Blog

Ekşisözlük’ün kuruluş hikayesini biliyor musunuz?

Yer: İstanbul

Tarih: 30/10/2009

Konuşmacılar: Sedat Kapanoğlu

Şirket: Eksisozluk.com

Konu:  Ekşisözlük’ün kuruluş hikayesi

i
tara0002Bu yazı Ahmet Emre Kırğıl tarafından videonun metine çevirlmiş halidir. Atilla Oğuzhan Durgun tarafından düzenlenmiştir.

Türkiye’de internet kullanıcısı olan hemen herkesin bildiği ekşi sözlük, daha önce Microsoft’ta Vista 2000 ekibinde yer alan Sedat Kapanoğlu tarafından kurulan Türkiyenin ilk “user generated” sözlüğü.

İlk programcılık merakı ilkokul 3’te başlayan Sedat Kapanoğlu, 1986 yılından beri programlama yapıyor ve ilk program hatasını da o zaman yapıyor. İlk başarısızlığı ve aslında başarının ilk adımlarını da çok kısıtlı kaynaklarla devamlı bir şeyler yapıp bozarak atıyor.

Yazınının devamı

Etohum Sedat KapanoğluEtohum Sedat KapanoğluEtohum Sedat KapanoğluEtohum Sedat KapanoğluEtohum Sedat Kapanoğlu

1.nci video
Burak: Etohum toplantısına hoşgeldiniz.Bu gün 2 tane konuğumuz var. Sedat Kapanoğlu ve Başak Purut. Sedat Kapanoğlu’nu hepimiz tanıyoruz. Elşisözlüğün kurucusu. Uzun süredir “Microsoft’ta”çalışıyordu. Türkiye’ye yazın geri dönüş yaptı. Kesin bir geri dönüş yaptı ve girişimcilik serüvenine kaldığı yerden devam edecek. Sağolsun davetimizi kırmadı geldi. Çünkü onun tecrübelerinden yararlanmak dinlemek istiyoruz.

Hem “Microsoft’tanda” bahsediyor olabilir, belki bahsedemiyor olabilir belli kısımları, çünkü orada da da Vista 2000’de yazılım kadrosundaydı benim bildiğim kadarıyla “Vista” ekibindeydi.Onunla ilgili sorularınız varsa hemen sorabilirsiniz zaten. Soru cevap şeklinde olmasını Sedat çok arzuluyor, bir kısım anlatacak başta ama daha sonra hemen sorularınızı düşünebilirsiniz aranızda yazar varsa yazarları hakkında vesaire sorular sorabilirsiniz buradayken. Birde Sedat tabi o sırada anlatacak ama esas internet Türkiye’deki internetle ilgili sorunumuzu yine bu toplantıda değineceğiz kendi aramızda konuşuyoruz ama yapıcağımız şeylerden 1 taneside Türkiye’deki son yasaklamaları bu konuşmak. Türkiye’de yasaklamalar konusunda “Ekşisözlüğün” Sedat’ın ve Başak’ın başlattığı bir girişim var. Dava açtılar. O konuda Başak bizi bilgilendirecek.Başak’ta bakıyorum orada evet. Sedat’la başlayalım. Sedat hoşgeldin. İstersen sözü sana bırakayım.

Sedat: Sesim geliyor mu? Tamam süper. Merhaba herkese, önce bu kadar kalabalık beklemiyordum aslında ama iyi kötü değil. Burda durmam normal mi?

Burak: Yok ,yok bir sorun yok.İstediğin yerde durabilirsin.

Sedat: Beni “Ekşisözlük’le” tanıyorsunuz sanırım.Ben aslında temelde hevesli bir programcıyım.İlk okulda başladım bilgisayara ilgi duymaya sonra kendimi ilerlettim. Sizin sanırım çoğunuzun gelme sebebi “Ekşisözlük” ve arkasındaki hani onu bu duruma getiren Türkiye’nin çok takip edilen sitelerinden biri haline getiren şey ne olabilir onu merak ettiğinizi düşünüyorum. Ama ona gelmeden evvel öncelikle gelen kişilerin kim olduğunuda merak ediyorum açıkcası.

Burak: Sağdan başlıyalım herkes kendisini tanıtsın

Sedat: O yüzden herkes sırayla ismini memleketini söyleyerek.Onun için öncelikle bir şeyi merak ediyorum girişimcileri web geliştirmecileri bir araya getirmeyi amaçlayan bu organizasyonda kim daha çoğunlukta, bir web geliştirmeyle ilgilenenler bir ellerini kaldırabilirse, o güzel güzel tamam o zaman o konuda da bahsetmek istiyorum.

Girişimciler geri kalanıda girişimci ve diğer insanlar farzedelim. Şimdi “Ekşisözlük”başarılı bir site olarak değerlendirilebilir belki ama benim burda değinmek istediğim daha önemli şey başarılı bir site yapmanın sırlarını nasıl verebileceğimi açıkcası bilmiyorum.

Hani bende bundan bahsetmek istiyorum tam olarak. Çünkü benim hani geçmişim başarılarla dolu bir insan değilim öyle biri değilim en başta. O yüzden öncelikle ne tür başarısızlıklardan geçerek “Ekşisözlük’e” geldiğimden biraz kısaca bahsedeceğim. Ama dediğim gibi daha çok soru cevap şeklinde olmasını tercih ediyorum.Çünkü sizin bilmenizi istediğiniz şeyleri söylemek istiyorum.

Sizi gereksiz ayrıntılarla sıkmak istemiyorum açıkcası. İşte ilkokul 3’te başladım bilgisayara 86 yılında meraktan ve ilk programlama hatamıda o zaman yaptım.Yanlış birşeyler yaptım bozdum yaptım programı. İlk başarısızlığım o oldu. Bir programı düzeltmeye çalışırken bozdum. Arkasından ne yaptım sonra 93 yılına doğru ileri sayayım çünkü o süre dahilinde bilgisayar üzerinde denemeler yaptım kendimce bir şeyler yapmaya çalıştım, öğrenmeye çalıştım, kaynaklar çok kısıtlıydı, Eskişehirde daha kısıtlıydı Türkiye’de olanaklar daha zordu. 93 yılına geldiğimizde liseden mezun oldum.ÖSS’yi kazanamadım. Bunuda tekrar başarısızlıklarıma ekliyorum.Çünkü genel olarak başarısızlık adledildiği için benim başarısızlık görmemden dolayı değil. Çünkü ÖSS hakikaten ilgimi çekmiyordu o sıralar, bilgisayarlara kaptırmıştımki o kadar kendimi, ÖSS’yle pek de bir vakit ayıramadım, çalışamadım da. 93 yılında bir firmaya girdim. O firmada geleceğin hasta takip yazılımı olması beklenen bir yazılımı geliştirmeye başladık. Program hiç satmadı. Sonra 94 yılına gelelim.94 yılında kendim bir hastane takip yazılımı geliştirdim. Bundan bağımsız olarak şunu düşündüm eğer bu program satmıyorsa bu pahalı olabilir diye düşündüm ve ona çok cüzi bir fiyat vereyim, bu yazdığım programı çok ucuza satayım o zaman çok satması lazım. Yani düşüncem bu oldu. 5 dolara çok gelişmiş bir hasta takip programı yazdım. Adı da “Microsoft’u”örnek alarak “Hasta 1.0” idi. Hiç satmadı program üstelik “PC world’de”tanıtımı çıkmıştı.

“PC WorldTürkiye “ dergisinde hani sanırım o da çok ucuz geldi insanlara güvenemediler yani bu ne ya diye düşündüler. Sonra 95 yılında başka bbc için yazılımlar geliştirmeye başladım shareware yazılımlar geliştirmeye başladım.

Çünkü bir yandan da niyetim”SSG” nick’ini kendime bulurken düşündüm. Çünkü açılımı burdada söyleyeyim de kesin kaide olsun “Sedat Software Gruptan”geliyor. Çünkü niyetim aslında “SSG”yi nick olarak değil de “SSG” diye bir grubum olmasıydı, yazılım grubu, onunla yazılımlar geliştirecektik çok zengin olacaktık. Benim ortaokulda kurduğum hayal buydu en azından. “SSG”de oradan üstüme yapıştı. 95 yılında yazılım geliştirmeye devam ettim ve meteoroloji genel müdürlüğünün istasyonlardan veriyi aktarım protokolünü tasarladım. Bu protokolün özelliği Hakkari’deki istasyonlar o kadar kötü telefon hattı kalitesine sahipti ki modemle veri transferi çok sorun oluyordu.Bu yüzden bunu çözmek için hata düzeltme ve gerçek zamanlı sıkıştırma yapan bir protokol tasarladım ve bunun yazılımını geliştirdim. Bunun karşılığında 300 dolar almıştım. Bu yazılımı geliştirmem 2 ay sürmüştü. Onunlada kendime bir tane ses kartı aldım. Bir yıl böyle geçti. Girişimciliğimin çok iyi gittiğini söyleyemeyiz 95 yılına kadar. 96 yılında shareware yazılımlar geliştirmeye başladım. Biraz daha tanınır oldum. Hatta o kadar çok yazılım geliştirdim ki 96 yılında şimdi hepsini tek tek sayamayacağım ama “PC World” Türkiye dergisinin “Alaturka 96 ” diye verdiği bir disket vardı.Top 10 shareware disketi oradaki 6 yazılım bana aitti. Türkiye’nin o zaman ki durumu yazılım geliştirmek konusu da buradan çıkabilir biraz ve yani bu geldiğim noktada, 96 yılında o kadar yazılıma sahibim o zamanda şunu düşünüyorum. Çünkü yani demek ki tek yazılımla olmuyor, bir sürü yazılım geliştireyim hepsini satarsam o zaman toplamda heralde büyük kazancım olur diye düşünüyordum. Öyle olmuyormuş. Toplamda kaç kişi aldı yazdığım programları? 20 kişi civarında insan almıştır. Onunla da gidip kendime “Casıo” kol saati almıştım. 1 yılda öyle geçti. Sonra geldik 97 yılına , 97 yılında ha bu arada, 93’ten başladık. 93 -96 ben bu arada sürekli ÖSS’yi kaybetmeye devam ediyorum. Her sene. Yani nasıl üzerimde bir başarısızlık yükü olduğunu tahmin edemezsiniz. 97 yılında ne yaptım? 97 yılında yine geleceğin asansör imalatcıları için geliştirilen dünyanın en muhteşem asansör yazılımı için otalı dilinde birşeyler geliştirdim. O da battı. Sonra pvc üreticileri için malzeme ihtiyac planlama yazılımı geliştirdim. O da geleceğin yazılımı olacaktı o da battı o sene içinde 2 tane proje batırdım. Aynı sene içerisinde Bilkent üniversitesi programlama yarışmasına katıldım. Ondanda diskalifiye oldum.

Ne oldu sonra gerçi yine aynı sene hadi bir tane iyi bir şey söyleyeyim, 97 yılında ODTÜ’nün programlama yarışmasında ilk 3’e girdim. Daha doğrusu 3. oldum o benim düzeltme şeklim ama yarışmanın şöyle bir ilginçliği vardı. 40 takım katıldı takım yarışmasıydı. Ben tek başıma katılmıştım. İlk defa Ankara dışından bir üniversite kazanmıştı o sene. O üniversite de benim 96 yılına kadar kaybettiğim ÖSS’yi kazandım açıköğretim fakültesi oldu böylece açık öğretim iktisat fakültesi ilk defa bir bilgisayar programlama yarışmasında kayıda geçti. 97 yılı da böyleydi. 98 yılına geldik ben İstanbul’a taşındım Eskişehirden. Geleceğin Firewall yazılımını geliştirmek üzere duyan varmı agressör isminde firewall, 1 kişi var ne güzel o zaman boşuna yazmamışız. 1-2 kişi 3 oldu süper. Windows tabanlıydı. Duymamanız çok normal aksini beklemiyorum.Kadıköyde mi yazdınız diye bir soru geldi. Yok şöyle biz yazılımı geliştirdik. Yazılım satmadı hani ben alışıldık üzere yani 98 yılı da böyle geçti. Sonra ya sürekli ben böyle yazılım geliştirmeye devam ediyorum. Artık 99’a geldik 93’ten beri sürekli yazılım geliştiriyorum. Çünkü bunu çok seviyorum yani yazılım geliştirmek başlı başına benim için çok güzel bir keyifli tecrübe. Onun tutmaması beni çok da yıpratmıyor, o yüzden hani o yazılım tutmadı da çünkü en başta tutsun diye yapmıyorum yazılımları. Yani yazılım geliştirmekten çok keyif alıyorum. 99’da böyle çok keyif aldım diyebileceğim sözlüğü geliştirdim yani hani çok da basit oldu benim için çok da karmaşık birşey değildi o dönem benim geliştirdiğim diğer yazılımlara kıyasla çok da basit bir fikirdi. Onu geliştirdim. O tuttu ama yani nasıl olduysa? Onun üzerinede biraz konuşacağım nasıl tuttu neden tuttu ama ben yine yıl yıl ilerleyeyim. 99 yılında üniversite ile ilgili soruyu cevaplayayım, ben açık öğretim iktisada girdim, 96 ÖSS yi nihayet kazanıp 2 yıl üst üste kalınca beni askerden çağırdılar. Benim de o sıralarda ÖSS’yi kazanmak gibi niyetim olmadığı gibi askere gitme niyetim de yoktu çünkü bilgisayarla uğraşmayı seviyorum. O benim için başlı başına çok güzel birşey onu ertelemeyi istemedim. O yüzden bir üniversiteye kapağı atayım gibi bir hevesim vardı. O yüzden doğuş üniversitesini kazandım bilgisayar mühendisliğini 2000 yılı sanırım. Ama şey yapamadım devam edemedim çünkü ilk sene dersler devam istiyormuş işte inkılap tarihinden falan kaldım. Yani bilgisayar mühendisliğinde tabi banada bir müsamma göstermelerini istemedim açıkçası. Öyle bir şey oldu aslında ben yani 4 yıl sürekli doğuş üniversitesinde kalmışlığım vardır yani arka arkaya. Onu da başarısızlıklara ekleyebiliriz. Ne oldu? 2001 yılında Microsoft’tan bana iş teklifi geldi 2001’de. Benimle konuştular yazıştılar e biz sizi buraya almak istiyoruz tamam gelin hangi üniversite mezunusunuz?. E ben üniversite mezunu değilim. Aa sizi alamayız işte Amerikan hükümetinin vize uygulamalarından dolayı dediler. Gidemedim “Microsoft’a”. 2001’de ve yine devam ediyorum yazılım geliştirmeye devam ediyorum seviyorum sözlük büyüyor bu arada.

2001 yılında ben artık sözlükten para kazanmaya başlıyorum. Şimdi sözlük başarılı değildi o zamanlar yani başarılı derken para kazandırmıyordu bana, benim niyetim 88 yılında “SSG”yi bulurkenki niyetim yazılımdan para kazanayım bir yandan sevdiğim işten para kazanayımken 2001 yılında birşeyler yapmak gerektiğine kara verdim ve amazon linki koydum. Başlıkların yanında Ekşisözlüğe girdiğinizde eğer bir kitap başlığına giriyorsanız yanında bir kutu içinde bu kitabı satın al linki çıkıyordu ve ordan basıncada amazondan satın alırsanız kitabı bana komisyon ödüyordu.Bu sayede 1 yılda 11 dolar kazandım.Yani onun da doğru bir yol olmadığını anladım.

Hani o şekilde saat bile alamadım kendime. 2002’ye geldik. Bu sefer hadi kitap çıkaralım oldu. “Ekşisözlük” kitabı çıkardık. O ne kadar bastık hatırlamaya çalışayım şimdi yanlış bilgi de vermek istemiyorum aslında çok da basmadık kabaca 4 bin tane mi?

Soru: Ekşi adı nereden çıktı?

Sedat: Ekşi adı mı? Şimdi ekşi sourtimestan geliyor. O dönem kız arkadaşımla yaptığımız bir site vardı sourtimes adında, adınıda Portishead’in bir şarkısından koymuştuk sourtimes diye. Sour ekşi demek.Sözlüğe isim düşünürken sitenin alt bir bölümü olarak düşünmüştüm ben “Ekşisözlüğü” yani ana esas kısım olarak düşünmemiştim.

Böyle de birşey var diye “Ekşisözlük” koymuştum. O yüzden bana doğal gelmişti ismi bir kaç isim daha düşünmüştüm ama o en içime yatan olmuştu öyle yani ekşi ordan geliyor. Sonradan ekşiye anlamlar biçildi aslında yani üzerine işte bilginin ekşidiği yer gibi felsefe biçildi ama çıkışı çok daha basit yani ekşiden geliyor. Sözlüğü yazdığımda “Wikipedia” yoktu. “Everthing to” diye benzetilen bir site var, o yoktu. Dougles Adams’ın bu bahsedildiği otostopcunun galaksi rehberi diye kitabın yazarının geliştirdiği bir site var, o henüz yoktu. Onlar mevcut değildi. Vardı birşeyler aslında vikiler vardı vikipedia yoktu ama vikiler insanların serbestçe girdikleri ama belli bir bilgi kaynağı amacı gütmeyen siteler vardı. Tabiki Vikipedia sözlükten arak değil bunu biliyoruz.

Sedat: Şimdi sözlük fikri bir anda kafama düşmedi elma gibi ama. Nasıl oldu? Ben başladım95 yılında hitinette bbslere girmeye başladım. Oralara yazılar yazmaya başladım. Yazdığım yazılarda da yazıların içinde bakınızlar veriyorum ama olmayan şeylere hani saçma sapan bir sözlükte bulmayı tahmin edemiyeceğiniz türden şeylere bakınız veriyorum.

Ama bu da bana komik geliyor. Mizah yazılarının içine öyle şeyler koymaktan hoşlanıyorum. Bir ara o yazıları yazarken şunu düşündüm. Ya böyle bir veritabanı olsa ve içinde aklımıza hayalimize gelebilecek herşey bulunabilse diye aklıma geldi. Sonra ya imkansız böyle bir şey ha ha ha deyip fikri kenara atmıştım. Sonra 97 yılında Dougles Adams’ın otostopcunun galaksi rehberi kitabını okudum. Yabancı kaynak olarak bunu gösterebiliriz.O kitapta da tam olarak buna benzer birşeyden bahsediyor. Yani kainatta herkesin içine girdiği bir bilgi kaynağından bahsediyordu. Fikir çok ilginç gelmişti ama hani hiç sözlükle eşleştirmeye çalışmıyorum kendimi öyle birşey yapayım diye bir derdim yok. Sonra 98 yılında işte mizah yazıları yazmaya devam ediyorum bu sefer webden ama her seferinde yazıyı yazıp sonra siteye onu ftpden upload edip sonra onu işte çıkarmak etrafına falanda tasarım koymak zor gelmeye başladı. Ya bunun bir altyapısı olsa işte bir program, ya programcı olduğumu fark ettim bir anda böyle şeyler yapabiliyorum.Onu oturup öyle bir şey yaparken bir anda o geride yaşadığım tecrübeler tak çat kafama oturuverdi. Böyle bir şey de olabilir, bakınızlar da olabilir içinde diye. Oradan konsept çıktı ortaya sözlük konsepti.

Sedat: Kitap 4 bin sattı. Nispeten ona başarı diyebilirim. Oradan ne kadar kazandık? Ve kitaba katkıda bulunan editörlere de telif ödemiştik, ona rağmen bu günün parasıyla sanıyorum 1 milyar elimize geçmişti. Ama o da beni bir yıl götürmedi. Yani o da çok cüzi bir meblaydı. Sonra 2003 yılında bir şey olmadı öyle kayda değer. 2004’e gelelim ben yine “Microsoft’tan” teklif aldım. Bu sefer. İlk bulmaları beni “Brainbench” diye bir sertifika vardı. İlk başta bu programlamayla ilgili sınavlar yapıyordu. Sertifika veriyordu soruları doğru cevaplayanlara. Ben onların hepsinden iyi puanlar almıştım. Bütün programlama dillerinden o dikkatlerini çekmiş sanırım ordan ulaştılar. İkincide ben cv’mi “Microsoft’a”yollamıştım. Ama öyle ciddi bir niyetim yoktu. Ya bi yollayalım bakalım nasıl olur falan diye. Geri döndüler sonra beni telefonla aradılar ondan sonra İstanbul’a geldiler. İstanbul’da görüşme yaptık. Sonra teklifle geldiler. Orada ona da değinmek isterim aslında Microsoft’la da görüşmemde de 2004 yılında yaptığım Microsoft’la olan görüşme de çok kötü geçti. Vay yine başaramadım deyip kenara koymak üzereyken adamlar biz sizle çalışmak istiyoruz dediler. Ben çok şaşırdım yani, o beni şu açıdan şaşırttı. Soruları doğru yanıtlayamamıştım bana sordukları. Ama anladım ki orda adamların aradıkları şey doğru yanıt değil senin o probleme nasıl yaklaştığın hani çözmek için. Sanırım onun etkisi oldu diye tahmin ediyorum. Sonra ne oldu 2004’te Microsoft’a gittim ve benim için sözlük artık sadece uzaktan bakabildiğim işte arada bir girebildiğim bir yer oldu ister istemez. Zaten hobimdi ama Microsoft’a ki iş yoğunluğu da çok fazla olduğu için çok fazla kendimi sözlüğe angaje edemiyordum. Kenarda bir proje olarak kalmıştı ve bundan hiç memnun değildim açıkçası hani benim niyetim o değil. Ama diğer yandan da sözlük popülaritesini korumaya devam etti. Reklam almaya başladım ben ne zaman? 2004’te banner reklamları almaya başladım. Ve burdan ciddi bir gelir kazanmaya başladı. Ama yine beni geçindirmeye yetmiyordu. Ne zaman oldu bu kırılma noktası? 2007’dir belki, 2007 yılında artık “Microsoft’a”kazandığımdan daha çok sözlükte kazanmaya başladım.

Bu bir anda bir ampül yanıyor,artık ben hani kendi projem kendi yapmak istediğim şey. Bunda para kazanmak istiyorum. Bununla ihtiyacım olan şeye ulaşmışım. Bunu neden şimdi gidip yapmıyorum? Düşüncesi o zaman kafama oturmaya başladı. Bu başaldıktan sonra insan artık Microsoft’ta çalışıyor, Microsoft’ta çalışıyorsun, hani Windows ekibindesin, Windows kodlarıyla uğraşıyorsun hani pek çok programcının burda programcı olanların eminim dediğimi anlarlar. Pek çok programcının görmek istediği şeyler hani bunlar windows kapalı kod yazılım çok güzel yani çok gurur verici bir şey Microsoft’ta çalışmak ama diğer yandan o kadar daha ağırlık basan bir şey var ki benim için yani yıllardır sürekli uğruna başarısız olduğum bir şey var yani. Buraya kadar 93’ten beri her yıl sürekli anlattığım artan başarısızlıklar var. Ve bu noktaya gelene kadar harcadığım efor, yıkılan rüyalar, kaybolan ümitler bunlar . Bunun üzerine ben de bunu ciddi olarak düşünmeye başladım. Ben döneyim bu işi yapayım artık bu iş beni geçindiriyor. Ee ben o zaman kendi işimi yaparım artık diye düşündüm. İşte en son 5 ay kadar önce Microsoft’taki işimden ayrıldım. Türkiye’ye geldim. Şimdi niyetim kendi işimi burda devam ettirmek. Bu işin şu kısmı bunları şundan anlattım biraz. Başarısızlık biriktiği zaman çok faydalı olabiliyor bazen yani bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü bazen insanlar kendilerini sonuca o kadar çok endeksliyorlar ki sürecin kazandırdıkları yani ben her başarısızlığımda her hatamda yeni birşey öğreniyorum. Kendime yeni bir şey katıyorum. Bunun ne kadar önemli olabileceğini göz ardı edebiliyorlar ya da küçümseyebiliyorlar o yüzden bunları anlattım yani 93’ten beri ne kadar başarısız görülebilecek şeyler yaptım. Ama bunların bir yandan da bana ne kadar çok şey kattığını söylemek istedim. Öyle şimdi geldim buradayım “Ekşisözlüğü” geliştiriyorum. Ya bu arada “Maykrosoft” diyorum. O da ağız alışkanlığından “Maykrosoft ” “Microsoft” çok fark etmez. “Microsoft”çok güzel bir ortam yani “Microsoft’u” terketme bilinçli bir karar olarak çok zor bir karar onu söyleyebilirim yani. Birincisi mesai saatleri yok, SSK’yı ödüyorlar,dolgun maaş. Yani hakikatten şaka bir yana gerçekten verdikleri çok fazla hani şimdi saysam neden geldin diye beni dövmeye falan kalkarsınız o kadar güzel bir ortam. Çok rahat, en önemlisi de beni çok şoke eden daha doğrusu kendime gelmemi sağlayan şey “Microsoft’ta” herkes çok iyi yani herkes çok akıllı. Şimdi öyle bir ekip beklemiyorsunuz. Ya bu windows gibi yazılımı yazan adamlar ne kadar süper olabilir. Ha böyle bir kafayla gidiyorsunuz “Microsoft’a”. Ama geldiğiniz zaman oraya gittiğiniz zaman herkes çok süper ve herkes çok zeki hani anlıyorsunuz ki orada problem insanlarda değil. Problem çok büyük bir yazılım var ortada dünyanın belki en büyük yazılım projesinden bahsediyoruz. Ve bunun hakikaten yönetilmesi ve organize bir şekilde düzgün bir hale getirilmesi çok zor bir iş ama benim etrafımdaki insanlar kiminle tanıştıysam adam ne kadar zeki, ben kendimi orda çok şey hissettim hani ne diyeyim sıradan hissettim. Halbuki burda böyle süper bir adamsın çok iyi kodluyorsun. Böyle bir poh pohlamayla gidip orda bir anda vay herkes süper. Beni o çok şaşırttı haliyle. Ama diğer yandan da çok hoşuma gitti hani ceday akademisine gitmiş gibi orda etrafında ustalar var süper insanlar var. Orada da çok şey öğrendiğimi düşünüyorum hani hem çalışma ahlakı oradaki insanlar çok iyi insanlar buna inanın yani o açıdan çok memnunum orda geçirdiğim vakitten. Çok şey öğrendim hem teknik anlamda kendimi çok geliştirme fırsatım oldu, hem iş yönetimi, takım çalışması, nasıl güzel çalışılır o konuda çok güzel bir tecrübe edindim. Belki tek eksik gördüğüm şey çaycımız yoktu ya gidip çayımızı kendimiz alıyorduk. O benim için çok rahatsızlık oldu. Onun dışında iyiydi çok memnun olduğum bir tecrübeydi. Hakikaten yani benim için Türkiye’ye gelip kendi işimi yapma konusunda bu kadar büyük bir isteğim olmasa asla bırakmayacağım bir yer diyebilirim. O kadar güzel bir yer olduğunu söyleyebilirim.

2nci video
Bu ilk aklımıza gelen şeylerden biriydi ya bunun İngilizcesini yapsak, tam o dönemde itiraf.com kendisinin İngilizcesini yapmıştı. Confenalme.com diye. Ama şöyle bir problem var “Ekşisözlük” site yapısı itibariyle çok fazla kültüre yapışık durumda omurgasından bağlı gibi düşünebiliriz Türk kültürüne. Kolayca yani sadece yazıları İngilizce yaptın ve al sana işte dünyanın en güzel projesi gibi bir şey olması o yüzden mümkün değil bence.En başta Türkiye’de çok önemli bir ihtiyaca hizmet etti dönemi boyunca. Yani bu hem konuşma özgürlüğü çünkü benim tayinim ona da değinmek istiyordum zaten. Konuşma özgürlüğü konusunda o kadar alışmamışız ki insanların fikirleri yüzünden siteden atılmamasına sözlüğün bunu yapması bir insanın belli bir fikre sahip diye atmıyor olmamız. Şaşırtıcı bir ilgi gördü. Çünkü insanlar onu beklemiyorlar yani ben böyle diyorum bu fikri savunuyorum o zaman uçarım kesin admin beni sevmiyor falan. Ya böyle birşey çok sık rastlanıyor özellikle IRS kanalları varken ordan kicklenmeler falan o tür şeyler çok oluyordu. Sözlük bu açıdan değişik bir yaklaşım gösterdi. Çünkü ben en azından belli bir ideolojiyi savunmak için onun tersini savunanları uzaklaştırmanın doğru olmadığına inanıyorum. Bu en başta sizin savunmanızı zayıflatan birşey çünkü karşı argümanları dahi çürütmeye cesaretiniz olmadığını gösteriyor. Yani siz anca fikriniz kimse ellemezse doğru. Yani öyle bir şey yok. Fikriniz her tür karşıt görüş karşısında ayakta kalabiliyorsa doğru olandır. Yani o yüzden bence çok önemli zenginleştirmek açısından. O da “Ekşisözlük’ün” popilaritesini etkileyen bir unsurdur diye tahmin ediyorum. Hizmet ettiği bu amaç. Şimdi bu hizmet ettiği amaç yurtdışında çok daha rahat Amerika’da mesela site kapatma çok nadiren olan birşey ve çok specifik sebeblerden olan şeyler. Bizdeki gibi şimdi yüzlerce site bir anda kapatılıyor binlerce belki. Şu anda ben bilmiyorum telekomunikasyon iletişim başkanının ne kadar site kapattığını ama eminim binleri geçmiştir yani. Bence dergi halen çok gerekli bir ihtiyaç bilmiyorum kaç kişi okudu ama. Siyasi hiciv konusunda çok fazla “Leman” kültürüne endeksli gittiğimizi düşünüyorum.Ekşi dergi bu açıdan çok güzel çok taze bir çizgi yakalamıştı. Ama onu tabi yani basılı medya bizim için çok yabancı bir ortam yani biz işimizi internette yapmayı biliyoruz. Takma adımızın arkasına saklanan insanlar olarak tek bildiğimiz yol onu internette yapmak. Şimdi bunu düşününce basılı medyanın kendi koşullarıyla baş edemeyip devam ettirmemiz normal diye görüyorum. Ama online yapılsaydı bence daha iyi olabilirdi. O konuda da sürekli o fikri geliştirmeye çalışıyoruz yani onu tekrar online yapabilir miyiz gibi. Onun üzerine konuşuyoruz. Bu o zaman aslında ben Başak’ı çağırayım. Sözlüğün avukatı aynı zamanda kendisine vereyim o açıklasın bunu.

Başak: 2004 yılından beri Sedat’la tanışığız o zamandan beridir de hukuki işlerle az çok ilgileniyorum. Ciddi anlamda 2007’de para kazanmaya başladıysada 2005’ten beri başı belaya girmeye başladı sözlüğün. O açıdan hani popularitesini kazanmadan evvel hukuki danışmanlığa ihtiyacı olmuştu. Öyle hatırlıyorum. 2005’te bir ceza davası Türk Telekomla ilgili öyle bir şeyimiz olmuştu. 2005’e kadar herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Yaşandıysa da ben 2004’ten sonra bildiğim için daha öncesini bilmiyorum. Sedat’a sorarız. Yaşanmamış.

Sedat: Şimdi biz hep bir hukuk danışmanlığı almadan önce hukuki konuda başımıza gelebilecek dertleri engellemek bertaraf etmek için biraz fazla fikir özgürlüğünü ihlal edecek bir derecede elemeden geçiriyorduk yazılanları. Aslında o dönem çok daha fazla şeyi siliyorduk. Ben açıkçası hukuken neyin problem olup olmayacağını bilebilecek bir insan değilim. Çünkü ne yargıtay kararlarına erişimim var ne de yargıtay kararı diye bir şeyden haberdarım o zaman ne de hukuk mevzuatı ne de mevzuata hakimim dolayısıyla tek yapabildiğim şey bu, benim başıma dert olur mu diye zar atıyordum yani basitçe ve bunu da mecburen biraz güvenli taraftan atıyordum. Yani mesela birisine beddua okumanın “Allah belanı vermesin” demenin yasal olarak bir sakınca doğurmadığını bilmediğim içinonlarıda kaldırıyordum. Bu bayağı bir sıkıntı oluyordu bence fikir özgürlüğü açısından. Ama hukuk hizmetini aldıktan sonra bu biraz daha azalmaya başladı. Çünkü neyin tam olarak sakınca oluşturacağını bildiğimiz için çerçeveyi geniş kesmek yerine tam yerinden kesebilir olduk. Öyle bir fark oluşturdu. Onu açıklamak istedim.

Başak: O hali de daha tatmin edici olmuyor hala çok fazla şikayete ve eleştiriye tabi kalıyoruz. Göğüslemekte zorlandığım oluyor. Ama yargıtay kararlarına da inanmakta zorlandığım oluyor açıkçası yani en basitinden okulda olay çıkarmış birine okul müdürünün terbiyesizlik etmeyin gidin buradan demesini hakaret olarak alan en son bir şey çıkmış. Hakaret olarak algılanması gerektiğine karar çıkmış. Çok yeni bir karar değil ama ben şaşırdım yeni gördüm çünkü. Ben her seferinde bunu şikayetçi yazarlarla paylaşmakta da zorlanıyorum çünkü çok fazla şikayet geliyor. Günde 20-30 tane 40 tane şikayet eden kişinin olduğu zaman oluyor. Ve hepsine teker teker sizin söylediğiniz doğru ama aslında uygulama şöyle falan demekle uğraşamıyorum. Bazen de terslediğim oluyor hatta. Varsa aranızda kusura bakmasın. Sedat’ın biraz önce beddua okumakla ilgili anlattığı şey bizim aslında Sedat’la iş ilişkimizin başlangıcı da aynı zamanda. Ben Recep Tayip Erdoğan için “Allah belanı versin” demiştim. Sedat’ta benden

Burak: Sorun olur mu?

Başak: Olmaz hayır. Ben hala diyorum. Merak etmeyin. Ya ben diyorum sorun değil. Herhangi bir siyasetçiye değil, herhangi bir insana böyle demenin bir sakıncası yok. Bu konuda yerleşik yargıtay uygulaması var zaten. O konuda sorun yok. Sedat bana dedi ki ileride sorun çıkarsa iletişim bilgilerinizi alabilir miyim dedi. Ben de baro sayfasındaki linki göndermiştim. Ordan biraz kavga döğüş tanışıklık başlamıştı. Ama çok iyi oldu hani bu günlere iyi geldik diye düşünüyorum. Şey çok uzatmayayım Sedat’ın programını kesmek açısından keyifle dinliyorum.

Bu arada gerçekten bilmediğim şeylerde öğrendim bu arada. Bu kadar başarısız olduğunu bilmiyordum J. Yeni bir dava açtık aslında 1 sene kadar önce dilekçesi yazılmıştı. Ben bir kısım camiada tanınmış arkadaşlardan da katılım beklediğim için vekalet göndermelerini beklediğim için şey yapamadım. Davayı vermedim yani davayı açmadık bayağıdır bekliyoruz ama daha fazla bir katılım olmayınca biz 4 kişi Sedat ben ve Ekşideki moderatörümüz başbakanlığa ve adalet bakanlığına öyle bir sembolik dava açtık. Yeni bu Pazartesi günü açtık. Ya aslında idarenin hizmet kusuru falan da biraz çokta idare hukukçusu gibi konuşmayayım ama, şimdi derdimiz şu bir yol açmaya çalışıyoruz. Tutucağından da emin değilim. Fakat şunu diyoruz. Bayağı bir uzun dilekçe onu da paylaşmayı düşünüyorum bir makalede,ulaşabilirsiniz herhalde yakında ama tam dilekçeyi paylaşmadım. Şimdi bakarsanız. 5651 sayılı yasanın teklifi kabulü falan orasını hepsini geçtim. Uygulamasında da sorunlar var. Onun haricinde 5651. yasa esasen internetteki bütün kapatmaları da düzenlemiyor. Bakarsanız hani sadece bir kısmıyla ilgili internetin başka kısmıyla fikirsel kanun işte medeni kanunlar çerçevesinde ilgileniliyor. Ve sitelerin icabına da bakılmaya devam ediliyor. 5651 çerçevesi dahilinde kapatılan işte 6 binler civarı sayın 6 binler civarındaki site haricinde sayısını bilmemizin çok zor olduğu ve bir sürü daha kapanmış site var. Miyop kapatmalar oluyor. Farmville hikayesi falan hatırlamıyorum. Yok o şeyle ilgiliydi sanıyorum evet. Zynganın poker oyunuyla ilgiliydi. Bunlarla ilgili olarak benim genel olarak gördüğüm şu 1 tane hiç bir şey bilmeyen avukat, 1 tane hiç bir sey bilmeyen hakime hiçbirşey bilmediği bir konu hakkında bir şeyler yazıyor sonra hiç bir şey bilmeyen bir bilir kişi çok da uzatmayacağım hiç birşey bilmediğini ilk satırda anlayacağınız saçma sapan bir rapor yazıyor. Bu hiç bir şey bilmeyen insanlar toplanıyorlar alakasız alakasız siteleri kapatıyorlar. Yani mesela alibaba.com sitesinin neden kapatıldığını bir bilseniz. Tarafların talep etmediği halde duruşmada hakimin kapatmaya karar verdiğini görseniz. Çok ilginç yani şimdi bunları, ben kapatma gördükçe hemen ben gidiyorum ya ofisten bir arkadaşa rica ediyorum muhakkak dosyasını inceliyoruz. Genelde de saçma sapan şeyler oluyor.Bunun gibi şimdi burada anlatsam çok vaktini yiyeceğim. 1 taneside şudur; plan bütçe komisyonunda ulaştırma bakanlığı 5651 sayılı sansür kanunu internette sansür kanunu falan diye bir tabir kullanmış bütçe yani kanunlaşacak metinde onu bile yazdım çünkü hani çok şey var. Süreç tamamen bilgisiz kişiler yetkinlikten uzak kişiler tarafında takip ediliyor. Ve çoğu zamanda aslında sitesi kapatılan kişinin savunma hakkı sınırlanmış oluyor.Türk Telekomunikasyon tarafından yapılan uygulanan kapatmalarda neden kapatıldığı bile yazmıyor. Yabancı bir ülkeden yayın yapan bir sitenin Türkiye’deki bir sitesine neden erişilemediğini anlaması çok zor oluyor. Bu arada bunun gibi aksaklıkların bütünü bir yandanda aslında size idarenin kusuru olarak yansıyor. Biz burdaki insanlar olarak burda bilmem farkında mısınız? Haberleşme özgürlüğünden fikir özgürlüğünden yoksun bırakılıyorsunuz. Bunlara bizde tabi tabi ya ben vikipedia kapansa bir sürü şeye ulaşmaktan yoksun kalacağım, “Ekşisözlük” kapandığında çok önemli bir haberleşme kaynağımı bilgi kaynağımı kaybediyorum. Ki zaten wordpress kapandığında 6-7 ay belki böyle bir imkandan yoksun kaldık. O yüzden yani ben burdan çıkarak, yani benim çıktığım nokta şu an şu siteyi kapattın şu siteyi kapatmadın değil. Ben vatandaş olarak siz saçma sapan hakimler hakim kararıyla saçma sapan bilir kişi raporlarıyla sonuç alıp onu bile doğru düzgün uygulamadığınız için. Haklarımdan mahrum kalıyorum bunu bana tazmin edin diye manevi tazminat davası açtık bu tamamen sembolik bir dava, eğer olurda idare mahkemesi bizi haklı görürse bu sefer hepinizin dava açma hakkı olacak. Onu denemeye çalışıyorum olurda tutturursak. Hepimiz ünlü oluruz arkadaşlar.

Sedat: Başak’la bizim hukuk danışmanlığı ilişkimiz şöyle başladı. Henüz sözlük para kazanmıyorken Başak bana kendi vaktinden çalarak sözlük için hizmet verdi bir süre. Yani bu 1 yıl kadar sürdü sanırım. Belki de 1 yıldan fazla sürdü.

Bu sayede belki biz bir çok davayı atlatma şansı bulduk. Aynı zamanda fikir özgürlüğü konusunda daha güzel çerçeve çizme fırsatı bulduk. Bu konuda hiç bir zaman baskıcı olmadı. Cebini açsan da gibi bir şey de demedi. Bu da beni çok etkiledi.

Çünkü Türkiye’de hakikaten alışık değilim böyle bir yaklaşımı insanlardan görmeye o beni çok şaşırttı ve açıkçası ben onu bir karşılık olarak görüyorum bir yandan. Aynı zamanda beraber çalışmayı da çok sevdiğim bir insan. Ya bunu sabitleştirmek için ortak olması da gerekiyorsa ortakta olsun tabi ki. Ondan mutluluk duyuyorum yani ortak olmasından. Kendi hukuk bürosu var. Ben hizmeti onun hukuk bürosundan ücreti mukabelen almaya devam ediyorum. Yani bir ortaklık yaptık. Bizi görürsün diye de bir şey yok tersi yönden.Hatta indirim bile yaptığını söyliyemeyeceğim J.

Burak: Peki bu davanın sonucu ne zaman alınır?

Başak: Davanın sonucunu ya yeni açtık. O yüzden şu anda bir şey söylemem çok erken ama

Burak: 1 yıl sürer mi?

Başak: Sanmıyorum idari davada daha kısa sürebilir yani. Ben hemen reddedilir diye bekliyorum. Yani şimdi şöyle arkadaşlar yani idare mahkemeleri normal hukuk mahkemelerinden daha farklı bunu söylemek çok şey değil. Bunun için bir dayanağım yok ama uygulamalarda aldığımız kararlara baktığımız zaman bazı mesela zamlar falan gibi hani böyle kamuoyunu hani tamamen etkileyecek kararlarda çok şey olabiliyorlar adil olabiliyorlar ama bunun gibi böyle sonucu infiale yol açacak konularda biraz daha dikkatli davrandıklarına bir kaç kez şahit oldum. O yüzden hani böyle bir daha haklı görülse bile sonucun herkes tarafından dava açılıp herkes tarafından tazminat alınması şeklinde gideceğini görüp belki takdiren yani bu tabi hiç bir zaman kağıt üzerine böyle yazılmaz. Sadece bu kendileri böyle düşünebilir diye tahmin edip reddedilmesi ihtimalini yüksek görüyorum ben açıkçası.

Başak: Yani şimdi o kadar saçma şekilde internet sitesi kapatma kararları çıkıyor ki müdahale edip orada açtırmak kolaylaşıyor. Orada 2 gündür hakimle konuştum. Bir hata yaptıysak düzeltiriz ben anlamıyorum bu işlerden dedi. Anlamadığı işte kapatmayla ilgili karar veriyor ilginç. Neyse. Mesela ben şunu başarı görüyorum kendi adıma o hakim beyle bu süreci yaşadıktan sonra başka başvurularda sadece sakıncalı içeriğin çıkarılması diye karar vermeye başladı. 3.asliye galiba daha önce site kapatmaya karar veriyorken benim o anlamda hukuk camiasına bir faydam oldu. Bir şey daha oldu. Bana kapatma denk gelmesinin sonucu olan birşey diye düşünüyorum. Ben avukatım başka talepler doğrultusunda bazı sitelerin ıvır zıvır şeyleri için değil çok daha ciddi şeyler için kapatılmasını talep etmekte mükellefim müvekkilim istediği vakit. Talep ediyorum kabul etmiyorlar artık. O anlamda şeyi görmeye başladım mesela ben çok eleştiri aldım. Hukuk camiasından 5651. yasanın 9.maddesi var, içeriğin çıkarılması eksik bir usuldür ama normal kapatma kararı vermek yerine direk oradan gidilmesi lazım diyordum şimdi mahkemelere baş vurduğumuzda siteyi kapatın diye diyor ki 5651 sayılı yasa var sen git ordan sulh ceza mahkemesine işte bilmem neden iste o olmazsa ondan sonra düşünürüz diyor. O anlamda yani bir işe yaradı herhalde sürekli şey yapmamız.

Başak: Cebinden para çıkan herkes neden bu para benden çıkıyor diye düşünür. Benim şahsi fikrim o. Yani siz gidipte hükümeti veya şeyi böyle komisyon kuralım gidelim konuşalım yok internet kurulu bilmem ne hepsi hikaye. Siz yaptığınız düzenlemenin bütçenize zarar verdiğini görmediğiniz müddetçe kendi dünya görüşünüzle de örtüşüyorsa yanlış olduğunu düşünmezsiniz. Benim şahsi fikrim bu yani Avrupa birliğine aday bir ülkenin çıkaramıyacağı bir yasadır 5651 sayılı yasa bu kadar herşeyimize onların bütün uygulamalarıyla direk çevirerek koyuyorken yürürlüğe internetle ilgili olarak tamamen bunu tersine gidildi. O yüzden ben bu konuda hükümetin meclisin iradesini canları yanmadan değişmeyeceği düşüncesindeyim Avrupa birliğinin ilerleme raporlarına giriyor. Benim şu şikayet ettiğim konular ona rağmen hiç bir gelişme yok. Bizim lehimize.

Sedat: Siteye saldırı sürekli oluyor yani sadece organize saldırılardan bahsetmiyoruz. Yani insanlar sırf bir siteye nasıl saldırılır diye denerken sözlükte deniyorlar akıllarını komik. O yüzden de mağduruz. Şu anda sözlüğün frameli hali hala 99’dan kalan bir yapı ve günümüz web sitelerinde kesinlikle tercih edilmeyen işte arama motorlarındaki sıralamasında ciddi anlamda olumsuz etkileyen birşey bizim hala onda kalmamız şundan dolayı; daha iyi bir ara birim çözümü henüz düşünmüş değilim. Bende yeni geldim. Sözlük üzerine çalışmaya yeni başladım. Ama bir modernizasyon düşünüyorum. Ama onun dışında görsel eklentiler şunlar bunlar bu tamamen benim ihtiyaç üzerine başlatacağım şeyler olacak ama açıkçası görsel media zaten çok zengin olarak mevcut internet üzerinde.

Sedat: Bir insasnın gizli reklam mı yapıyor yoksa onun samimi fikri mi konusunu ayırt etmek mümkün değil. Tepeden bir otoritenin denetlemesi ve senin fikrin reklam senin fikrin değil şeklinde ayırması yerine insanın okuduğu içeriğe eriştiği içeriğe eleştirel bir gözle bakarak onu daha iyi fikre eğebilmesi daha önemli, o yüzden sözlüğün en altında burada yazan hiç bir şey doğru değildir gibi bir ibare var. En başta insanların okuduklarını kendileri özümseyebilmeleri kendilerini filtrelemeyi bilmelerini istiyoruz yani o tercihi okur bilinçli olarak yapabilmeli. Onun reklam olduğunu düşünüyorsa o şekilde bir katagoriye koymalı kendisi.

Rekabetimiz, ben onu rekabet olarak düşünmüyorum.Hani o da bir ihtiyaca hizmet eden birşey mesela sözlükteki yazar alımları çok yavaşladıkları için insanların sözlük gibi bir mecrada yani o formatta öyle bir yerde yazma ihtiyaclarını karşılayan oluşumlar ben bunların ortaya çıkmasını çok doğal buluyorum.Ayrıca üzerimden büyük bir yük kaldırdığını düşünüyorum. Çünkü ben bu siteyi yaparken zaten dünyanın tek sözlük sitesi olarak tepede bir yerde kalıp hani o sorumluluğu sırtımda taşımak gibi bir niyetim yok. Hatta ben onu çok daha kırılgan buluyorum. Hani bana bir şey olsa sözlük konsepti benimle beraber olarak tarihe mi gömülecek hani. Bu yüzden klonların, klon dediğimiz sitelerin varlığını çok faydalı buluyorum. Yani onların da hizmet ettiği bir amaç var. Hatta ve hatta hani ileri götür mesela itü sözlük Türkçe harf desteğini Ekşisözlük’ten önce koymuştur. Kendileri de belli innovasyonlarla konsepti başka yönlere genişletebiliyorlar o da benim hoşuma gidiyor. Yani en azından bir şeyi alıp daha ileri bir yöne götürebilme çabası var. Yani ondan çok memnunum. Gidişattan.

Sedat: Öncelikle yaptığınız işi düzgün yapıp yapmadığınızı denetleme mekanizmanız çok güzel çalışıyor. Yani çok net kriterlere karşı değerlendiriliyorsunuz iş yaptığınız işin sonunda.Sizi mesai saatinizle kısıtlamak yerine projenin bitiş tarihi ile kısıtlıyor.Yani bunu siz isterseniz gün içinde 9’dan 5’tede yapabilirsiniz,ya da haftasonuda gelip çalışabilrisiniz bunu sizin ayarlamanızı istiyor.Aynı zamanda hayatınızla işiniz arasındaki dengeyede çok önem veriyor.Sürekli iş yerinde sabahlama gibi bir tempoyuda istemiyor.Yani o konuda sizi gerek eğitimlerden geçiriyor ve nihayetinde de yaptığınız işi zamanında yaptıysanız ne onlar size bir şey diyebiliyor hani performansınız konusunda nede siz onları ikna etmek zorunda kalıyorsunuz. Çok güzel denetim mekanizmaları var. Oturmuş süreçleri var o konuda.

Sedat: Ben sözlüğü hani belli bir kesime açma gibi bir niyetim yoktu. Herkes katılabilsin hani anlatmıştım ya 95 yılında düşünmüştüm işte herkesin içine yazabildiği böyle bir şey ve sonra Dougles Adams’ın kitabı yani oradaki konsey herkesten bahsediyor. Benim de birilerini hariç tutma gibi bir niyetim olmadı hiç bir zaman.Ama bir süre sonra formatla ilgili denetim yükünü karşılayamamaya başladım.Yani o kadar çok talep oldu ki bir yerde durdurmamız gerekti çünkü nasıl baş edeceğimizi bilmiyorduk. Mesela Vikipedia herkese denetleme yetkisi vererek bununla böyle baş ediyor. Bizim öyle bir süreçten haberimiz yok. Mecburen durdurmak zorunda kaldık durdurunca barın önünde biriken kuyruklar gibi burda ne var ne oluyor diye insanlar daha çok merak etmeye başladı. Ama niyetli olmadı hani bizim niyetimiz o değildi.

Sedat: Server Farmımız geçen haftaya kadar 1 makineydı. Yani tek makine üzerinde çalışıyordu.O asp tabanlı veri tabanı olarak SQL server kullanıyorduk. Hala öyle gerçi de şimdi 2 makineye çıktık. Gerçi bu güzel egzersiz olur. Çünkü sözlük ilk başladığından beri çok kısıtlı olanaklarla başladı hani ve track softun bize sağladığı bir makine üzerinde çalışan diğer sitelerin arasından kendimize bandwidth ve performans yakalamaya çalışıyorduk. O yüzden kod üzerinde bir çok optimizasyon yapmak gerekti. Bu iyi bir egzersiz oldu tek makineyle uzun bir süre idare edebildik. Şimdi 2 makineyle rahatladı iyi gidiyor.
Sedat: Ekşisözlük’ü zaten başarı olarak kendi kriterlerimde ancak maddi bir başarı olarak düşünebilirim beni geçindirebildiği için. Ama kendi açımdan hayalimdeki halinde olduğunu düşünmüyorum. ikincisi Microsoft’ta çalıştığım dönem yazılım geliştirmeye ara verdim. Çünkü çalışma sözleşmem gereği yasaktı başka yazılımlar geliştirmem o yüzden böyle bir imkanım olmadı.Dolayısıyla o dönem ara vermiş oldum. Ama şimdi tekrar geri geldim. Amacım yazılım geliştirmek sadece “Ekşisözlük’ü” geliştirmek değil.

Sedat: Ekşisözlük’ün tüm potansiyelini kullanabildiğini düşünmüyorum geliri açısından.yani Ekşisözlük’ün farklı modellerle, şimdi reklam bir model ama reklama dayanarak da gelirleri arttırmak tek çözüm değil. Ya farklı modellerle de gelirini arttırabileceğini bir yandan da bunu daha yayık daha dağıtık bir modelle de büyütebileceğini düşünüyorum. Onunla ilgili de çalışmalarımız olacak. Şimdi söylüyemiyorum ama ileride inşallah duyurabileceğim.

Sedat: Reklam verenler ya reklam vereceğiz ama bizi de rezil etmesinler gibi bir düşünce vardı. Ta ki aslında reklamı yapan şeyin zaten bu olduğunu anlayana kadar. Yani ordaki güzel olan şey eleştirilen olmak zaten yani kimsenin eleştirmediği şey zaten önemli değildir. Yani eleştirilen önemlidir ve göz önündedir. Güzel olan o zaten onun yarattığı dinamiğin zaten katkı sağladığını anladıklarından reklam verenler bu konuda artık hiç umurlarında değil. Hatta tam tersine destekliyorlar yani şuan bir reklam metni altında her türlü eleştiri yazılabiliyor sözlükte mesela . Çok serbet ve bu tam tersine ürünü daha çok ön planda tutan ve onu tam olarak objektif gözle görmenizi sağlayan bir enstrüman.

Sedat: Türkiye’yi seçmemin sebebi en baştan birincisi iletişim burada daha kolay. Çünkü Türkçe biliyor herkes o güzel ama onun dışında Türkiye çok bereketli bir yer şu anda yani düşünün Ekşisözlük’ün en çok takip edilen sitelerden biri olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Yani demek ki bu demek oluyor ki çok daha fazla yeni projelere yeni mecralara açık bir yer. Yani bu açıdan çok daha açık görüyorum ucunu Türkiye’nin yani Türkiye’de site geliştirmek bence şu anda çok iyi bir tercih olur. Ya o yüzden Türkiye’yi seçtim.

Burak: Çok teşekkürler Sedat, hepinize katıldığınız için çok teşekkür ediyorum.

19 Aralık 2009

Yorumlar