reel sektörde iş yapıyorum, yapabiliyorum demek de çok gerçekçi olmuyor. Arçelik’le çalışmaya başladık, Birisa ile çalışmaya başladık, Opet ile çalımaya başladık ama bunlar bizi büyütecek kadar da büyük işler değil çünkü zaten öyle bir hayat yok ülke küçülüyor büyümek için çok niş bir şey yakalamamız lazım o an orada değiliz. Bizim burada çıkış yolu olarak gördüğümüz konu, mobil teknolojilerdi. O sırada mobil teknoloji diye bir şey hiç yok. Turkcell ile gelir paylaşımlı SMS projeleri yapmak üzer bir çalışmalar başlattık. Ve ilk kez de Show TV ile beraber, o zaman da Show TV bizim müşterimizdi. Show TV’nin internet sitesi üzerinden eski türk filmlerini Amerika’daki kişilere kredi kartı ile satan ve onu da Media Streaming ile izleten bir yazılım geliştirmiştik. Eskiden Özkan ile Özgür Amerika’da çalışırken izlemek istedikleri filmlerden geliyordu muhtemelen, ve şey o yazılımda olan, ordan gelen bir müşteri yakını Show TV’yi bir yarışma hazırlamaya ikna ettik orda Şebnem Shaffer çıkıyor, bir soru soruyor, altında 4 tane seçenek var, o seçeneğe SMS atıyorsunuz, SMS’lerin sonucuna göre de doğru cevabı bilenlerde bir şey kazanıyorlar. Ama bunun sonunda hedef sorular çok kolay, çok fazla SMS gelmesi ve SMS’lerin de gelir paylaşımı ile bize de para kazandırması. O bir başarı hikayesi idi. Sonuçta dakikada 2700 SMS geldiği zamanlar oldu. Ondan sonra benzer yarışmalar devam etti, bunun çok üzerlerine çıkılmıştır ama krizin Veripark’a kazandırdığı birkaç konudan bir tanesi: Muhtemelen en önemlisi biz mobil pazara girdik ve mobil alanda da bir şeyler yapmaya başladık. Sonra kriz geçti ve Türkiye yeniden büyümeye başladı. Türkiye büyürken biz yine finans sektörüne, finans sektörü de büyümeye başladı. İnternet şubesi bir sürü bankanın yine yoktu ve tek internet şubesinin KnowHow bizdik. Birkaç tane rakibimiz çıkmıştı ama onlar krizde batmıştı, krizde de böyle bir şey her krizde aslında yazılım sektörü en çok darbeyi yiyen sektör oluyor. Çünkü yazılım sektöründe bir sermaye derinliği hiç yok hani entelektüel sermaye denen aslında masalarında oturan kişiler ile para kazanıyoruz biz. Ve onların maaşını ödeyemezseniz ki nakit akışı diye bir şey muhtemelen herkesten duyuyorsunuz nakit akışı çok önemli diye yani önemli şöyle; çok alacağınız olabilir ama kasada para yoksa maaş ödeyemiyorsunuz iki ay maaş ödeyemediğinizde de kimse orada oturmuyor. Çok basit bir şekilde insanlar da gidince onların yazdığı ile para kazanacağınız için para kazanamamaya başlıyorsunuz ve hemen batıyorsunuz. Çok hızlı ve kolay bir süreç oluyor.

Daha sonra Türkiye büyürken biz de internet şubeleri yapmaya devam ettik ama bu sefer tabi biz krizden gelen öğreti ile sadece finans sektörü ile değil reel sektör de de büyümeye başladık. Orada pek çok entegrasyon projesi yaptık. Ödeme sistemleri projesi yaptık. Bizim finans sektöründe kazandığımız ödeme sistemleri konusundaki KnowHow’ımız aslında reel sektörde hiç olmayan bir KnowHow’dı. Bunların otomatize edilmesi hiç düşünülemeyecek şeyler idi. Hem bankalardaki müşterilerimiz kullanıp, hem de reel sektördeki müşterileri bir araya getirip ödeme sistemleri otomasyonları projeleri yaptık. Bayi entegrasyon projeleri yaptık. Bankalardaki çok acayip garip sistemlere entegre olurken öğrendiğimiz KnowHow aslında reel sektördeki bayii entegrasyonu projelerindeki o sistemler bize çok daha basit geliyordu çünkü biz hiç tanımadığımız IBM’in mainframe’i Türkiye’de beş yerde görebileceğimizi düşündüğümüz şeyler ile entegre oluyorduk diğer tarafta. Bu şekilde büyürken yine bir büyüme trendinde ve bu sefer ayaklarımız çok daha sağlam yere basarak, bu sefer karlılığa dikkat ederek, yaptığımız işten ne kadar kar edeceğimizi bilerek büyümeye devam ettik. Burada da 2006-2007 senelerinde bu büyümeyi sürdürebilmek için aslında Türkiye’deki pazarın sınırlı olduğunu ve tabi yurtdışında katıldığımız fuarlarda gördüğümüz, yurtdışında fuara katıldığınızda bir şirket görüyorsunuz sadece bir SMS gönderen altyapı yazmış, SMS Gateway yazmış, biz onu yan ürün diye biz onu internet şubesinin içinde ismini teklife yazmadan verdiğimiz şeylerdi. Burada aslında çok güzel şeyler yapılıyor ve biz kıymetini, değerini bilemiyoruz. Daha doğrusu sanırım biz pazarlama bilmiyoruz. Sonuçta biz hepimiz mühendisiz, pazarlama hiç bilmedik, mobil işine ilk girmiş bir firma olarak neden Veripark Mobil işinde değil, biz pazarlama bilmiyoruz, biz ticaret bilmiyoruz aslında, biz yazlım biliyoruz. Biz yazlım yapıyoruz. Üstelik bundan zevk alıyoruz. Bunu yaparken de yazılımda hayatımıza devam etmek isterken yurtdışında olmalıyız çünkü bizim ürünler zaten yurtdışında yoku gördü. Burada da ilk seçtiğimiz kısım Avrupa pazarını inceledik. Avrupa pazarı çok kapalı ve Türkiye’ye karşı biraz taraflı yani Türkiye’den bir şey almak konusunda çok istekli olmayan bir pazar olarak gözümüze gözüktü onun için de Ortadoğu pazarını seçtik. 2007 senesinde ortadoğuda çalışmalara başlamıştık, müşteri ziyaretlerine başlamıştık. Ve orada da ilk Dubai Bank ile internet şubesi yaparak ilk işimiz aldık. Sonrasında 2008 senesinde Dubai’deki ofisimizi kurduk, şuanda otuz kişilik bir Dubai ofisimiz var ve beşin üzerinde internet şubesi artı CRM pek çok değişik konularda müşterimiz var. Dubai ofisi de Körfez Ülkeleri: Ürdün, Beyrut ,Lübnan gibi Ortadoğu ülkelerine hitap etmek amacı ile kuruldu. Oralarda çalışıyor, müşterileri de o bölgede. Daha sonra fark ettik ki büyüme ihtiyacımız var çok fazla işimiz geliyor, bayiden de işler geliyor temelde tüm geliştirme ekibi İstanbul’da, işler İstanbul’da yapılıyor. Uyarlama çalışmaları, Müşteri Yönetimi, Müşteri Destek gibi işler Dubai’de yapılıyor. Yazılım geliştirme tarafı burada yapılıyor. Burada ama gördük ki İstanbul’da da büyürken zorlanıyoruz bu büyümek de yetkin yazılımcı kaynağı bulmak İstanbul’da bizim için zor oluyor. Onun üzerine İzmir’de bir ofis açtık. Şuanda İzmir’deki ofisimiz yine İstanbul’daki müşterimize uzaktan yazılım geliştiriyor. Burada bizim aslında Körfezde büyüyeceksek ya da yurtdışında büyüyeceksek uzaktan yazlım geliştirme tekniklerimizi iyileştirmemiz gerektiği de bir başka kendimize edindiğimiz ders idi. Bunu yapamazsak yani Dubai’De yaşatacaksak birilerini zaten orası da çok pahalı, hiç kar etmeyeceğiz, iş modeli olarak anlamını yitiriyordu. Dubai, Ürdün ve Beyrut’a uzaktan iş yaparken öğrendiğimiz öğretiler ile aslında İstanbul’daki bir grup müşterimizin işini İzmir’den yapıyoruz. Ama yine daha fazla büyümeye ihtiyacımız oldu ve iki ay önce Mısır’da bir ofis açtık, şuanda on kişilik bir ofis ve Mısır’ı da neden seçtik: Mısır yetmiş milyon nüfusu ve de eğitimli bilişimci kaynağı olan bir ülke. Uzaktan Development ofisi kurmak amaçlı kullanmak üzere Mısır’ı seçmiştik ama sanırım orada satış fırsatları olduğunu da görüyoruz. Aslında kaliteli yazılım üreten ve kaliteli servis veren, servis kavramını bilen, müşteri memnuniyeti ne demektir bilen. Memnun edince işin bittiğini anlayabilen mentalite olarak bu mantıkta firma bölgede çok fazla yok. Mısır da buna dahil. Bence Rusya’da, Belarus’da ve Ukrayna’da da böyle fırsatlar da çok var. Burda kavramsal olarak bir firma ile çalışırken bizim gördüğümüz firmanın farklılığı nedir: çok iyi yazılımcılarının olması, çok yetenekli, çok zeki insanlar olması değil sadece. Bir mentalitesi olması ves siz karşınızdakine güvenmeniz ve yapacağım dediği işi de vaad ettiği kalitede zamanında bitiriyor olması. Bu firmanın mentalitesi. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağını biliyor olmanız ve bu şekilde güvendiğiniz firmalar bence yazılım alanında başarılı oluyor. Benim gördüklerim o şekilde. Ve bu firmalardan çok fazla yok. Türkiye’de biraz daha fazla var çünkü biz müşteri memnuniyeti ne demek, müşteri hakları gibi konulara, belki bireysel tüketici olarak çok hakkımızı korumuyoruz diye düşünüyor olabiliriz ama firmalar olarak koruyoruz. Biz bunları daha önceden geçirdik. Bizim müşterilerimiz tamam bu bitti dediğinde hayır bitmedi der ama analiz dökümanına yazdınız bakın aynısını demişsiniz dediğinizde “Tamam da ben ne bileceğim böyle olduğunu, ben yazılımcı mıyım? Bunun çalışmayacağını, benim istediğimin olmadığını söylemek senin görevin der” ve bunu yapıp bitirmeden de ordan çıkamazsınız. O yüzden biz bu mentaliteyi öğrenmişiz. Fakat bunu Hintli firmalar öğrenememiş. Ne yazıyorsa onu yapıp ondan sonra gidiyor. Ama Araplar bizim kafamızda olduğu için, eski Türkler zaten orası olduğu için yada Rusya’da hiç kimse servis nedir görmediği için aslında bizim gibi firmalar için Türkiye’de yetişmiş, Türk mentalitesi ile çalışan, müşteriyi memnun etmeden oradan çıkamayacağını bildiğiniz firmalar için bence bölgede, yurtdışında, bölgede özellikle çok fazla fırsat var. Biz de bundan yararlanarak bölgede büyümeye devam ediyoruz. Şuanda 125 civarı kişiyiz ama her gün büyüyoruz yani şu anda kaç kişiyiz ben de tam olarak bilmiyorum. Türkiye’nin bütün büyük firmaları ile çalışıyoruz diyebilirim, neredeyse her bankası ile çalışıyoruz en azından. Finans sektörünü bırakmadık sadece sepeti dağıttık bütün reel sektördeki firmaların hepsi ile çalışıyoruz. Koç grubu ile çok yakın çalışıyoruz, Sabancı grubu ile çok yakın çalışıyoruz. Mobil operatörlerin hepsi ile çalışıyoruz. Sanırım bu kadar bizim hikayemiz.

Sorular ile devam ediyor olabiliriz.
Ben de aslında eski zamanda doğduğum günden başlayacaktım ama o kadar eski ki oraya gitmeyelim dedim.
Soru: Birim maliyet olarak İstanbul’a bir dersek İzmir ve Dubai kaçtır?
Yanıt: Dubai 0.75 dir. İzmir 0.80 dir.
Soru: Dubai’deki ofisteki proje geliştiren çalışanlar Türk asıllı ı?
Yanıt: Maalesef değil. Türkler Dubai’ye gitmek istemiyor. Hintli, Pakistanlı, Arap. Dubai’yi beğenmiyor.
Soru: Peki karşılaştırma yaparsak Türk programcı daha iyi ya da Dubai’deki çalışanlar daha iyi diye fikriniz ne olur?
Yanıt: Karşılaştırmam gerekirse türk yazılımcılar ile hintli pakistanlı yazılımcılar arasında ciddi yaklaşım farklılıkları var. Bir iş tarif edildiğinde bizim şirkette çalışan herkes için söyleyebilirim, bütün yazılımcıları genellemeyeyim. O işin neden yapıldığını, ne olacağını, sonunda ne çıkması beklediğinle ilgili eğer anlatamamışsak sorarlar ya da yaparken bunu düşünerek yaparlar. Ama başka şey aslında bu belki de nosyan ile ilgilidir belki de, hintli pakistanlı öğretisinde analiz geldiğinde, kağıtta ne yazıyorsa onu yapan, kişisel yorum katmayan bir yazılımcı öğretisi var. Bu da tabi bize farklı geliyor ve çok zorluyor çünkü bu kadar net analiz çikarmak zaten kodu yazmak ile aynı şey. O yüzden case-tool’lar arıyoruz
Soru: Peki 3-4 ülkede operasyon yürütmek ne kadar zor. Ne gibi zorlukları oluyor?
Yanıt: Ya çok zor. İşte böyle dağılarak yönetilebiliyor. Şöyle: operasyonlar aslında ayrı. İşi yapan olarak operasyonlar ayrı. Türkiye ofisine, Dubai Türkiye’ye bir işi veriyor, sanki Türkiye Veripark değil de başka bir firmaymış gibi, outsource edermiş gibi veriyor. Ve işi de başka bir firmada Veripark müşterisine yaparmış gibi son ürün olarak kendisine alıp, yapıyor. Çünkü grift olarak bunları çalıştırmak çok kolay değil. Biz burada müşteriyi görmediğimiz için ve ihtiyacları anlamadığımız için net olarak orası adına yorum yapıp yanlış bir şey üretme riskine girmemeye çalışıyoruz. Oranın idari işleri ayrı çünkü kuralları ayrı, muhasebe sistemi ayrı, iş kanunu farklı. Orayı başka birisinin, legal anlamda da başka birisinin, başka bir idari işlerin idare etmesi gerekiyor.
Soru: Ülke seçerken hata yaptınız mı daha önce?
Yanıt: Yaptık.
Soru: Yani bu ülkeleri seçmeden önce başka bir ülkeyi, avrupayı mesela?
Yanıt: Şöyle: Avrupa’ya girmeyi aslında, İngiltere’de bir şirket kurup, İngiltere üzerinden iş yapmayı düşündük, araştırdık hatta oraya da gittik fakat İngiltere bu krizde çok kötü durumda. İngiltere bu krizde Avrupa’nın en kötüsü belki de Dünya’nın en kötüsü durumunda. O yüzden İngiltere’deki ofisi kapattık şimdi Amerika’ya bakıyoruz. Ama onun ötesinde ülke seçerken hata mı bilmiyorum. Hani bazı şeyler biraz da şansa denk geliyor, şansın etkisi de var. Ben mesela ülke seçiyor olsaydım Dubai’yi ve Rusya’yı seçerdim eminim ortaklar da o şekilde seçerdi ama günün sonunda bizim bağlantılarımız, tanıdıklarımız, nerelerde iş yapacağımıza dair ilk başlangıç adımlarını atacağımız yerler bu şekilde gelişti ve bu şekilde başladık.

Soru: Şuanda Türkiye’de kaç kişi çalışıyor bu arada?
Yanıt: Türkiye’de 100’e yakın. 100 galiba.
Soru: Bu arada diğer ortaklar farklı ülkeler ile değil mi?
Yanıt: Evet. Bir tanesi Amerika’da, bir tanesi Dubai ofisinin başında, biri şirket ile tamamen alakasını kesti ve Güney Afrika’da dolaşıyor.
Şimdi şöyle bir şey var: Girişimcilik, heyecanlı bir iş ve herkesin, şimdi ilk işe başladığımızda biz nasıldık, biz yazılım yazmayı çok seven insanlarız, iş yapmayı, proje yapmayı çok seviyoruz. Projeyi yapalım hem de yapılamaz bir şey ise o zaman bayılıyoruz mutlaka içinde olmak istiyoruz. Hatta üzerine para bile verebiliriz. Para vermeseler de o işe atlıyoruz, kişiliğinde insanlarız ve aslında şirket büyürken aslında hep bu kişilerimiz şirketi büyüttü. Ama günün sonunda şirket belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra işler operasyonel işler oluyor. Ve bu ruh aslında operasyonel işi sevmiyor. Ben hasbel kader evlenip çocuk doğurmamış olsam muhtemelen ben de Rusya’da yada bilmem nerede olmak isteyeceğim. Operasyonel olarak 100 kişilk şirketi yönetmek artık seni heyecanlandıran, abuk sabuk işleri yapmak değil şirketin stratejileri doğrultusunda doğru işleri yapıyor olabilmek, belli prosedürler çerçevesinde çalışabilmek, çok istemene rağmen bir işi bile bile yapmamak ve kar ettiğin işlerin peşinde koşmak gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Ya da ona göre stratejiler ortaya koyma gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Bir politikalar olması gerekiyor, şirketin bir insan kaynakları politikası olması, bir maaş politikası olması, bir şirketteki developerların seviyelerinin olması, onlara uygun maaşlar aldıklarının garantisi, bunların hepsi aslında sizin sınırlarınız.. Sınırsız bir dünyadan tamamen operasyonel sınırlı bir dünyaya giriyorsunuz ve benim ortaklarım, işte Özgür Amerikaya gidenin ilk söylediği, eğer ben böyle bir şirkette çalışmak istesem kurumsal bir yerde çalışırdım ne işim var burada, aslında o kadar dürüst bir söylem ki bu, evet kurumsal bir yerde çalışabilirsiniz ve onun yetkinliğinde birisi eminim ben bizim şirkette kazandığından çok daha fazla para kazanabilir kurumsal bir yerde. Bu bir ikilem. Gerçekten öyle, bir zamandan sonra çok sevdiğim bir iş hiç sevmediğim standart bir işe dönüşüyor ama şirketin büyümesi de bu demek. Bunu kabullenip hareket etmek gerekiyor. Bizim şansımız bunu büyüme adı altında başka mecralara yelken açarak bunu çözdük.
Soru: Amerika’da bir yapı var mı şu anda?
Yanıt: Henüz yok. Oluşmaya çalışıyor.
Soru: Nerede peki?
Yanıt: New York’ta.
Soru: Çin ve Hindistan, yani buralara hiç baktınız mı? Hem yazılımı outsource etmek açısından hem de orada faaliyet göstermek açısından?
Yanıt: Şimdi şöyle: Ben milliyetçi bir insanım demiştim ya bana yazılım outsource etmek kanıma dokunuyor. Yazılımı biz burada yapabiliyor olmalıyız. Yapamıyor olmayı ben anlamıyorum. Çin’in yazılımını biz yapıyor olmalıyız. Çünkü o yetenekte insanlar var, bu işi seven insanlar var ve çok daha zeki insanlar var. Düz mantıkta söyleneni değil, ötesini düşünerek düzgün kalitede iş üretebilen insanlar var. Biz Hindistan ile iş yapıyoruz. Bizim çalıştığımız bir grup büyük banka Hindistan’a outsource iş yaptırıyor. Bizim yaptığımız bir kısım işi onların bitirmesi yada onların baladığı işlerin bir kısım bizim bitirmemiz gerekiyor. Ama Hindistan’da bizim bir adamın yaptığı işi 3 kişi yapıyor. Yani bir tane developer, bir tane onu kontrol eden, bir tane de unit tester denen bir adam. 3 kişi aynı işi yapıyor. Yani bana gerçekten çok anlamlı gelmiyor orada çok insan var diye o işi oraya göndermek. Türkiye’de çok işsizlik var, Türkiye’de çok insan var ama biz doğuya gidip bir Veripark Diyarbakır kuramıyoruz, kurabiliyor olmamız lazım, ya da bir Veripark Erzurum kuramıyoruz orada insanları yetiştirip oradan iş gücü ve yazılım üretebiliyor ve biz yurtdışına yazılım satıyor olmalıyız.
Soru: Genişleme sürecinde yetişmiş yazılımcı bulmakta zorlanıyorsunuz sanırım.
Yanıt: Mutlaka. Kendimiz yetiştiriyoruz.
Soru: Peki aynı şekilde ortakların yanı sıra çalışanlarda da bir yazılımcının doğası gereği bir motivasyon sorunu oluyor özellikle 2.yıldan sonra, birkaç yıldan sonra yazılımcılar spesifik bir proje ile uğraşıyorlarsa motivasyon da çok zor oluyor. Bununla ilgili bir çalışma yapıyor musunuz?
Yanıt: Şöyle aslında bu kurumsallaşma sürecinde artık yazılımcı diye yazılımcıların terfilerinin olması, bir kariyer planlamasının olmasını kurgulamış olmanız gerekiyor. Ve hani yazılımcıyı orta kademe yönetim ve üst yönetime taşıyacak bir kariyer path’iniz olması gerekiyor. Bir başka şey de aslında bizim projelerimiz senelerce sürmüyor, 6 ayın üzerinde süren projemiz yok. İnsanları olabildiğince değiştiriyoruz. Bir yerde tutmamaya çalışıyoruz. Çünkü gerçekten proje yapmayı seven insan aynı projede 2 sene kalmaz. Ona kaldığı zaman gider, başka bir projeye gider. Bir de bu şekilde sürekli dinamik başka projeler yaparak, hızlı projeler bitirerek motive olmasını sağlamaya çalışıyoruz.
Soru: Yurtdışında yerel ortaklarınız var mı?
Yanıt: Hayır yok.
Soru: Yöneticiler buradan mı gidiyor?
Yanıt: Hayır. Dubai’nin yöneticisi bizim kurucu ortağımız Özkan Erener. Mısır’a oradan birisini aldık yani lokal birisi var ama profesyonel yönetici, ortak değil.
Soru: Ortakların artık fazla zevk almadığını söylediniz artık işlerden acaba artık zevk alınacak bir iş kalmadı mı yoksa inovasyona zaman mı ayrılmıyor burada?
Yanıt: İnovasyona zaman ayrılmıyor demeyelim. Ortaklar operasyonel işlerden zevk almıyorlar. Bizim ortaklardan herhangi birisini developer olarak şirkete alsan bayılır orada bir sıkıntı yok hatta beni developerlığa geri getirseniz en sevindiğim iş olabilir. Orada bir sıkıntı yok. Ama şimdi genel müdürseniz %20 bile herhangi bir proje ile ilgilenemiyorsunuz. Yani %50 den fazla zamanınızı satış görüşmeleri kapatıyor. Onun sonrasında mevcut müşterilere gidip, mutlu musunuz, nasılsınız, biz nasıl gidiyoruz sorusu ile geçiyor ve bu sıkıcı bir şey. Muhasebe dünyanın en sıkıcı şeyi. Ve şöyle bir şey şirket yöneticisi olacaksanız muhasebe bilmeniz gerekiyor. Muhasebe işini yapmak anlamında değil. Ama bir muhasebe tablosunu okumanız gerekiyor. 2 gün sonra sizi almaya gelen şirket sizin cironuzun bilmem neye oranı, uygun bir oran değil bu oran. Bana ne ki ondan ben belki kar ediyorum, tamam da bu karın gelecek garantisi yok. Nasıl yanı o orandan mı bu çıkıyor? Birden öyle anlamlı bir şey ortaya çıkıyor.

Soru: Piyasa mutlaka o şekilde gelişiyor ama yeni bir şeyler yapılabilir mutlaka ilk başta nasıl farklı zorlu şeyler deneniyorsa şimdi de yapılabilecek bir çok şey var. Neden daha çok firma içindeki işler ile daha çok ilgileniyorsunuz da dışarıya dönük piyasanın ihtiyaçlarına göre bir şey fazla kodlanmıyor yani firmanızda
Yanıt: O zaman ben yanlış anlattım. Böyle bir şey yok. Veripark şuanda Türkiye’de birçok teknolojiyi ilk implemente eden yerdir. Veripark kendini böyle satıyor. Ben zaten Türkiye’de olan bir uygulamayı, zaten kendini ispatlamış bir teknolojiyi satamam ki. Benim müşterim Akbank. Yazılımcısı zaten 1000 kişi 1500 kişi yazılımcısı var o insanların. Onlara birey satabilmek için onlara bilmedikleri bir şey satmam gerekiyor. Ya da Arçelik, Arçelik’in bir tane şirketi mesela KoçSistem kaç katıdır Veripark’ın. Koç grubunun kendi içindeki IT’ler kaç katıdır. Veripark’tan bir şey alıyorlarsa bunun tek sebebi işte hiç bilmedikleri beta olan BizTalk 2009 iken kurulmuş bilmem ne adaptörünü implemente etmiş bir firma olduğumuz için gelin yapın denmesi. Ya da Akbank bizimle çalışıyorsa, Garanti bizimle çalışıyorsa, İşbankası bizimle çalışıyorsa o teknolojiler onun içerisine gelmediği için henüz bizim ile çalışıyor. Yoksa yeni teknolojiyi araştırmıyoruz, yeni teknolojide yazılım geliştirmiyoruz anlamında değil. Sonuçta şirketin büyüyebilmesi için başka alanlara yönelmeniz ve o alanlarda şirketi büyütmeniz lazım. Birden bizim proje yapan misyonumuz şirketi büyütmek için Dubai’de iş kovalayan Türkiye’de iş kovalayan bir misyona dönüyor. Operasyonele dönen kısım bizim için bu yoksa proje yaptığımızda ben Aslı olarak bir tane proje yapabilirim, 6 ay. Ama şuanda Aslı olarak 2o tane projeyi alıyorum o 6 ayda 20 tane proje yapan bir şirketim var. Benzer bir iş Özkan’da da var.
Burak Büyükdemir: Son soruyu alalım.
Soru: Birden çok alanda yazılım önerileriniz?
Yanıt: .Net. Şuan en çok .Net’te yazılım yazıyoruz.
Burak Büyükdemir: Aslı çok teşekkürler
(alkışlar)





Bu yazı Atilla Oğuzhan Durgun tarafından kaleme alınmıştır.
Soru: 2012’de e-ticarette bir patlama yaşanacağını düşünüyorsunuz? Sizce 2012’den sonra bu düşüşle mi yoksa çıkışla mı devam edecek?
Sina Afra: Şu an büyüme aşamasındayız. 2012-13 ten sonra pazar %5-6 büyüyecek.Rekabet pazarı başlayacak.Orada hem devam edenler hem de pazardan çekilenler olacak.
Soru: Firmalar e-ticarette insan kaynakları açısından nasıl bir yol izlemeliler? Yurtdışında insan kaynakları nasıl temin ediliyor?
Sina Afra: Yurtdışındaki modellerden örnek alarak, genellikle ya kurumsal deneyimi olan ya da üniversite deneyimi olanlar işe alınmaktadır.
Soru: Sina Afra nasıl yatırım yapar?
Sina Afra: 3 şeye bakarım.
1- Kişiye önem veririm.
2- Ölçeklenebilir fikir.
3- İyi bir gelir modeli.
Soru: Türkiyede ne tür fikirler ve girişimciler size geliyor?
S.A: Fikirler geliyor. Fakat ana olay scalability (ölçeklenebilirlik). Türkiye’de buna çok dikkat edildiğini düşünmüyorum.
Soru: Yeni e-ticaret modelleri sizce ne olacak?
S.A: Niş alanlarda girişimler devam edecek.Fikirlerin %90’ı Amerika’da.Amerikaya baktığımızda örneğin alice.com diye bir site var. Fiyat alanında rekabet eden niş bir girişim. Bu şekilde kullanıcı deneyimi yüksek olan girişimler devam edeck ve en fazla da moda sektöründe girişim bekliyorum.
Soru: Gıda alanında ne tür modeller bekliyorsunuz? Şarküteri bal vs.gibi.
S.A: Bunların hepsi olur.Fakat ölçeklenebilir mi? Migrosun kangurusu gibi sistemler zamanla daha iyi çalışır hale gelecektir.Almanyada bu tip sistemler yok.Amerika’da inanılmaz yatırım alıp batan şirketler var bu alanda.
Soru: Kısıtlı yatırımlarla büyük ölçekli girişimleri nasıl hayata geçirebilir?
S.A: Zamanla.Türkiye’de internet girşimciliğine odaklı bir tane fon olsa bu girişimler yapılabilir.Şu anda bu kaynaklara ulaşmak için maalesef bir mücadele gerekiyor. Kullanıcı sayısının büyümesi ve toplam hacimlerin büyümesiyle büyük yatırımcılar gelecektir.
Soru: Sektörde ilerlemek için girişimci mi itici güçtür yoksa bunun önünde duran bir medya gücü var mıdır?
S.A: Bence medya belki bir köşe başını tutuyor ama bence tehdit değil.İnternetin yanında bir sektör.Kullanıcıları da medyaya bağlı görmüyorum.Kullanıcı deneyimi iyi olan girişimlerin yolu açıktır. Hepsiburada’nın medya gücünden dolayı başarılı olduğunu sanmıyorum. Bence iyi iş yapıyorlar. Kullanıcılar en çok satıcının olduğu yere,satıcılar da en çok kullanıcının olduğu yere geliyorlar.Buna network affect deniyor.Ve ilk giren pazarı ele geçiriyor. Güney Kore e-ticarette en gelişmiş ülkelerden biri.Fikir arayanlar Güney Kore modellerini inceleyebilir. Garaj hikayesi biraz şehir efsanesi gibi.Sermaye ve yatırımcı önemli.İyi bir fikriniz varsa para bulmamanız Amerika’da imkansız.
Soru: Girişim için illa ki melek yatırımcıya ihtiyaç var mı?
S.A: Yatırımsız başlayan girişimler de var. Fakat para olmazsa ya ödemede ya hızda kaybedecekler. Para olmazsa %95 girişimler ilerleyemeyeceklerdir.

Bu yazı Sina Afra’nın 20 Kasım Etohum toplantısında anlattıklarından derlenmiştir.
Türkiye’de internet pazarına dair aslında elimizde sağlam bir veri yok. Ancak iyi ya da kötü tahminlerde bulunabiliyor ve Türk internet pazarı dediğimizde 28-30 milyon kullanıcı olduğu varsayımından yola çıkıyoruz. Ayrıca pazarımızda kredi kartı kullanım oranının da oldukça yüksek olduğunu gözlemliyoruz. 2009’ın ilk yarısında ülkemiz de krizden etkilendi ancak Türkiye’nin dünya genelinde ekonomik açıdan en hızlı toparlanan ülkelerden biri olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde elektronik ticarette de bir toparlanma var. Tahminlere göre bu pazarın büyüklüğü 9 milyar TL’yi buluyor. Bu açıdan bakıldığında dünyada en hızlı büyüyen 1-2 pazarın içinde yer alıyoruz. Örneğin Almanya’da çok daha fazla rekabet var. Türkiye’de ise iyi bir tabana oturan bir fikir çok daha hızlı büyüyebilir. Tüm bu etkenler ışığında Türkiye, dünyanın en büyük 12’nci internet pazarı olarak tanımlanıyor.
Yabancı yatırımcılarla konuştuğumuzda ise pazara daha olumlu bakıldığını anlıyoruz. 2006 senesinde bir kırılma noktası yakalandı ve kullanıcı oranı %25’i geçti. Bu sınır kırıldığında uluslararası şirketler de yatırım yapmaya başladılar. Bunlara örnek olarak google, ticketmaster, GittiGidiyor – ebay ortaklığı, XING – Cember.com satın alması, yemeksepeti’nin yabancı ortak alması gösterilebilir. Şu anda ise ikinci kırılma noktasına yaklaşıyoruz. Bu kullanıcı sayısı bakımından %50’lik bir oran anlamına geliyor. Kurumsal yatırımcılar da bundan sonra gelmeye başlıyor. Bunların da ilk adım sesleri gelmeye başladı. Fonların 2-3 milyar dolarlık hacimlere sahip olduğu düşünüldüğünde yatırımcılar dünyayı tarıyorlar, uygun ekonomilere ve tanıdıkları yapılara yatırım yapmayı düşünüyorlar. Bu noktada bir yatırımcının “Kendi ülkemde mi, yoksa hacmi olan bir ülkede kendini kanıtlamış bir iş modeline mi yatırım yapayım?” ikilemini yaşadığını gözlemliyoruz.
Bunun yanı sıra bazı kapılar da kapılmış durumda. E-posta, arama motoru, elektronik ticaret, seri ilan ve pazaryeri… Bunların altında niş pazarlar yok. Bazıları mevzuat uygun olmadığı için bazıları da henüz girilmediği için gelişmedi. Örneğin alternatif ödeme sistemleri yok. Kullanıcı deneyimi veya niş çözüm sunan şirket sayısı az. Bu noktada Amerika’da rekabetin yüksek olduğu bir şirkete mi, yoksa büyüyen bir pazarda tutmuş bir modele mi yatırım yapacaksınız?
Kendi adıma 2012’de önemli gelişmeler olacağını düşünüyorum. 2012’de 42 milyon kullanıcının olduğu, elektronik ticaret hacminin 5 kat artacağı bir pazarla karşı karşıya olacağız. Kullanıcı sayımız 35 milyonu geçtiğinde ise yatırımcıların ilgisi çok daha artacak.
Öte yandan Türkiye, internet anlamında kapalı bir ülke. İnternet konusunda sektör konusunda İngilizce bilgi oldukça az ve kaynak sıkıntısı var. Bu sıkıntıları aşmak için 40-50 tane blogumuzun, aktif uluslararası topluluklarımızın olması lazım. Çünkü bilgiye ulaşmak oldukça zor ve internetin network’lerin içinde değil. Yurtdışındaki toplantılarda da ülkemizden 3-5 kişi oluyor. Diğer ülkelerden katılım ise çok daha yüksek.
Son olarak da “güven” önemli. Devlet kanunları değiştiriyor ve bunlar pozitif puan alıyor. Ama hâlâ Türkiye’deki internet yatırımcı kültürü yok denecek kadar az. Girişimcilere en çok zaman kaybettirecek nokta ise yatırımcılar olacaktır. Yatırım meleklerinde paranın yanı sıra bilgi ve network paylaşımı önemli. Fakat bunların sayısı çok az. Sadece Almanya’da 2 büyük melek yatırımcı network’u var. Türkiye’de ise bu tip oluşumlar tek tük. Türkiye’deki birinci kuşak başarılı internet girişimcileri melek yatırımcı olabilirler. Yurtdışından örnek vermek gerekirse Amazon’un kurucusu kendine başka işerl kurmak yerine diğer şirketlere yatırım yapmış. Bunlar rol modeli olarak alınmalı ve ilk kuşak başarılı girişimciler yatırım melekleri olmalılar.
Bunların yanı sıra Venture Capital (Girişim Sermayesi) şirketleri de diğer önemli kurumlar arasında yer alıyor. Türkiye’deki VC şirketleri ise yeni girişimcilere oldukça büyük geliyor. Dolayısıyla Türkiye’de VC yok denecek kadar az. Bu nedenle de ülkemiz yatırımcı açısından bir kısır döngü yaşıyor. Bir başka deyişle ülkemizde internet girişimcisi olmak isteyen çok ancak yatırımcı yok. Şu anda girişimcilere yapılan tekliflere “ahlaksız teklif” diyorum, çünkü yatırımcılar girişimden %80 pay almak istiyorlar. Ancak elbette bunların hepsi değişecek.
etohum’un son bir senede internet girişimcilerine yönelik gerçekleştirdiği faaliyetler önemli bir dönüm noktası oldu. Yatırımcıları Türkiye’ye çekebilmemiz için doğru ekosistemi oluşturmamız gerekli. Akinon olarak hem Markafoni’nin kurulması hem de Kariyergenc.com’a yatırım yapmamız bunların göstergesiydi. Önümüzdeki dönemde etohum’la beraber kurduğumuz etohum-Akinon Kuluçka Merkezi’nde (EAIC) yeni girişimci sayısını artırmayı ve başarılı şirketler ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. EAIC’nin önümüzdeki yıllarda birçok yeni girişimcinin pazarda yer almasına sebep olabileceğine inanıyoruz.
Soru : Türkiye’de yatırımcıları internet girişimlerine çekmek için yapmamız gerekenler nelerdir?
Cevap: Özellikle yabancı yatırımcı girdiğinde, ilk düşündüğü ben buradan nasıl ker elde edeceğim diye düşünür.Klasik bir yatırımcı ortalama 5 çarpı ile çıkmak ister.Türkiye’de iç Pazar çok dar.Tabii ki alım satımlar oldu, Nokta grubu-Doğan Grubu bir şeyler yaptı ama bu hacimlere baktığımızda genelde bunlar çok ufak boyutta olan şeyler.Türkiye’de iç pazarda yatırım yapacak grup çok yok.İç pazarda zayıfız.
Dışardan yatırımcı geldiğinde şunu soruyor, “Ben Türkiye’de yatırım yapacağım, ama bunu daha sonra başka birine satabilecek miyim? Çıkış tarafındaki olanakları iyileştirmediğimiz sürece yatırımcının gelmesi, yatırım tarafındaki giriş yavaş olacak. Bu çıkış olanakları ne olabilir:
1. Türkiye’de bir teknoloji borsası olsa, ve bu sadece teknoloji ağırlıklı borsada İMKB’ye (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) kayıt olmak için gerekli olan kriterler değil de,onların daha düşük kriterlerini yerine getirebilecek şirketler olsa, bu yatırımcı için inanılmaz bir çıkış alanı olur.
2. İlk adımların kolaylaştırılması lazım.Türkiye’de ilk adımları atmak çok özveri isteyen bir şey.İlk adımları kolaylaştıracak yapıların oluşması lazım.Bu yapıların, devletin çok içinde olmadığı internet gibi bir sektörde özel sektör tarafından desteklenmesi lazım.Üniversitelerde bilgi paylaşımı olması, benim özellikle çok desteklediğim Etohum gibi oluşumların, girişimci ve yatırımcıları bilgilendirecek platformların artması lazım.Bundan bir sonraki aşama, yine özel sektör tarafından desteklenmesi gereken kuluçka merkezlerinin(incubation center) açılması lazım.
3. Bu sektörün kendini temsil etmesi gerekiyor.Odalar Borsalar Birliği gibi bir oluşumda sektörü temsil eden bir yapı lazım.İnternet sektöründeki işlerin diğer sektörlerden daha farklı sorunları var.İnternet şirketleri odası gibi bir oluşumun daha doğru olacağını düşünüyorum.Devletle beraber hareket edilebilirse, tekoloji borsası gibi yabancı yatırımcıları ülkemize çekecek oluşumların da kurulması çok daha kolay olur.
Sina Afra kimdir?
Ebay Türkiye temsilcisi ve Türkiye’nin en büyük elektronik ticaret platformu olan www.gittigidiyor.com’un Yönetim ve İcra Kurulu Üyesi 1968 Ankara doğumlu Sina Afra, 2006 yılından bu yana eBay’de görev yapıyor. 1993 yılında Münster Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olan Sina Afra, iş hayatına 1992 yılında KPMG Kurumsal Finansman ve Danışmanlık Biriminde başladı. 13 yıl boyunca KPMG’de görev yapan Afra, şirkette son olarak 75 kişilik Strategy, Process & Transformation ile 800 kişilik EMEA Consumer Industrial and Technology grubundan sorumlu lider olarak görevde bulundu. 2006 yılında eBay’e transfer olan Afra, burada da eBay iştiraklerinden Afterbuy GmbH’da Genel Müdür; GittiGidiyor.com Yönetim Kurulu Üyesi ve eBay Almanya İcra Kurulu Üyesi olarak çeşitli sorumluluklar üstlendi. Anadili Türkçe ve Almanca’nın yanı sıra çok iyi derecede İngilizce, orta derecelerde Fransızca ve Hollandaca bilen Afra’nın 25’in üzerinde yayınlanmış çalışması bulunuyor.

Bilişim Teknolojileri Zirvesi
İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren İşletme Mühendisliği Kulübü tarafından 4-5 Aralık 2009 tarihlerinde İTÜ İşletme Fakültesi Konferans Salonu’nda (Maçka) gerçekleştirilecek olan Bilişim Teknolojileri Zirvesi (BTZ) kapsamında paneller, workshoplar ve Bilişim Teknolojileri Alanı yer alacak. Organizasyonda RFID sistemiyle takip edilecek olan katılımcılardan 8 oturumun 5’ine katılanlara “BTZ E-Sertifika“ da veriliyor.
4 Aralık Cuma günü saat 11:30 – 12:45 arasında düzenlenecek olan Girişimcilik panelinin konukları
1. Panel Yöneticisi: Burak Büyükdemir – eTohum Kurucusu
2. Serhat Görgün – Inovent Genel Müdürü
3. Fatih İşbecer – Pozitron Kurucu Ortağı
4. Didem Altop – Endeavor Türkiye Genel Sekreteri
Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde Bilişim Dünyası’nda Fütürizm, Kriz Döneminde BT ile Ayakta Kalmak, Bir mecra olarak “Sosyal Medya”, Bilişim Sektöründe Girişimcilik, 3G’nin Geleceği ve Bilişim Hukuku ve Güvenliği gibi konular ele alınacak. Türkiye’nin ve Dünya’nın önde gelen bilişim firmalarının da destek verdiği organizasyonda katılımcılar Bilişim Teknolojileri Fuarı’nda birçok firma temsilcisiyle birebir görüşebilme imkanı bulabilecek ve en yeni teknolojileri takip edebilecek.
Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde, özel sınıflarda yapılacak 45 dakikalık workshoplarda, verimli bilgi – aktif katılımcı çalışma yöntemleriyle farklı konularda pratik yararlı bilgilerin verilmesi amaçlanıyor.
Organizasyona katılım için herhangi bir sınırlama bulunmuyor. Üniversite öğrencilerinin yanı sıra firma temsilcileri ve profesyonel iş hayatından organizasyona ilgi duyanlar da organizasyonda katılımcı olarak yer alabilecekler. Zirveye; çalışanlar 20 TL, öğrenciler ise 10 TL ödeyerek katılabilecekler. Organizasyonla ilgili güncel ayrıntılı bilgiye www.btz.itu.edu.tr adresinden ve ceşitli üniversitelerde açılacak olan stantlarımızdan ulaşabilirsiniz. Organizasyon biletlerini ITU Isletme Muhendisliği Kulüp odasından temin edebilirsiniz.
Ayrıntılı bilgi için: www.btz.itu.edu.tr
Sponsorluk ile ilgili konular ve sorularınız için: info[at]btz.org.tr
Telefon: 0212 241 30 72 Faks: 0212 241 30 73
E-posta: posta[at]ituimk.org
Açık Adres: İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Fakültesi, 34367 Maçka/İSTANBUL
BTZ Organizasyon Programı
4 Aralık Cuma
10.00 – 11.15 – Açılış Konuşmaları
- Muhammed Şahin – İTÜ Rektörü
- Öner Günçavdı – İTÜ İşletme Fakültesi Dekanı
- Turgut Gürsoy – TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı
11.30 – 12.45 – Panel: Bilişim Sektöründe Girişimcilik
- Burak Büyükdemir – eTohum Kurucusu
- Serhat Görgün – İnovent Genel Müdürü
- Didem Altop – Endeavor Türkiye Genel Sekreteri
- Fatih İşbecer – Pozitron Kurucu Ortağı
12.45 – 13.45 – Kahve Arası & Tanışma
13.45 – 14.45 – Eş Zamanlı Çalıştaylar
15.00 – 16.15 – Panel: Bilişim Dünyasında Fütürizm
- Dr. Halefşan Sümen – İTÜ İşletme Fakültesi
- Tolga Avşar – IDS Scheer Genel Müdürü
- Yüce Erim – Software AG Genel Müdürü
- Ufuk Tarhan – Fütüristler Derneği Başkanı
16.30 – 17.45 – Panel: 3G ve Geleceği – 3,5G
- Devrim Yıldırım – Avea Katma Değerli Servis Çözümleri Direktörü
- Mehmet Ali Akarca – Koç.net Genel Müdürü
- Timur Ceylan – TTNET Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı
5 Aralık Cumartesi
10.00 – 11.15 – Panel: Bilişim Hukuku ve Güvenliği
- Gökhan Ahi – İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Başkanı
- Başak Purut – Purut Hukuk Bürosu
- Mehmet Ali Köksal – TBD Yönetim Kurulu Üyesi
11.30 – 12.30 – Eş Zamanlı Çalıştaylar
12.30 – 13.30 – Öğle Arası
13.30 – 14.45 – Panel: Kriz Döneminde BT ile ayakta kalmak
- Nihan Yıldırım – İTÜ İşletme Fakültesi
- Necip Özyücel – Microsoft Sunucu ve Yazılım Araçları Ürün Grup Müdürü
- Mustafa Özçilingir – Eczacıbaşı Bilişim – Çözüm Geliştirme ve Yürütme Grup Yöneticisi
15.00 – 16.15 – Seminer: Levent Erden
16.30 – 17.45 – Panel: Bir mecra olarak ”Sosyal Medya”
- Özgür Alaz – PromoQube Kurucusu
- Burcu Tüzün – Pazarlama Danışmanı
- Eray Endeş – Blog Ödülleri Genel Koordinatörü
17.45 – 18.00 – Kapanış
Necmettin Begiter’in girişimcilere yararlı olacak makaleleri Türkçe’ye çevirisi devam ediyor. Makalenin yazarı Seth Sternberg, birden fazla anında mesajlaşma servisine aynı anda bağlanmanıza olanak veren ve çevrimiçi çalışan Meebo servisinin kurucusudur. Yale Üniversitesinde Siyasal Bilgiler okuduktan sonra bir süre IBM’de çalışmış, ardından Stanford İşletme bitirmiştir. Uçmayı sever (ama pahalı olduğu için genelde yeryüzündedir), motorsiklete biner ve tekerlekli paten kullanır.
Bu blog girdisi, sıfırdan kendi girişiminizi kurmak konusundaki bir yazı dizisinin üçüncüsüdür. Sonuncusu gibi, bu yazı hem Meebo Blog‘da hem de TechCrunch‘da yayınlanmıştır.
Kendi girişimini kurmakla ilgili son blog yazımı okuduktan sonra gelen sorularda başı çeken hep “ortaklarımı nasıl bulacağım?” sorusuydu.
Bu gerçekten harika bir soru. Cevaplamaya kendimize bakarak başlayabiliriz:
Gözlerinizi kapatın ve en yakın arkadaşlarınızı gözünüzün önüne getirin.
Şimdi boylarının ne kadar olduğunu düşünün.
Süper gidiyoruz; şimdi kendinize şu soruyu sorun: “Hepsi de yaklaşık aynı boyda mı?” Bahse girerim öyledir, siz dahil.
Kurmak için yanıp tutuştuğunuz o şirkette sizinle ortak olacakları bulma noktasındaki problem de budur. Kendimize benzeyen insanlarla takılmak iyidir, güzeldir, ama birlikte şirket açmak istemeyeceğiniz insanlar da tam olarak onlardır. Garip mi geldi? Açıklayayım.
Bir girişim şirketi için en iyi kurucu ekip “birlikte iyi giden” (birbirinin alanına girmeyen) becerileri olan iki ya da üç kişiden oluşur. Hedef ve arzularınızın ortak ya da benzer olması da önemlidir. Eğer biriniz şirketi kısa sürede satmak istiyorsa ama biriniz de milyar dolarlık bir şirket haline gelmek istiyorsa, zaman geçtikçe ciddi sürtüşmeler olacaktır. Bir kurucu şirketlere yönelik diğeri bireylere yönelik çalışmak istiyorsa da akıbet aynı olur. Ancak, sizin zayıf kaldığınız noktaları tamamlayan insanlarla çalışmak da önemlidir. Tüketiciye yönelik internet hizmetleri söz konusu olduğunda, bu şu anlama gelir: Bir geliştirici ön yüzde, kullanıcıyla muhatap olurken, diğeri arka planda sunucuyla ilgilenir, ve bu ekibi ticaret kafası olan bir işletmeci tamamlar (bu konuyu başka bir yazımda detaylandıracağım).
İşin gerçeği, hepimiz bize benzeyen insanlarla takılmak isteriz. Kafalarındaki iş fikrini bana anlatan üç işletme öğrencisi vardı; fikirlerini dinledim ama sonunda ürünü hangisinin ortaya çıkaracağını anlayamadım. Bunu çok sık görüyorum – hem işletmecilerde, hem de teknoloji meraklısı girişimcilerde. Okulda sınıf arkadaşlarınızla, iş yerinde hep aynı insanlarla takılmak her zaman daha rahattır.
Hâlâ okuyorsanız, iş ortaklarınızla tanışma konusunda olabilecek en iyi yerdesiniz. Bundan faydalanın! Elaine ve Sandy ile nasıl tanıştım? Okuldaki ortak arkadaşlarımız sayesinde. Ya diğer ekipler? Google’dan Larry ve Sergey Stanford’da tanışmış. Yahoo!’dan Jerry ve David de öyle. Plaxo’nun kurucuları da, Facebook’dan Mark da ortaklarıyla okulda tanışmış.
İyi birer ortak olabileceğini düşündüğünüz insan bulamıyor musunuz? İşte size birkaç fikir:
1. İlginizi çeken konularda öğrenci kulüplerine katılın. Eğer işletme okuyorsanız, Mühendislik Kulübünün aylık toplantılarına gidin. Eğer bilişim okuyorsanız, işletme öğrencilerinin Girişimcilik Kulübü toplantısında sizinle tanışmak için can atacağına eminim.
2. Eğer okulunuzda öğrenciler için kulüpler yoksa, ilk kulübü siz kurun! Stanford‘daki BASES bu konuda çok iyi bir örnek ve modeldir. Tasarım, bilişim ve işletme gibi farklı dallardan eski ve yeni öğrencileri biraraya getirir,
Bahse girerim bu yazıyı okuyanların çoğu çoktan mezun olmuştur. Şansımıza, okul dışında bir yerde tanışıp ortak olanlara da örnekler var. YouTube’dan Chad ve Steve PayPal’da çalışırken tanışmış. Napster’dan Sean ve Shawn bir IRC kanalında tanışmış. Cisco karı-kocanın birlikte kurduğu bir şirket. Öğrenciyken ortak bulmak daha kolaydır, ama ortak bulmak için öğrenci olma zorunluluğu yok nihayetinde. İster öğrenci olsun, ister mezun, herkesin uygulayabileceği birkaç yöntem:
1. Farklı gruplardan insanları biraraya çeken etkinlikler bulun ve onlara katılın. Silikon Vadisi’nde, bu aralar girişimciler arasında kaya tırmanışları oldukça popüler. Frizbi de aynı şekilde. Bu da her hafta en az bir kez girişimci insalarla dolup taşan bir frizbi oyunu demek.
2. Hakkında bilgi sahibi olmak istediğiniz alanlarda, arkadaşlarınızdan sizi konuyla ilgili kişilerle tanıştırmalarını rica edin. Muhtemelen sizin bilgisayarcı arkadaşlarınızdan birkaçının işletme odaklı tanıdıkları vardır. İlk tanıştıklarınız çok uygun olmasa bile, bu tanıştırma zincirine devam ederseniz eninde sonunda aradığınız kişiyi bulursunuz.
3. Girişimcilikle ilgili kişileri biraraya getirmek ve birbirleriyle tanışmalarını sağlamak için hazırlanan etkinliklere katılın. Silikon Vadisi’nde SVASE ve Founder Dating, Londra’da First Tuesday, New York’ta Hackers and Founders ilk akla gelenler.
4. Şu anda çalıştığınız işteki ve geçen yaz yaptığınız stajdaki iş arkadaşlarınızla birlikte çalışın. Bu süreçte kendi işinizi ya da başkalarının işini baltalamayın yeter! Genelde, üzerinde çalıştığınız şey işvereninizin yürütmek isteyeceği bir iş değilse sorun yok demektir. Elbette işvereninizin kaynaklarını kullanmamanız gerekir. Örneğin bu aralar yakın bir arkadaşım bir sonra girişimi için bir iş arkadaşıyla çalışıyor. Biri proje yöneticisi, diğeri ise mühendis.
Eminim bazılarınız “Herşey iyi güzel de, ben hayat olmayan bir yerde yaşıyorum ve bu kaynakların hiçbirine ulaşamıyorum.” diye düşünüyordur. Açık konuşalım, Silikon Vadisi’ne taşınmanın bir yolunu bulun. New York, Boston, Seattle, Los Angeles ve Austin TX gibi diğer bazı şehirlerde de girişimcilik toplulukları oldukça güçlüdür. Ancak, hiçbir yerde Silikon Vadisi’ndeki kadar çok emlak ofisi, avukat, muhasebeci, arsa sahibi, çalışan, kurucu ortak, danışman ve yatırımcı yok. Ekosistemi yenmek çok zor. Sonuçta o ilk adımı atmanıza yardım edecek çok sayıda insanla tanışma fırsatınız olacak. Kendimi ele alırsam, ben Connecticut’ta büyüdü ve zamanımın yeterli diyebileceğim bir kısmını New York’ta geçirdim, bu süre zarfında da başarısız sayılabilecek kadar çok şirket kurma girişimim oldu. Silikon Vadisi’ndeki arkadaşlarım de yukarıda saydığım nedenlerden ötürü ortaya taşınmamı söyleyip duruyordu. Sonunda işletme fakültesi vasıtasıyla oraya taşındım. Siz de bir vasıta bulun.
Sıfırdan başlamanın en zor tarafı iş ortaklarınızı bulmaktır. İşin fikir kısmı nispeten kolaydır. Üç ayda bir sağlam bir fikir üretseniz bile iş ortağınızı bulmanız üç yıl sürebilir. İşin güzel tarafı, kurucu ekip hazır olduğunda o ultra mega süper fikri sizinle aynı zamanda bulan kişilerden çok daha hızlı hayata geçirebilirsiniz.
Unutmayın, ana hedef kurucu ekibin becerileri dahilinde fikrin çalışan bir prototipini mümkün olduğunca hızlı şekilde ortaya çıkarmaktır. Bu da sizin zayıf yanlarınızı kapatan doğru becerilere sahip kişileri bulmanız demek oluyor. Bir girişimi birlikte kurmak evlenmek gibidir, doğru kişiyi bulmak kritik öneme sahiptir. Sonraki yazılarımda hakların kurucular arasında dağıtılması ve fonlamaya gitmeden önce para kazanmaya başlamak gibi konuları ele alacağım. Twitter’da beni takip ederek o yazılardan haberdar olabilirsiniz.
Necmettin Begiter’le 3ncü çevirisini de gönderdi. Etohum sitesinde girişimcilere faydalı olabilecek yabancı makalelerin Türkçesini yayınlamaya devam ediyoruz.
Makalenin yazarı Martin Zwilling’dir. Startup Professionals, Inc. Genel Müdürü ve Kurucusu; Southwest Software Ventures and Consulting Yönetici Ortağı; RelGuard, Re:Think, CheapLimoRates.com, Adobe Coatings, ezPrintSite, zEthics ve Healthcents Danışma Kurulu Üyesi. Bu metin startupprofessionals.com adresinden yazardan izinli olarak çevrilmiştir. İngilizce Makaleye bu linkten ulaşılabilir.
Çoğu harika girişim hikayesinin arkasında upuzun bir hata listesi vardır! Maalesef, gördüğünüz her başarı hikayesinin arkasında çok sayıda başarısızlık hikayesi vardır, ve bu başarısızlık hikayelerinin her birinin arkasında da haberdar olmadığınız hatalar yatar. Ama ben başarısızlıklara odaklanmaktansa, o başarısızlıklardan ve hatalardan yola çıkarak ayakta kalmanıza yardımcı olacak bir eylem listesi hazırlamaya çalıştım.
Her girişimcilik danışmanının kendi başarısız olmamak için uzak durulacaklar listesi vardır, doğal olarak benim de var. Eğer tecrübelerim tek bir şirket kurucusunun bile stres yaşamasını, zaman ya da para kaybetmesini önleyebilirse ne mutlu bana. Size şu pratik tavsiyeleri sunabilirim:
Fonlama ihtiyaçlarınızı yükseltin. Fon almadan önceki fon ihtiyacınızı %50 ve yatırımcılardan isteyeceğiniz fonu %25 oranında artırmalısınız. Listenizi hazırlarken ne kadar çok şeyi atladığınıza, paranın ne kadar hızlı akıp gittiğine şaşıracaksınız, ve nakit akışında yaşanan ciddi problemler çöküşünüze neden olabilir.
Her ay stratejinizi elden geçirin. İlk belirlediğiniz stratejinin yanlış olduğunu varsayın. Bildiğim çoğu girişimci firma pazara çıkmadan önce hedef pazar kitlesini birkaç kez yeniden tanımlamıştır. Uyanık ve esnek olun. Ekonomik kriz ve cepleri dolu rakipler gibi beklenmedik şeylere hazırlıklı olun.
Teoriyi gerçeklerle harmanlayın. Hiçbirşey tecrübenin yerini tutamaz. Ne kadar iyi eğitimli olursanız olun, ilgili sektörü ne kadar iyi tanıdığınızı düşünürseniz düşünün, benzeri bir işte birkaç ay çalışıp pazara ısınmak ve harekete geçmeden önce yazılı olmayan kuralları öğrenmek iyidir. İlk girişimde bu daha da önemlidir.
Fikri mülkiyet oluşturun. Şirketinizi erkenden kurun, fikrinize verdiğiniz ismi gecikmeden alın. Aynı isimleri popüler sosyal ağlarda ve bloglarda da alın. Patent süreci mükemmelin çok ötesindedir, ama sahipsiz içerikten de çok daha iyidir. Ticari markalar ve telif hakları gibi konuları da atlamayın.
Pazarlama en büyük önceliktir. Her yeni girişim önce ürünü hazırlayıp sonra pazarlamaya başlamak ister, ama aslında yapması gereken tam tersidir. Günümüzde viral pazarlama bir yana ağızdan ağızdan pazarlamanın bile büyük maliyetleri olduğu düşünülürse, bütçeyi ona göre hazırlamak gerekir. Dışarıda görünür olmak ve orada kalmak çaba, para ve dengeleme ister.
Zamanı yönetin. İlk olarak en önemli şeylere odaklanmak biraz alıştıma biraz da çaba gerektirir. İş dünyasında “en önemli” demek pazarlama zamanı, müşteri hizmetleri, düşük maliyetler ve rakiplerinizi yenmek demektir. Hangi yetkinizi ne zaman kime devredeceğinizi, ne zaman dinleneceğinizi ve ekip üyeleriyle etkin iletişime zaman ayırmayı bilmek anlamlarına da gelir.
Maliyetleri siz yönetin. Bir girişimin genel müdürünün en önemli görevi her masrafı daha para şirketten çıkmadan cimrice gözden geçirmektir. Bu görevi sakın kimseye devretmeyin! Masrafları yönetemezseniz çok ciddi nakit akışı problemleri yaşarsınız. Dış kaynak kullanımına, muhasebecilere, hukuk firmalarına ve hizmet alımlarına güvenmeyin, mümkün olduğunca herşeyi “içeride” halletmek için elinizden geleni yapın.
Son bir tavsiye, ki bu aslında en önemlisi, aşırı bir arzu, güven ve adanmışlık olmadan şirket açmayı düşünmeyin bile. Bu üçü başarınızı tanımlamada en büyük rolü oynayacak şeylerdir. Verdiğim tavsiyelere uyun, kendi kural ve hedeflerinizi belirleyin, başarılı ve kârlı bir şirkete ilk adımınızı atmış olursunuz
Necmettin Begiter’le 2nci çevirisini de gönderdi. Etohum sitesinde girişimcilere faydalı olabilecek yabancı makalelerin Türkçesini yayınlamaya devam ediyoruz. Sevgili Necmettin’nin çevirdiği ilk yazı “Başarılı Bir İş Planına Giden 10 Adım” dı.
Makalenin yazarı Martin Zwilling’dir. Startup Professionals, Inc. Genel Müdürü ve Kurucusu; Southwest Software Ventures and Consulting Yönetici Ortağı; RelGuard, Re:Think, CheapLimoRates.com, Adobe Coatings, ezPrintSite, zEthics ve Healthcents Danışma Kurulu Üyesi. Bu metin startupprofessionals.com adresinden yazardan izinli olarak çevrilmiştir. İngilizce Makaleye bu linkten ulaşılabilir.
İnsanlar bana bir yatırımcıya ihtiyaçları yoksa gerçekten bir iş planına gerek olup olmadığını sorup dururlar. Dürüst olmak gerekirse, iş planı yatırımcılardan çok size lazım olan birşeydir, şirketinizi, takım üyeleri arasındaki iletişimi ve ilerleme ölçümlerinizi takip etmenizi sağlar. İş planını yatırım alacak hale getirecek şeyler, aslında işin en önemli yatırımcısı siz olduğunuza göre, sizin de işinize yarayacaktır.
Herşeyden önce, iyi bir iş planı sektöre hakim olmak ve fikrinizi bir işe dönüştürmek için gerekli olan ev ödevini yaptığınızı göstermelidir. Temel konuları anlayıp yatırımcıların görmek isteyecekleri anahtar öğeleri listeleyeceğim:
1. Problem: Her plan, şirket ve üründen ziyade, çözeceğiniz problemi anlatarak başlamalıdır. Annenizin anlayabileceği şekilde açıklayın ve problemin neler götürdüğünü maliyet ya da zaman olarak ölçüme bağlayın. “Buna her müşterinin ihtiyacı var” ya da “yeni nesil bir platform” gibi ifadeler fazla geneldir ve bunlardan kaçınılmalıdır.
2. Çözüm ve getiriler: Bu bölüm kapsamlı bir ürün belirtimini içermekten ziyade müşterinin neler kazandığını ve ürün ya da servisinizin nasıl ve neden işe yarayacağını anlatmalıdır. Fikrî mülkiyetinizi ve ortaya çıkarmaya çalıştığınız şeyin neden özel oluğunu açıklamaktan da çekinmeyin.
3. Sektör ve pazar boyutu: Sektörün genel geçmişini ve durumunu, pazardaki oyuncuların paylarını, pazar dinamiklerini ve müşteri uzayını detaylandırarak başlayın. Yatırımcıların milyar dolarlık sektörleri ve iki haneli büyüme rakamlarını sevdiğini unutmayın. Forrester ve Gartner gibi pazar araştırma şirketlerinden alacağınız rakamlar elinizi güçlendirecektir.
4. İş modeli: İş modeli, nasıl para kazanacağınızı, kimlerin size ödeme yapacağını ve brüt kâr marjınızı gösterir. Bu bölümde kâr, gelir, ve hacim büyümesi açısından hırslı olmalısınız. Çoğu kişi gelir için sosyal ağ reklam modelini kullanır ama böyle bir gelir modelinin en az 100 milyon kullanıcı ve 50 milyon dolar yatırım gerektiğini unuturlar.
5. Rekabet ve sürdürülebilir avantaj: İster doğrudan olsun ister dolaylı, mevcut rakipleri listeleyip açıklayın. Hiç rakibiniz olmadığını söylerseniz güvenilirliğinizi anında kaybedersiniz. Ardından sürdürülebilir rekabet avantajınızı detaylandırın ve rakiplerinizi arkada bırakmak için kullanacağınız noktaları vurgulayın.
6. Pazarlama, satış ve stratejik ortaklar: Pazara giriş stratejinizi, satış kanallarınızı, ücretlendirmenizi ve kuracağınız stratejik ortaklıkları detaylandırın. Bu bölüm ana sürüm aşamalarını vermek için de iyi bir bölümdür. Yatırımcıları satış kanallarını, stratejik ortaklarınızı ve uygulanabilir bir pazarlama stratejisini hazırladığınıza ikna etmelisiniz.
7. Yönetim ekibi: Yatırımcılar sadece fikirlere değil, aynı zamanda kişilere yatırım yaparlar. Ekibinizin yeni bir işe başlama noktasında tecrübeli olduğuna ve seçtiğiniz sektörlerde uzman olduklarına inandırmalısınız. Danışma kurulu üyelerini ve sektördeki anahtar bağlantılarınızı da dahil etmeyi unutmayın.
8. Fon gereksinimleri: Fon ihtiyacınızı nasıl hesapladığınızı açıklayın ve fonu nasıl kullanacağınızın detaylarını gösterin. Fikre öyle ya da böyle dahil olan tüm rakamları ve bütçe ölçümlerinizi ve ayrıca rayiç değer öngörülerinizi de sunun.
9. Mali tahminler ve ölçümler: Gelecek beş yılda öngördüğünüz (ve geçmiş üç yılda gerçekleşen) gelir ve giderleri basit olarak sunun. Sıfır kâr noktası ve büyüme tahminlerini gösterin. Bu bölümde özet geçtiğiniz bu verilerin detaylarını da ayrı bir mali rapor olarak sunmalısınız.
10. Çıkış stratejisi: Birleşme veya satış için belirli adaylar da dahil olmak üzere tercih ettiğiniz çıkış stratejinizi ve zaman aralığını tanımlayın. Bugünlerde halka açılmak pek tavsiye edilen bir çıkış stratejisi değildir. Dönüş oranı (maliyet ile kâr arasındaki yüzdelik oran) yatırımcılar açısından çekici olmalıdır.
Yatırım alabilecek kalitede bir iş planı profesyonel bir belgedir, ortalama 20 sayfa olmalıdır ve hem melek yatırımcıları hem de risk sermayedarlarını tatmin edebilmelidir. Hazırlarken, projenize yatırımcı gözüyle bakmaya çalışın, empati kurun. Eğer iş planınızda yukarıdaki 10 maddeden bir ya da birkaçı yoksa, büyük ihtimalle yatırım yapılmaya uygun görülmeyecek ve reddedilecektir.
En iyi planlar genellikle ne çok süslüdür, ne de çok uzun. Göz kamaştırıcı grafiklerine ve gelir tahminlerinin büyüklüğü ile ölçülmezler. İyi bir iş planı, “nereyi imzalayacağım?” dışında yatırımcının sorabileceği her türlü soruyu cevaplamaya çalışandır.
























