Yer: İstanbul
Tarih: 02/04/2011
Konuşmacılar: Uğur Şeker
Şirket: DBI
Konu: DBI
UĞUR ŞEKER: Arkadaşlar ben bugün size biraz girişimci yatırımcı ekosistem içine nasıl dahil oldum ondan bahsedeceğim.
Tip bir sunum var aslında sektörü anlatan ama, onu başka bir yerde geniş kağsamlı bir şekilde yolumuz bir yerde kesişir, orada anlatıyor olurum size.
Bazı edindiğim tecrübelerden bahsediyor olacağım, sizlerin sorularını olabildiğince alabilirsem o benim için, sizin için daha faydalı olur. Çünkü, e-tohum kapsamındaki bu organizasyonda sizler ne tarz bir girişim yapacak olursanız olun -ister bir e- ticaret projesi yapın, ne yaparsanız yapın- yolunuz reklamdan geçecek, interaktif reklamdan geçecek.
O anlamda da ben on iki sene geçirdim, karşınıza çıkabilecek her soruya cevap verebilirim, o anlamda da işin gelir modeli hakkında sorularınız varsa da mutlaka kafanızdaki soruları sormaya çalışın.
Benim kişisel özgeçmişimde, hayatımda hiç CV’m olmadı, hep bunun eksikliğini yaşadım. İlk CV’mi Linkediln’de oluşturdum. Üniversiteyi 1999 senesinde bitirdiğimde “Acaba ne yapacağım ?” gibi benim de kafamda düşüncelerim vardı. Ama üniversiteyi okurken ben biraz farklılaşmaya başlamıştım kendi adıma. Üniversiteyle birlikte çalışıyordum 1995 girişliyim ben, 1996 senesinde Interstar’ da Kral TV’ de halkla ilişkiler müdürünün asistanı olarak başlamıştım.
Sonrasında bu dönemle beraber üniversite öğrenci temsilciliği de yapıyordum. Kulüp başkanlığı yapıyordum, çeşitli kulüplerde aktif haldeydim. En son 1999 senesinde mezun olduğum sene NTV’de “Osmanlı Yaşam Tarzı” diye bir belgesel yapım-yönetim kadrosundaydım, yapım yardımcısıydım. Br gün NTV’deki sigara odasına indiğimde çeşitli konuşmalara şahit oldum, bir tanesi diyordu ki, “Geçen gün yayında patladı haber müdürü kıza bir kaydı ki..off.” diyordu. Öteki diyordu ki : “Abi yayında bir patladılar, genel yayın yönetmeni yayın odasını aradı kesin arıza çıkacak.”, falan gibi baktığınız zaman hayat ya da içinde bulunduğunuz ekonomi çeşitli ekiplerin ve aslında uyumlu çalışması öngörülen ekiplerin bir araya geldiği kadrolardan oluşuyor. 1999’a kendi dönemime döndüğüm zaman ben idealizmin doruklarındaydım. Almış olduğum eğitim, yapmış olduğum işler, hayata bakış açım bütün o sigarav odasında konuşulanları reddediyordu. Dedim ki “Benim burada ne işim var?”.
Sonra orada ben kendi adıma tarihi bir karar aldım, o yüzden CV’m yok profesyonel kariyer yapmama kararı aldım ben. Dolayısıyla aslında üniversiteyle birlikte geçirdiğim kendi kişisel bu dört senem içerisinde almış olduğum en önemli karardı bu. Ve onun üzerine bir şeyler inşa etme çabası içerisindeydim, ve o dönemde ilk ortaklarımdan bir tanesi –Zap Medya’nın kuruluşudur 1999 senesi- dedi ki, “İnternet diye bir şey var, bu iş biraz büyüyebilir, haydi gel seninle bir internet reklam şirketi kuralım.” Şimdi o dönemde de biz televizyonlarda iyi kötü biraz para kazanıyorsunuz, yayının önünde-arkasında bir yerlerde olduğunuz zaman.
Okul dönem arkadaşlarımız dedi ki ”Ya delirdiniz mi siz niye internet ? Size radyo şirketi kuralım, televizyon şirketi kuralım, niye internet?”, biz “yok” dedik biz internet işine gireceğiz. Daha o zamanlar ixir projesi bile başlamamıştı Türkiye’de. Ve biz Türkiye’nin ilk internet reklamcılığı şirketini kurmuş olduk aslında iki kişiydik.
Sonrasında bu işi hem biz öğrenmeye başladık, hem de işi öğretmeye başladık, aslında bir sektörün oluşumunun lider firmalarından birinin inşası oluşmaya başladı. O noktada da 1999 senesinde, size şöyle anlatayım, Türkiye’de yaklaşık dokuz yüz bine yakın işnternet kullanıcısı vardı. Belki dokuz yüz bin bile değil, dokuz yüz-beş yüz bin arasında. İnternete biz 33,6 Kilobit per second hızla bağlanıyorduk ki bügün Türkiye’de otuz beş milyon kullanıcı var, bu otuz beş milyon kullanıcının yaklaşık %85’i, %90’ı da “Rodbend” kullanıyor, yani 2 Megabit ve üstü hızla bağlanıyor, Pazar o kadar küçüktü.
Ben bugün Türkiye’de geldiğimiz noktada Türkiye’de 250 Milyon TL’lik sadece “Display” dediğimiz, sizin sitelerde görmüş olduğunuz bannerlardan oluşan bir hacim var. Bunun üzerine search ve mobil reklamları da koyduğunuz zaman yaklaşık 500 Milyon TL’ lik bir Pazar. Ben bu işe ilk girdiğimde bu Pazar 1,5 milyon TL idi. Bu on sene içerisinde 1,5 milyon TL’den 500 milyon TL’ye büyüyen bir pazar..
Buna şahit oldum . Sonra bu iş büyüdü, büyüdü, Zap Medya o dönem içerisinde 2006 senesinde-bizim ilk girişimiimizdi bu- Türkiye’deki aracılık yapan on bir tane global medya ajansının sekiz tanesine hizmet veriyorduk, yani onların bütün portföyünü yönetiordu. Yurt içinden yutr dışından müşterileri vardı, sonra baktılar ki bu işlerde paralar var, medya ajansları bizim yapmış olduğumuz internet reklamı işini kendi içlerinde yavaş yavaş “Acaba biz de mi denesek, biz de mi bu işi yapsak?” gibi bazı düşüncelere girdiler.
Şimdi bu aslında yapmış olduğumuz işler ilgili fırsatları olduğu gibi, tehditleri de görüyor olmanız gerekiyor. Bu aslında bizim yapmış olduğumuz iş iin bir tehditti, dolayısıyla biz 2005 senesinde şirketi uluslararası arenaya çıkartma kararı aldık, İngiltereli bir firmayla anlaştık, ve bu İngiltrereli firma bizi Türkiye’de gelişmekte olan bir firma olarak uluslararası arenada iş ortaklarına pazarlamaya başladı. Melek yatırımcılara, uluslarası networklere, bizim yapmış olduğumuz işin replikasını yurt dışında yapan firmalara pazarlamaya başladılar ve biz Zap Medya’yı 2007 senesinin eylül ayında- ki bugün Türkiye’deki ilk interaktif ajans satışıdır bu- İngiliz-Rus kırması bir firmaya sattık.
Ve o gün içi-hatta ben hala saklıyorum odamda- Google Türkiye diye aradığınızda bizim satış haberimiz ilk sırada çıkıyordu. Çok ciddi bir işti, bu sektörün gelmiş olduğu nokta da aslında bize gösteriyordu. Baktığınız zaman uluslararası girişimciler, özellikle internet ve bilişim sektöründekiler, penetrasyonla ilgilidirler. Penetrasyonu %25, %30 geçen sektörlerde global pazarlamacılar mutlaka o pazarlara girmek isterler. Bizimde aslında Türkiye’de 2005-2007 sürecinde internet kullanıcı sayısı on be-yirmi milyom bandıa gelmiş, penetrasyon %25’leri çoktan geçmişti, hatta anımsayacak olursanız o sırada Google Türkiye’deki ilk ofisini –şirket olarak olmasa bile- bir iletişim ofisini kurdu.
Microsoft Türkiye’de kendi satış ofisini kurdu. Yahoo en başından, 1999’dan beri vardı, ve uluslararası markalar da zaten Türkiye’ye girmeye başladılar. O dönem içerisinde de biz bu satışı gerçekleştirdik. Benim iki sene şirketle beraer, şirketin içinde durmam gerekiyordu. İki sene sonra 2009 eylülünde de ilk kurduğum-sattığım firmadan ayrıldım, ve 2010 ocakta Digital euro İstanbul’la yine aynı işi, biraz daha gelişmişini, biraz daha farklı parametreleri işin içine katarak tekrardan yapmaya başladım. Dijital bürolar ne yapıyor, normalde interaktif medya şirketi aslında strateji geliştiriyor, hizmet vermiş olduğu firmalar adına medya planlaması ve satın alması yapıyor, sadece internette.Search Engine Marketing yapıyor, Google reklamlarında.
Mobil pazarlama ajansı aynı zamanda, Avea, Vodafone ve Turkcell’in iş ortaklarından bir tanesi ve buna ek olarak son dönemde hayatımıza giren sosyal medya gerçekliği var. Sosyal medyayla ilgili de reklam ve pazarlama konusunda çeşitli faaliyetleri gösteriyor. Aslında yapmış olduğum yeni girişim interaktif dediğimiz, interaktif düzlemde tanımlamış olduğumuz bütün bileşenleri içeren ve bir markaya bütün bir medya envanteri olarak satabilme kapasitesine sahip bir firma.
2010 Ocakta bu firmayı..Kimler girişimci bu salonda ya da kendi girişimi olan kimler var? (Baktıktan sonra) Gayet güzel.. Peki girişmekte olan kimler var?.. (Yine salonu izleyerek) E tamam dolayısıyla şunu söyleyebilirim o zaman biz bizeyiz herkes girişimci olduğu için. Dijital Büro İstanbul’un kuruluşu 14 bin TL’dir arkadaşlar. Ve bu 14 bin TL ‘lik firma Yıldız Holding, Ülker ve bağlı şirketleri, Deniz Bank, Kia, Volvo, Reckitt Benckiser, Ziraat Bankası gibi hani şu an daha aklıma gelmeyen birçok markaya bu hizmeti veriyor. Bir sene içerisinde de biz bu 14 Bin Lira ve 3 kişiyle yola çıkmış olduğumuz firma bugün milyon dolar ciroları çevirmeye başlayan ve yirmi iki kişiyiz şu anda bir sene içerisinde, ve aynı ii yapmaya devam ediyoruz.
Burada önemil noktalardan bir tanesi girişen ve girişmekte olan kişiler için anlatıyorum.. Bizde hep şöyle bir şey vardır size şu şekilde anlatayım, biz interaktif ve genç olmakla beraber bugünkü nesilden biraz daha farklı iletişim diline sahibiz. En azından halen daha benim maillerim giriş, gelişme ve sonuçtan oluşuyor.
Hani,
Merhaba Ahmet,
Seninle geçen gün yapmış olduğumuz toplantı …
Bu toplantının çıktıları şöyleydi, şimdi ben şunu yapacağım, sen de şunları yapacaksın.
Bununla ilgili önümüzdeki hafta müsait olduğunda görüşelim, istediğin zaman beni arayabilirsin.
İyi dileklerimle
Uğur Şeker
Şimdi asistanım bana şu şekilde atıyor,
Slm abi,
Senin iş OK
… Ben de artık alıştım artık ona şöyle yazıyorum
-Eyv.
Yani eyvallah.
Dolayısıyla yeni nesilde şöyel bir kariyer düşüncesi de var. Bir işe gireyim, mümkünse 2000-2500TL’lik başlangıç maaşı olsun, bir sene içerisinde müdür olayım, bir buçuk sene sonra, Uğur Abi bana şirketten hisse versin, iki sene sonra da mğmkğnse Uğur Abi gitsin şirketin başına ben geçeyim.
Şimdi iş böyle olduğu zaman… Girişimci ruhuna çok ters bir bakış açısı bu. Bir girişimde ya da bir işi yaparken benim kendi ekibime de bu tarz oplantılarda da konuştuğum bir şey var, burada bir kişinin teknik bir karar vermesi lazım, evet bir CV yapacaksa ve profesyonel bir kariyeri olacaksa bu tarz teknik düşüncelerinin olması lazım, tabi bir iki senelik değil de mümkünse bi,r beş-on senelik bir kariyer planı yapabilir, ama size şunu söylemek istiyorum, ben on iki senedir bu işin içerisindeyim, toplam medya sektörü içerisinde on altı onyedinci yılımı geçiriyorum.
Son on iki senedir aynı işi yapıyorum ve mümkünse önümüzdeki on iki senede aynı işi yapmak istiyorum. Ve bu süreç içerisinde siz yapmış olduğunuz işte profesyonelleşiyorsunuz. Bugün mesela benim replikasını oluşturmayı düşündüğüm başka bir şirket için benim yapacağım bir girişimcilikle, ya da yatırım maliyetiyle bu işi hiç bilmeyen adamın yapacağı maliyetler arasında da farklılıklar oluyor. Dolayısıyla bizler hangi iş kolunda yatırım yapacaksak mutlaka ve mutlaka o pazarın büyüklüğü, o pazardaki oyuncuların daha önceden o işi nasıl yaptıklarıyla ilgili hep düşünüyor ve araştırıyor olmalıyız. Girişim batabilir mi, evet batabilir. Benim ..diyorum ya on iki senedir bu işi yaptım ve devam edeceğim, neden bunu söylüyorum? Çünkü ben bunun dışında yapmaya çalıştığım bütün işlerde “Error” yaptım.
Baktığımızda -yemek sonrasında bu kadar da sıkıcı konuşmamaya çalışıyorum ama bu kadar sıkıcı da bir hayatımız yok aslında bizim- evet hani markalara hizmet veriyorsunuz, hizmet sektöründesiniz ama, hayatı biraz da eğlenceli hale getirmek lazım. Ben 1999’da ilk firmamı kurduğumda daha sonrasında –bir aile şirketi diyelim- abimle beraber .. (Salona bakarak) –İstanbullu olan var mı ya da sık gelip gidenler?- Taksim, Beyoğlu tarafına tarafına mutlaka uğrarsınız Limonlu Bahçe vardı orada mesela..
(Katılımcılardan birine dönüp) Evet.. Nasıl bilirsiniz Limonlu Bahçeyi?
Katılımcı-Pahalı
Uğur Şeker- Ama İzmir’le kıyasladığınızda İstabul’da her şey pahalı.
Limonlu Bahçe bizimdir mesela.. O yüzden daha fazla şikayet duymadan onu tparlamnak istedim (Gülüşmeler)
Mono diye bir barımız vardı onu devrettik. Bir de ben abimi dinlemeyip Kadife Sokak’ta bir de Karga Bar vardır, oranın sahipleriyle Kuzgun diye bir yer yaptım. Ve siz girişimci olup belli bir iki projenin iyi gittiğini görünce hayatta her şeyi yapabileceğinizi zannediyorsunuz. Aynı anda on beş bin tane işi yapabileceğinjizi düşünüyorsunuz. Tabi böyle bir şey yok. Ya bunu benim gibi 30-40 bin dolarla ucundan batırarak anlıyorsunuz, ya da tamamen batırıyorsunuz ya da gerçekten kişisel kabiliyetiniz varsa on, on beş işi birden yapabilirsiniz. Ama benim öyle bir tecrübem yok kendi tecrübemle bunu gördüm. Abimin başında olduğu dükkanlar kendi başını götürüken, benim abimi dinlemeyip ortak olduğum ve başında durmadığım iş battı. Ve dolayısıyla Kuzgun iki-iki buçuk sene sonrasında bir operasyonla ortaklıktan çıktı. Ama tabi iş böyle de bitmiyor. Siz girişimci olduğunuzda yasal bazı sorumlulukları da üstünüzde taşımaya başlıyorsunuz, bir şirket kuruyorsunuz?
(Katılımcılara) –Kendi şirketi olan kaç kişi var?
(Saydıktan sonra) Oo eyvah benim gibi başı belalı olan çok adam var. Çünkü şirket kurmak kolay 2500 TL para veriyorsunuz, sonra verginizi ödediğiniz zaman kimse size hal hatır sormuyor, her şey yolunda gidiyor, ama bir gün siz o işten ayrılmak istediğinizde ya da kapatmak istediğinizde devlet diyor ki “bir dakika” . “Biz seni yapmış olduğun işler için şu şu evraklar için beş sene, şu şu evraklar için yedi sene geçmişe yönelik rahatsız edebiliriz.” Ben de Kuzgun’u batırdığım yetmiyormuş gibi mesul müdür oldum. Neden mesul müdür oldun? Madem mesul müdür oldun evraktan çıkanları takip et değil mi?
Onu gör,”Artık değilim’i” al. Bir gün oturuyorum evde kız kardeşim arıyor, Bakırköy’de annemlerin evine mahkemeden kağıt, “Abi sen elektrik kaçakçısıymıssın”
Dedim ki vergiyi anlayabilirim hani, ticaret yaptığınız için yanlışlıkla vergi kaçırmış olabilirsiniz. Hani elektriği kaçırmak, elektrik mühendisi değilsiniz mümkün olmayan bir şey, sonrasında orada yanlış anlaşılmadan doğan süreçte firmaya dava açılıyor, işin başında duran ortaklara değil, mesul müdür ben olduğum için –aslında dükkanla alakası olmayan biriyim- ama dava bana açıldı.
Bir ay sonra yine aynı dava. Hakimin önüne çıktık, “Uğur Bey siz hakikaten hayırdır?…”. Dedim “Hakikaten bir alakam yok” Dedi: “Peki neden TEDAŞ size sürekli dava açıyor?” “Bilmiyorum ben de” dedim araştırmak için beraber. Neyse bu işten beraat etme sürem iki sene.
Dolayısıyla bizler herhangi bir ortaklığa girdiğimizde, herhangi bir işe girdiğimizde bu işi- ne iş olursa olsun- ciddi olarak ele almamız gerekiyor. Bir yere ortak olduğunuzda, bir yerin parçası olduğunuzda, bir yerde hisseniz olduğunda mutlaka ve mutlaka buradaki kişilik haklarınızı, devlete karşı-ortaklara karşı sorumluluklar.. Bunların hepsini iliyor olmanız lazım. Yalandan iş yapmıyor olmanız lazım.
Çünkü bakacak olursanız..(Katılımcılara)
Köşeyi dönmek istemeyen var mı salonda?
Yani bir-iki iş yapalım, kırk kırk beş gibi emekli olalım, bunu tasvip etmeyen biri var mı? Yok, dolayısıyla bunu yapmak da zor arkadaşlar. Bütün bu hikayeyi yazarken de hayatın gerçeklerinde uzaklaşmamak gerekiyor. En azından ben bunu kendi adıma tecrübe ettim. Kolay iş yok, kolay şi varsa hani bugün bana biri dese ki “Uğur bir tane altın yumurtlayan bir tavuk bulduk bunun da bir sitesini yapacağız, bu altın yumurtlayan tavuğun her gün dörtte biri senin”
Ben koşarak uzaklaşırım oradan. Çünkü ne zaman ben “Haydi köşeyi döneyim zaten iki tane mekan var üstüne bir tane daha sonra bir tane daha..” Sülalesi bile doğru düzgün yapamıyor ben nasıl yapacağım, görüyorsunuz. Sonrasında baktık ki aile olarak bazı ilerde Error veriyor bazı işler yapılıyor, benim abim yönetmen- aa İzmir’deyiz bak şimdi burada da tartışması olacak- abim en son İzmir Çetesi’ni çekiyordu, bıraktı ama.
Beş tane sineema filmi yaptık ben bu beş sinemanın dördünde de co-producer olarak bulundum ama burada en başta –sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş misali- abimle belli prensiplerde anlaşarak bu işe yatırımlar yaptım.
Ve bu işin sadece interaktif tarafında değil, sizler bir işe girişirken ya da en azından girişimci belli bazı şeyleri ayrıştırıyor. Riski azaltabiliyor da olması gerekiyor. Bugün mesela uluslararası literatürde siz bir işe yatırım yapacaksanız “Bütün mal varlığınızı düşünün bunun %10-15’inden fazla nakit para yatırmayın” der. Çünkü uluslararası standartlarda on tane iş düşünürsünüz, ya da on tane işe girişirsiniz, bunlardan iki tanesi boy verir bir tanesi tutar. Ve o bir tanesi diğerlerinin parasını çıkartırsa iyi bir iş.
Bu işimizin bir boyutu yani yaptığımız, giriştiğimiz işi ciddiye alacağız. Ve bütün sorumluluklarını üstümüzde hissedeceğiz. Kendi kabiliyetlerimize göre de birden fazla işe girişebiliriz. Bunu sonu yok isterseniz yirmi tane şirket kurabilirsiniz.
Diğer önemli unsur, sektörde geçirmiş olduğum on iki sene içerisinde, eğer ki bir işin içindeyseniz bu işin sosyal çevresinde mutlaka ama mutlaka aktif bir rol almanız lazım. Ben bu on iki sene içinde bizim sektörümüzle ilgili kurulmuş olan derneklerin hepsinde kurucu üye ya da aktif bir rol oynamaya çalıtım çünkü sektör çok genç bir sektör. Diyorum ya 1999’da 2milyon TL’lik sektördü, bugün 500 milyon TL’lik sektör haline geldi. Dolayısıyla çıkar çatışmalarının çok yaşandığı bir sektör haline geldi.
Bizim IAB dediğimiz, uluslararası interaktif advertising ironu, standartları koyan, lobi faaliyetleri yapan formül kurduk ve bunları belki sizlerin de yapmak istediğiniz siteleri ölçen biçen, ve reklam veren önüne aynı televizyon mantığında, “Bak bu siteye bu kadar adam giriyor, bu siteye giren sayısı budur.” diyen aylık bir sistemdir bu.
Reklam veren ve bizim gibi medya şirketleri de bu raporlar üzerinden medya planları yapar, yani adamın 50 bin lirasını harcarken kaç kişiye ulaştığını biz bu raporlar vasıtasıyla söyleriz. Bu 2007 senesinde geldi Türkiye’ye yani sektör oluşmaya başladıktan tam sekiz sene sonra, ve ben mesela buranın iki sene yönetim kurulu üyeliğini yaptım kurucu divan başkanıyım yine, şu anda eğitim okmitesinde biraz daha arka planda çeşitli seminerler organize ediyorum.
Bir diğer derneğimiz, çok erken bir dernek IPTV Derneği, IPTV biliyorsunuz geçen hafta lanse edildi.
-Tivibu kullanan var mı hiç? Herkes kulanıyor tamam…
-Biz bu IPTV Derneği’ni bir buçuk sene önce kurduk. Tivibu aslında soft IPTV’dir. IPTV ayrıca satışa da başladı on bin üyeye gelmiş bir ay içerisinde, Tivibu’nun bir milyon yüz bin gibi kullanıcısı var.
Şekil de değişiyor, yaptığımız işi bir düzlem olarak kabul edersek interaktif reklamcılığı kendi açımdan, burada televizyon ve internet arasında yaşanan bu yakınsama benim açımdan çok ciddi bir fırsat. Ama bu fırsatı -diyorum ya- ilk önce koklamak lazım, oyuncuları tanımak lazım, kimler, içerik sahibi kim, televizyon sahipleri bu işe girecek, RTÜK bunun hakkında neler düşünüyor, nasıl bir regülasyon olacak, TTNet ne düşünüyor…
Bunları anlamanın tek yolu bu sosyal yapılanmaların kurulması ve sizin de bu sosyal yapılanmalar içinde bütün aktörlerle aynen böyle konuştuğumuz gibi karşılıklı akıl fikir alışverişine girebilmek. Bunun dışında en son Burak Bey’in de dahil olduğu bu arada Platin Dergisi’nde çıkmış, çok yakışıklıydınız orada, ama benim fotoğrafımı basmamışlar, orada bir parmağınız olduğunu düşünüyorum.
Galata Bussiness Angels (Galata Melek Yatırımcılar Derneği), bu dernek de öncü bir dernektir. Ve Türkiye’de yatırımcı-girişimci ekosistemine katkıda bulunmak üzere inşa edilmiştir. Buugün bizim üyelerimiz adına-bilmiyorum sabah konuşuldu mu- GMA’yı bilen kimler var? .. Kimse yok …İki kişi var… GMA’nın kurucuları içerisinde Mynet’in kurucusu, Yemek Sepeti’nin kurucuları, Gitti Gidiyor’un kurucuları, Airties’ ın kurucuları-ortakları, Burak Bey var, ben varım sonra Türkiye’de çeşitli girişimci yatırımcı ekosistemi içerisinde bulunan Innovent gibi Sabancı Üniversitesi’nin iştiraki, şu anda on altı kişiyiz zannedersem on altı tane melek yatırımcıyız.
Biz bir araya geldik, bu dernek de dediğim gibi öncü bir dernek Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin bir parçası, biz bugün Türkiye’de de bazı yatırımlara ön ayak olmaya çalışıyoruz, yatırımcı-girişimci akademilerimiz oluyor. Bu da erişmek istediğiniz, bir gün e-ticaret yapmak istiyorsanız sizin bu adamlarla mutlaka bir arada oluyor olmanız lazım, o dünyada neler konuşulduğunu iyi biliyor olmanız lazım, bütün bunlar yapılırken biraz daha içinde oldum ve biraz daha interaktif sektörü temsil eden yapılar. Bunun dışında Webstar Türkiye’yi belki duymuşsunuzdur, bundan üç sene önce günlük kaşıntı içerisinde yine dedim ki, Burak’la da konuşmuştuk o dönem çok süper bir şekilde bu e-tohum organizasyonunu büyüttü, ona da biz burada destek olmak istiyoruz ama hani bakalım bu işi Türkiye sathına yaydığımız zaman ne gelecek başımıza.
Ve bu Webstar Türkiye 1’i Binali Beylerle Ulaştırma Bakanlığıyla onların himayesinde, onların destekleriyle gerçekleştirdik. CNN Türk sponsor oldu falan baya televizyonda da çıktı. Orada istediğimiz şey sadece fikirdi, interaktif fikir yani dijital anlamda hayata geçirilebilecek fikirlerinizi gönderin bize ve biz de çok güzel bir jüri dizayn ettik, birinci gelen fikirleri hayata geçirmek çin çaba göstereceğiz.
81 ilden 2800 fikir başvurdu ve ben orada şöyle düşündüm, evet Türkiye düşünüyor. Ve bizim buraya fikir yollayan insanların yaş skalasında en küçüğü yedi yaşında Aydınlı bir arkadaşımızdı, bir tane de altmış yedi yaşında Artvinli bir amca vardı. Yani yediden yetmişe olayını ben burada gördüm, yani herkesin interaktif bir fikri var. Dolayısıyla hepimizin rakipleri çok fazla. Fırsatını bulan herkes bu dijital dünyada bir şeyler yapmayı arzuluyor, düşünüyor. Ve bu Webstar Türkiye de benim sosyal sorumluluk olarak ele aldığım bir projeydi.
En son yine bu, özellikle seçim dönemi yerel medyaları çok önemsediğimiz için Basın İlan Kurumu’yla beraber daha sıyrık bir projeyi hayata geçirdik. Basın İlan Kurumu da bugün devletin –biliyorsunuz gazete de çıkan ilanlar var, bilmem ne arsasının ihalesi, bilmem ne mahkemesinin açık artırma sonucu ne olacak- bunları gazetelerde görürsünüz dönemsel olarak, pek çok yerel gazetenin de dönmesini sağlayan şey budur aslında. Fakat oraya getirmek istediği Mehmet Atalay’ın bir yenilik var, diyorlar ki biz sadece yerel gazetelere de değil, yerel internet sitelerine de gönderelim.
Bu yasa meclisten geçti fakat biz bunun ön hazırlığını yaptık, yerel gazetelere, Basın İlan Kurumu’nun oradaki çalışanlarına internet reklamcılığı anlattı. Ben bu son üç ay içerisinde İzmir’deydik, İzmir’e de geldik, Diyarbakır’a gittim, Trabzon’a gittim, Konya’ya gittim, Antalya’ya gittim, sonra bir iki yere daha gittik altı yedi tane şehre. Ortalaması yüz elli kişilik gruplara internet reklamcılığı anlattım, yani bu dijital dönüşüm her anlamda başlamış durumda bu da benim son dönemde ele aldığım bir diğer sosyal sorumluluk projemdi. Dolayısıyla uzatmıyorum bu kısmını da Burak ayağa kalktığı için..
Soruları alalım, evet, içinde bulunduğunuz işin mutlaka ve mutlaka sivil toplum tarafına da önem veriyor olmanızda ciddi fayda görüyorum. Yani bunu da tavsiye diyorum, ne iş yapmak istiyorsanız yapın sivil toplum noktası önemlidir. Benim değineceğim bir iki konu başlığım var ama sorular varsa özellikle internet reklamcılığıyla ilgili.
Sorusu olan var mı? (Bir soru üzerine) Yerel de yani şehir siteleri var onları çok gördük, ziyaretlerimizde. Devlet değil bugün reklamverenin de reklam vermesi lazım aslında, o içindeki parçalardan bir tanesi yettiği kadar verecek tabi. Yani bu işe ön ayak oluyorsa yapması lazım.
Arkadan da sorular var,
İzleyici: İnteraktif ajansların aldığı raporların yeri neresidir?
Uğur Şeker: Google Analytic bugün kullandığımız pazarlama alt başlıklarından bir tanesi sadece. Her şey mi, hayır çünkü serverlar yurtdışında %25 ve 45 arasında bir trafik kaybı var. Bizim bugün medyada baz olarak kulllandığımız şey az önce anlattığım IAB’nin 2008 enesinde ihaleye çıktık, bir Polonyalı firmayla, Genious’la anlaştık, Genious bugün yaklaşık iki yüz tane kalbur üstü siteyi ölçer ve raporlar. Bunun dışında bütün Türkiye’deki internet trafiği de yakında raporlamaya açılacak çünkü orada iki türlü ölçüm var bir tanesi , “Evet ben ölçümlenmek istiyorum” diyen sitelere kodlar konuyor, bir de bugün kırk beş bin kişi oldu galiba, kırk beş bin kişi üzerinden klullanıcıların hangi sitelere gittiği, Türkiye’de bu yaratılan büyüklüğün ne olduğu da çok kısa bir zamanda raporlanıyor olacak.
Bugün benim önerimin dşında bir hale geldi bu iş, bugün pek çok reklam veren bizim gibi büyük medya planlama ajansları sitelerin kendi raporlarına itibar etmiyoruz, bize düzenli olarak Genious’tan raporlar geliyor. Yani bu çok önemli, bugün işte reklam pazarında bir pay almak istiyorsanız bu sistemi mutlaka biliyor ve buraya üye olmanız gerekiyor.
Arkadan bir ses: Son bir soruyu alalım.
İzleyici: Önümüzdeki dönemde internet reklamcılığı konusunda girişimciliği nasıl görüyorsunuz? Nasıl gelişir?
Uğur Şeker: Şimdi şöyle internet reklamcılığı konusunda Türkiye’de ve dünyada çok farkllı trendler yok. Eskiden biz gelişmeleri bir sene bir buçuk sene sonradan yaşıyorduk ama şu an “on time” gidiyor her şey. Benim beklentim bugün size şöyle söyleyebilirim, 2010 senesi için reklamcılar derneği geçen gün açıklama yaptı RD.org.tr’den de girip bakabilirsiniz, Türkiye’deki toplam reklam harcamasını 3.6milyar TL olarak söyledi. Ve bunun içerisinde internetin almış olduğu payı %6,7 olarak açıkladı. 151 milyon TL. Ama bu %6,7’nin içerisinde mobil reklam, search gibi asıl işin büyüklüğünü oluşturan dataları işin içine katmadı. Ben de zaten buna kendi blogumdan buna karşı çıktım ugurseker.com’ a girerseniz orada da var bu, burada en azından search bütçesini işin içine kattığını zaman toplam reklam harcaması içerisinden, internetin aldığı payın %11,8’e geldiğini görüyorsunuz, bu gerçekten çok çarpıcı bir rakam, dünya ortalaması bugün %13, ve bu internet reklamcılığı İngiltere’de TV ve gazeteyi geçti ve şu an birinci sırada. Amerika da üçüncü sırada ama Amerika’daki üçüncülük şöyle TV 27 milyar dolar, basın 25 milyar dolar, internet 23 milyar dolar yani makasın ucu çok kapalı.
Dolayısıyla önümüzdeki bir beş sene içerisinde ben bu işin minimum %30 büyüme trendine gideceğini bekliyorum. Search çok önemli, sosyal medyadaki reklamlar önümüzdeki bir iki yıl içinde çok önemli olacak, ne girişim düşüyorsanız düşünün mutlaka arama motoruyla ve sosyl medyayla entegre olmasıyla fayda var. Üçüncüsü hosting maliyetleri düşüyor, video reklamları da inanılmaz bir yükselişte olacak önümüzdeki iki sene içerisinde.
Yine düşündüğünüz projeler içerisinde -diyorum ya internet her sene%30 büyüyerek gidecek- onu geçen dünyada bir başka mecra var, o da mobil, yani bütçeler henüz daha çok küçük olduğu için %200’lük-300-500’lük artışlar var. Mobil de çok önemli bir yerde. Benim Dijital Büroyu da önümüzdeki yıllarda bu yükseliş trendi içerisinde dört sene sonra bir uluslararası bir birleşmeyle tekrar çıkartıp, bilmiyorum adını ne koyacağım, sonra bir üçüncüsünü yapma gibi bir düşüncem var.

